BARZANİ İSRAİL İLİŞKİLERİ VE BARZANİLERİN KÖKLERİ


Geçen hafatadan devam -5-

BARZANİ İSRAİL İLİŞKİLERİ VE BARZANİLERİN KÖKLERİ

19. Asrın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti'ne karşı zaman zaman isyan hareketinde bulunan Barzaniler'in uzun zamandır da İsraillerle çok yakın münasebetleri olduğu ve bugün Kuzey Irak'ta bir nevi özerk alan oluşturması hususunda (bağımsız Kürdistan esas amaçları) liderlik etmeleri, bu topluluk hakkında bazı önemli bilgileri aktarmak gerekir.'

Kim bu Barzaniler?

Neden İsrail yıllardan beri bunlara çok yakınlık göstermektedir?

Kuzey Irak'ın Hakkari'ye yakın uç noktalarından birinde, dağlık bir arazide bulunan Barzan beldesi, yakın köylere hakim bir mevkide bulunmaktadır. Musul vilayetine bağlı "Zibar" nahiyesinin de merkezini teşkil etmekteydi. Osmanlı Arşiv Belgelerine göre 1909'da yine Barzan merkez olmak üzere üçüncü sınıf bir kazaya (ilçeye) dönüştürülmüştü. İlçenin ve çevresinde bugün de "Zibar, Beçil ve Fakih Abdurrahman aşiretleri" ayrı ayrı yerleşim birimlerinde bulunmakta ve çoğu zaman geçmişten beri kendi aralarında kabile kavgaları yapmaktaydılar. Bu yüzden Osmanlı Devleti, buradaki aşiret ve kabile kavgalarının sebep olduğu huzursuzluğu ve düzensizliği ortadan kaldırmak ve bir nizam için devamlı olarak bu bölgede önemli askeri güç ve idari kurumlar oluşturmuştur.

Barzan beldesinin ne zaman kurulduğunu tam bilemiyoruz. Bazı rivayete göre, bugünkü Barzani aşireti'nin ilk önemli mensubu olarak bilinen 'Mesud1 diye bir şahsın buraya gelip yerleşmesidir. Zaman içinde burada çevre edinmiş, itibarlı bir kişi olarak . görülmeye başlanmış ve Barzan beldesinin kalesini yaptırmış olmasıdır. Barzan köyünde yerleşmiş olduğu için Mesud' da "Mesud Barzani" denmiştir. Diğer bir ifadeyle, T, Farsça nisbet eki olarak Barzani'nin anlamı 'Barzanlı’ demektir; Barzanlı Mesud.

Bu eski geleneklerden biridir; Araplar'da birçok bilim adamaları çoğu zaman doğdukları veya yaşadıkları yer, şehir veya coğrafi ve bazen de milli kimlikleri ile anılır. Mesela, İmam Maturidi (Maturidili İmam), Ali Semerkandi (Semerkandlı Ali) v.b. gibi.

 Kuzey Irakta asırlardır "Tat" diyalekteği ile konuşan, ticaret ve küçük zanaatlarla uğraşan, bir çok kasaba ve köylerde yaşayan Kürtçe'nin Şorani ağzını konuşan Yahudiler bulunmaktaydı. Giyim ve kuşamları ile bir Kürt aşireti mensubu olarak görülmekteydiler.

Kaliforniya Üniversitesi İbrani Dili Profesörü "Yona SABAR"- kendisi de bir Kürt Yahudisidir- yaptığı araştırmalarda; Tudelalı Benjamin ve Haham David'in buradaki seyahatlerinde yaptıkları tespitlerden istifade ederek bu Kürt Yahudileri hakkında bilgi vermektedir. Bölge Benjamin'den sonra da Yahudi seyyahların zaman zaman uğradıkları bir bölge olarak bilinmektedir.

12. yüzyılda, "Rnûsbanh Pethahiah", 13. yüzyılda İspanyol Yahudi şairi "Judah-el-Hârizî" ve 16. Yüzyılda Yemen Yahudisi "Yahya ez-Zâhirî" bunların en meşhurlarıdır.

Gezgin Yahya el-Zahirî, Kuzey Irak'ın Erbil, Musul, Kerkük bölgesini daha sonraları ise Güneydoğu Anadolu' da; Nusaybin (Nasibin), Urfa ve Diyarbekir taraflarını dolaşmıştır. Bunun yanında önemli bir olgu olarak, bu yüzyıldan itibaren (16. yüzyıldan) bu bölgedeki Yahudiler tarafından yazılmış olan ilk belgeleri ve el yazması kitapları da görülmektedir. Buradaki Hahamlar (Yahudi din adamları) tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve yazması kitaplarda, bölgelerdeki Kürt aşiret hayatım yaşayan Yahudilerin dini ve sosyo-ekonomik durumları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra, bu bölge ile ilgili bazı dolaylı olarak bilgilerde vermektedir. Bu dönemde kimi Yahudi topluluklar buradaki diğer hakların genel yoksulluk tablosu içinde yer alırken, öte yandan özellikle Barzani ailesinden gelen 'Hahamlar' bölgenin birçok yerinde "dini çalışmalar" ve eğitim için "dini eğitim merkezleri" kurmuşlardır. Yahudi dini eğitim merkezi olarak öyle itibarlı idi ki, Mısır'dan ve Filistin'den bile öğrenciler geliyordu (A.Medyalı, Kürdistandaki Yahudiler, 1992 Berham Yayınevi. sf.26, 53).

Prof. Avram Galante'nin "L'Histoire des Juifs Turgues" (Türk Yahudileri Tarihi) adlı' eserinde şu hatırası yer almaktadır (825):

 "İstanbul'da B'nai-Brifin" (Küresel hakimlerin en önemli Yahudi örgütlerinden birisi ve merkezi ABD’dir) Başkanı 'Herrri Sari Anon'un bürosunda Yahudi tipine ama bu adam Kürtçe'nin "Kumıançca" ağzını konuşuyordu. Diyarbakırlı olduğunu söyledi. Gerçekten de Güneydoğu Anadolu' da Kürt aşiretleri arasında İbrani (Yahudi) tipinde olanların, onların arasında olmasına rağmen bu zamana kadar kendilerini korumaları ve gizlemeleri dikkat-çekicidir. Bu bölgede, Fırat ve Dicle bölgelerinde, Kafkasya' daki 'Ermeni Yahudileri' gibi, İbrani soyundan gelen Kürt Yahudileri de vardır.

Yahudi vatandaşlar için çıkartılan "Salom Gazetesi", 25 Aralık 1991 tarihli sayısında 'Müslüman Kürt' kabileleri arasında Kürt Yahudi’si cemaatlerinin bulunduğunu yazmıştır.

 Peki Yahudiler bu bölgeye ne zaman gelmişlerdir?

Hz. Süleyman (a.s)’ın vefatından sonra İsrail Krallığı kısa bir zamanda ikiye bölündü; Başkenti 'Sekeni' olan Kuzey İsrail Devleti.

Başkenti 'Kudüs' olan Güney İsrail Devleti (Yuda Devleti).

Kuzey İsrail Devleti'nin kuruluşunda oğullarının 10 boyu rol oynar, Güney İsrail Devleti'nin kuruluşunda ise '2 boy' (Yahuda ve Bünyamin kabileleri) rol oynar.

Asur Kralı V. Salmanasar zamanında Kuzey İsrail Krallığı'na karşı taaruzlar başlar ve sonunda M.Ö. 722'de II. Sargon tarafından bu İsrail devleti tarih’den silinir. Buradaki Yahudi topluluğun önemli bir kısmı "Harran, Urfa, Cizre ve Kuzey Irak" bölgesine sürgün edilir (İmadiye ve Musul'a, Erbil taraflarına).

 Asurlular, buradan çıkardıkları Yahudilerin yerine 'Babil'den, Kuta ve Aba' dan halk getirip burada kalmış, Yahudiler ile karışır yeni bir melez Yahudi tipi; "Samiriler" oluşur. Gerçek Yahudiler bunlara aynı zamanda 'Kutalılar' yani Kuta'dan gelmişler olarak da zikrederler (İslam Dünyasında 'Samiriler'. Nuh Arslantaş. İz yayın. İst-2008, sf: 26,27,28).

Yahudi seyyah Benjamin XII. Asırda Musul'da 'David Alroy' adlı Yahudi 'Mesihliğini' İmadiye'de ilan ettiğini, bunların bu sürgünden gelen Yahudiler olduğunu belirtir.

M.Ö.579 yılında da Babiller tarafından-Kralları Buhtunnasır tarafından-Güney İsrail Devleti ortadan kaldırılır. Böylece ayakta kalan tek Yahudi krallığı da tarihe karışmış olur. Buradaki Yahudilerin önemli bir kısmı yine sürgüne tabi tutulur; Babil, Urfa, Harran, Musul, Cizre ve Kuzey Irak'ın diğer bölgelerine (Bkz. Ebü'1-Feth eş-Samiri, sf: 8 İngilizce Trc.107).

Kuzey Irak ile Güneydoğu Anadolu bölgelerine yerleşmiş bu Yahudi toplulukları uzun zaman içinde bu bölgelerdeki diğer topluluklarının başta Kürtçe olmak üzere, dillerine ve geleneklerini öğrenmiş ve benimsemişlerdir ama gerçek kimliklerini unutmamışlardır.

Kuzey Irak'ın Zaho, Musul ve İmadiye bölgesine yerleşmiş olan Yahudiler bir ara Erbil çevresi dahil olmak üzere 'Adiabane' adlı bir krallık da kurmuşlardır.(M.Ö)

Uzun zamandır, Güneydoğu Anadolu bölgesine Turist olarak gelen Yahudi ve Ermeniler'in sayısında önemli artış gözlenmektedir. Turizm açısından bu normal görülebilir ise de işin ilginç tarafı buraya turist olarak geldiğini söyleyen bu Yahudi ve Ermenilerin ‘Kürtçe, Zazaca ve Türkçe' bilmeleri idi. Bunlar aslında sade bir turist değildi çoğunluğu. Ellerinde buralarda kalmış 'din, mezhep, kiklik ve dil' değiştirmiş Ermeni ve Yahudi kesimleri bulup tespit etmektir. Bunu yapıyorlardı uzun zamandır.

Bir zamanlar 'Haham' çıkaran Barzani ailesinin nasıl ve ne zaman Müslüman oldukları hakkında tam bir bilgi yoktur. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ABD vatandaşı ve İbrani Tarihçisi Prof. Yona SABAR'da yeterli bir bilgi vermemektedir. Biraz karanlıkta kalmaktadır gibi.

Evet, Yahudi din adamı -haham-yetiştiren bu ailenin liderleri bir zaman sonra nasıl oldu da 'Nakşibendi' Şeyhleri ve Molları oldu?

 

BABANZÂDELER (BABANLAR) AŞİRETİ

Yahudi asıllı aşirettir. 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Baban Süleyman ile başlayan bu aşiret geniş bir topluluktur. Esas merkezleri Süleymaniye (K. Irak) bölgesi olmuştur.

“Baban Aşiretti” Osmanlı Devleti’ne karşı üç sefer isyan etmiştir.

I. İsyan K. Irak’taki Süleymaniye şehrinin valisi olan Babanzâde İbrahim Paşa’nın ölümünden sonra (1806)’da, Osmanlı hükümeti yine Baban aşiretinden Halit Paşa’yı vali tayin etmişti. Böyle bir tayin ile hakkının yendiğini ve siyasi itibarının düşürüldüğünü ileri süren İbrahim Paşa’nın yeğeni ‘Abdurrahman Paşa’, Osmanlı yönetimine karşı başkaldırdı. Bu karışıklık Osmanlı idaresini bir hayli uğraştırdı ve ayaklanma 1808 yılında bastırıldı.

Bu isyanın temelinde siyasi Kürtçülükten ziyade, makam ve otorite kavgasına dayanmaktaydı.

- İkinci isyan, ilk isyandan 6 yıl sonra, amcası Abdurrahman Paşa’nın intikamını almak için-tamda Osmanlı Rus savaşı çıkmışken-yine Kürt Yahudisi Babanzâdelerden olan Ahmet Paşa’nın çıkardığı isyandır. Kısa zamanda bu başkaldırı da Osmanlı kuvvetleri tarafından bastırılmıştır.

Babanzâdeler bundan sonraki gerçek anlamdaki siyasi Kürtçülük isyanlarında hep destek vermişlerdir.

- Babanzâdelerin ileri gelenlerinden en başta gelenlerinden Mustafa Zihni Paşa’dır. 1848’de Süleymaniye’de doğmuştur. Öğrenimini Bağdad’ta tamamlamıştır. Mason tarikatına bağlı Mithat Paşa’nın Bağdad valisi olduğu sırada onun “mühürdar” yapım böylece memuriyet hayatına başlamıştır. 1929’da İstanbul’da vefat etmiştir.

II. Abdülhamit Baban aşireti’nin durumunu bildiğinden ilişkilerinde çok dikkatli davranmış ve nitekim Dahiliye ve Harbiye Nazarı (Bakan) Babanzâdelerden Abdurrahman Paşaydı. Yani II. Abdülhamit’in Yahudi asıllı Kürt harbiye Nazırı ve Dahiliye bakanı olarak görevlendirilmiştir. Tarihin cilveleri!

Mustafa Zihni Paşa’nın “Ahmet Naim, İsmail Hakkı ve Hüseyin Şükrü adında 3 oğlu ile Hikmet adında bir kızı vardı.

Ahmet Naim Babanzâde, Mustafa Zihni Paşa’nın en büyük oğludur. Babanzâde aşiretinin tepe noktasında bulunan aileler, bütün evlatları ve hatta torunları hep Galatasaray Lisesi mezunudur. Yeni kuşak torunların tercih ettiği ise daha çok, Hıristiyan tarikatı çizvitlerin çok eskiden kurdukları “Saint Benoit (Aziz Benoit)” Fransız lisesidir (A. Akgül, ‘Kripto Yahudiler ve Pakraduniler’, Şubat- 2011, s; 464).

Ahmet Naim Babanzâde ilk tahsilini Bağdat’ta tamamladıktan sonra İstanbul’a gelir. 1891’de Galatasaray Lisesi’ni, 1894 yılında da mülkiye okulunu bitirir. Bir ara, 1894’de ek görev olarak Galatasaray Lisesi’nde Arapça hocalığı yapar. 1908, II. Meşrutiyet’in ilânından sonra Maarif Nezaretine (Eğitim Bakanlığı) geçer.

1918-Ekim 1919 tarihleri arasında kısa bir süre ‘Darûlgünun’ (Üniversitenin) genel müdürlüğüne (rektörlüğüne) getirildi. 1919 yılında İstanbul Hükümetinin Ayan (senato) meclisine üye olarak seçilir.

Bu Kürt Yahudisi Babanzâde Ahmet Naim (1872-1934) siyasi İslamcı ideolojinin teorisyenlerinden birisi ve önde gelenidir.

Son devrin ‘sofiler’inden Fatih Türbadarı Ahmet ‘Amiş’ Efendi’nin torunlarından ‘Avriye Serinkan’ (ile evlenen Hasan Sabri Serinkan’ın kızları Ulviye Serikan (Taysi) ve Fahri Tayşi’nin kızları, Nezihe Taysi Baban, Babanzâde ailesinden Mueddep ile evlenir.

İlginç bir durum; aynı soya mensup bu dönmeler nasıl da birbirlerini buluyorlar? Hayret verici bir durum!

Ahmet Naim Babanzâde, siyasi kişiliği yanında bir de “Masonluğu”nu görüyoruz. Masonluk ve İslamcılık! Nasılda birbirine yakışıyor. Vaziyetin vehametine bakın.

Prof. Dr. Yalçın Küçük, “Ahmet Naim bir tarikatçı ve köken olarak Kürt Yahudisi ve tabi masondur” der (Y. Küçük, “Çöküş”, Mızrak Yayınevi, İst. 2010, s.194).

“İbrani dilinde”, ‘Baban ve Bava’ isimleri için “baba, baban ve benzeri” karşılıkları sıralayabiliriz (Y. Küçük, a.e., s:194).

Soyadı kanunundan sonra soyadlarını ‘Baban’ olarak tercih etmeleri, bizleri “isim-bilim” çalışmalarına yaklaştırmaktadır. ‘Baba ve Bava’ İbranice ‘kıymetli, sevilen, göz nuru’ anlamına gelmektedir. (-an) Farsça’da çoğul ekidir.

Siyasi İslamcı teorisyen Ahmet Naim Babanzâde Türk milliyetçiliğine şiddetle karşıydı. Tabi, hem Yahudi asıllı bir Kürt ve hem de Mason tarikatına bağlı olandan ne bekleyebilirsiniz ki.

- Ahmet Naim Efendi’nin bir kardeşi Babanzâde İsmail Hakkı idi. Bu zat bir zaman ‘Tanin’ gazetesinde yazarlık yapmıştı. Anayasa hukuku konusunda ülkenin önde gelen kişilerindendi. Osmanlı hükümetinin Bağdad mebusu (milletvekili) olarak da bulunmuştur.

Eğitim Bakanlığı yapmış ve bu arada abisi Ahmet Naim’e sanki nazire olsun kabilinden ‘Türkçülük’ akımı içinde de bulunmuştur.

Babanzâde aşiretinin önde gelen liderlerinin büyük çoğunluğu siyasi Kürtçülük akımının içinde bulunup ve hatta Kürdistan’ın kurulması için bilfiil çalışmışlar ve çalışmaktadırlar.

Hıristiyan-Siyon ittifakının oluşturduğu emperyalizme karşı, İslami, Türklüğü ve vatanın bağımsızlığını korumak için yapılan milli mücadeleye, Bedirhan ve Barzani diğer Yahudi asıllı Kürtler gibi karşı çıkmışlardır.

Milli Mücadele ve kurtuluş savaşından önce; 1908 tarihinde kurulan “Kürt Teavun Cemiyeti”nin kuruluşunda; Şemdinan ailesinden Şeyh Ubuydullah’ın oğlu Şeyh Abdülkadir, Bedirhan ailesinden Bedirhan Paşa’nın oğlu Mehmet Emin Ali Bedirhan ve Babanzâde ailesinden Babanzâde Ahmet Naim idi.

Bu cemiyetin kuruluşunda en önemli diğer iki isimde yine Babanzâdelerden; bir zaman Tercüman gazetesi başyazarlığını yapmış olan ‘Babanzâde Hüseyin Şükrü” ve Babanzâde Fuattı. O tarihlerde yayınlanan siyasi Kürtçü gazetesi “Roji Kurd”un yazarlarından Hüseyin Şükrü Baban (1890-1979), 1918’de İstanbul’da kurulan “Kürdistan Teali Cemiyeti”nin genel sekterliğini yapmıştır.

Babanzâde Hüseyin Şükrü ve Şeyh Abdülkadir; Türkiye’de 4-5 milyon, İran’da 4 milyon Kürt yaşadığını, Karadeniz’e kesinlikle bir çıkış arzuladıklarını, İskenderin ve Mersin limanıyla, Dicle ve Fırat’tan yararlanmaları ve Musul ile Kerkük’de tamamen Kürdistan’a bırakılmasını savunmaktadırlar (Zeki Sarıhan, ‘Kurtuluş Savaşı Günlüğü’, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ank. 1997, C.II. s:14-24).

Milli mücadeleye ve Misak-ı Milli’nin sınırlarına hep karşı çıkmış olan siyasi Kürtçü Babanzâde Hüseyin Şükrü Baban, batı’daki diğer Yahudi dönmelerinin yani Sabateyasitler’in yardımı ile-devlet kademelerindeki su başlarını tutuklarından-bu zatı Cumhuriyetin en önemli Üniversitesinde Ord. Prof’luğa çıkarılması ve İst. Üniversitesi İktisat Fakültesi Dekanlığına getirilmiştir.

İsrailoğulları’nın milli ilahı ‘Yahova’ tarafından ‘seçilmiş ırk’tan oldukları için bunlara herkesten önce kendilerinin hakları vardı. Bunlar seçilmiş ‘imtiyazlılar’ sınıfındandı.

Babanzâde ailesinden Zihni Paşa’nın torunu, Süleyman Hikmet Baban’ın oğlu olan İstihbaratçı ‘Cihad Baban’ 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde kurulan Bülent’e Ulusu hükümetinde ‘Kültür Bakanı’ olarak görev yapmıştır. Bülent Ulusu hükümetinin diğer bakanlarının da büyük bir kısmı da mason, Rotaryan ve Lyon tarikatına bağlı idiler.

Kurucu meclise Cumhuriyet Halk Partisi temsilci olarak da katılmıştır. Kanuni’den sonra başlayıp 1923’e kadar devam eden sürede, nasıl Müslüman Türk evladına kurduğu devleti yönetme hakkı elinden alınıp ‘yabancı soylulara’ verilmişse, Cumhuriyetten sonra da yeniden kurduğu Türk Devletini yönetme hakkı yine elinden-muhtelif sebeplerden dolayı alınmış ve yine dönme ve devşirmelerin eline geçmiştir.

Tarih tekerrür etmez ama hatalar tekerrür eder!

Ana tarafından Giritli olan Şair Necip Fazıl Kısakürek, evliliğini, bu Yahudi asıllı Kürt Yahudisi Babanzâde Ahmet Naim efendinin kardeş çocuğu olan Recai Babanzâde’nin kızı ‘Fatma Neslihan Baban’ ile yapmıştır.

Romancı Yaşar Kemal 2002’de Babanzâdelerden eski Kültür Bakanı Cihat Baba’nın yeğeni ‘Ayşe Semihan Baban’ ile evlenmiştir. İlk hanımı Thilda diye bir Yahudi idi.

Babanzâde aşiretinin en önemli temsilcilerinden biri de Şerif Paşa idi.

Yıllar önce, Kuzey Irak’taki Süleymaniye’den gelip İstanbul’a yerleşen Babanzâde Sait Bey, daha sonra Osmanlı Devletinde hizmetlerde bulunup sivil Paşa rütbesi verilmiştir. kardeşleri ile birlikte devletin muhtelif aygıtlarında değişik görevlerde bulunan bu Kürt Yahudilerinden olan Sait, bir ara Dışişleri Bakanlığına kadar yükselmişti. Şerif Paşa’da bunun oğludur. Diğer oğlu Fuat Paşa’dır.

Şerif Paşa, 1898-1908 yılları arasında İsveç/Stockholm’da Osmanlı Büyükelçisi olarak görev yapmıştır. Hanımı; Mısır Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunudur.

İsmi İbranice’ye benzeyen Kürtçü teorisyenlerden; 1955 Kar-Kağızman doğumlu “Rohat ALAKOM”, Şerif Paşa hakkında yazdığı “Bir Kürt Diplomatının Fırtınalı Yılları” adlı eserinde (Avesta Yayını, 1998, İst.) Paşanın II. Abdülhamit yönetimine karşı başta İttihat ve Terakki cemiyeti başta olarak bütün muhalif hareketleri; “elimizden gelen hiçbir yardımı esirgemedik” diyerek ayrılıkçı güçlere ve masonlara yardım etmiştir.

Bir zaman sonra ‘İttihatçı’larla arası bozulmuş, “İstirakçi-İngiliz Hilminin Sosyalist fırkası (partisi), Osmanlı Ahrar fırkası ve Hürriyet ve İhtilaf partisine hem maddi hem de siyasi yönden her türlü yardımları esirgememiştir.

1910’larda Osmanlı hükümetlerine karşı bütün muhalif hareketlere yön vermiştir. Hamid Bozarslan ‘Babanzade Şerif Paşa, Osmanlı liberalizmin-Prens Sabahattin fikrinin-en önemli temsilcilerinden biri”der (Tanıl Bora, ‘Modern Türkiye’de Milliyetçilik).

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Paris Barış Konferansı’na Hürriyet ve İtilaf Hükümeti’nin mensubu olarak-Osmanlı delegasyonu adına katılmıştır. Devlet-i Ali Osmanı (Büyük Osmanlı Devleti) yıkılmıştır. İçimizdeki bütün fırsatçı mikroplar, her yerden baş kaldırıp yaşlanan vücudu işgal ve kemirmeye başlamışlardır. Ayrılıkçı güçler artık kendi türkülerini söyleyip kendi bayraklarını dalgalandırıp durmaktadır. Bu fırsattan istifade eden Babanzade Şerif Paşa da, siyasi bir Kürtçü olarak Avrupa’da siyasi faaliyetlerde bulunmaya başlar.

Hatta Paris Barış Konferansı’na Osmanlı delegasyonu olarak görevlendirilmesine rağmen kendisini “Kürtlerin Delegasyonu” Başkanı sıfatıyla da takdim etmiştir.

“Kürt Talepleri” adlı muhtırasında, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasının şimdilik pek uygun olmadığını ileri sürmüştür (Koloğlu, Üç İttihatçı, s. 150).

Bağımsız bir Kürdistan kurulması için var gücüyle çabalayan Babanzade Şerif Paşa, 1919 Haziran’ında Marsilya’da kabul ettiği ‘Perey Cox’un; başkentiniz neresi olacaktır?” sorusuna ‘Hiç şüphesiz Musul’ şeklinde cevap verir (Ronat Alakom, a.e., s: 96).

Aslında Şerif Paşa Ermeniler ile alıp-verdiği bir husus yoktu. Ermenilerin başına gelen bütün belaların tek sorumlusunun İttihat ve Terakki cemiyetinin ve hükümetinin olduğunu ve Ermenilerle ile birlikte hareket etmelerinin daha iyi olacağını ileri sürmüştür.

Nitekim, Ermeni delegasyonu temsilcisi ‘Bogos Nubar Paşa’, ya müttefik ber “Kürt-Ermeni” devletinin kurulmasını teklif edince, Ermeni tarafı buna bir yeşil ışık yakar. Varılan antlaşmaya göre; hem Şerif Paşa ve hem de Nubar Paşa tarafı, toprak konusunda Barış konferansı’nın alacağı karara göre hareket edilecektir.

Ermenilerle Şerif Paşa’nın yeni Yahudi asıllı bir Kürt’ün yaptığı bu anlaşma Türkiye’de duyulduğu zaman yer yerinden oynar. Son Osmanlı meclisinde Müslüman Kürt vekiller Babanzade Şerif Paşa’nın Müslüman Kürtleri katleden Ermeni Taşnak teröristleri ile işbirliği yapmasına şiddetle karşı çıktıkları gibi bunun yanında kendilerini asla temsil etme gücü ve yetkisinin olmadığını ilan ederler. Nitekim bu vekiller, 5 Mart 1920 tarihli “Tasvir-i Efkâr” gazetesinde topluca kınayan bir demeç yayınlarlar.

Babanzade Şerif Paşa’nın temsil yeteneği hakkında İngiliz raporlarında (Koloğlu, “Üç İttihatçı”, s. 179). Mesut Şeğen, “İngiliz Belegelerinde Kürdistan”, 1918-1958, Dipnot yayınları, İst.2012) şunlar yazılmıştır:

“…Doğu vilayetleri halklarının çıkarları açısında Kürtlerle Ermenilerin anlaşmaları ve el ele birlikte çalışmaları her bakımından arzu ediliyor ise de Bogos Nubar ve Şerif Paşa’nın imzaladıkları anlaşma bunları sağlayamamıştır… Şerif Paşa uzun zaman Avrupa’da yaşadığı için Kürtlerle ilgili çoktan kopmuştur…”

1919 yılında “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti” kurulur. Siyasi Kürtçülüğün kadın kesimini oluşturan bu örgütün en aktif elemanları Kürt Yahudilerinden “Bedirhan ve Babanzadeli” kadınlardı. Paris’te oturan Şerif Paşa’nın hanımı, Mısırlı Emine hanım da bu örgütün Başkanlığını yapmaktaydı.

14 Mart 1919 tarihinde İzmir valiliğine eski Van valisi Ahmet İzzet diye biri tayin edilir. Gelir gelmez, 17 Mart’ta Milli Sinema’da Yunan çıkarması tehlikesine karşı milli güçlerle kongre çalışmaları yapılırken, Dahiliye Vekaleti’ne (İçişleri Bakanlığı’na) “buradaki milli örgütleri organize eden Nurettin Paşa’nın kumandan olarak İzmir’den derhal tayin edilmesini isteyen bir yazı yazar. Nurettin Paşa Hükümet tarafından buradan uzaklaştırılır. Vali İzzet, İzmir’deki milli direniş çalışmalarını İngiliz Yüksek Komiserliğine yetiştiren bir adamdı. Yani İngilizlerin adamıydı.

Yine o zamanki Teşkilat-ı Mahsusa’nın (Özel Teşkilat yani İstihbarat Örgütü) Eşref Kuşçuoğlu’ndan sonraki Başkanı sayılan Alb. Hüsameddin Ertürk; Vali İzzet Bey’n ‘İngiliz Konsolosluğu’ndan aldığı talimatlara göre hareket ettiğini” yazmaktadır.

Zaten İzmir’e gelir gelmez Yunan halkının dostu olduğunu ilan eden, düşman askerleri Manisa kapılarına dayandığı zaman da ‘Köylü Gazetesi’ne bir beyanat vererek “Yunan askerlerinin törenle ve saygı ile kabul edilmesinin lazım geldiğini” söyleyen bir vali.

“Kambur İzzet” lakabıyla da meşhur bu İngiliz uşağı Kambur İzzet, Yukarıda bahsettiğimiz Babanzade Şerif Paşa’nın amcasıdır yani o da bir Kürt Yahudi’siydi.

 

 

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

119 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi