TARİHİ İYİ BİLMEK İYİ OKUMAK VE DERS ALMAK-21

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak-21

Makro / Global açıdan evrene, insanlara, toplumlara-halk ve uluslara, bunların politik / hukuk ve askeri yapılarına baktığımız zaman, ATLANTİK ÇAĞININ ondan bir önceki AKDENİZ ÇAĞINDAN çok farklı olduğunu hem gelişmelerden hem de sonuçlarından görmekteyiz.

 

Öncelikle ; düşünsel ve felsefi açıdan ATLANTİK DÜNYASI,AKDENİZ DÜNYASININ çok ötesinde bir yerde konumlanmış, gerek maddi gerekse manevi alan /açılardan kıyas kabul etmez bir noktaya ulaşmıştı. Her şeyden önce insanların beslenme, hijyen, giyim kuşam, ev ve ev eşyaları yalnız maddi uygarlıklar açısından değil, aynı yıllarda ,Akdeniz Dünyasına veya en azından o döneme ilişkin, daha çok din söylemli genel felsefi açıklamalar / yaklaşımlar yerini daha özgürlükçü – hedonist- maddi – liberal yaklaşımlara terk ederek, insanların gerek bireyse gerekse toplumsal açıdan en azından daha da ötelere geçmesine yol açmıştı.

Sık sık vurguladığımız hatta atını kalın çizgiyle işaret ettiğimiz gerçek; Avrupa ‘ da nispi barış ve huzurun sağlanacağı 1648 WESTFALA ‘yı bekleyecektik. Bu kadar mı ? elbette ki hayır, önce HABEAS CORPUS la başlayan MAGNA CHARTE ,WORMS DİET’i, CROMWELL DEVRİMİ ve hemen arkasından başlayan, özellikle iktisadi düşüncelere egemen olmaya başlayan LİBERALİZM olarak ifade edilen bir düşünce tarzı Avrupalı halkları etkisi altına almaya başlayacaktı.

Bu gelişmeler sırasında artık, dünyanın o andaki kaderi / geleceği: ATLANTİK DENİZİ çevresinde, kümelenmeye başlayan yeni güç odaklarının çıkar alanları ve jeopolitik yaklaşımlarına göre oluşacaktı. Bu aslında kıyasıya acımasız bir savaştı. İSPANYA ve PORTEKİZ gibi denizci uluslar bu yarışa ilk katılanlar olmasına rağmen bir süre birbirleri ile uğraşınca, araya PAPALIK girecek TORDELLAS ANLAŞMASIYLA tarafları barıştırdı ve LATİN AMERİKAYI paylaştıracaktı.

Bu arada belki umulan ama henüz hesapta olmayan gelişme İNGİLTERE’ de yaşanmaya başlayacak, İngilizler iktisat tarihinde adına SANAYİ DEVRİMİ diyeceğimiz, bir sürece başlayan ilk ulus olacaklardı.

Böylesi bir gelişme veya aşamanın en belirgin ölçütü ENERJİ dediğimiz GÜÇ sorunsalında yaşanacak, İngiliz teknik adamları, mucitleri , KÖMÜR / BUHAR kardeşliğini devreye sokarak, artık önce EVE SİPARİS aşamasından MANİFAKTÜR ÜRETİME oradan da FABRİKA ÜRETİM aşamalarına sıçrayacaklardı.

Adına daha sonra İNGİLİZ SANAYİLEŞMESİ denecek ve dünya da bütün devlet / ulusların biraz kıskançlık biraz da hayranlıkla öykünmek istedikleri aşama , işte bu aşama değil miydi ? Bazı uluslar bu sürece / aşama İngiltere’nin arkasından girerek ,aradaki farkı kapatmaya çalışırken. Çoğunluk ise asla bu aşamaya gelemeyip, bu aşamayı yakalayan ulusların / devletlerin “ avı “ olacaklardı.

Belki de ORTAYLI hocanın o ünlü “ DEVENİN BELİNİ KIRAN TÜY” söyleminin en iyi uyacağı veya anlam kazanacağı aşama bu olmasın ? İsterseniz o kadar filozofik olmaya da gerek yok. Biz şimdilik WALLERSTEİN ‘ LE YETİNMEYE NE DERSİNİZ ? Peki bu ne anlama geliyor : SANAYİLEŞME - YENİ GÜÇ/ ENERJİ KAYNAĞI – KİTLE / SERİ ÜRETİM –YENİ PAZARLAR - HAM MADDE – KÖLE EMEĞİ yok olmuyorsa UCUZ EMEK .

Ekonomi ve üretim böyle şekillenecekse o zaman bu sistem ve rejime uygun düşünsel bir siyaset felsefesi ve teorine ihtiyaç duyulmayacak mıydı ?.Ancak gelişmeler öyle planlandığı veya düşünüldüğü gibi olmadı, politikacıları, diplomatlar ve askerleri şaşırtan, hesaplarını bozan gelişmeler olaylar ve de savaşlar arkası arkasına yaşanmadı mı ? 1776 AMERİKA BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ – FRANSIZ İHTİLALİ – NAPOLYON SAVAŞLARI.

 

XVIII. Yüzyılın son çeyreği ile XIX.yüzyılın ilk çeyreği; dünya ölçeğinde deyim yerindeyse zarların yeniden dağıtıldığı bir dönem olarak kabul edilebilinir. Daha önce adından bahsettiğim NADAS’ın o çok değerli, iki ciltlik ASTRAL COĞRAFYA adını verdiği eserinde, ulusları / ülkeleri ve devletleri;

• KIYI

• KARA

• DENİZ

Olarak üç’e ayırmış, mesela İNGİLTERE’yi DENİZ DEVLETLERİ sınıfına alırken, OSMANLI DEVLETİNİ (TÜRKİYE ) KIYI DEVLETLERİ statüsünde, tarafında göstermiştir.

Gerek jeopolitik gerekse ülkelerin coğrafyaları, üzerinde yaşayan hakların / ulusların /milletlerin gerçekten bırakın o anki durumlarını geleceklerine bile damgasını vuracak kadar güçlü unsulardan biridir. Bir çok araştırmacı bu açıdan tarihe yaklaşınca ister istemez insanların coğrafyalarının tutsağı olduğu düşünce ve görüşünden yanadır.( T.MARSHALL).

Ülkeler coğrafyası; ister Deniz isterse KARA esaslı olsun coğrafyalarına mahkumdurlar. Özellikle güçlü milletler ve devletlerle yakın ilişkide olan onların, HAYAT SAHALARI (LEBENSRAUM ) içinde yanında sınırında olan halkların, belki de en büyük şanssızlığı bu noktada düğümlenmiştir. Mesela bu konuda en şansız halk ERMENİLER – GÜRCÜLER ve KÜRTLERDİR. Uluslararası sistem, diplomaside bu tür halklara SINIRAŞAN HALKLAR denir. Bu halkların etraflarında bunlara komşu TÜRK- PERS ve ARAP halkları bunların kurduğu, büyük siyasa / askeri organizasyonlar vardır. Bu halklar coğrafyalarının tutsağı olarak bu güçlü toplumlarla ilişkiler kurmak ve yaşamak zorundaydılar.

Bu örneği mesela KARA AVRUPASI, şartlarında veya gerçeğinde bakılınca, güç dengelerinin zamanla hayli hareketli olduğu ,kıtanın, tarihi süreç içinde, zaman zaman LATİN ( FRANK) ,CERMEN ve SLAV halklarının mücadelesine kurban gittiğini göstermez mi?

O zaman akla hemen şu soru gelmez mi ? Böylesi bir denklemde, uluslararası sistem ve yapıda LONDRA ne durumda nasıl pozisyon almış veya alıyordu.

Öncelikle konumuz açısından şu tespitleri yapmak hem yöntembilim hem de gerçek zamanlı olayları ve gelişmeleri izleme açısından adeta elimizdeki, MANDRAKE’nin “ sihirli sopası “ olacaktır.

DOWNİNG STREET NU 10 bu konuda son derece dikkatli ve asla inisiyatifi elinden kaçırmamak, üzere kontrollü güç gösterilerinden ve ancak çok zorunlu hallerde de güç kullanmaktan yana bir politikayı benimsemiş, “KIRMIZI CEKETLİLERİNİ “ asla çok zorunlu olmadıkça düşman ateşinin önüne sürmemeyi tercih etmişlerdir. Hatta çoğu zamanda daha önce de bahsettiğimiz DOLAYLI TUTUM türü bir politikayı benimsemişler. Ancak çok zorunlu oldukça, mesela, WATERLO’ da, KIRIM’ da bizzat, UNİON JACK lar ateş hattına girerken, KAFKASYA’ da VESAYET SAVAŞI taktiğini benimsemiş, KARADENİZ’de Osmanlı Donanmasını Rus donanmasına karşı korurken ,Osmanlı rahatça Ruslara karşı savaşan “ DAĞLI HALKLARA “ yardım edebilecekti.

Londra için asıl sorun aslında hiç beklemediği ,ummadığı, ATLANTİĞİN diğer ucundaki sömürgelerinden çıkacak, patlayacak BAĞIMSIZLIK SAVAŞI ve 1776 BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ. Bu olayların gelişmelerin yaşandığı yıllarda KARA AVRUPASINDA ki ,FRANSIZ DEVRİMİ ve devrim sonrası yaşanacak politik/ askeri olaylar değil midi?

 

Tarih boyunca gerek bulundukları gerekse yakın çevre / çıkar alanları olarak değerlendirdikleri coğrafyalarda güçlü, etkin ve sözü geçen devlet olmak için, ilk koşullardan biri de, bu coğrafi alanda gerektiği anda fiziki / askeri güç kullanma yeteneği ve kararlılığında olma durumu ve pozisyonu ,bu sistematiğin olmazsa olmaz koşullarının en başında gelir.

Bu tür coğrafi konumlara sahip devlet / ülkeler yalnız kendi ve yakın coğrafyalarda değil, uzak erimli hatta “ ufkun ötesi “ coğrafyalarda da ya etkin / kontrol edici ya da emredici konumda olmalıdır.

Coğrafi konumları açısından bakıldığında; OSMANLI DEVLETİ – BRİTANYA İMP. - RUS ÇARLIĞI – FRANSA gibi o dönemin bütün devletleri için bu bakış ve kavrayış sanki RAİSON D’ETAT (devlet aklı ) niteliğindeydi.

Bu politikaların en tipik örneği konumuz açısından da önemli olan LONDRA değil midir ? LONDRA’ nın birinci önceliği, hemen arkasında olan KITA AVUPASIN ‘ da, huzur ve barış ortamıdır. Çünkü gerisinde böylesi düzen, bir ortam veya en azından Londra’nın “ elini rahatlatacak “ DENİZAŞIRI politikalarında, daha uzun soluklu düşünecek, planlar yapabilecekti. Onun için da Kıta Avrupa’sın da hep dengeden yana olacak. STATÜKOYU KORUMA / KOLLAMA görevini sessizce gönüllü olarak yüklenecek. Bu coğrafya’da REVİZYONİST ülkeleri her zaman, çerçeveleyecek onlara karşı YATIŞTIRICI politika izleyecekti.

Coğrafi derinliğini bir tür emniyete alan LONDRA, ilke olarak dikkat ve ilgisini KITA AVRUPASINDAN ayırmayarak, asıl zenginlik ve güç kaynağı olan, denizlerin ötesine güneşin battığı coğrafya’ ya DİKKATİNİ VERECEK. Taktik ve stratejisini, kendinden önce bu denizlere “ yelken açan “,uygun koy ve liman ağızlarına, pazarlara yakın ,alanlarına yerleşen diğer Avrupalı devletlerin donanma ve askeri güçlerini buraları terk etmeye zorlayacaktı.

İngilizler çeşitli keşif – araştırma gezileri düzenleyerek ellerindeki en deneyimli gemi kaptanlarını, bu işlerle ilgilenme görevleri vermiş, hatta bunların en ünlülerinden biri olan JAMES COOK böyle bir görevde iken yerli halkla girdiği bir çatışmada hayatını kaybedecekti. Her gemide botanik-zoolog, dilci, haritacı gibi dallarda yeteri kadar bilim insanı bulundurmuşlar. Bunların sefer sırasında tuttukları notların daha sonra raporlaştırılması, KRALİYET COĞRAFYA TOPLULUĞUNUN çok zengin bilgi ve arşive sahip olması ile sonuçlanacaktı. Göreve yollanan MADEN MÜH. verdikleri raporlar, artık sıçrama noktasında olan İNGİLİZ SANAYİ için yeterli, munzam kaynak olurken o yörelerde yaşayan halklarda İngiliz mamul malları için gene manzum talep olacaklar, hatta yerinde kurulacak ticari –sınai ve tarımsal üretim merkezleri ucuz EMEK arz kaynağı olacaklardı.

İngiliz limanlarından, doklarından ayrılan yüzlerce irili ufaklı şilep ve yük gemileri. dünyanın dört bir tarafına İngiliz fabrikalarında üretilen yüzlerce ton mamul / yarı mamul mal götürürken gene dünyanın dört bir köşesinden yüzlerce gemi de İngiliz limanlarına EKZOTİK GIDA,TÜKETİM,BAHARAT ve de HAM MADDE taşımaktaydı.

 

XIX ilk çeyreğinden XX. yüz yılın ilk çeyreğine kadar, LONDRA ; Evrenin, politik, askeri, diplomatik, ekonomik ve ticari, UNİON JACK ( Kırmızı Ceketliler ) ve Deniz Gücü ( DONANMA) sayesinde dünyanın en uzak, ufkun çok ötelerinde bütün deniz ve karalarında “ BORUSU ÖTEN” O yüzyıllarda, dünyanın “ SÜPER GÜCÜ” bir devletiydi.

Özellikle ATLANTİK – KARAYİPLER - HİNT OKYANUSU – PASİFİK gibi bütün denizlerde, boğazlarda önemli stratejik limanlarda, fırtınalara karşı doğal korunaklı koylarda, kısa ve özet olarak kendine en uygun noktalarda egemenlik ve denetimi sağlamış. Gerekli gördüğü bütün buralara TELSİZ İSTASYONLARI - KÖMÜR DEPOLAMA ALANLARI – MUHMMAT DEPOLARI kısaca ne gerekliyse her şeyi depolamış, ilerde muhtemel olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere bütün hazırlıklarını yapmışlardı.

DOWNİNG SREET NU 10, da ikamet edenler her şeyi düşünüp hazırlamışlardı ama Atlantiğin öteki yakasında, oturan KUZENLERİNİN daha XVIII.y.yıl bitmeden kendilerine “ kafa tutacaklarını “ yollarını ayıracaklarını tahmin edemediler. İngiltere belki de tarihteki kesin ilk yenilgilerini bu dönemde yaşayacaklar. Daha sonra zaman zaman sıkıntılı anlar ve olaylar yaşasa bile her seferinde, bu sorunların altından kalkmayı bileceklerdi.

Atlantiğin öteki ucunda darbe alan LONDRA, sorunu uzatmadan, işgal altında tuttuğu uğrunda savaştığı toprakları – coğrafya’yı adına AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLER denecek politik / askeri organizasyona terk ederek .daha kuzeye çekilecekti. ( Bu konuda ülkemizde Amerikalı Marksist gelenekten gelen ZİNH’in AMERİKAN HALKLARI EL KİTABI ile yine ünlü Amerikalı sinema yönetmeni STONE’nin AMERİKA’NIN GİZLİ TARİHİ adlı eserlerine bak.)

Londra için şimdilik “ defteri kapama “ zamanı değildi ama hesap görecek hali de yoktu. Ancak o yıllarda Kara Avrupa’sın da bir süreden beri “için için” kaynamakta olan PARİS (güneş imparatorluğunda ),insanlık ve uygarlık tarihi açısından tipik felsefi bir ONTOLOJİK KOPUŞ olarak kabul edilen FRANSIZ DEVRİMİ yaşanıyor. Devrimden “ giyotinden” canlarını zor kurtaran; ASİLLER – RAHİPLER –TOPRAK SAHİBLERİ çoğunlukla canlarını İngiliz adasına atacaklardı.

Fransa içine düştüğü bu kargaşa ve politik kavgadan KRAL VE KRALİÇEYİ infaz ederek kurtulmak istemişlerse de, bu arada Devrimcilerin kendi aralarında başlayan iktidar savaşımı, Fransa halkı için adeta yeni bir SNT BARTEMEYİ akla yeniden getiren İL DE FRANCE faciası yaşanacaktı.

İngiltere, Fransa’nın neden olduğu, neredeyse yalnız Avrupa’da değil bütün dünya’da denge ve düzeni tehdit eden halklar arasında büyük bir karmaşaya neden olacak gelişmelerden kendi açısı içinde riskli alan hesabı yaptığı için ister istemez duruma müdahil olmak zorunda kaldı.

Bu arada umulmayan bir başka gelişme de yine Fransa’da KORSİKALI ana dili bile Fransızca olmayan bir TOPÇU YZB. sahneye fırlar ve rol kapar.( ARMAOĞLU – KURAL – AULARD – TOCQUEVİLLE ) sonrası ile daha önce de anlattığım olaylar. WATERLO – VİYANA 1815-1820 )

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

32 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi