OSMANLI, TÜRKÇE VE YALANLAR

OSMANLI, TÜRKÇE VE YALANLAR

Av.Halil ALTIPARMAK

“Düstûr-u mükerrem, müşir-i mufahham; nizam-ül-âlem, müdebbi-ül-umûr-il-cumhur bil fikr-i-sâkib, mütemmim-i mehâmül-enâm, bir-rey-i sâib, mümehhid-i bünyan-ı devlet-i vel ikbâl, müşeyyid-i erkân-ı saadet-i vel iclâl, el mahfuf-i bis-sunuf-i avatif-i melikil âlâ, asakir-i nizamiyem müşiranından zaptiye müşürü olub birinci rütbe Mecidî ve ikinci rütbe Osmanî nişan-ı zîşanlarını haiz ve hâmil olan vezirim İzzet Paşa deâmellâhutaâlâ izlâlehu ve emir-ül ümeray-ı kirâm, bebîrül küberay-ül fihâm,

 zülkadr-i vel ihtirâm, sahib-ül izzi vel ihtişâm, elmuhtassı bimezidi inayet-il melik-il alâ Rumeli Beylerbeyliği pâyelûlarından Kıbrıs ceziresi mutasarrıfı ve Mecidî nişan-ı zişânının ikinci rütbesinin haiz-i hâmili Veysi Paşa damet meâlihi ve kidvetün nüvab-ü müteşerrin Magosa Naibi mevlanâ zîde ilmihu, tevki-i refi-i hümâyunum vasıl olacak malûm ola ki İbret gazetesinin muharriri Kemal Beyin bazı neşriyatı muzırraya iptidarı cihetiyle te’dib-ü terbiyesi lâzım gelmiş olduğundan kendisinin liecelütte’dib Magosa kalesinde kal’abend olmak üzere Kıbrıs’a tard-u nefyi hususuna emr-ü irade-i aliyyem müteallik olmuş olmağın, sen ki zaptiye müşiri-i müşarinülileyhsin, mumaileyhi memuru mahsusa terfikan kalebend olmak üzere hemen Kıbrıs ceziresine nefyi irsâle sarfı refiyyet eyliyesin. Ve, siz ki mutasarrıfı müşâr ve naib-i mumaileyhemâsınız, vusülünde merkumu kalebend olarak meks-ü ikamet ve mahalli ahara hareketine irade-i ruhsat olunmayub her halde firardan muhafazasına begayet i’tina ve dikkat ve bilâ ferman itlâkından münâcebet ve vusülünü dersaadetime tahrir-ü iş’ara mübaderet eyliyesiz. Tahriren fi yevm-il hâdî aşer min şehr-i safer-il hayr lisenet-i tisîne ve mieteyni elf.”

Bu yazı, 25 Haziran 1861 yılında yazılmış, Padişah Abdülaziz’in bir Fermanı. Yani, Saray’ın günlük, sıradan işlerinden biri ve yaklaşık sadece yüz atmış yıl önce.

Bu ferman, Zaptiye Bölük Ağası Süleyman Ağa tarafından Zaptiye Nazırı İzzet Paşaya gönderilecek. Nazır da, bu Ağayı Namık Kemal’i Magosa’ya sürgüne götürüp teslim etmek üzere görevlendirecek.

 Yukarıdaki Fermanı, bugüne kadar bizeTürkçe diye yutturmaya çalışanlara ne diyelim?

TÜRK MİLLETİ, ne pahasına olursa olsun bu uydurulmuş, kendisi ile ilgisi olmayan bu dili öğrenmedi ve kullanmadı. HELÂL OLSUN TÜRK MİLLETİNE!

Biraz Tarih Felsefesi yapabilirsekkurulduktan bir süre sonra Osmanlı Dönemimizde İKİ DÜZEN olduğunu görürüz. Biri, SARAY DÜZENi, diğeri ise, Devlet’in aslî unsuru olan, kuruluşundan itibaren Devleti sırtlayan, büyüten ve sonra Saray Düzeni tarafından pek fazla da görülmeyen Türk Milleti.

Uydurulan ve sonra da Osmanlıca diye de bir kulp takılan yukarıda örneğini gördüğümüz garip dil, Türk Milleti tarafından asla kullanılmamıştır. Hem de, okuma-yazma öğrenmeme pahasına! Yani, eğitimsiz kalma pahasına! Bu gerçek ortada olmasına rağmen, Saray, bu gerçeğe göre değil, kendi TÜRKÇESİZ gerçeğine göre varlığını sürdürmüştür.

Bugüne kadar, bu gerçekleri görmemeye, görsek de söylememeye çalıştık. Nedenleri ayrı bir konu olan bu durum artık mutlaka ortaya konmalıdır.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü, Yavuz Bülent BAKİLER gibi kişiler, maalesef, üzülerek söylüyorum ki, bu gerçekleri haykırmamız için vesile oluşturdular.

Cumhuriyet’e ve onun kurucu iradesine, sınırsız teşekkür, tarifsiz minnet ve sonsuz şükran duyulması gerekirken, Türk Milleti’nin asla kullanmadığı bu uyduruk dili yok ettiği üzerine söylenen yalanlara bizim artık yeter dememize sebep oldular.

Sanki, Osmanlıca diye bir dil olurmuş, sanki aileye, kişiye, zümreye bağlı dil olurmuş veya olsa da bir Millet tarafından kullanılırmış gibi, başka hesapları olanların yalanlarına dur demek gerektir artık.

MİLLETLERİN DİLİ OLUR.

Yani, tarihin kaydettiği en tanınmış Milletlerin başında gelen koca Türk Milleti’nin Osmanlıca diye bir dili olur mu?

Cumhuriyet’in kurucu iradesi, Osmanlıca uydurukçasını ortadan kaldırıp asırlardan beri kullanılagelen TÜRKÇE’Yİ, hem Devlet’in dili yapmış ve hem de Türk Milleti’nin okuyup yazması için yol açmıştır. Bir Türk çocuğu tartışacaksa bu temel üzerinde tartışacaktır. Cumhuriyeti kuran iradenin ne yapmak stediğini anlayacak ve yapılanların eksikleri, fazlalıkları varsa bunları tartışacaktır. Yoksa, BİRİLERİNE YARANMA ADINA uydurukçalarla TÜRK MİLLETİ’nin kafasını karıştırma gayretlerinden vazgeçecektir.

 

 

 

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

116 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi