TARİHİ İYİ BİLMEK İYİ OKUMAK VE DERS ALMAK-25 Fehmi YÜCESOY

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak-25

KATOLİK KİLİSE VE PAPALIK KURUMU neredeyse XV.yüzyılın sonuna kadar, Avrupa kıtasında resmi / geçerli tek din haline gelmiş. Din ve inanç açısından kendisine tek meydan okuyan,güneyden Anadolu üstünden DOĞU ROMA İMPARATORLUĞUNA (BİZANS) son veren OĞUZ TÜRKLERİNİN kurduğu OSMANLI İMPARATORLUĞUDUR. Balkanlara ayak atması, ileri geri bir strateji ile, Latin (Katolik ) dünyasına adım adım sokulmasıydı.

Katolik kilise ve öğreti, Avrupa’nın en ileri ucundan Cermen topraklarına kadar yaygın ve egemen bir inanç olmuştu. Ancak daha önce de değindiğimiz gibi, Hıristiyanlık ideolojisi ve inancının da kendi içinde hem iman hem de şeklen ayrılıklara uğraması, özellikle BİZANSIN bu konuda “ sivri” çıkışı, HİRİSTİYAN inancını adeta “ elma misali “ ortadan ikiye ayıracaktı. Bu ayrılığın en şiddetli döneminde, din değiştirmeye karar veren; MOSKOVA ÇARI’ nın Hıristiyanlıkta ama ORTODOKS, yani BİZANS’ın tarafında seçimde bulunması, HRİSTİYAN DÜNYASINDAKİ dengeleri hem değiştirdi hem de derinden olumsuz yönde etkileyecekti. Bu gelişme taraflar arasındaki düşmanlığı ve mücadeleyi artık saklanamaz hale getirecekti. Coğrafya olarak, Ortodoks inanca bağlananlar kıta Avrupa’sının uzak köşelerinde olması, belki ilk bakışta önemli değil gibi gelebilirdi.

Avrupa açısından asıl kırılma / kopma olarak, insanlığın ortak sorunu olması :PAPALIĞIN son derece zecri denecek kadar sert, hoşgörüsüz uygulamaları, CENNETTEN ARSA SATIŞI – GÜNAH BAĞIŞLAMA – AFOROZ UYGULAMALARI, hem halkın hem de bazı din adamlarının tepkisini çekmeye başlayacaktı.

Özellikle İNGİLİZ KRALI VIII. HENRY’ in İspanyol Kralının kız kardeşi ile boşanma sürecinde yaşadığı sıkıntıları, PAPA ‘nın “ikircikli “ tutumu, bir anda, İngiliz krallığında, kıyametin kopması demek oldu.

Bir başka ve daha da ciddi sorunlar. özellikle Almanya’ da bazı prenslerin de desteğini alan LÜTHER adlı bir DİN ADAMININ, açık ve son derece net papalığa meydan okuması , artık” DEVENİN BELİNİ KIRAN TÜY” olacak, Avrupa neredeyse 150 yıl sürecek bir DİN / MEZHEP savaşına sahne olacaktı.

Bu konuları zaman zaman eski bölümlerde de yazdığım için tekrar olmasın diye üzerinde fazla durmak istemiyorum. Ancak şu bir gerçek ki ; bu bölünme ve sürekli savaş hali Avrupa ,toplumsal ve siyasal bölünmesinde en az KAVİMLER GÖÇÜ kadar etkili olacak, gelecekte de Avrupa’nın insan ve toplum dokusu üzerinde derin izler ve etkiler bırakacaktır. ( BEER )

Almanya : Bu yapılanma ve oluşum içinde diğer uluslara ve devletlere oranla daha farklı konumda olacaktır. Bir kere JEOPOLİTİK VE JEOSTRATEJİK açıdan, SLAV / ORTODOKS – LATİN(FRANK) / KATOLİK,ağırlık merkezlerinin tam ortasında hem politik – ticari – askeri – kültürel.KÖPRÜ / BARİYER olacak. Bu ise CERMENLİKTEN ALMAN ULUSAL KİMLİĞİNE GEÇİŞİN belkide ANAHTAR KELİMESİ – SİHİRLİ SOPASI olacaktı. (HERDER – FİCTHE – hatta WAGNER )

AVRUPA – DÜNYA ve ALMANYA ilişkisini bir ÜÇGEN’in köşeleri olarak düşünürsek bunlar arasında her açıdan bir karşılıklı ilişkiler ağının olduğunu ve bu ağın zaman zaman krizlere neden olsa da sonuç olarak, gerek insanlık gerekse toplumsal açıdan da gerçek olduğunu görmekte ve bilmekteyiz.

Bu tür ilişkileri veya yaşanmış olayları ele alanlar, nesnel olarak konulara bakmak zorunda olan; her kes için ,OLMAZSA OLMAZ ilk kural mümkün olduğunca ,ön yargılardan uzak durmak,” basma kalıp “ düşüncelerden kalıplardan arınmak, bu konularda yapılacak bütün çalışmalarda konunun ABCE si olmalıdır.

Eğer bir de söz konusu ülke / devlet ve ulus ALMANYA ise ;

• Modern Alman tarihini XIX.y. yıldan başlatmak gibi genel bir eğilim vardır.

• Alman tarihini bütün yönleri ile anlamak kavramak ve yorum yapabilmek için ; İNGİLİZ SANAYİ DEVRİMİ – BRİTANYA İMP – İNGİLİZ EMP – FRANSIZ İHTİLALİ – NAPOLYON SAVAŞLARI – VİYANA KONFERANSINI,

• BİSMARC ‘ ŞANSÖLYELİ ve II.WİLHELM tarafından biraz da zorunlu emeklilik dönemini,

• BERLİN / PRUSYA çekirdekli ALMAN İMP doğuşu.( 1866 – 1871 SADOWA – SEDAN ZAFERLERİ )

• II.WİLHELM “in “ hayalleri “ DRANG NATCH OSTEN “ rüyası”

• Bütün bu politik – askeri çekişmeler, jeopolitik ve jeostratejik zorlamaların karşısında ,İNGİLİZLERLE belki de bir tür “ NİAHİ ÇÖZÜM “

• 1914-1918 yılları arasında ,taraflar arasında yaşanacak ve “YILBAŞI EVDEYİZ “ diye bağıran askerlerin demiryolları ile cepheye taşınmasından sonra ancak 4-5 yılbaşı sonrası evlerine dönen veya hiç dönemeyen yığınlar.( FROMKİN – MEAD – ARMAOĞLU – FERGUSON – ÜLMAN

Daha ekleyebileceğimiz bazı hususlar varsa da, konunun görebildiğimiz tespit edebildiğimiz, ana başlıklar bunlar.

Önceki anlatım ve yazılarımızdan da anımsayacağınız üzere bir çok hususu özellikle İngiltere kısmında anlatmaya açıklamaya çalıştım.

Bundan sonraki açıklamalarım veya anlatmaya çalıştığım hususlar, XIX.y. yılın ilk onlu yıllarından hatta açıkça PRUSYA’nın NAPOLYON karşısında JENA ‘ da aldığı yenilgi ile başlar, NAPOLYON ‘un MOSKOVA’dan “ GRAND ARMES” ini kaybederek dönüşü ile başlayan bir süreç ve de özellikle 1815 WATERLO arkasından VİYANA KONFERANSI.( 1820 )

Daha yukarıda maddeler halinde ki ,önemli kilometre taşları ile sıralamaya çalıştığımız veya özetlediğimiz, anlatımların büyük kısmını daha önceki bölümlerde uzun uzun anlatmaya yazmaya çalıştım. Onun için geriye dönüş / dönüşler yapıp, hem zamanınızı hem de sizi tekrarlarla sıkmak istemiyorum.

1648 WESTFALİA ANLAŞMASI, Avrupalı halkların artık ulus diyebileceğimiz DİN / MEZHEP ve DİL gibi, sosyolojik olarak normatif değerler açısından yeniden formatlanacağını, YAKIN – ACİL TEHLİKE olarak görülen ve kabul edilen; OSMANLI TÜRKLERİNE karşı, zaman zaman üstü açık bazen de zimmi bir şekilde , bu saldırıları bloke etme eğer imkan ve zaman da uygun olursa geri püskürtme, ÇIKIŞ NOKTASINA, kadar yani ilk aşama’da BELGRAD’ a kadar kovalamak.

“ Alman sorununun niteliksel dönüşümünde zaman içindeki ekonomik değişimin daha az dramatik ama daha önemli olduğu söylenebilir. Britanya hızla sınai bir güç olarak ortaya çıktı ve fabrika tekstil üretiminde ( özellikle pamuk ), kömür madenciliğinde, demir işleme ve demiryolu inşasında, buharlı ve diğer makinelerde kararlı adımlarla, kıtalı rakiplerinin önüne geçti .Britanya’nın yiyecek ve ham madde toprakların da, özellikle tahılın ve kerestenin bol. Baltık Denizine akarsu ulaşımının kolay olduğu doğu bölgelerinde ticari gelişimi teşvik etti. Britanya bu ithalatı mamul veya yarı mamul ürünlerin yanı sıra çay ve kahve gibi mallarının ihracatını artırarak ödedi.-yüz yılın ortalarına kadar yürürlükte kalan denizcilik yasalarına göre, bu sömürge mallarının Avrupa’ya giderken önce BRİTANYA’DAN GEÇMESİ,BRİTANYA GEMİLERİ ile de taşınması zorunluydu.( L.BREUILLY 2019 )

ALMANYA GERÇEĞİ, diğer Avrupa ülkelerinden hem karakteristik hem de coğrafya açısından yani açıkça ,çelişkiler olduğudur. Şimdi bu ne demek dersek ? Nasıl bir yanıt vermek veya açıklama yapmak gerekir.

Daha önce ne demiştik veya nasıl bir tespitte bulunmuştuk, ALMAN MİLLİ VARLIĞI; bir yandan FRANK – LATİN KARDEŞLİĞİ öte yandan da SLAV baskı ve kuşatılmışlığı, bir de bu olgu yetmezmiş gibi; KATOLİK – ORTODOKS mücadele alanının tam ortasında her iki bloka komşu olması, XVI.y. yıldan sonra DİNDE REFORM iddia ve söylemleri içinde yepyeni bir MEZHEBİN doğuşu .(PROTESTANLIK )

BİR UCU CEBELİTARIKTAN - URALLARA, BALTIK DENİZİNDEN AKDENİZ’ E UZANAN DİL / MEZHEP VE HERŞEYDEN ÖNCE POLİTİK / YÖNETİM VE HUKUK AÇISINDAN bölünmüş , parçalı bir DÜNYA.

CERMEN ETNONİMİ yapısından, tarihsel süreç içinde çıkmış, TRİBALİSM olarak ele alınacak bütün değer ve kültürel alışkanlıklardan çıkarak, yine de coğrafyasının azizliğine uğrayacak: VİYANA – PARİS hatta zaman zaman OSLO ‘nun bile baskısına maruz kalacaktı.

Almanya diyeceğimiz coğrafya’nın bir millet için vatan ,ülke haline gelmesi bu aşamalardan geçiş ve açıkça ULUS DEVLET haline dönüşüm için, BERLİN çekirdekli PRUSYA’nın daha bir süre beklemesi şarttı.

XVIII. yüzyıl belki de; Avrupa için sosyolojik açıdan özellikle ULUSLAR açısından bir DOĞUMDUR. Ne demiştik 1648 WESTFALİYA Anlaşmasıyla Avrupa’da uluslar bloğu artık gerek dil-din / mezhep açısından ayrışmaya başlamıştı. Daha önce de dediğimiz gibi KATOLİK-ROMAN / FRANK-LATİN, diğer uçta ise ORTODOKS / SLAV güç merkez ve blokları oluşurken; bu iki gücün ortasında bir ara İSVEÇ “bir kama gibi” girip ben de varım deme iddiasında bulunmuştur. Ancak 1709’da bizim tarihimizde, DEMİRBAŞ ŞARL, POLTOVA’DA Rusların karşısında ağır bir mağlubiyet almış, Osmanlıya sığınarak canını zor kurtarmıştır.

Avrupa’nın tam ortasında bir güç boşluğu doğmuştu. Gittikçe kabaran, doğru bir deyimle “kabına sığmayan” SLAVLARIN daha da ileri gitmesine engel olacak bir güç yoktu. Kağıt ve harita üzerinde VİYANA ve İSTANBUL “TIKAMA MEVZİİ” gibi görünse bile, ne politik ne de askeri güç olarak bu “SELİ” durduracak güç ve kapasiteden çok uzaktı.

İSTANBUL, ancak İÇHATLARDA, statükoyu koruma, prestijini devam ettirme amacı peşindeydi. Viyana ise aslında aynı kültür dairesinden geldikleri, Almanlardan tek önemli ayrıldıkları nokta; DİN / MEZHEP farkıydı. Ayrıca Alman Blokunun güney kuşağı da (BAVYERA) Viyana’ya “ruhen” bağlıydı. Alman coğrafyasının geri kalan alanları WORMS DİET’inden sonra artık nerede ise, PROTESTAN inancına dahil olmuşlardı.

Alman tarihsel coğrafyası önceki yılların, din / mezhep savaşları yüzünden onlarca birbirine rakip, düşman; hatta zaman zaman “düşük yoğunluklu” savaş halinde olan PRENSLİKLERE bölünmüştü. Her bir prenslik iktisat ilminde, OTARŞİ denilen bir iktisat politikasıyla yönetiliyordu. Bu ise her bir prensliğin, kendine özgü, gümrük vergisi ve idaresi var demekti. Böylesi bir yapılanma ekonomik açıdan ULUSAL PAZAR’IN yok olması demekti. Bu ise ulus / uluslaşma sürecinin olmaması demekti.

İktisadi doktrinler tarihi okuyan veya uğraşan insanlar, bilirler ve hatırlarlar ki; OSMANLI DEVLETİNDE de aynı sorunlar, benzer gelişmeler yaşanmış, iller ve eyaletler arasındaki İÇ GÜMRÜK DUVARLARI, İÇ ULUSAL PAZARIN kurulmasında en büyük engel olmuş, bu ise, ULUSLAŞMA SÜRECİNİ uzun bir süre geciktirmiştir.

Alman tarihinin en önemli kilometre taşlarından biri, hatta belki ileri bir iddia olacak ama; ONTOLOJİK KOPUŞU, Batısında yer alan, RHEINBURG dediğimiz coğrafya; Fransa ile olan bütün ilişkilerin, ekonomik, mali ticari ve diplomatik merkeziydi. Bu bölge neredeyse bir asır daha sorun olmaya sorun olmaya devam edecekti.

İsterseniz CERMEN KABİLELERİNDEN, hatta KONGLEMERASINDAN, zaman içinde ALMAN, ulusal kimliğine doğru yol alınırken, emin olun en nesnel okunacak ve neredeyse VADEMECUM olacak iki temel eser vardır. Bunlardan birincisi, HENRYK SİENKİEVCZ, TÖTON ŞOVALYELERİ ile ATEŞ VE KILIÇ adlı eserleri ile ,artık hiç kimsenin tersini söylemediği ALMANYA’NIN KURUCU ATALARINDAN BİSMARC ‘ın, dilimize de çevrilen 3 ciltlik ANILARIDIR.

Bu eserler dikkatlice okunur ve analiz edilirse; TRİBALİZM’den, ULUSAL kimliğe geçiş, CERMEN kabileliciğinden ALMAN ‘lığa geçiş.

Daha önce ne demiştik tüm ülkenin en büyük sorunları, irili ufaklı onlarca prensliklere bölünmesi BUND adını verdikleri bir yönetim tarzını benimsemeleri ve de İÇ GÜMRÜK yüzünden milli birleşik tek pazara SAHİP OLAMAMALARI, bunun yüzünden de gerekli teknolojik yatırımların ve sermaye temerküzünün olmaması, ALMAN ekonomisi sekter, yerel bazda sıkılıp kalması demek değil miydi.?

ÜLKE / DEVLET politik ve ekonomik yapılanmasında kuşkusuz ki en önemli unsur veya gelişmelerin başında o ülkede konu ile ilgilenen düşüncelerin var olması bunların yoğunlaşmasıdır.

Biran için, İNGİLTERE ‘yi düşünelim mi ? HOBBES – LOCKE veya RİCARDO – SMİTH ikilileri olmadan anlaşılmadan LONDRA analiz edilebilir mi? Peki, HERDER – SOMBART – FİCHTE hatta WAGNER olmadan BERLİN ‘i düşünebilir misiniz?

Nasıl REİNLAND ve ZOLLVEREİN sorunları çözümlenmezse ,ALMAN MİLLİ BİRLİĞİNDEN ve ekonomisinden asla söz edilemezdi.1834 de eyaletler ve prenslikler arasındaki iç gümrükler kaldırılarak, Alman ULUSAL PAZARINA doğru ilk adımlar atılmış olacaktı. Bu ise PRUSYA çekirdekli BERLİN’in 1866 da ve 1871, gerek VİYANA ve PARİS ‘te karşısında askeri / politik zaferler kazanmasına yol açacak, artık BERLİN,” GÜNEŞİN ALTINDA KENDİNE YER ARAMAYA BULMAYA BAŞLAYACAKTI “

Daha önce de bahsettiğim ALMAN EKONOMİSİNİ hala günümüzde zirve de tutan tek saik, Almanların PARA – KREDİ ve FİNANSMAN ilke ve incelikleridir. Temel sektörlerde DEMİR ÇELİK –TEMEL BİLİMLER –MÜHENDİSLİK – ULAŞIM VE HABERLEŞME – KİMYA DALLARINDA ve GEMİ İNŞA – METALURJİ gibi uzmanlık alanlarında, nerdeyse 40 yıl içinde hemen İngiltere’nin arkasında yer almış hatta birkaç sektörde de öne bile fırlamıştı.

Modern Alman ruhu, şuuraltı kontrol altına aldığı ve sosyolojide KÜLTÜREL ÖRÜNTÜ diyebileceğimiz; CERMENLİĞİN belki de, bir tür yeni bir yörüngeye sokulma amacı olmasın ?

SOSYOLOJİ İLMİ aslında o kadar derin ve kapsayıcı bir bilim dalıdır ki, bir ayağı TARİH’ de diğeri ise SİYASET BİLİMİN’ dedir. Onun için de SİYASET SOSYOLOJİSİ ve TARİHSEL SOSYOLOJİ dediğimiz iki parametre her zaman bize bu tür çalışmalarda, bize hem ışık hem de yol gösterecektir.

Peki bu ifadeye veya açıklamaya DETERMİNİZME kapılmadan COĞRAFYA BİLMİNİ ‘de eklersek karşımıza nasıl bir tablo çıkacak.? ÜLKE / DEVLET / HALK ve MİLLET gibi irrasyonel yanları daha da çok ve ağırlıkta olan kavram / değerleri, isterseniz bir daha “ eritme kazanı “ içinde düşünün.

Elbette her halk / ulusun kaderi yaşadığı coğrafya ile çok yakın ilişkilidir ve de etkisindedir ,bu gerçeği kim inkar edebilir ki? Bir örnek mi ; HİNDİSTAN ALT KITASINI , GÖZLERİNİZİ KAPAYIN BR DÜŞÜNÜN. Dünyanın büyük bir kesiminden ( kuzeyinden ) aşılmaz dağlarla çevrili batı ve güneyinden de çöl diyebileceğimiz son derece çetin arazi ile dünyanın gerisinden soyutlanmış bir ülke değil mi ? Bütün bu olumsuz koşullara ve ortama rağmen, MERKEZİ ASYA’da, her olumsuz insani, klimatolojik, politik ve biyolojik değişiklik, TÜRK HALKLARININ zaten genetik / kültürel kodlarında var olan PASSİONER DUYGULARI üzerinde adeta KAMÇI etkisi yaratacak. O aşılmaz denen HİNDUKUŞ DAĞLARI her seferinde aşılacak veya İRAN - AFGANİSTAN üzerinden çöller ve vahşi doğa geçilip, HİNDİSTAN’ın kuzeyine önce SIZMA daha sonra GÖÇ yoluyla yerleşmeye başlamışlar, kuzeyinde İLTUTMUŞLAR – TUĞLUKLAR gibi devletler kurmuşlardı.

Bu örneği isterseniz RUS BOZKIRLARI içinde verelim ister doğudan ister batıdan, ATINA ve TANKINA atlayan her güç en kısa zamanda MOSKOVA önlerine gelebilmiştir.

O zaman bu jeopolitik ve coğrafi özellikleri bir de isterseniz CERMEN YURDU denecek ; ALMAN COĞRAFYASI için düşünelim mi ? Bu coğrafya da ne batısından ne de doğusundan, ana vatan topraklarına girecek, düşman veya işgalci güçlere karşı koyacak, doğal engel ve savunma hatlarına sahip değildi.

Özellikle Napolyon savaşları sırasında NAPOLYON ve FRAND ARMEE ‘ ,JENA da PRUSYA güçlerini dağıttıktan sonra çok rahat bir şekilde hem VİYANA’ yı hem de MOSKOVA’yı tehdit etmeye başlamış, BORODİNO’da KUTUZOV’u kovaladıktan sonra MOSKOVA’nın egemeni olacak ama bir YANGIN’la “ düşleri son erecek.600 bin kişiyle çıktığı seferden ancak 90 bin yaralı, gazi ve hastalıklı askeri ile dönebilecekti.

Hemen arkasından Ruslar Avrupa da yaşanan ve 1820 VİYANA’da alınan kararlar sayesinde Avrupa’da özellikle iç yapılarından çıkan olaylara, resmen müdahale ettiler. Bu ünlü PARİS “ BARİKATLAR SAVAŞI “ diye literatürde yer alan, 1848 TOPLUMSAL İSYANI değil miydi? Şimdi PARİS BULVARLARINI genişliklerini hayran hayran seyredenler,1848 BARİKATLAR SAVAŞINI hatırlamalılar. Neden o bulvarlar yapıldı diye

NAPOLYON sonrası nasıl tüm Avrupa artık o eski bildik Avrupa değilse, özellikle ALMANYA’da asla artık eski Almanya olmayacak, CERMEN olarak tesmiye edilen veya kategorize edilen bir halk artık ALMAN milli kimliğini ya da en azından ULUSAL KİMLİĞİNİ oluşturmaya başlamış, bunun içinde PRUSYA KRALLIĞI ; kazandığı, geliştirdiği politik / hukuki ve kültürel ortam bu sosyolojik yapının doğması için yeterliydi.

CERMENLİKTEN ALMAN ULUSAL KİMLİĞİNE geçiş süreci, sık sık üzerinde önemle hatta bazen de altını çizdiğim sosyolojik bir süreçtir. Ama asıl altını çizmek ve hatta büyük harfle yazmak zorunda olduğumuz husus, Almanya adı verilecek henüz ALMANYA adlı hukuki bir varlığın doğmadığı gibi yine bu coğrafya’da yaşayacak , ULUSAL bir kimlikte, yakın planda görülmüyordu.

İrili ufaklı, prenslikler veya yönetim biçimleri için bir başka sorun ise, bu coğrafyanın asli halkı belki DİL / SOY olarak aynı olmasına rağmen DİN / MEZHEP açısından HOMOJEN değildi. VİYANA ve PARİS ‘,n etki alanına giren güney’de KATOLİK inanç dairesindeyken, daha kuzeyde halk’ın çoğunluğu neredeyse XVI.y.y son çeyreğinden bu yana LUTHERCİ / PROTESTAN, inançtan yana idiler ve KİLİSELERİ artık tümüyle birbirlerinden ayrılmıştı.

PRUSYA olarak anılan ve gerçek CERMEN / TÖTON geleneğini devam ettiren en azından ,Katolik yörelere göre, daha ALMAN KÜLTÜR VE RUHUNU canlı tutan yansıtan, sınıfsal veya toplumsal açıdan diğer alanlar göre çok daha farklı bir yapısal özellik sahibiydi.

En önemli sınıfsal – toplumsal fark TOPRAK MÜLKİYETİ ve çok gelişmiş bir TİCARET BURJUVAZİSİNE sahip olmasıydı. Bu iki farklı sınıfın bir arada bulunması belki de ALMANYA ve ALMAN HALK’ı için büyük bir şans ve fırsattı. TARİHSEL DİYALEKTİK içinde hem TOPRAK SOYLULAR (aristokratlar ) hem de BURJUVALAR (ticaretle uğraşanların ) asla bir kapta kaynayacak unsurlar değildir. Ancak PRUSYA diğer Prensliklere oranla SANAYİLEŞME SÜRECİNİ erken yakalamış, ister istemez İŞCİ SINIFI ( PROLETERYA) ve SENDİKALAR hayli güçlü politik / hukuki konuma gelmişlerdi.

BERLİN merkezli PRUSYA etrafında toplanmaya başlayan ALMAN GÜCÜ, yoğun sermaye gücü ve üstün Alman teknolojisi, iş disiplini ve istikrarlı bir siyasal hayat, bileşenler halinde bir araya gelince o herkese, örnek gösterilecek ALMAN MUCİZESİ alıcıya sunulmuş ve örnek olay olarak da kabul edilecekti.

Elbette modern tarih ve siyaset biliminde tek / örnek adam KÜLTÜ : ARTIK ESKİSİ KADAR KABUL GÖRMEMEKTE VE BENİMSENMEMESİNE RAĞMEN, DÜNYA DA BUNUN ÖRNEKLERİ DE HAYLİ FAZLADIR.

Kendisi de TOPRAK SOYLU ( JUNKER) olan BİSMARC, MUHAFAZAKAR PARTİ başkanı olarak ŞANSÖLYELİĞE getirilmesi, gerek ALMANYA’nın gerekse ALMANLARIN , ZWEIG ‘ın sanki “ yıldızların parladığı bir gecedir” diye düşünmek mümkündür

Önceki bölümlerde ,PRUSYA merkezli veya çekirdeği etrafında oluşan ALMAN İMP. ve de özellikle ŞANSÖLYE BİSMARC dönemini ele almaya çalışmıştık. Bakın bu gelişim süreci akla hemen MOSKOVA KNEZLİĞİNİN, Rus coğrafyasında ROL – MODEL kapma “ ipi göğüsleme “ sürecine benzemez mi. Aynı benzetmeyi SELÇUKLU sonrası ANADOLU’da OSMANLI BEYLİĞİ diğer beyliklere oranla önemsiz bir UÇ BEYLİĞİ iken. Bir yüz yıl içinde , bulunduğu coğrafya’ da LİDER BEYLİK konumuna geçmişti.

Ülkelerin, halkların kaderleri her zaman altını çizdiğim gibi; COĞRAFİ DETERMİNİZME kapılmadan, yaşadıkları, bulundukları coğrafya’ ya mahkum gibidir.( MARSHALL )

Coğrafyanın siyasete, ekonomiye veya diplomasiye elbette etkisi vardır ve bu özelliğe kısaca JEOPOLİTİK diyoruz. Bu konuda ALMANYA dışında bir örnek daha vermek veya zaman / koşullar ne olursa olsun değişmez, İsterseniz önce farklı bir örnek üzerinde duralım sonra tekrar ALMANYA’ya döneriz.

Farklı ülke ve coğrafya’ ya bakacak olursak, JAPONYA’yı, bu açıdan ele almak en azından ana hatları ile incelemek yeterli olacaktır.

XIX. y. yılın ilk çeyreğinde ( 1820 ) LONDRA’dan güçlü bir “ tokat” yiyen, WAŞİNGTON, adına diplomaside İNFİRADCILIK denecek olan etkin ve kapsamlı bir İZOLASYONİST BİR UYGULAMA PROGRAMINA AĞIRLIK VERECEK VE AMERİKA AMERİKALILARIN diyerek kıta dışında güçlerin özellikle Avrupalıların, AMERİKA KITASINA ve ÜLKELERİNİN iç işlerine karışmamaları ilkesini duyuracaktı. (MONROE DOKTRİNİ )

WAŞİNGTON bu arada PASİFİK OKYANUSU için özel bir DENİZ PLANI / PLANLAMAISINA gidecek ve batı yakasında SAN FRANSİSKO merkezli ,zamanın şartlarının çok ötesinde DONANMA - DENİZ / KARA, üs ve tesisleri kurmuş, en az ATLANTİK kadar bu cepheye’ de önem ve ağırlık vermişti.

XIX. y.yılın ortalarına kadar JAPONYA, dünya ölçeğinde KAPALI KUTU sayılıyor ancak PORTEKİZİ CİZVİR PAPAZLAR ile HOLLANDALI TACİRLERİN / MACERAPERESTLERİN dikkatini çekiyordu. Onlarda bir yandan DİN propagandasını yaparak, Japon iç siyasetinde etkin güç olma mücadelesi veriyorlardı. Elbette bu arada, kendi din ve mezheplerine göre de propaganda adam kazanma mücadelelerinde de,rekabet neredeyse sınır tanımayacak durumdaydılar.Taraflar bu arada Japonlara ATEŞLİ SİLAH konusunda çağ atlatmışlardı.

Japon tarihinin her zaman en önemli sıkıntı ve dertlerinden biri olan, Japon adası dışında özellikle ASYA topraklarında söz ve hüküm sahibi olma arzu ve hevesi,her zaman pahalıya mal olmuştu.

Japonlar bu arada KORE’de işgale devam ediyorlar ancak bu coğrafya’ya tam anlamıyla egemen olamıyorlardı. İşgal maddi ve manevi açıdan Japonya için bir hayli maliyetli bir politikaydı

JAPON halkını, ulusunu tanımak onun tipik karakteristik ,özelliklerini saptama ve hatta analiz etmek için ;Japon halkının kökenine her zamanki yöntemimizle bir bakalım mı ? ( KUŞBAKIŞI KROKİSEL BAKIŞ )

DAĞLI – ORMAN – BALIKCI ( ADALARDAN ) – ASYATİK ve de ANYU denilen, anatomik ve fiziksel kültürel olarak çok farklı bir grup.

Japonya ve Japonlar XIX.y.yılın ortalarına kadar daha öncede dediğim gibi “kapalı kutu” halinde yaşadılar. ilk defa 1854 lü yıllarda, ABD donanmasından Komodor PEYR ve birkaç gemisi Japon limanlarından YOKOHAMA ya demir atarak, karşısına çıkmaya cesaret eden Japonların donanma güçlerine ve kıyı savunmasına karşı bir gösteri saldırısı yaparak ÇELİK –BARUT ve BUHAR gücünü göstermiş, daha sonra, bu sefer AMİRAL olarak geldiği ve Japon tarihine “KARA GEMİLER “ olarak geçecek zırhlı savaş gemileri ile daha ciddi, bir gösteri yapınca, Japonlar, durumun ciddiyetini anlayıp, Amirali başkent KYOTO götürüp, İmparatora takdim ettiler .Amerikalılar hemen başta YOKOHAMA olmak üzere 5 limanlarını Amerikalı tüccarlar, iş adamlarına açmak zorunda kaldılar.

Japonya ilk iş olarak KORE sorununu çözümledi. Ondan sonra da MEIJİ RESTARASYONU denilecek ,bir süreci yaşadı binlerce öğrencisini ABD – İNGİLTERE ve ALMANYA ‘ ya MÜHENDİSLİK –TEMEK BİLİMER eğitimi aldırmaya yolladı. Bu öğrencilerin ancak ÖLÜM dışında dönemeyenleri olmadı. Arkasından da dünyanın kaydettiği bir reform ve düzenleme proje / programlarını uygulamaya koyarak.1905 de, Rusların hem PASİFİK hem de BALTIK DONANMALARINI denizin dibine yolladı. Ayrıca ASYA karasında da RUS KARA GÜÇLERİNİ ADETA YOK ETTİ. Düşünün 1854 de KARA gemilerin karşısında “ BEYAZ BAYRAK “ çeken, JAPONLAR, 50 sene sonra RUSLARI hem denizlerde hem de karada yenip, dünyanın büyük devletler sıralamasında yerini alacaktı.

Japon devlet adamları ve askeri kurmayları şimdi tam anlamıyla bir yol ayrımındaydılar .Önlerinde açık olan ya ASYA kıtası içlerinde yayılacak tekrar bir KORE MACERASI benzeri süreç yaşayacakları ya da Pasifiğe açılıp ister isteme WAŞİNGTON ve LONDRA’yı ister istemez bir blok olarak karşılarında bulacaklardı.

JAPON kurmayların ilk tercih ve EMPERYALİST politikaları, o sırada büyük bir boşluk içinde yuvarlanmakta olan ÇİN üzerinde yoğunlaştı. Çin’de iç politik yapı ve egemenlik aslen Çin’li olmayan MANÇU ASILLI bir soyun elindeydi. Çin bu arada İNGİLİZ-ALMAN-AMERİKALI-RUS güçlerin kontrolü hatta fiili işgali altındaydı. Zaman zaman yaşanan isyanlar, Çin’ de YABANCI DÜŞMANLIĞI ( BARBARLAR ) duygu ve düşüncesinin hayli güçlü olduğunu da doğrulamaktaydı.

Japon askeri kurmayları bu arada deyim yerindeyse “elma gibi “ adeta ikiye ayrılmışlardı, , o anda düzensizlik durumundan azami ölçülerde yararlanıp ,ASYA ASYALILARIN sloganı / ilkesi altında bir politika geliştirip, Çin coğrafyasındaki kazanımlarını artırmak, kalıcı hale getirip, hatta gerekirse Ruslarla tekrar kozlarını paylaşmak niyetindeydiler.

Buna karşılık DENİZCİ ve DONANMA KURMAYLARI ise, PASİFİĞİN büyük bir imkan olduğunu, Japon ekonomisini destekleyecek acil ihtiyacı olan AKAR YAKIT- KAUCUK- KALAY – ORMAN ÜRÜNLERİ ve de çok büyük bir Pazar olduğunu düşünüyorlar, bu pazarı ve munzam ek gücü bir anlamda BÜYÜK DOĞU REFAH BÖLGESİ gibi de bir başlık altında toplayacaklardı.

Japonya’ da bütün; bütün asker- sivil, akademik – politik çevreler olsun ; tek ilgilendikleri tek egemen düşünce ,KARA – DENİZ jeopolitiği ve stratejisiydi. Ancak 30 lu yılların sonunda MOĞOLİSTAN işgal sırasında KALKIN GOL da RUSLAR tarafından, kötü bir yenilgiye uğratılınca,Asya içlerine / derinliğine stratejileri yara alacak, hatta DOĞU TÜRKİSTAN 'da bir Osmanlı ŞEHZADESİNE devlet kurdurma düşünceleri de " suya düşecek " bu heves ve taktik amaçla TOKYO'ya davet ettikleri ABDURREHİM EENDİ tekrar WAŞİNGTON'a dönecek,kaldığı otelde AÇLIKTAN ÖLECEKTİ.( HOYT - WOLFEREN - GÜVENÇ - ARMAOĞLU )

TARİH İLMİ; hayata her zaman bize şunu hem göstermiş hem de öğretmiştir. Eğer bir coğrafya’ koşul ve iklim uygunsa da İÇSEL olduğu kadar ÇEVRESEL unsurlar ; bir araya geldiğinde, söz konusu olan halklar, sosyolojik ve siyasal bir olgunluk gelişim sürecinden geçerek ;ULUSLARŞAMA SÜRECİ yaşayarak, tamamlayarak, kendi coğrafyalarının ( jeopolitiklerinin ) izin verdiği ölçüde ULUSLAŞMA SÜRECİNİ tamamlarlar.

Japonya’yı coğrafya , Japonları da insani , kültürel açıdan, özetin özeti anlatmaya çalıştık. Japonlarda iki dünyanın jeopolitiğin tutsağı oldular. Bir yandan KARALARIN ÇAĞRISI ÖTE YANDAN DENİZLERİN. Bu ikilem veya tercihler , Japonların / Japonya’nın değil ;tüm o coğrafyanın kaderini etkileyecekti.

ALMANLAR / ALMANYA ‘ ya gelince, Kıta Avrupa’sının coğrafyası, şartları, imkanları, bu nesnel şartlara bir de Alman (CERMEN ) psikolojisini ve PASSİONER RUH halini eklerseniz, çıkacak sonuçları burada yazmak, yalnız ALMAN ULUSUNA, komşularına değil beraberinde tüm dünya üzerindeki olumsuz etkilerini, uzun uzun düşünmeye gerek bile yok. Dünyamızın son 100 yılını hayal etmek yeterli değil midir ?

ALMAN ( CERMEN ) tarihine bakıldığında, gerçek ulusun oluşumunda içinde bulunulan KÜLTÜR DAİRESİ, yani ,TARİH – DİL – SOY - DİN –KÜLTÜR gibi unsurlar ,SUI GENERİS bir ALMAN ULUSÇULUĞUNU doğurdu, ancak bu gelişim yalnız Almanlar için değil, hemen hemen benzer süreçlerden geçen bütün halklar – uluslar de örnek olacaktır.

Alman Ulusçuluk anlayışının karşısında sosyolojik açıdan daha farklı bir ikinci anlayış ve bakış açısı doğacaktır ki, buna FRANSIZ USÜLÜ denecektir. Bu daha çok DİL ise KAN – TOPRAK – SAVAŞ gibi keskin, yalın ifade ve kavramlarla desteklenmeyen, DİL – KÜLTÜR gibi değerlere yaslanan daha SOFT BİR ulusçuluktu.( OBA – ORTAYLI – GÖKALP – TÜRKDOĞAN - GELNER – HOBSBAUW – ANDERSON – SMİTH )

ULUSCULUK ANLAYIŞI veya İLKESİ; için en önemli, dönüşüm veya farklılaşma :ULUSCULUĞUN bir İDEOLOJİ haline alması ve günlük politika aracı olmasında düğümlenmektedir.

Bir başka ki, bizce önemli bir husus, ULUSÇULUK DÜŞÜNCESİ aslında ilk evrede NAİF bir duygudur. Üstelik iki türlü işlev taşımakta veya etkili olmaktadır. Bir yandan EMPERYALİZM ileri kolları olur, onun taşıyıcı kolonları olurken bir yandan da bu EMPERYALİST saldırılara karşı kendi uluslarını koruyan, savunan KALKAN İŞLEVİ GÖREN ULUSCULUK.

Bu kadar mı ? Elbette değil; AZGELİŞMİŞLİK SÜRECİ veya kapsamında ULUSCULUK : Aynı zamanda. MODERNLEŞME – LAYIKLIK – KALKINMA – gibi alt ve yan dallara sahip değil midir? Hatta ANTİ KAPİTALİST – SÖMÜRGECİ değerlere sahip değil midir ? En azından bu değerleri de içermesi beklenmez mi ?

Bu çalışmamızın da sonlarına doğru gelirken, son bir analizde birkaç önem verdiğimiz ve altını çizmeyi gerekli gördüğümüz, birkaç hususun üzerinde az da olsa durmak isterim.

Her şeyden önce TARİH ; halkların , toplumların ve ulusların ortak eseridir ve temel varlığını DİL * KÜLTÜR * MAZİ * GELECEK gibi duygu ve düşüncelerden alır. Böylesi bir yapı ve özellikten dolayı, ister istemez her ULUS, ayrı bir profil ve gelişim çizgisi çizmiştir.

CERMEN likten ALMAN lığa geçiş süreci aynı şekilde , belki de, PAGAN’ lık tan HRİSTİYAN lığa geçiş ve daha sonra yaşanacak olan HRİSTİYANLIĞIN kendi iç yapısından doğan / doğacak olan MEZHEP ayrılıkları ve bunlar arasındaki ayrılıklar / mücadeleler ve savaşlar : ALMAN MİLLİ KİMLİĞİNİN ve KARAKTERİNİN oluşumunda önemli aşamalar değilmidir ?

ALMANYA’nın gerek ULUS gerekse DEVLET olarak oluşumu ve bulunduğu coğrafya arkasından Avrupa bir adım sonrası da DÜNYA ÖLÇEĞİNDE,GÜÇ / ROL / MODEL sahibi olabilmesi için, içsel sorunlarını halletmesi, onlarca prenslik ve idari – siyasi ayrılıklara son verecek bir çekim gücünün oluşmasını beklemek zorundaydı.

Bunun içinde kuzeyden kendisi için her zaman risk ve tehdit unsuru olan İSVEÇ gücünün 1709 da RUSLAR karşısında ağır darbe alması, nispi de rahatlama içine girmiş ama Almanlar için asıl olumlu gelişmeler için BİSMARC‘ın ŞANSÖLYE olmasını beklemekten başka çaresi yoktu.

PRUSYALI bir JUNKER olan MUHAFAZAKAR hatta bu konuda da hayli ilerde biri olan, yeni ŞANSÖLYE kral 1. WİLHELM ile son derece verimli ve karşılıklı işbirliğine dayalı bir ilişki kurdular. Bu arada ALMANYA en büyük sorunu olan GÜMRÜK BİRLİĞİ sorunun aşmış diğer çağdaş devletlere oranla, en hızlı ulaşım (DEMİRYOLLARI ) en güvenilir haberleşme ( TELGRAF ) ağını örecek ilerde 1871 yılında SEDAN ‘da Fransız ordularını dağıtırken bu iki imkandan azami derecede yararlanacaktı.

Baba 1.WİLHELM ‘in GIRTLAK KANSERİNDEN vefatı yerine oğul II.WİLHELM in geçişi, belki de ALMAN İMP için SONUN BAŞLANGICI oldu sayılabilir.

II.WİLHELM ve BİSMARC arasındaki ilişkiler daha ilk günden bu yana “ limoni “ idi ve aralarında adı konmayan bir “ söz benim “ mücadelesi vardı. Daha önceki bölümlerde bu dönemi imkan ve fırsat buldukça anlattığımız için, tekrar olmasın diye burada noktalıyoruz.

DEVAM EDECEK

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

32 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi