TARİHİ İYİ BİLMEK İYİ OKUMAK VE DERS ALMAK-26 Fehmi YÜCESOY

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak-26

Bir süreden beri; OSMANLI (TÜRK / TÜRKİYE) merkez olmak üzere özellikle Avrupalı güçlerle olan ilişkilerini yazmaya / anlatmaya çalıştım.

Bu süreç içerisinde, yalnız DEVLETİ ALİYE’Yİ değil; diğer halkları / ulusları da doğrudan ilgilendiren, tarihi-siyasi-toplumsal ve ekonomik dönüm, hatta kırılma noktalarına kadar özet de olsa, değinmeye çalıştım: KAVİMLER GÖÇÜ, VİKİNG ve NORMAN İSTİLASI, ATLI KAVİMLERİN AVRUPA’YA GİRMESİ, BARBAR DUVARLARI, HRİSTİYANLIK, ROMA’NIN PARÇALANMASI, BİZANSIN DOĞUŞU, ASYA’NIN DERİNLİKLERİNDEN MOĞOL BASKISINDAN KAÇAN TÜRK SOYLU HALKLARIN AVRUPA İÇLERİNE KADAR GELMESİ, ANADOLUNUN TÜRKLEŞMESİ, ATA DEDELERİMİZ OLAN OĞUZLARIN BALKANLARA YERLEŞMESİ, BATI ROMANIN YIKILMASINDAN SONRA AVRUPAYI SARAN “KARANLIK ÇAĞ”, BİZANSIN DÜŞMESİNDEN SONRA, AVRUPADA GÖRÜLEN REFORM VE RENÖSANS DÖNEMİ, HRİSTİYAN DÜNYASINDA YAŞANAN DİN / MEZHEP MÜCADELELERİ.

Avrupa’da farklı bir gelişlimde ki; aslında bugünkü Avrupa medeniyeti dediğimiz KÜLTÜREL HAVZAYI doğuran nesnel tarihi gelişmelerin bir sonucudur. 1089 HABEAS CORPUS, 1215 MAGNA CHARTA, 1588 İSPANYOL FACİASI, 1555 WORMS DİETİ, HANNOVERLER DÖNEMİ, CROMWELL DEVRİMİ, 1648 WESTFALİA ANLAŞMASI, 1709 PUVATYA…

Yalnız bunlar mı; 1683 II.VİYANA KUŞATMASI. Bu arada önce İngiltere’de başlayan, SANAYİ DEVRİMİ, KEŞİFLER ve İCATLAR ÇAĞI…Önce koloniler halinde yerleşime ve iskana başlanan YENİ DÜNYA (AMERİKA) denen coğrafyada XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan MERKEZ-KAÇ EĞİLİMİ, 1776’da FİLADELFİYA’da okunan, AMERİKAN BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ ve arkasından yalnız Kara Avrupa’sında değil; tüm dünyayı etkileyecek olan FRANSIZ DEVRİMİ ve hemen sonrasında Avrupa’da yaşanacak, NAPOLYON SAVAŞLARI, yalnız Avrupa’yı değil, ORTADOĞU’yu da kapsayacaktı.

XIX. yüzyıl; yalnız insanları, toplumları, halkları ve ulusları değil, aynı zamanda DEVLET adını verdiğimiz, hukuki / siyasal oluşumları da, derinden etkileyecekti. Özellikle Fransız Devriminin; HÜRRİYET, EŞİTLİK, ADALET gibi duyguların içeriğine MİLLİYETÇİLİK ilkesini de katacak, insanların düşünme güç ve yetilerinin misliyle artmasıyla sonuçlanacaktı.

XIX. yüzyılın bu çerçeve içerisinde, en büyük farklı / etkili / kalıcı işlevleri: İnsanların düşünme ve tasavvur güçlerini çok zenginleştirmiştir. Öncelikle siyasal ve ekonomik değerler, kavramlar, yeni yeni anlamlar içerikler kazanmaya başlamıştı. Bu gelişim çizgisi ise, MİLLİYETÇİLİK / SOSYALİZM / SENDİKACILIK / İNSAN HAKLARI gibi temel siyasal ve ideolojik kalıp-kavramların dilimize yerleşmesine neden olacaktı.

Bütün bu OLUMLU / OLUMSUZ gelişmelerin, yanal güç olarak TEKNOLOJİK değişmeleri de birlikte düşünürsek; hatta hepsini bir tür “POTADA” erittiğimizi düşünün.

Ünlü İngiliz tarihçilerden C.HİLL “ TARİH,OLAYLARIN BİR ANLATISI DEĞİLDİR.TARİHÇİNİN ZOR OLAN GÖREVİ NE OLUP BİTTİĞİNİ AÇIKLAMAKTIR” diyerek dilimize de çevrilen , İNGİLTERE’DE DEVRİM ÇAĞI 1603 – 1714 adlı eseri bizim bu çalışmamızda belki de; bir tür model oldu.

Adı geçen çalışma ile aramızdaki tek farklılık kuşkusuz konu ve başlığı değildir tarihçilik mesleğinin belki de en temel sorunlarından biri ve hatta en zor olan bakış açılarından biri, KARŞILAŞTIRMALI bir bakışı öne almak ve sürekli eş zamanlı, ana konunun içinde yer almak koşulu ile, ülke – halkları –ulusları – dinleri kısaca hayata ait ne varsa bütün değişken / sabit girdileri, zaman tüneli içinde politik / ideolojik yönleri ile birlikte ele almaktı.

Böylesi bir yöntem / yaklaşım ; ister istemez hem bu satırların yazarını hem de siz okuyanları belli konuda ,daha derin düşünmeye sevk edebilir. Yalnız unutmayın bu satırların yazarı TARİH lisans eğitimi almamıştır. Yapı ve politik şuur olarak TÜRKÇÜ gelenekten gelen biri olarak, ideolojik tutarlılığın ilk işi veya alfabesinin sağlam / doğru / gerçekçi yanının TARİH BİLGİSİ VE BİLİMİNDEN geçtiğini de kabul eder.

Bir başka özellik ise, bu satırların yazarı MEKTEBİ MÜLKİYE’NN en “ FIRTINALI” döneminde de olsa okulu devre kaybederek bitirme başarısında aramak şart gibi.( 1969 – 1976 ) Fakültenin fakülte olduğu son yıllardı. Önce sınıf geçme notu ortalama 7 idi. ÜSSÜ MİZAN denen uygulama çok katı uygulanır. Ders değil sınıf geçme vardı. Hele bir de yıl ortasında KURA sınavı vardı. Üstelik oda ÜSSÜ MİZANA dahildi.

Eğitim öğretim kadrosuna ise denecek tek bir kelime bulunmazdı. Hocalar son derece adaletli, nesnel kimseler asla duygusal veya ideolojik yaklaşımlarını ÖĞRENCİLERE KARŞI DA KULLANMAZLARDI. Aksine bir tavır ve tutum olsaydı asla mezun olmazdım.

Hangi hocadan bahsedelim ki; M.SOYSAL - N.ABADAN – UNAT – Ş.MARDİN – F.ARMAOĞLU –A.ŞENEL –M.TUNCAY – B.TUNCER – İ YASA-İ.ORTAYLI – S.AKŞİN.

Tarih bilgim ve şuurumun üstüne ( Tarih şuurumun belirmesinde ve ilk kıvılcımların çakmasında daha ilk okul sıralarında okuduğum Nihal ATSIZ’ın eserlerinin yeri ve ağırlığını inkarı mümkün müdür? Hatta zaman zaman değindiğim KURTKAYA felsefesi yaşam ilkem olmuştur.

Yazmaya ,anlatmaya çalıştığım bütün tarihi gerçekler : MÜLKİYE de aldığım temel eğitim, çocukluğumdan bu yana beynime ve yüreğime sahip olan TÜRKÇÜLÜK ve yıllar içinde okumalarımın bir sonucudur. Elbette size ters, aykırı hatta doğru gelmeyen hususlar, anlatılar olacaktır, o kadar da izniniz olursa aramızda farklılıklar ve ayrılıklar olsun..

Artık bu çalışmanın sonlarına gelmiş bulunmaktayız bundan sonra bir kaç ek analizimi veya bilgi notumu sizlerle paylaşmak isterim.

XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren; CERMENLİKTEN ALMANLIĞA, PRUSYA PRENSLİĞİNDEN ALMAN İMPARATORLUĞUNA geçiş sürecinin başlangıcını, 1740’ta BÜYÜK FRİEDRİCH ile başlayan süreç, 1918’de II.WİLHELM ile hazin bir şekilde sonuçlanacaktı.

Alman tarihini bir bütün olarak ele alıp inceleyecek olursak; en önemli dönüm noktalarının askeri zaferler ve yenilgilerle, paralellikler gösterdiğini, görmekte ve tespit etmekteyiz. 1709’da Rusların İsveçlileri yenmeleri, BERLİN’i rahatlatırken, 1757’de ROSSBACH zaferiyle Prusya Fransa’nın politik ve askeri baskısını hafifletmiş olacaktı.

ALMANLIK, ethosunun oluşumu, kimliğinin gelişimi ve sosyolojik anlamda, ULUSAL kimliğin oluşumunda; A.SMİTH’in tanımıyla, ulus tanımında tarihi olayların yeri ve önemi çok büyüktü. Ulusal belleklerde, oluşan ve gerçekten gerek bireysel gerekse toplumsal hafızalarda yer alan olaylar asla unutulmaz. Mesela 1809’da PRUSYA ORDUSU’nun, NAPOLYON karşısında JENA’da aldığı yenilgi; Güney Almanya’ya hakim olan KATOLİK kuşağın temsilcisi ve lideri olduğunu iddia eden BAVYERA’nın konumunu en az bir elli yıl daha uzatacaktı.

NAPOLYON SAVAŞLARININ bitimi VİYANA ANLAŞMASI 1848, Avrupa sosyal ayaklanmaları, PARİS “BARİKATLAR SAVAŞI”; PRUSYA’ya uzun yıllardan beri beklediği tarihi, politik ve askeri fırsatı vermiştir. Önce DANİMARKA’yı, AVUSTURYA’yı ve FRANSA’yı adeta sıraya dizerek yenmiştir.

Bilindiği gibi Prusya merkezli Alman ENDÜSTRİLEŞME/ SANAYİLEŞME ve TEKNOLOJİSİ ve aynı zamanda SERMAYAYE BİRİKİMİ / KAPİTALİST gelişmesi Almanya’yı özellikle XIX. yüzyılın son on yılında; “GÜNEŞTE BİR YER”, “DRANG NACH OSTEN “ gibi ilkelerle yeni bir dış politika aramaya başlayacaktı.

Baba WİLHELM’in ölümü, çocukluğundan bu yana çeşitli komplekslerle büyüyen WİLHELM’i Berlin’de, II.WİLHELM’e İMPARATORLUK YOLUNU açacaktı.

Berlin’de tahta geçen genç imparator, o günlere kadar “PRUSYAYI ALMANYA YAPAN” denge kaynağı yapan, ŞANSÖLYE BİSMARCK’ı kendi kişisel politikalarına engel gördüğü için O’nu emekliye sevk etti. Artık Alman İmparatorluğu’nun, tek gerçek efendisi; KAYZER II.WİLHELM’di.

XX.. Yıl’a adım atıldığında artık dünyanın politik – askeri yapılanması, güçler dengesi, stratejik ve jeopolitik değerlendirmesi, NAPOLYON SAVAŞLARININ ertesinde imzaya alınan VİYANA KONGRESİN’den neredeyse yüzyıl geçmiş, dünyada ülkelerin , devletler ve ulusların, geleceğe ait düşünce / tasarıları adeta alt üstü olmuştu. Üstelik arkada bırakılan yüzyılın son çeyreğinde insanlık açısından gerçekten “SÜPER “ bir dönem yaşanmış. Bu dönem içinde “dehalar çağı “ denmeye başlanacaktı.( GENİUS ) denecekti.

XIX. y.yılın son on yılı ile XX.y.y ilk on yılı arasında toplam 20 yılda; bilimsel ilerleme adeta “füze hızında” olmuş, yalnız temel bilimler değil, diğer gerek fen gerekse sosyal bilim dallarında da, özellikle makine – metalürji - demir / çelik – kimya, gibi disiplinlerde en üst seviyeye çıkmış. Bütün bu ilerlemeler hemen ASKERİ TEKNOLOJİYE yansıtılmıştı.

Belki de bir araştırmacının çok haklı değerlendirmesi / sınıflandırmasına bakacak olursak,( ASKERİ DEVRİM G.PARKER) Askeri teknoloji ve ateşli silahılar büyük çaplı toplar patlayıcılar, artık savaşların hem içerik hem de yüzeysel etki / sonuçlarında büyük değişikliklere yol açacaktı.

XX.y.y ilk çeyreği neredeyse dünya üzerindeki güç ve politik / askeri dengelerin bir anlamda daha net, radikal anlamda belirlenmesine yol açacak.Taraflar artık daha net bir şekilde politik / askeri konumlarını deklare edeceklerdi. İtalya gibi fırsatçı devletler “ daha daha “ der gibi beklenti içindeydiler. Devletler arasında aslında en garip, çaresiz konumda olan ise; OSMANLI DEVLET’iydi. İSTANBUL son 30 yıl içinde başına gelenleri anlamamış veya İÇ POLİTİK çekişmelerin devamlı yenilgi “ GÖÇ ve SÜRGÜN “ gibi bir de muhtelif azınlıkların çıkardığı isyanlar ile savaşmak / boğuşmak zorundaydı.

1908 den beri “ HASTA ADAM “ zaten can çekişmekte, Avrupalı EMPERYALİST / SÖMÜRGECİ güçler, ülkenin bütün ekonomik / mali zenginliklere çeşitli yollardan ek koyarak mali kontrolü de kendi iş görenleri ve kurumları ile el koymuşlardı .Artık sırada OSMANLI DEVLETİNİN politik ve hukuki varlığı sorgulanıyordu.

İstanbul için tek yol elbet “ DEVRİM” değildi “küllerinden yeniden doğacak “ veya “ ERGENEKONDAN ÇIKACAKTI “

OSMANLI DEVLETİ, dünya üzerinde hak ve çıkar peşinde olan iki blok için en önemli vazgeçilmez hedef halindeydi. Birbirleri ile “ ölümüne ,İNGİLTERE – ALMANYA arasında bölüşülmeyen sanki bir tür“ KIZIL ELMA “ olarak bile kabul ediliyordu. Çünkü İmparatorluğun hemen gerisinde artık önemi kalmamışsa da gene de HALİFELİK kurumu vardı.

 

BİTTİ

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

53 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi