İSYANLAR DEVAM EDİYOR

Geçen haftadan devam -3-

II. Abdüsselam, Akra ve Hemund aşireti ile birlikte Eylül 1909'da bir kez daha isyan, etti. Bin seneden beri Osmanlı Türk Devleti, Balkanlar ve Anadolu'da emperyalist Batı'nın bu coğrafyada Müslüman Türk milletini yok etmek ve İslam’ı buralardan söküp atmak için saldıran Haçlı barbarlarına karşı direnirken, savaşırken, göğüslerini siper edip sıra dağlar gibi durup bu uğurda milyonlarca evlatlarını kaybederken, Barzani dönmeleri, hem onların casusluğunu ve hem de Osmanlı devletini arkadan vurarak kafir batıya yardım etmekteydi.

Osmanlı yönetimi 21 Eylül 1909'da Barzanh Şeyhi Abdüsselam ve yandaşlarının yerel halk üzerinde baskı ve zulümleri ortadan kaldırmak için bölgede birtakım idari yeni yapılanmalara da girişmiştir. Daha çok kuvvetler yığıldı, Revanduzlu Abdullah Paşa'da bu kuvvetlere katıldı. Her ne kadar Bâb-ı Alî'ye Musul'dan gönderilen bilgilerde 7 Ekim 1909’da Barzaniler'in toparlanamayacak şekilde dağıtıldığı belirtiliyorsa da, kaçmayı başaran II. Abdüsselam Barzanî ve taraftarlarının takiplerinin de sürdüğünü beyan ediliyordu.

14 Ekim'de Abdüsselam ve yanındaki bazı aşiret liderleri ile Hakkari'deki Nesturi Hıristiyanlarından olan Tayyarı Aşiretine sığındıkları istihbaratı geldi. Ama bunun yanında Abdüsselam'ın kendi istihbaratları sayesinde güvenlik kuvvetlerinden çoğu zaman kolaylıkla kaçabilmekteydi.

Osmanlı Devleti pek çok işler yanında, ülkenin gittikçe çöküntüye giden bir hal alması hususunda varlığını korumaya çalışırken, bir de Barzaniler'in bu isyanları bıktırmış ve her halükârda bu işi bitirmek istiyordu. Büyük bir askeri güç buralarda meşgul ediliyor ve önemli maddi kayıplar da oluyordu.

Çeşitli tedbirler alırken, idari yapılanmada alman tedbirlerden bazıları şunlardı: Merkezi Barzan olmak üzere Zibar nahiyesi ilçeye dönüştürülmüş, Şirvan nahiyesi Revanduz'dan ayrılarak Zibar ilçesine bağlanmış, civar vilayetlerle işbirliği yapılması için; plan yapılmış, kötü yönetimi ve yolsuzluklara bulaşmış, II. Abdüsselam'ın yakalanmasında gevşeklik gösteren idari yöneticiler görevden alınmış ve ağır cezalara çarptırılmıştır. Yeni köprüler okullar yapılması ve halkın ihtiyaçla için gerekli olan para aktarılmış. Bunun yanında: isyancı Abdüsselam Barzanî Van ve Musul dışında İmadiye vilayetlerinde de araştırılıyor, Dördüncü ordudan gerekli takviyeler yapılıyordu.

 II. Abdüsselam’ın Osmanlı Devletine karşı isyanı yayılmaya başlanmıştı. Bu arada Hıristiyan Nesturî aşiretlerinden Hemun ve Şamir de isyana katılmıştı. Ayrıca Dilim aşireti de katılmıştı. Ayaklanmaya katılmayan aşiretler II. Abdüsselam Barzani tarafından cezalandırılıyordu. Bunlardan biri Müziri aşireti idi. Reisi İsmail Ağa, üç çocuğu, eşi ve hizmetçileri ile birlikte hepsi katledilmişti. Musul ve Süleymaniye'de asileri yargılamak için Divan-ı Harp kurulmuştu.

              Bu isyanın arkasında önemli bir desteği olduğu görülen İngilizleri, Osmanlı Devleti protesto ettiği gibi bahusus, burada organizatör olarak görev yapan Musul'daki İngiliz konsolosunun değiştirilmesini istedi (3 Şubat 1910’da). İngiliz Hükümetş Bab-ı Ali bu isteği baskısı ile Musuldaki konsolosunu değiştirmek zorunda kalır. Bu konsolosun alınmasını müteakip Barzani aşireti mensupları, Osmanlı ve Hükümetine itaat edip isyandan vazgeçeceği sözü vererek teslim oldular. Her ki, Hemun ve Şamir aşiretleri de isyandan vazgeçtiler. II: Abdüsselam da isyandan vazgeçtiğini açıklar. Ancak henüz yakalanmamıştı.

              Yüzlerce askerin katili Molla Abdurrahman yakalanarak muhakeme edilmiş suçu sabi1". görüldüğünden, İdam edilmişti. Osmanlı Devleti-Hükümeti, bu aralar Balkanlardaki; karışıklıklar ile uğraştığından Abdüsselam'ın takip işini yavaşlatmış ayrıca, teslim alan müridlerini affetmiş, 21 Mayıs 1910'da Barzan halkına, mağdur olanlar ve fakir kimselere hazine’den bin altın lira dağıtılması kararlaştırılmıştır.

              Osmanlı Devleti bu sükûnet safhasında bölgenin ekonomik ve idari olarak birçok yeniliklere girişti. İletişim hatları yenilenmiş olup, harap köprüler tamir edilip ve yeni köprüler yapılmış, yeni güvenlik mensupları (komiser ve polisler, jandarma gibi) atanmış, erkeklere mahsus hapishanelerin bir bölümü kadın tutuklular için ayrılmış, isyan sırasında Osmanlı devleti yanında yer almış olan Adramaz nahiyesi aşiret reisi Sino Ağa vb. desteklenmişti.

              Yıllardan beri Kuzey Irak başta olmak üzere bölge ve çevresinde gerek siyasi ve gerekse dini nüfus kurmak için pek çok olaylar çıkaran ve fırsat buldukça da Osmanlı devletine isyan etmeyi bir huy haline getirmiş olan "dönme Barzaniler", huylu huyundan vazgeçmez misali yine II. Abdüsselam ayaklanır. 1913'de II. Abdüsselam, kendilerine katılmayan "Her iki" aşiretinin "Mam fırkasına" saldırır. Osmanlı güvenlik güçlerinin gelmesine yakın yakalanmamak için adamlarıyla beraber İran'a kaçmıştı. Osmanlı Devleti'nin ihtilaf devletleriyle savaşa başladığında I. Dünya Savaşına girdiğinde-30 Ağustos 1914'de Şeyh Abdüsselam'ın İran/Hoy vilayetinde Rus generali ile birlikte buluşup, Osmanlı Devleti'nin nasıl parçalanacağını, Musul ve Van'da Kürtlerin Ermenilerle birlikte nasıl; ayaklandırılacağının planlarını yaptıkları, Osmanlı devleti'nin teşkilat-ı Mahsusa (İstihbarat örgütü) tarafından öğrenilmiştir (BOA. DH. MUİ. I-I/29, I-2673, I-4/64, bu konuda çok sayılı belge vardır).

              Daha öncede çeşitli ayrılıkçı-bölücü ve emperyalizmin desteklediği, beslediği siyasi Kürtçü örgüt mensupları ile işbirliği yapan, Özellikle "Kürt Teâlî, Kürt Teavün ve Terakki, Hevi (Ümid) ve Kürt İstiklâl Cemiyeti" vb. Örgütlerle anlaşan, Süleymaniyeli Şeyh Mahmut, Hakkârili Şeyh Ubeydullah Nehri, İran tarafındaki aşiret ağalarından İsmail Simko ile görüşmeler yapan II. Abdüsselam Barzanî, İngiliz ve Ruslar'ın yardımı ile büyük bir Kürt ayaklanması planlamıştı. 1913'ün sonralarına doğru İran'a geçen Abdüsselam, Urmiye yakınlarında Şeyh Mahmut Sıddık en-Nehrî'nin oğlu Şeyh Taha'yı "Rajan" Köyündeki evinde ziyaret eder.

              Bu arada İsmail Ağa Simko ile birlikte "Hoy ve Tiflis'e" geçerek Rus generalleri ile yapacakları büyük isyan için anlaşmalar yapar. Bu arada Osmanlı hükümeti Şeyh Abdüsselam'ın basma ödül koyar. Ruslarla görüşmenin dönüşünde Simko'dan ayrılan Şeyh Abdüsselam Barzani, "Genegeçin Köyün"deki Safi Abdullah'a (İbrahim'e ?) misafir olur. Safİ Abdullah, Osmanlı hükümetinin vaadi olan ödülü alabilmek için gece uyurken Abdüsselam Barzani'yi yakalayıp Osmanlı güvenlik güçlerine teslim eder. O zaman genç bir subay olan Fevzi Çakmak (Bnb. idi) tarafından Musul'a götürülüp tutuklanıp hapse atıldı.

              Mahkeme de yargılanıp suçu sabit görüldüğünden 14 Aralık 1914'de yakın yönetim kadrosuyla idam edilir.

              II. Abdüsselam Barzani'nin idamını engellemek için yakın dostu ve ırkdaşı sayılan İranlı Yahudi Kürtlerinden olan "Moiz Gabay", büyük hediyeler ile gittiği İstanbul'daki tamdık çevrelerin vasıtasıyla saraya etki yapmak istediyse de başaramadı, Moiz’in oğlu David GABAY, ileride II. Âbdüsselamın kardeşi Molla(?) Mustafa Barzani'nin İsrail ile ilişkilerini durduracak ve İsrail'e götürüp İsrailli General Moşe Dayan ile tanıştırıp "kendilerinden olduğunu" çıtlaçak kişi olarak göreceğiz.

              II. Abdüsselam'dan sonra yerine kardeşi Şeyh Ahmet Barzanî geçmişti. Hollandalı Kürdolog Martin Van Bruinessen, Ahmet Barzani'yi şu cümlelerle değerlendiriyor; Lider. olarak, devamlı olarak İngiliz yönetimine ve daha sonra yerine geçen Irak Monaşi idaresine karşı ayaklanmıştı. Zibar ağalarıyla ve Bradost şefi Şeyh Reşit Loran'la olan siyasi ve tarikat nüfus çatışmaları yanı sıra, rakipleri "onun domuz eti yiyip şarap içerek münafık birisi" olmakla suçladılar. M. Van Bruinessen, 'Ağa, şeyh ve devlet' (Çev. Remziye Aslanı Ank. tarihsiz, Özge yayın, sf:323).

              II. Absüsselam'ın idamından sonra Osmanlı güvenlik güçleri Barzan ve çevresinde tam hakimiyet kurmasıyla burada hareket imkanım kaybeden Abdüsselam'ın kardeşlerinden Ahmet Barzani, Muhammed Sıddık ve M. Babo Hakkari'deki Guerdi aşiretine, küçük kardeşleri Mustafa Barzani'den Şirvan'ın Bergiyef köyüne sığınmıştı, Ahmet Barzani'nin adı, iki İngiliz İstihbarat Subayı'nın öldürüldüğü 1919 Behdinan isyanına kadar pek: duyulmamıştı. Bölge I. Dünya Savaşı sonucu Osmanlı'dan İngilizlerin eline geçince, Türkmen ve ekseriyetiyle de Kürt aşiretleri İngiliz emperyalizmine karşı isyan eden Şeyh Mahmut Berzenci'nin etrafında toplanmış, ona var gücüyle destek vermişlerdi. Bilahara Zibar aşireti ile Barzanlı bir kısım aşiret mensupları da İngilizlere karşı olan bu isyana katılırlar, O zamanın ABD'si olan emperyalist İngilizler, bu siyanı bastırmak için buradaki Hıristiyan Nusteri aşiretleri ile Ermenilerin yardımım alarak karşı taarruza geçer, bastırmak için katliamlara girişir. Ayaklanma, üstün savaş araçlara sahip İngilizler karşısında başarıya ulaşamaz, Şeyh Mahmut Berzenci yaralı olarak İngilizlerin eline düşer. Hindistan'a sürgüne gönderilir.

              Şeyh Mahmut Berzenci'nin ayaklanmasına yardım eden bütün Türkmen ve Kürt aşiretlerine karşı İngilizler zulüm, baskılar ve katliamlara girişirler. Türkmen ve Kürtlerin sahip olduğu pek çok topraklara, Asurîler, Nesturi ve Ermenilere verirler.

              İngilizler, Kuzey Irak'taki Türkmenlerin yanında Kürt aşiretlerine karşı yok etme ve bir daha başlarını kaldırmaları için her türlü zulüm usullerini tatbik ederken, yeni kurulmakta olan Türkiye Devleti'nin içindeki siyasi Kürtçüler ile ilişkilerini devam ettiriyorlardı. Bunlardan Şeyh Abdülkadir ve Şeyh Abdürrahman; Ahmet Barzani'ye mektup yazarak siyasi Kürtçülük hareketinin başına geçmesini teklif ediyorlardı. Ahmet Barzani ise; bu liderliğin, Şeyh Abdülkadir'e ait olduğunu düşündüğü için kardeşi Mustafa Barzani'yi Muş'a Şeyh' Abdülkadir ve Şeyh Said temas kurması için gönderir.

              İngilizler 1922'de Barzan'a saldırmışlar;-Ahmet Barzani ve Zibar aşireti lideri Paris Ağa, Barzan'ı terk ederek dağlara çıkmak zorunda kaimi şiardır. Bu operasyon bir süre için Barzan aşiretini ve destekçilerini sindirmiştir. Şeyh geçinen Ahmet Barzani'de kendine önceki babası ve dedeleri gibi aşın derecede "yüceltilmiş ve kutsallaştırılmış". Meselenin arka' yüzünü bilen gerçek Müslüman Kürt aşiretlerinin liderlerinin bir kısmı, bu dönme ailenin temsilcisi olan Ahmet Barzani'nin "yeni bir din" kurmakla suçlamışlardır. Nitekim domuz-etini yeme yasağını kaldırmasını buna delil olarak ileri sürmüşlerdir.

              Mustafa Barzani'nin en yakın dostlarından olan İngiliz Edmonds'un kitabında anlatıldığına göre Nakşibendi Şeyhi geçinen bu Yahudi asıllı Barzani ağalarının elinde; Şeyh'ten şeyh'e geçen "gizli ve gizemli bir kitap" bulunmaktaydı. Siyasi Kürtçülüğe ilgi duyan Fransız gazeteci 'Chris Kutschera1 (Kürt ulusal hareketi, (çev. Fikret Başkaya), İst, 2001, sf: 139-141), "hâlâ Mesud Barzani'nin elinde bulunan böyle bir kitaptan" söz etmektedir.

              Nitekim bu topluluğunun ileri gelenlerinden birisi 1992'de "Biz Barzaniler Tanrı'ya' ve insanların temiz olması gerektiğine inanıyoruz. Fakat Kur-an'ı anlamıyoruz. O zaten Arapların kitabıdır. Atalarımızdan gelen bilgilere göre biz önceleri Hıristiyan bazıları da Yahudi olduklarını söylüyorlardı. Ve biz Barzaniler dua etmeyiz. Kur-an okumuyoruz, namaz kılmıyoruz ve ramazanda oruç tutmuyoruz diyordu."

              İngiliz ve Fransızların desteğiyle Kürt ayrılıkçıların Ermeni teröristleriyle birlikte I927'de kurdukları "Haybun örgütü" (Ağrı isyanının çıkartılmasına önemli rol oynayan bir Örgüttü) silahlı isyanlar çıkartarak sözde bağımsızlık propagandası yapmaya çalışıyorlardı. Özellikle de yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek istiyorlardı. Bu yeni Cumhuriyet Devleti, Batı emperyalizmini çok rahatsız ediyordu, Kürt ayrılıkçılar, İstiklal savaşı sırasında da ve somasını da bu Ermeni terörist Örgütlerle ve Özellikle en belalısı 'Taşnak'lar ile işbirliği yapmışlardır (bugün de yapmaktadırlar).

              Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, önce Doğu ve Güneydoğu bölgesinden ayırmak ve sonra bölüşmek (Rohat Alakom, 'Hoybun Örgütü' ve Ağrı isyanı, Jst-1998, Avesta Yayını).

              Birkaç örnek olarak; Çaldıran'da Ermeni asıllı Haço'nun, Cemil Paşa oğulları'nın Midyat ve Mazıdağı'nda, Resul'un Eruh isyanında olduğu gibi, Müslüman Türk kanı içmenin. 'ibadet olduğunu ileri süren Müslümanların can düşmanı Ermeni terörist Andranik Paşa'ya da Barzaniler'in yardımı olmuştur.

              Mesut Barzani'nin yazdığı "Mustafa Barzani ve Kürt Kurtuluş Hareketi (1931-1961)", ""adlı kitabında, Sevr antlaşması’nın kendilerine-Ermeniler için bir umut yarattığını ifade ederken, Lozan antlaşmasının ise utanç verici olduğunu belirtir.

              Mesut Barzani, kitabında babasının ağzından aktardığı aşağıdaki satırlar, bu Yahudi Kürtlerin Müslüman katliamcısı Andranık’e nasıl yardım ettikleri hususunda açıklaması oldukça çarpıcıdır:

              Barzaniler'in , Asuriler (Geldaniler) yanında Ermenilerle de çok sıcak ilişkileri vardır: Bu hususta, Ermenilerle münasebetler bağlamında bizzat, babam Mustafa Barzani'den dinlediğim bir olayı aktarmak istiyorum: Ermeniler (1920-21) yıllarında Andranik Paşa! (Paşalığını Ruslar vermişti M.R.), Ahmet Barzani'ye (Mustafa Barzani'nin ağabeyi ve' Mesud'un amcası M.R.) bir mektup göndererek Türkler'e karşı savaşta kendisine yardım etmesini ister. Bunun üzerine Ahmet Barzani, Yeli Bey ve benim de (yani Mustafa Barzani) içinde olduğum 200 kişilik silahlı gücü yardıma gönderdi. Biz, Andranik’e yardım için giderken, Kürt aşiretleri içinden geçerek yol alıyorduk. Kürtler bize nereye gittiğimizi soruyorlar, biz de 'Ermenilere karşı savaşmaya gidiyoruz' diyorduk. Çünkü Müslümanlar, Ermenilerden nefret ediyorlardı. Andranik Paşa'ya yardım ettik, onları Türk askerinin elinden kurtardık ve Suriye'ye diğer Ermeniler ile birlikte Andranik'i ve ailesini de götürdük. Türk askeri ile çatışmada da 15 askerimiz öldü. (sf.26).

              Ermeni Taşnak cellatlarının teşvik ve koordine ettiği, Hoybun örgütünün organizasyonu ile birlikte çıkardıkları Ağrı isyanı (1930’da)’da, isyancıların ele başlarından biri olan 'Kör Hüseyin Paşa', Türk güvenlik güçleri karşısında zor durumda kalınca oğlunu Ahmet Barzaniye gönderir. Ahmet Barzani, yardım olarak küçük kardeşi Mustafa Barzani yönetiminde 500 kişilik aşiret gücünü 'Oramana' bölgesine göndererek, Türk kuvvetleri karşısında yeni bir cephe açar. Sonunda isyan bastırılmış ama olan yine bu ülkenin insanlarına olmuştur. Ama emperyalizmin beslemeleri ve ayaktaşları olan sözüm ona Önder pozunda görünenler, arkalarına bakmadan çoğu sıvışıp kaçar, her zaman olduğu gibi.

              1931 yılında Irak Hükümeti, İngilizlerin yardımı ile Kuzey Irak'taki hakimiyetini tesis etmek için Ahmet Barzani üzerine harekete geçer. İngiliz askeri güçleri, uçaklarla, teslim olmaları ve Irak Hükümeti'ne itaat etmeleri gerektiğim anlatan bildiriler atarken, bir taraftan da köyleri bombalıyorlardı. İngiliz belgelerine göre 19 köy bombalanmış, 2382 evden 1365’i yerle bir olmuş. Bu çatışmalar Haziran 1932'ye kadar sürer. Sonunda, 21 Haziran 2932'de. Türk Devletimle ihanet ettikleri halde kurtuluşu Türk yetkililere teslim olmakla bulurlar. "Biz Türklere ihanet ettik artık ellerine geçtiğimize göre bizi öldürürler" diye korkularından titrerken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendilerine-fıtratına uygun bir davranışla-kucak açmış ve her türlü insani yardımı da yapmıştır.

              Türkiye'ye-SiğınanBarzamler, 1932 yılının sonlarında geri Kuzey Irak'a dönerler. 1934 yılında ise Ahmet ve Mustafa Barzani Irak Hükümeti'ne teslim olurlar. 13 Mayıs 1934'de Irak Hükümet'i af çıkararak, Ahmet, Muhammet ve Mustafa Barzaniler hariç' diğerleri af edilir. 1935 yılında tutuklu bulunduğu 'Hille' hapishanesinden kaçan Mustafa. Barzani, Süleymaniye'de sürgün hayatı yaşar. Ama bundan sonra Yahudi Kürtleri Barzani aşiretinin bütün yönetimi ve liderliği Mustafa Barzani'nin eline geçmiştir.

              12 yıl hapishanelerde kalan Ahmet Barzani, aşiret liderliğinin yanında baskı altında, tuttuğu diğer kabilelerin üzerinde hakimiyetini kaybetmenin verdiği eziklikle olsa gerek, aşiret üzerindeki ve Müslüman Kürtleri tekrar kontrolünü ele geçirmek pek rağmet etmemişlerdir. Şimdi lider Mustafa Barzani'dir.

              1961'den 1969'a kadar Barzan kasabasında inzivaya çekilen Ahmet Barzani, Ömrünün sonlarına doğru birden bire, geçmişteki atalarının yaptığı gibi ellerindeki 'o gizli kitabın' gereği olsa gerek, peygamberliğini ilan etmiş, ibadeti yasaklar, kendine bağlı' imamlara gönderdiği talimatta şöyle diyordu:

              "Camiler kapansın! Kur-an okumak, namaz kılmak yasak. Bütün radyolar evden kalksın, Gök Tanrısı Allah neyse, yer tanrısı da benim! Sizin manevi huzurunuzu ancak ben sağlarım. Bu şekilde emretmekle kutsal görevinizi yapmak için sizlere ikaz da bulunmuş oluyorum."

              Uzun yıllar boyunca kendilerini Nakşibendliğin kılığı altında Şeyhler olarak gösteren bu aileler, dini bilgileri çok zayıf ve hatta hiç olmayan kabile ve aşiret toplumlarını hakimiyetleri altında tutmuşlar ve tutmaktadırlar. 'Dışı Müslüman' gibi görünen ama içlerinde Yahudiliğin inancım taşıyan bu 'dönmelerin' temsilcisi Ahmet Barzani de, geçmişteki atalarının yaptığı "kimi mehdiliğini, kimi de peygamberliğini" ilan ederek, Kuzey Irak'ta ve. hatta Güneydoğu Anadolu'daki Müslüman Kürt aşiretleri üzerinde 'dini otoritelerini' kurmuşlardır.

              Sahte peygamber Ahmet Barzani'nin küfre varan istekleri, emirleri; 'Domuz etinin yenmesinin serbest olması, içkinin haram olmaması, bütün İslami ibadetlerin kaldırılması' gibi bir nevi Nemrutvari baskılar karşısında, Barzani aşireti mensupları başta olmak üzere diğer bazı aşiret mensupları sahte Peygamber’in huzurunda yerler uzanıp O'na secde ediyorlardı. Bu arada 'sen bizim kurtarıcımızsın !' diye tapıyorlardı. Birçok hakiki Müslüman Kürt aşiretleri bu zulüm karşısında dayanamayıp, Ağustos 1967 yılında başlarında Molla Yahya olmak üzere Türkiye'ye sığındılar (Hulusi Turgut, 'Barzani Dosyası', İst. 1969, sf: 105-114).

              Ahmet Barzani ölünce buradaki Müslümanlar rahat bir nefes aldılar. Bu süre içinde Mustafa Barzani Ağabeyi sahte peygamber. Ahmet Barzani'nin bütün bu zulümlerine karşı asla ses çıkarmamıştır.

              Ahmet Barzani'nin bir oğlu vardı, ismi Şeyh Muhammed Barzani. İran'da sürgünde yaşamaktaydı. Hümeyni devriminden sonra şii mollan ile iyi ilişkiler kurar. 1980 ortalarında İran'da bazı mülteci Barzanilerle ile birlikte "Kürt Hizbullah" örgütünü-İran'ın desteği ile kurar ve Kuzey Irak'ta üstlenir.

              Kürt Hizbullah'ın başında bir ' Yahudi dönmesi' Şeyh(!) var. Ne ilginç bir manzara.

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

147 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi