NECDET ÖZKAYA AĞABEY- Efendi BARUTCU

   1970’liyıllar Adana’sının Necdet Hoca’sı, bizim neslimizin Ülkücü Necdet Ağabeyi 3 Kasım 2017’de Hakk’a yürüdü ve 5 Kasım 2017 tarihinde Adana Asri Mezarlığı’nda ebedi yolculuğuna uğurlanışının kırkıncı günü...

   Şüphesiz her nefis ölümü tadıcıdır ama bizim inancımıza göre ölüm, ‘hiçlik’ değil, ‘yokluk’ değil ; ‘’bir fani dünyadan ebedi âleme göçüş’’ tür, yeni bir hayatın başlangıcı, ruhun Allah’a kavuşmasıdır.

   Ülkücü, Türk Milliyetçisi, dava adamı, öğretmen, yüksek idareci, bütün bu insani meziyet ve idareciliklerinin üstünde gerçek bir ağabey…

   Necdet Ağabey’in Milliyetçi Ülkücü mücadeledeki yerini ve hayat hikâyesinin kısa bir özetini en küçük kardeşi değerli Mehmet Hayati Bey’in yazmış olduğu ‘’Posta Kutusu 546-İdealist Bir Neslin Hikâyesi’* isimli kitabından veya Necdet Ağabey’in kurucusu olduğu Adana Kültür Derneği’nin web sayfasından  (http://adanakulturdernegi.org) okuyabilirsiniz.

   Aslen Sivas Zaralı olup çocukluk ve gençlik yılları Van’da geçen bu Doğu’nun yiğit evladı hayatını her safhasında emsalsiz bir mücadele örneği vererek gerçek bir dava adamı şuuru ile yaşamıştır.

   Van Öğretmen Lisesi son sınıfında iken Seyyit Ahmet Arvasi Hoca’nın kısa süre de olsa öğrencisi olmuştur. İlk çocukluk yıllarından itibaren Milli İslami şuurla yetişen Necdet Ağabey’in fikri şahsiyetinin şekillenmesinde Seyit Ahmet Arvasi hocanın da ayrı bir tesirinin olduğu muhakkaktır.

   1962 senesinde Adana’ya Türkçe Öğretmeni olarak atandığında bugün çoğu Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş olan Faruk Akkülah, Mustafa Yılmazer, Ayhan Aksu, Sıtkı Keskin, Hülagü Balcılar, Mahmut Ünal, Recai Akalın, Yaşar İnanç, Hasan Çulhaoğlu, Ahmet Sofuoğlu, Ömer Şekerli, Veysel Erdem Bozdoğangil, Nurettin Pakyürek ve Rüstem Kocadurmuşoğlu gibi şahsiyetlerle birlikte Türk Milliyetçiliği mücadelesini yürütürler.

    “Doğunun bu mert, bu yiğit delikanlısı, bu genç ve ülkücü Türkçe öğretmeni; babacan, samimi tavırlarıyla kısa sürede Çukurova insanının da gönlünde yer etmiş, onların da vazgeçemeyeceği bir kişi olmuştu. Zaten vazgeçilmesi de çok mümkün değildir; çünkü o bu vatan coğrafyasını seven ve bu memleketin her insanının derdine derman olan koca yürekli biridir.”

   Necdet Hocanın hedefi kendi ideal dünyasını öğrencilerinde şekillendirmekti. Şanlı mazisini bilen ama kaybedilen vatan toprakları için de hüzünlenen; bununla birlikte, Büyük Turan’ı gerçekleştirmek için gereken hazırlıkları yapan bir gençlik yetiştirmek için uğraşıyordu.

   Öğrencileri ile çıkardığı ‘’Özdeyiş’’ isimli aylık fikir ve edebiyat gazetesinde yayınlanan bir şiirden dolayı Adana Cumhuriyet Savcısı TCK 141. ve 142. maddelerine göre ‘’Turancılık Davası’’ açar. Hoca mahkeme heyetini de hayran bırakan ve bizzat yaptığı savunma sonunda beraat eder. Ne bu hadise ne de ileride yaşayacak olduğu hadiseler Hocayı doğru bildiği yoldan uzaklaştıramayacaktır. Ki ileriki yıllarda Necdet Ağabeyin önce teyze oğlu kısa süre sonra da kardeşi Yavuz Özkaya ülkücü şehitler kervanına katılacak, diğer kardeşi Oğuz Özkaya da ülkücü hareketin gazilerinden olacaktı.

   1975’te öğretmen Okulları Genel Müdürlüğüne büyük Türk Milliyetçisi Ayvaz Gökdemir Ağabey getirilir. Ayvaz Ağabeyin de Milli Eğitim Bakanlığında ilk göreve davet ettiği kişi, yakın dava arkadaşı Necdet Özkaya Ağabey olmuştur.

   Necdet Özkaya,  Ayvaz Gökdemir, Nevzat Köseoğlu kültür ve imanımızın bu yalçın kayaları Türk Ülküsü mücadelesinin Uluğ Beyleri Kars’ta Yedek Subaylık yaptığı dönemde tanışırlar ve bir daha asla ayrılmazlar; ta ki emr-i Hakk vaki oluncaya kadar.

   Her üçünün de ortak özelliği birçok Ülküdaşları gibi kitabın ortasından konuşuyor olmalarıdır. Bir yandan ‘’ölümlerle oynayan tunç yürekli Türkler’’ olurken; öbür yandan da vatana, millete, dine, devlete hizmet için sadece ölümü göze almanın yetmeyeceğini; ter dökmenin, fikir çilesi çekmenin, bilgi ile donanmanın, bu ideallerini savunacak kadrolar yetiştirmenin ve yüksek bir medeni cesarete de sahip olmanın lüzumuna inanmışlardır.

   Dost canlısıdırlar, vefalıdırlar, fedakardırlar, kıymet bilirdirler, kelimenin tam manası ile adamdırlar. Delikanlılık bunların şahsında bir yaş sınırı olmaktan çıkar sağlam bir karakter haline dönüşür.

   1973-1975 CHP-MSP koalisyon hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ bakanlığın her kademesini aşırı solcu, bölücü, mezhepçi unsurlarla doldurmuş ve eğitim hayatında büyük tahribatlara yol açmıştı. Özellikle de ülkücü milliyetçi öğretmenlere karşı “Milli Eğitimde Haçlı Seferleri” başlatılarak binlercesi yurdundan, yuvasından edilip ölüm sürgünlerine gönderilmişti. Ayvaz Gökdemir, Necdet Özkaya Ağabey ve bir grup ülkücü milliyetçi idarecinin gayretleriyle Milli Eğitim Bakanlığı yeniden milli hüviyetine kavuşturulmaya çalışılmış, öğretmenlerin gasp edilen haklarının da iadesi cihetine gidilmişti.

    Necdet Özkaya Ağabey ve nesildaşları Milliyetçi Hareketin siyasi lideri Alparslan Türkeş’in “Yeni ufuklara doğru” diye işaret ettiği Türk Milletinin büyük geleceğini inşa edecek imanlı, vatanperver, bilgili ve şahsiyetli kanaat önderleri ve ülkücü kadrolar yetiştirmek azmiyle adeta gecelerini gündüzlerine katarak, yüksek bir çalışma temposuyla hizmete koşmuşlardır.

    Yetiştirdikleri ülkücü kadrolar 1970’li yıllarda üniversite ve yüksek okulları bitirip Anadolu sathına yayılarak Anadolu’da bir fikir, iman ve kadro ihtilali gerçekleştirme yolunda ölüme, hayata koşar gibi koşmuşlardır. Türk insanına hizmeti ibadet telakki edip, yabancı ideoloji uşaklarının her türlü tehditleri ve ölüm kusan namlularına rağmen boyun eğmemiş, “Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister./ Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.” sözünü kendilerine rehber edinmişlerdir.

   Yüce dağların dondurucu soğuğunda aşılmaz dağ başlarından kendilerine geçitler bularak, kızgın ovaların bunaltıcı sıcağına aldırmayarak; tarlalardan fabrikalara, fabrikalardan okullara, kütüphanelere, ilim laboratuvarlarına koşup ‘’Türk Milletini çağlar üzerinden sıçratma’’ aşk ve heyecanıyla vatan için ter dökmenin de gaziliğin ve şehitliğin şerefi ve kutsiyeti kadar değerli olduğuna inanmışlardır.

    1960’ların başında dar bir aydın çevresinde ifade edilen ‘’Türk Milliyetçiliği Davası’’ ve ‘’Türk ‘’ kavramı bugün yüz binlerce aydın ve milyonlarca insanımız tarafından terennüm ediliyor ve savunuluyorsa hatta daha yakın geçmişte milliyetçiliği ayaklar altına almaktan bahseden ve ‘’Türk’’ deyince besmele görmüş şeytan gibi kaçan sakil zihniyet mensupları bugün ,mecburiyetten de olsa, her lafın başına Türklük, Türk Milleti demeden geçemiyorsa bunun şerefi öncelikle hareketin siyasi lideri Alparslan Türkeş ve onun ülkücü milliyetçi kadrolarıyla Necdet Özkaya Ağabey’in şahsında bütün ülkücü öğretmenlerimize ve dava adamlarına aittir.

   1975’ten 2005’e kadar Milli Eğitim Bakanlığının merkez teşkilatında değişik yüksek idarecilik görevlerinde bulunan Necdet Özkaya hizmetleri süresince daima adından söz ettiren başarılı bir idarecidir.

   1993 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığına atandığında Türk Eğitim tarihinde unutulmayacak bir hizmeti başlatır. “26 Ağustos 1071 Malazgirt’ten, 26 Ağustos 1922 Kocatepe’ye” adı altında büyük izci zafer yürüyüşünü gerçekleştirir. Bu yürüyüş, müsteşar yardımcılığından ayrıldığı 2002’ye kadar devam eder. Bu proje 2002’den sonra gelen iktidarın Milli Eğitim Bakanlığınca kaldırılır.

   26 Ağustos 2001 tarihindeki Malazgirt Zaferi Şenliklerine bendeniz de katılmıştım. MHP’nin Genel Başkanı Sayın Doktor Devlet Bahçeli de başbakan yardımcısı sıfatıyla oradaydı. Necdet Ağabeyle orada da buluşmuştuk.

   Necdet Ağabey 3 Kasım 2002’de yapılan erken genel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nden Adana’dan birinci sıradan milletvekili adayı olur. MHP Adana’da seçim barajını aşar fakat yurt genelinde barajı geçemediği için meclis dışında kalır. Bu durum Türkiye için büyük kayıpların başlangıcıdır.

   Aziz Necdet Ağabey! Nur içinde yatasın. Mekânın cennet olsun. İnanıyoruz ki aziz ruhunuz Tanrı Dağları’nın semalarında Oğuz Kağan’dan Alparslan Türkeş’e büyük hakan ve liderlerin ruhları ile; Kürşad atamızdan Dündar Taşer’e, Hüseyin Nihal Atsız’dan Mehmet Eröz’e, Necmettin Hacıeminoğlu’na; Seyyit Ahmet Arvasi ’den   Ayvaz Gökdemir’e Galip Erdem’e, Muhsin Yazıcıoğlu’na; Turan Yazgan’dan Şaban Karataş’a, Ahmer Er’e kadar  büyük dava adamlarının, Türk Milliyetçiliği’nin uluğ beylerinin; Ruhi Kılıçkıran’dan Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na kadar binlerce Ülkücü genç şehidimizin aziz ruhlarıyla buluşmuşsunuzdur.

   Her birinizin Hakka yürüyüşü ile ‘’yalnızlığımız’’ biraz daha artmaktadır. Bu fakirin de kandil gecelerinde, cuma günlerinde selam saygılarını sunmak ve dualarını almak için aradığı ağabeylerin sayısı hızla azalmaktadır. Bizim için de emr-i Hakk vaki oluncaya kadar en büyük hicranımız; uğrunda nice şehitler verdiğimiz, milyonlarca sabır ve içimize akıttığımız gözyaşları ile suladığımız ‘’Türk Ülküsü’’ davasının kutlu bayrağının zafer burçlarına çekilemeyişidir. Bir takım kifayetsiz muhterislerin elinde yerlerde süründürülmeye mahkûm edilen ‘’dava’’ ve hareketimizin hal-i pürmelalidir.

   Yegâne tesellimiz ve ümidimiz ise şanı yüce peygamberimizin ‘’Müminler Resulullah’ın liva-ül hamd sancağının altında sevdikleriyle birlikte bulunacaktır.’’ hadis-i şerifidir. Ayrıca ‘’mazideki ihtişamından gelecekteki büyük hedefine mutlaka varacağına’’ inandığımız büyük Türk Milleti’nin kutlu geleceği ve yeni bir Türk-İslam medeniyetinin kurulacağına dair ümit ve heyecanımızın bitmemiş olmasıdır. Ruhunuz şad mekânınız cennet olsun aziz ağabeyim.

 

*Mehmet Hayati ÖZKAYA P.K. 546 ‘’İdealist Bir Neslin Hikayesi’’, Ötüken Neşriyat ,Ekim 2016

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


HAYAT VE İNSAN
Perşembe, 21 Ocak 2021
...
KAVRAMLARI AYIRMAK
Pazar, 27 Aralık 2020
...
SEVGİNİN GÜCÜ
Cumartesi, 19 Kasım 2022
...
HAİNLİK KOLAY MI?
Pazar, 11 Nisan 2021
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

473 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi