YAHUDİ SÜRGÜNLERİ

Geçen hafatadan devam -2-

I. Yahudi Sürgünü

İsrail Oğulları’nın tarihte devletle ilk tanışmaları Hz. Davut (a.s)la olmuştur. Bütün İsrail kabilelerinin -ki 12 kabileden ibaretti- bir bayrak altında toplamak ve İsrail birliğini sağlamak istemiş ve bunda da muaffak olmuştur; Hz. Davut, bu sebepten hem Peygamber hem de Hükümdardı (I).

Hz. Davud’dan sonra başa geçen yine hem Peygamber ve hemde Hükümdar olan Hz. Süleyman (a.v) (İbranice Sloma) başarılı fetihlerinin yanında siyasi, ekonomik ve diplomasi alanında da çok mesafeler kat etmiş; Kudüs merkezli güçlü bir İsrail Krallığı’nı kurmuştur.

Hz. Süleyman’ın vefatından kısa bir zaman sonra İsrail krallığı “Yahuda ve Kuzey İsrail krallığı” olarak ikiye ayrılmıştır (M. Ö. 933) (2).

Hz. Süleyman’ın torunu “Ebiya”nın hükümdarlığında Yahuda devleti; bu devletin kurucuları İsrail Oğulları’nın 12 kabilesinden; “Bünyamin Oğulları ve Yahuda Oğulları” teşkil ediyordu. Başkent olarak Kudüs’dü.

Diğer 10 İsrail boyu ise Krallığın kuzey topraklarında, Hz. Süleyman’ın ‘azadlısı’ olduğu belirtilen “Yeroboam”ın (İslami kaynaklarda Yurbeoma b. Nabit) idaresine girmiştir.(3)

Her iki ayrı İsrail Devletlerinin tarihine fazla girmeden sadece konumuzla ilgili bölümüne dönelim.

Kuzey İsrail, parlak devri “Omri hanedanı”lığı döneminde yaşamıştır. Krallığın merkezi “Sekem” şehri idi.

Asurlular’ın uzun zamandır baskılarına maruz kalan bu Kuzey İsrail devleti, en sonunda Asur Kralı II. Sargon tarafından M.Ö. 722 yılında ortadan kaldırılır. İstiladan sonra, Kuzey İsrail halkının mühim bir kesimi Habor (Buhara), Urfa, Harran, Cizre ve Kuzey Irak bölgesine – İmadiye’ya - Musul bölgesine iskan edilir.

Kuzey İsrail’den sürgün edilen Yahudiler’in yerine ‘Babil, Kuta, Avva ve Halat’dan getirdiklerini yerleştirdiler.(5)

Güneydeki Yahuda devletinin esas Yahudileri bunlara “Kutim” (Kutalılar) demeye başladılar. Yerli, Yahudilerle evlendikleri için “karışık soylu”, tam Yahudi olmayan anlamında kullandılar. İsrailler ile bu yeni gelen halk evlilikleri sonrasında meydana gelen topluluğa “Şamranlılar” adı verilmiştir.(6) İslam kaynaklarında bu karışık topluluğa “Sâmirîler” olarak adlandırılmıştır.

Asur devletini ortadan kaldıran Babiller’in hükümdarı Buhtunnasır, M.Ö. 579 yılında, Başkenti Kudüs olan Güney İsrail-Yahuda-Devletini ortadan kaldırır. El-Biruni; kuzeydeki Yahudi karşımı Samiriler’in, Kudüs’ün kuşatılması sırasında Babiller’e yardım ettiklerini yazar. Samiriler ile Yahuda Yahudileri arasında devamlı husümet olmuştur.

Kendisi de Samiriler’den olan tarihçi ‘Ebu’l Feth es-Samiri’, Yahuda-İsrail devletinin yıkılmasıyla yine sürgün devri yeniden olmuştur; der.

 

II. Sürgün (Babil Sürgünü)

Evet Güney İsrail devletindeki Yahudilerin önemli bir kısmı ile yine Samirilerden de bir kısmı, yine “Urfa, Harran, Cizre, İmadiye, Kuzey Irak ile Babile sürgün edilmişlerdir.” (7).

M.Ö. Yüzyıldan beri Güneydoğu Anadolu, Buhara ve Kuzey Irak-Musul, İmadiye ve Erbil bölgesine yerleşmiş daha doğrusu mecburi iskana tabi tutulmuş Yahudiler bir ara Kuzey Irak’ta-Erbil ve çevresinde-“Adıabane” adlı bir Krallık da kurmuşlardır.

Asırlarca buralarda yaşayan Yahudiler, ticari zekalarından dolayı bölgenin ekonomik ve ticari faaliyetlerine hakim olmuşlardır. MS. 4. yüzyıl ortalarında buralarda yaygınlaşan Hıristiyanlığın ‘Nasturi Mezhebi’nin baskısı ile kendilerini gizlemek zorunda kalmışlardır. MS. 362’den sonra da Hz. Ömer (r.a)’in zamanında, buraları Müslüman Araplar tarafından fetih edilmiştir. Yine kendilerini gizlemek gerektiğini-çünkü toplumlardan ayrı yaşamayı kendi getolarının bir gereği olarak-isimlerini Arapça olarak değiştirmeye başlamışlardır.

Kaliforniya Üniversitesi ‘İbrani Dili’ prof’u “Yonar SABAR” -kendisi de Yahudi asıllı Kürtlendendir- bu konuda yaptığı araştırmalarda; İspanyol Haham Benhamin Tudedalı ve yine Haham David’in buralardaki seyahatlerinde yaptıkları araştırmalardan istifade ederek Kürt Yahudileri hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Benjamin’den sonra, 12. Yüzyılda ‘Rnûsbanh Pethahiab’, 13. asırda İspanyol Yahudi şairi “Judah-el Harizî” ile 16. yüzyılda Yemen Yahudisi -seyyah- ‘Yahya ez-Zâhirî” bunların en önemlileridir.

İspanyol, Tudea’lı haham Benjamin, 1160-1175 yılları arasında; ‘Kuzey Afrika, Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu, El Cezire ve Orta Asya’ya kadar dolaşarak buradaki asırlarca önce gelmiş veya getirilmiş Yahudiler üzerinde araştırmalar yaparak önemli bilgiler vermektedir.

Haham Benjamin (Bünyamin) mesela, Kuzey Irak ve El-Cezire (Cizre) bölgesinde 100 civarında yerleşim birimlerinde Yahudi asıllı Kürtlerin bulunduğu tesbit etmiştir. Irak’ın İran sınırındaki Zagros bölgesindeki ’50 bin’ Kürt Yahudisinin ve 100 adet Sinagogu (Yahudi mabedi) ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır.

Haham (Yahudi din adamına verilen isim) Benjamin, O dönemde çok önemli bir olay ile karşılaşmıştır;

Adı “David El Roi” (Davud Alroy) olan Yahudi asıllı bir Kürt, Yahudiler’in asırlardır beklediği “kurtarıcı-Mesih”in kendisinin olduğunu ilan etmiş olduğunu anlatan önemli bilgiler vermektedir.

“Mesih-Kurtarıcı” iddiasında bulunan ‘Kabalist (Yahudi mistiszmi)’, Talmudist bilgilere de sahip bu Kürt Yahudisi ‘David Alroy’ haham, 1160 yılında Selçuklu Sultanına karşı isyan bayrağını kaldırarak, bütün Yahudilerin-sürgündekiler dahil- bir araya getirip Kudüs yine Başkent olarak eski büyük İsrail birliğini ve devletini kuracağını, Rab Yahova’nın kendisini bu işe görevlendirdiği bir Mesih olduğunu ilan ettiğini” bize aktarmaktadır.

Çok ilginçtir ki, David Alroy adındaki kahraman kurtarıcı mesih olarak ortaya çıkmasından 500 sene sonra aynı iddialarda İzmir’de İspanya’dan gelmiş Sefarid Yahudi hahamlarından “Sebatay Swei”de aynı iddialarla ortaya çıkmış olan sonra korku belası olsa gerek Müslüman olmuş ve Mehmet Şükrü efendi adını almıştır görünüşte.

Sabetay Zwei (sevi) gibi, baskı ve daha çok korkudan Müslüman olup ve kendisine inanan müridlerini de aynı şekilde Müslüman kimliğine bürünmeleri gerektiğini söyleyerek kendilerini gizlemeye çalışmış olan Al Roy, bu şekilde Müslüman kimliğine bürünerek sayıları hızla artan müridlerinin Müslümanlar karşısında ancak bu şekilde korunacaklarını ikaz etmiş.

Dış görünüşleri itibariyle Müslüman görünen bu kesim aslında kendi içlerinde ise aynen Yahudi inançlarını yaşatmakta ve ibadetlerini yapmaktaydılar (dönmeler).

Sabetay Sevi’nin ilk benzeri bu şekilde David Al Roy tarafından gerçekleştirilmiş Müslüman Kürtler’in arasında onlar gibi görünerek asırlarca varlıklarını korumuşlardır.

Böylece bu bölgede binlerce nüfusa sahip olmuş Yahudiler bu şekil “dönme” hareketi ile kendilerini gizleyince ortada belirgin bir Yahudi kitlesinin sanki yok olduğu zannedilmiştir.

‘David Alroy’ hakkında, Benjamin Tudela’dan sonra 1862 yılında kendisi de Yahudi olan İngiltere Başbakanı ‘Benjamin Dısraeli’, “Al Roy” isimli eserinde; “Al Roy”e, İsrail tarihinin ve Yahudi milletinin en önemli şahsiyetleri arasında saymaktadır.

“Al roy” ‘mesiyanik’ fikirleri ile başlattığı hareket aslında Siyonist bir plandı. Mesihlik iddiasında bulunması, bölgedeki Yahudileri Müslüman Kürtler ve Türkmenler arasında gizlenmeleri için bir kapı aralamıştır. Bu tip, aslında gerçek din değiştirme değil, gerçek kimlik ve inançlarını gizlemek için ve ilerideki Siyonist gayelerine varabilmek için “dönmelik” şeklinde kendi varlıklarını korumuşlardır.

İsrail kurulduğunda ise, buradaki Kürt Yahudiler’in bir kısmı buraya gelmişlerdir. Eski kimliklerini tekrar kavuşmuşlardır.

Gezgin Yemenli Yahudi, “Yahya ez-Zâmirî”, 16. yüzyılda Kuzey Irak’ın Erbil, Musul, Kerkük ve bölgesini daha sonra da Güneydoğu Anadolu da; ‘Nusaybin (Nasibin), Urfa (Ruha-Ermenice-Edessa), Harran, El Cezire ve Diyarbekir taraflarını da dolaşmış, buralarda yaptığı araştırmalarda; 16. yüzyıldan itibaren bu bölgedeki Yahudiler tarafından yazılmış olan ilk belgeleri ve el yazması kitapları da tespit etmiştir.

Buradaki hahamlar tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve yazmalı kitaplarda bölgedeki Kürt aşiretleri yaşadığı hayatı ve gelenekleri yaşayan Yahudileri dini ve sosyo-ekonomik durumları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanında, bu bölge ile ilgili diğer bilgileri Yahya ez-Zâhirî vermektedir.

Persler tarafından Babil krallığının yıkılmasından sonra, sürgün yaşadığı Babil’den Kudüse dönmeyen ve Yahudilerden diğer önemli bir grubu Orta Asya Yahudileri teşkil eder. Orta Asya’daki Yahudi kabilelerinin en belli başlıları; “Issakar, Naftali ve Efraim”lerdir.Kendisi de bir Yahudi olan Rus araştırmacı “Albert Kaganovitch”in Orta Asya’daki bu Yahudiler üzerine yaptığı araştırmaları önemli bir yeri vardır.

A. Kaganovitch, Buhara’nın Orta Asya’da 2300 yıldır buralarda yerleşmiş Yahudi topluluklarının merkezi olduğunu yazıyor. Bütün Orta Asya Yahudileri bu sebeple “Buhara Yahudileri” olarak anılır.

A. Kaganovitch, yukarıda isimleri zikredilen Yahudi kabilelerinin İslam’ın buralarda yayılması ile birlikte kendilerini gizlemek için önemli bir kesiminin Müslüman olduklarını daha doğrusu şeklen Müslüman olduklarını diğer dönmelerde olduğu gibi, kendi içlerinde ise Yahudilik inançlarını yaşadıklarını, dışarıda kullandıkları Müslüman isimlerinin yanında kendi içlerinde ise Yahudi adlarını kullandıkları belirtir.

Özbek Türkleri bu şekil bir hayat yaşayan “dönme” Yahudilere “Çala” lakabını vermişlerdir.(8)Bu bölgede özellikle Barzaniler, bölgesindeki Yahudilerin hahamları bölgelerinin en önemli Yahudi eğitim merkezlerinin temsilciliklerini yapmışlardır. Buralardaki Yahudi eğitim üsleri o kadar meşhur olmuştu ki, Filistin ve hatta Mısır’dan bile Yahudi gençleri buraya Yahudiliği öğrenmek için eğitime gelirlerdi.

Türkiye’deki Yahudiler hakkında önemli bilgiler veren Prof. Avram Galante’nin şöyle bir hatırısından bahseder:

‘İstanbul’da B’nai-Brit’in’ (Küresel hakimlerin en önemli Yahudi örgütlerinden birisi olup, merkezi ABD’dedir. MR. Başkanı ‘Henry Sari Aronu’nun bürosunda Yahudi tipinde benzeyen ama Kürtçe’nin urmançı ağzını konuşan ve Diyarbakırlı olduğunu söyleyen birini kendisinin Yahudi olduğunu söyledi. Gerçekten de yapılan araştırmalarda Güneydoğu Anadolu’nun birçok yerlerinde Kürt aşiretleri arasında İbrani (Yahudi)lerin, var oldukları ve bu zamana kadar kendilerini korumaları ve gizlemeleri dikkat çekicidir. Bu bölge’de Fırat ve Dicle bölgelerinde, ayrıca Kafkasya’dan gelme “Yahudi asıllı Ermeniler (Pakraduniler MR.) gibi Yahudi asıllı Kürtler de bulunmaktadır.”(9).

Yahudi asıllı Kürt aşiretlerinden birkaç örnek vermek; siyasi Kürtçülüğün kimler tarafından hazırlanıp gündeme getirdiklerini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nasıl bir komplo ile karşı karşıya olduğunu belirlemek istiyoruz.

Bunun yanında daha önce; 1992 yılında “yayınladığım yine bir araştırma eseri olan “Saklanan Gerçek”, “Kurmanç ve Zazalar’ın Kimliği” adlı eserimizde, Ermeni asıllı Kürtçe ve Zazaca konuşan, Sunni ve Alevi kimliği ile de gizlenemediklerini yani Ermeni asıllı Kürt ve Zazalar’dan bir nebze bahsetmiştik.

Ayrıca yine ilk defa Barzaniler’in Yahudi asıllı Kürt Yahudileri olduğunu aynı eserimizde bir nebze bahsetmiştik.

Şimdi, Barzaniler ile diğer Yahudi asıllı Kürt aşiretlerden; “Bedirhan ve Babazadelerden de” bahsedeceğiz.

 

BARZANİLER

Barzani aşreti, “Biraji, Şarvani ve Dolemari” ve “Mizari” olmak üzere dört kabileden meydana gelmektedir.

Barzan bölgesi Irak’ın Erbil iline (Erbil bir zamanlar Türkmenlerin en yoğun bulunduğu bir şehirdi) bağlı olup Irak’ın kuzey ucunda yer almaktadır. “Encyclopedia of İranica’ya göre Barzan adı, Kuzey-Batı dillerde ‘Goranice’de - ‘Mahalle’ anlamını taşıdığını belirtir.

Hahamlar yetiştiren Barzan ailesi hakkında pek çok önemli bilgilerinin kaynaklarından biri de “Yahudi Ansiklopedisi (Judaica’da) vermektedir ve de şöyle açıklamaktadır:

“Musul şehrinde yaşamış olan ‘Haham Ben Nethanel BARZANİ Halevi’ hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Nethanel Barzani Musul’a yerleşmiş ve bu bölgedeki Talmut (Yahudiler’in dini içtihatlarını anlatan önemli dini bir kaynaktır) eserlerini ve İbrani diline ait eserleri geniş bir kütüphanede toplamıştır. Bu eserler ve yazma kitaplar yine Haham olun oğlu “Samuel Barzani”ye miras bırakmıştır.

Samuel Barzani Kuzey Irak’taki Kürt Yahudilerinin en önemli ‘Kabalist’lerindendi. Barzani Yahudi ailesi, bölgesinde ve Musul’da ‘Yeşiva’ okulunu kurdu. Barzani ailesinin diğer ‘Kabalist’ hahamları Musul’da ve diğer Kuzey-Irak şehirlerinde yaşamışlardır. Bu bölgenin en seçkin hahamlarını yetiştiren ailelerindendirler (10).

Şimdi bu ailelerden Mesut Barzani’nin ailesinin geçmesine bakalım:

Zap Irmağı’nın sol tarafından kurulan 'Barzan' köyüne bir tarihte 'Mesud' isminde bir adam gelir ve yerleşir. Çevre edinip, Barzan kalesi'nin yapımında önemli desteği olduğundan olsa gerek, Barzanlılar tarafından itibar görür, Burada evlenir. Barzani ailesinin ilk ferdi bu Mesud'dur.

Bu ara Medreseyle ilgilenmeye başlar. Oğlu Said'i bölgedeki medreselerde okutur. Said' dert sonra gelen oğlu Mesud(II.) de benzer bir eğitimden geçer. Özellikle de II. Mesud' un oğlu 'Taceddin', tasavvufa karşı ilgi duyarak Barzan. nahiyesinde hemen bir tekke kurar. (A.Kadir Berifkani, 'Mustafa El~Barzan', Kahire/Londra 1966, El-Merkezt Arabi ed-Devlili 'L-Flem yayınları, sf:96,97).

Bu yıllarda 'Kadirilik ve Nakşilik' tarikatları önem kazanmıştır. Bölgede Nakşibendiliğin ilk yayıcısı 'Mevîânâ Halîd-f Bağdadî'dir (1777-1837). Bağdadlı Halit,1809 yılında Hindistan'a giderek önemli bir Nakşibendi Şeyhi olan 'Abdullah Dehlevî’den eğitim alarak ve daha sonra ondan halifelik beraatım da alarak bölgeye geri döner ve kısa zamanda buranın en etkin Nakşibendi Şeyhi olur.

Hakkarili 'Abdullah Nehri' ve 'Palulu Ali Septi' vasıtasiyle Kuzey Irak, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'ya yayılan 'Halidiye Nakşiliği', Berzanlı Taceddin'inde ilgisini çekmiş, Nehrilerden Şeyh Taha, Taceddin'e Nakşibendi tarikatının tasavvuf öğretisi hususunda onu eğitmiş daha sonra da ona halifet vererek, Barzan'daki Tekkenin faaliyetlerini hızlandırmıştır (M. Sıraç Bilgin, "Barzani", İst-1992, Fırat Yayın, sf:16).

Babadan oğula Şeyhlik makamının geçmesi geleneğinin (her zaman değil M.R.) bir örneği olarak, Nakşibendi Şeyhi olan Taceddin'den bu makamı oğlu Abdüsselam'a (I.) geçer. Bu sırada I. Abdüsselam, Şeyh Taha'dan fıkıh dersleri de almış olmanın avantajlarıyla Şeyh ile münasebetlerini sıklaştırmıştır.

Bu arada bazan Halid-î Bağdadî'yi de ziyaret etmekteydi. Bazı araştırmacılara göre (A.Kadir Berifkânî gibi) I. Abdüsselam bu ziyaretlerin birinde Mevlânâ Halid'den bölgenin Nakşibendi Halifesi olma iznini bile almış.

I. Abdüsselam, 1862’de, Şehyliği oğlu 'Muhammet Barzani'ye' bırakmış ve daha sonra da vefat etmiştir.

M. Sıraç Bilgin gibi bazı siyasi ayrılıkçı Kürtçüler, I. Abdüsselam'm, "Osmanlı Devletinin mecburi iskânına ve zorla askere alınmalarına karşı çıkıp ayaklanması, görüşmeler için gittiği Musul'da yakalanıp idam edilmiştir" demektedirler.

Her ne kadar böyle bir iddiayı ileri sürüyorlarsa da ne Osmanlı'nın o tarihlerdeki bölgenin kayıtlı olaylarında böyle bir olayın olduğuna dair bir kayıt var ne de buradaki olayları kaydetmiş olan Hollandalı Kürdoloğ 'Martin Van Bruinnessen'in yazılarında.

Martin Van Bruinnessen, I. Abdüsselam ile ilgili daha farklı bir şekilde anlatmaktadır.

Van Bruinnessen bu husustaki görüşleri şöyle: "Şeyh Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'den hilafet alan I. Abdüsselam, Şeyhi'nîn Ölümüne müteakip kendisini onun temsilcisi olarak ilan etmesi, Şeyh Taha'nın oğlu Şeyh Ubeydullah, Abdüsselam ve muridlerinin delirdiğini, şeytanın kurbanları olduğunu" ileri sürerek 'ona’ savaş açtı. I. Abdüsselam bu savaşı kaybetmesine rağmen' Müridleri kendisini ‘Mehdi’ ilan ettiler. Abdüsselam başına bir şey gelir diye korkusunda saklanır. Daha sonra da ölür.

"Yerine oğlu 'Muhammed Barzani' geçti. Muhammed Barzani, Şeyh Ubeydullah'a bağlılığını bildirdi. Fakat Şeyh Ubeydullah İngilizlerin yardım ve kışkırtmalarıyla Osmanlı'ya isyan etmiş, bu isyan bastırılınca, Şeyh Hicaz bölgesine sürgüne gönderilir. Bu sürgünün, hemen arkasından Muhammed Barzani babası gibi 'Mehdiliğini' ilan eder. Fakat bölge halkının önemli bir kısmı mehdiliğini benimserler. Şeyh Ubeydullah’ın muridleri ile buna bağlı bazı Kürt aşiretleri, Muhammed Barzani ile müridlerine ‘divâne’ (aklını kaçırmış) kimseler olarak görüyor ve alay ediyorlardı". der. (Martin Van Bruinnessen, ‘Ağa, Şeyh ve Devlet’ Çevr. Remziye Aslan. Ank (tarihsiz). Özge Yayın, sf:322, 323).

Kuzey Iraklı bazı Kürt kaynaklarına göre I. Abdüsselam'ın yerine geçen oğlu Muhammed Barzani aşiret ve kabile kavgalarından kaçan insanların sığınacağı bir kimse olarak zikredilmekteydi.

Osmanlı Hükümeti'ne yapılan bazı şikayetler yüzünden bir ara Bitlis'e sürülmüş ve burada birkaç yıl kaldıktan sonra tekrar Barzan'a dönmüştür. Ondan sonra kimseyi kabul etmemiş ve 1903 yılında yerini ve Şeyhlik makamım oğlu II. Abdüsselam Barzani'ye bırakmış, ve daha sonra da vefat etmiştir (A. Kadir Berifkâni, a.e., sf: 17).

Bitlis ve bir kısmı da Diyarbakır'da mecburi iskana tabi tutulan bu ailenin bu durumu, Osmanlı Hükümeti'nin sebepsiz yere aldığı bir karar değildi; uzun zamandır buralarda sürer-aşiret ve tarikat kavgaları rol oynamıştı.

Nitekim, 1888'in başlarında Barzan aşiretinin katıldığı bir kavgayı ancak Osmanlı ordusu bastırmıştır (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Yay. PRK. ASK., nr.44/14).

Muhammed Barzani, 1898'de "Becil ve Fakih Abdurrahman" aşiretleriyle siyasi, Eylül 1903 yılında ise Şemdinli Şeyh Muhammed Sıddık Nehri'yle de dini-tarikat nüfuz mücadelesi şeklinde çatışmalar olmuştur, I. Abdüsselam'ın oğlu Muhammed Sıddık Barzani aslında tam bir medrese eğitim görmemiştir. Çünkü kendisi 'kekeme' bir kimseydi. Rus Kürdolog Bazil Nikitin'e göre Muhammed Sıddık, hem kendi aşireti-yani Barzanileri-hem de diğer bağlı olan aşiretler üzerinde çok kaba bir güç kullandığım belirtir.

Özellikle, Şeyh Ubeydullah'ın Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmesi, daha sonra ceza olarak Hicaz'a mecburi iskâna tabi tutulması ile Muhammed Sıddık Barzani, bu durumu siyasi ve tarikat başkanı açısından değerlendirerek bölgedeki nüfusunu daha da arttırmıştı ve zorla, baskı ile civardaki diğer aşiretleri de kendisine boyun eğdirmiştir.

Muhammed Sıddık Barzani, babası I. Abdüsselam Barzani gibi kendisi de ‘Mehdi'liğini ilan etmesinin yanında Osmanlı Devleti'ne karşı da Cihad-ı mukaddes fetvasıyla savaş açmıştı.

Uydurma mehdiliğine ve cihad çağrısına çıkan birçok kabile ve aşiretlere karşı zor kullanarak feci olaylara sebebiyet vermiştir.

Misal olarak; "Zibar Aşireti'nin" liderlerinden 'Molla Perisay’ın basma gelenler'-korkunç ve tüyler ürpertici idi.

'Kendisine karşı çıkan ve Osmanlı Devleti yanlısı duruş gösteren Molla Perisay, Muhammed Sıddık Barzani'nin müridleri tarafından yakalanır ve vücudu parça parça edilerek öldürülür. Daha sonra da Molla'nın parçalanmış vücutlarının azalarını içi oyulmuş bir ceviz1 ağacının gövdesine konarak yakmışlardır'.

1903'de böyle bir zalimce kişiliğe sahip sözde Nakşibendi Şeyh'i olan ve mehdiliğini "yine sürüp Osmanlı Devleti'ne de savaş açan Muhammed Sıddık Barzani ölmüş ve geride ‘beş oğlu' kalmıştır; "Abdüsselam II, Muhammed Sadık, Muhammed Babu, Ahmet ve Mustafa Barzani".

En büyükleri olan II. Abdüsselam Barzani Barzanilerin başına geçer. Başa geçer geçmez ilk yaptığı iş bölgenin tek siyasi lideri gibi davranır, Nakşibendi Şeyh kimliği altında yani dini otoritesine dayanarak çevredeki diğer bazı kabile ve aşiretleri de kendi hakimiyeti altına alır.

1907 yılında bölgedeki kendine bağlı aşiret temsilcileri ile toplanarak "Bab-ı Âli" ye (yani Osmanlı Hükümeti'ne) bir nevi ültimaton tarzında, 'özerklik' istediğinde bulundu (M. Sıraç, ae., s.18).

Böyle bir isteği olmakla birlikte II. Abdüsselam Barzani'nin Osmanlı Arşivlerine göre asıl baş kaldırışı yani isyanı, 1909'da olmuştur.

II. Meşrutiyet'in ilânından sonra II. Abdülhamit'in merkezi idaresi zayıflaması veya zayıflatılması (adem-i merkeziye) (şimdi de malum dış ve iç merkezler, merkezi idarenin güç ve yetkisinin azaltılıp, yerel yönetimlerin daha da güçlendirilmesi, eyaletlerin kurulması istendiği gibi) ile birlikte Balkanlarda parçalanma, Ayrılıkçı Arapların Osmanlı'dan ayrılma hareketleri gibi II. Abdüsselam Barzâni'de Osmanlı'dan ayrılmak ve müstakil bir devlet olan için harekete geçer.

Hemen bölgedeki Kürt kabileleri ve siyasi Kürtçü Örgütlerle irtibata geçer ve toplantı yapar. Şeyh Nur Muhammed Berifkanî'nin evinde yapılan toplantıda II. Abdüsselam'ın Osmanlı Devleti'nden taleplerinin neler olacağı tartışıldı. Bunlar:

  - Osmanlı Devleti, bölgedeki resmi dilin Kürtçe olduğunu kabul etmeli (şimdi de AB. ABD, İsrail ve içimizdeki taşeronları istiyor MR.

  - Bütün yöneticiler Kürt olmalı,

  - Öğrenim Kürtçe olmalı,

  - Alınan vergilerin bir bölümü buranın okul ve yol yapımları için kullanılmalı.

Siyasi Kürtçülerden N. Sıraç, Barzaniler ile ilgili yazdığı eserde, bu taleplere bir de "dini bir. muhteva (içerik) kazandırmak için devletin dini İslam olduğundan, İslam hukukunun da uygulanması" isteğini ekliyorsa da bu doğru değildir.

İşin ilginç ve de önemli yanı toplantıya katılan aşiretlerin bir kısmı Abdüsselam'ın bu, taleplerine katılmamış olmalarıdır. II. Abdüsselam, karşı çıkanları ikna etmek için, biraz' mürekkep yalamış, medrese görmüş kimselerle bu işi yapacaklarını belirtmesine rağmen/muaffak olamadı. II. Abdüsselam, hazırladığı isteklerini kendisi gibi ayrılıkçı görüşe sahip Emin Ali Bedirhan, Şeyh Abdülkadir Nehri ve Süleymaniyeli Şerif Paşa'ya da teyit ettirdikten sonra kendi adına Osmanlı Hükümeti'ne (Bâb-ı Âlîye) gönderdi.

Osmanlı hükümeti Abdüsselam'ın baş kaldırışına karşı bölgeye hemen Kafkas Kartalı; büyük zat Şeyh Şamil’in torunu Dağıstanlı Mehmet Fazıl Paşa komutasında bir ordu gönderdi. Devlet güçleri bu isyanı iki ay içinde bastırdı (A. Kadir Berifkânî, a.g.e.; sf: 97-98).

Aslında bu başkaldırı bitmiş değildi, bundan sonra da bu kabil isyanlar birbiri ardına devam etti.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

693 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi