AZERBAYCAN

AZERBAYCAN

Av.Halil ALTIPARMAK

Bugün elbette Azerbaycan yazacağız. Çünkü, gün, AZERBAYCAN, CAN AZERBAYCAN, KARABAĞ, CAN KARABAĞ deme günüdür. Hatta belki de geç kalınmıştır, ama, tarih denen aksakallı dede, bir konuda geç kalınmanın değil de hiç olmamasını daha kötü olarak bize söylemektedir.

 

Şimdi, 1990’ların başından itibaren bu süreci, kendi yaşadıklarımızdan da yararlanarak anlatmaya çalışalım.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte, 1990’ların başlarında, Namık Kemal ZEYBEK’in Bakanlığı sırasında, Bağımsızlığını kazanan Türkistan’daki Türk Devletlerinden binlerce öğrencinin ülkemize eğitim için gelmeleri sağlandı. Çukurova Üniversitesi’ne gelen öğrencilerden bir kısmının Adana Türkocağına gelmelerini gerçekleştirdik. Gençlik Kolu kurarak, bu gençleri görevlendirdik.

 

Bu gelişme üzerine daha da büyük projeler yaparak, Azerbaycan’da iş kurmayı planladık. 1998 yılında bu gençlerle, Azerbaycan Saray Reyonu(öyle söylüyorlardı, Bakü ile Sumgayt arasında) tatlı imalathanesi açtık. Amacımız, orada hem Azerbaycanlı gençlerimize iş kurmak, hem de oradan diğer Türk Ülkelerine geçip bir zincir oluşturmaktı. Ancak, istenen sonucu alamadık.

 

Sonuç alamadık, ama, öyle bilgilerimiz oluştu ki, bugün, Karabağ için verilen mücadelenin geç kalmış olabileceğini onun için yukarıda dillendirdik.

 

Bulunduğumuz Saray Reyonuna yakın bir ağaçlık alan vardı. Bu ağaçların arasında binlerce çadır gördük. Bu nedir diye sorduğumuzda, Karabağ’ın işgali ile buraya sığınan KAÇKINLAR (öyle söyleniyordu) olduğu söylenmişti. İnanılmaz kötü şartlarda sürdürülen bir hayat. Döndükten sonra, uzun yıllar takip ettim, o insanların şartlarıu nasıl oldu diye, düzelme olmadığı söylenmişti. Azerbaycan’ın bu insanları yerleştirmeye gücü yetmez mi? Bence, mesele bu değildir. Önemli olan, bu insanların geri Karabağ’a yerleşmeleridir. Önemli olan, bu durumun sağlanmasıdır. Bunun için de, KARABAĞ’IN ALINMASI ŞARTTIR.

 

Türkiye, bütün imkânları, bütün güçleri ve şartlar ne olursa olsun, AZERBAYCAN’ın yanında ve sonuna kadar yanında dimdik durmalıdır ve şu an ki görüntü de zaten böyledir.

 

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN muhteşem bir sözü vardır: TARİH, İHMALKÂRLIĞI AFFETMEZ.

 

Yani, Azerbaycan Türkü’nün yanında olmakta gösterilecek en küçük tereddüt, ihmalkâlığa girer ki, tarih de bunu affetmez.

 

TÜRK DÜNYASI gerçeği, Türkiye’de HERKESİN iliklerine kadar işlemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu gerçeğe göre hareket etmesi gereği kabullenilmek zorundadır. Çünkü, Emeni ve onun destekçileri konusu, sadece, KARABAĞ ile ilgili bir konu değildir. Hepimizi derinden ilgilendiren bir konudur.

 

Kâşif KOZİNOĞLU, Levent GÖKTAŞ, gönüllü Paşa Yaşar DEMİRBULAK, gönüllü Paşa Osman ILGAZ, Engin ALAN Paşalar Türk Devletlerinden başka birilerine emek verirler mi idi? Büyük Türk Lideri Ebülfeyz ELÇİBEY, bu kişilerle neden rahatça temas kurdu?

 

Ermeni saldırısı, Azerbaycan ve Türkiye’ye kurulan bir tuzakmış falan… Bunların hepsi doğru da olabilir. Bu görüşler, bu aşamada geçerliliğini kaybetmiştir. Çünkü, orta yerde, uzun zamandan beri süren bir KANGREN vardır. Bu kangren artık belli ki, İ-Yİ OL-MA-YA-CAK-TIR.

 

İyi olmayacağı kesinlikle belli olan bir kangren durumunda ne yapmak gerektir?

 

Şimdi, bunun cevabını verme ve buna göre davranma zamanıdır.

 

Bu arada, İRAN’A dikkat!

 

Bu konuda, bu haftalık bu kadar…

 

Mutlaka bu konuya devam edeceğiz.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları



An itibariyle ziyaretci sayısı:

139 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi