TARİH VE EKONOMİ

TARİH VE EKONOMİ

Halil ALTIPARMAK

Okurlardan, dostlardan bana sık sık şöyle istekler geliyor; Hukukçusun, bu konuda da yazsan olmaz mı? Ekonomistsin bu konuda da yazsan olmaz mı? Neden Tarih?

İsteklerde bulunanlara teşekkür ederim. Ancak, az da olsa, Ekonomik konularda yazdığım oluyor. Hukuk konusunda ise, ne yazayım diye her zaman kendime soruyorum. 

Yazılmamış yazısından dolayı gözaltına alınan gazteciyi mi yazayım? Hukuk’un üstünlüğü anlayışını uzun zamandan beri kaybettik, onu mu yazayım?

Her şey bir tarafa…

Sırası geldiğinde her konuda yazarız elbette!

Neden Tarih sorusuna cevap verebilmek için böyle bir giriş yaptım.

Tarih nedir sorusuna önceki yazımızda değinmiştik, tekrar edeyim: Bana göre, Tarih, Geçmişi Anlatan, Gelecektir.

Bugün okurlarımın tatmin olması için, İktisat Tarihi diyebileceğimiz bir konu anlatacağım.

Ülkemizde 1912(Bin Dokuz Yüz On İki) Senesi Bütçesi görüşülüyor. Bütçe 7 milyon altın açık veriyor. 32 milyon gider, 25 milyon gelir. Maliye Bakanı Cavit Bey; bu açığın olağan kabul edilmesini, ordunun masrafı ve donanmanın yeniden kurulması için buna mecbur olunduğunu anlatıyor. Bu nedenle bu açığın borçlarla kapatılmasının zorunlu olduğunu açıklıyor.

Manastır Milletvekili Trayan Nali Efendi de; Bir Devlet, dışarıdan borç buluyorsa, o devletin itibarı var demektir. Çünkü, Avrupa ve Amerika, maddî ve manevî gücü olmayan devletlere borç vermezler diyor.

Bu konuşmalar üzerine Sinop Milletvekili Hasan Fehmi Efendi şu konuşmayı yapıyor:

“evet, borç para almak, belli bir müddet ile sınırlı kalmak kayıt ve şartıyla ve belirli bir hizmetin yapılması için olmak şekil ve suretiyle belki mazur görülebilir. Fakat efendiler, biz öyle miyiz? Mahmut Nedim Paşa’nın bu memlekete bir acı ve çok kötü belâsı olan Dış Borçlanması, İstibdat devrinde de, maliyemizin başlıca işgal konusu olmuştur. Adeta biz, bir yerden borç para bulduğumuz zaman mesut oluyoruz. Fakat bunların torunlarımız tarafından nasıl ödeneceğini düşünmüyoruz. Sonra Efendiler, kapitülasyonlar çok kötü, hem maddî olarak hem de bağımsızlığımızı engelleyen bir belâ. Burası doğrudur. Fakat bir an için, bu kapitülasyonlar belâsının başımızdan def edilmiş olduğunu düşünelim. Netice ne olacaktır? Eğer bizim malî gücümüz, sanayi ve ziraatimizin gücü ihtiyacımızı karşılamaz ise, uygulamada düzene girmiş bir derdimizi ve yok edilmiş bir eksiğimizi görebilmenin hasretini kıyamete kadar bekler dururuz. Efendiler, bir devlet, diğer bir devlete çeşitli sebeplerle borç verir. Bu sebepler ya siyasî olur veya iktisadî ve ticarî olur, yahut da hepsini birden içerir. Borç alan millet ve devlet, kendisine neden borç verildiğini bilmeli ve bu sebebi mümkün olduğu kadar kısa zamanda ortadan kaldırmaya gayret etmelidir. Efendiler, her yapılan dış borç, bu sebeple, gerek millet, gerek devlet için bir ders özelliği taşır. Benim kanaatim, millet namına ve gelecek devirler için dış borç yapıldıkça bunların sebebini ayrıntılarıyla millet bilmeli ve tekrarından kaçınabilmek için neye başvurmak gerekiyor ise, bunu Amentü misali daima hatırında tutmalıdır.”

Sadece kendi Tarih tarifimi tekrar ederek yazımı bitiriyorum: TARİH, GEÇMİŞİ ANLATAN GELECEKTİR.

Not: 1912 yılında Mecliste söylenenleri bugünkü dile sadeleştirdim.  

Köşe Yazarları


BAK POSTACI GELİYOR-XXV
Cuma, 05 Haziran 2020
...
YA DEMOKRASİ YA DA TERÖR!..
Cumartesi, 13 Haziran 2020
...
TARİHÎ ve İLGİNÇ BİR BELGE
Cumartesi, 27 Haziran 2020
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

75 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi