TARİHİ İYİ BİLMEK İYİ OKUMAK VE DERS ALMAK - 16

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak-16

Demek ki hem evrenimiz hem de insanlık tarihi için genel geçer kuralları, ortamını ve koşullarını anlamak, analiz etmek için; 1700 – 1900 yılları arasındaki bütün insani – toplumsal gelişmeler, hangi açıdan ve / veya görüşle olursa olsun, yakın plan çekimle bakıldığında; neler görürüz neler tespit ederiz, bu konuya dediğim gibi az da olsa Osmanlı cephesinden ama ağırlıklı olarak Avrupa cephesinden bakmak şart.

Böylesi bir sınıflandırma veya bakış açısı, bizi çok farklı değerlendirmelere doğru götürecektir. Üzerine basa basa söylediğimiz en önemli ilk hususlardan biri de Osmanlı Devletinin bir açıdan artık uzanabileceği, büyüyebileceği kısaca elde edebileceği her yeri ele geçirdiği, jeopolitik olarak tıkandığı anlardı. Doğu’da, SAFEVİ TÜRK İMP kuzeyde, hemen Karadenizin tepesinde IV. İVAN ‘ la başlayan devamlı büyüyen ağırlığını duyuran, MOSKOVA KNEZLİĞİ, batıda yani Balkanların hemen üstünde MACARİSTAN topraklarının paylaşımı için VİYANA ile kıyasıya bir mücadeleye girilmişti.

Dünya ticaretinin önemli rotalarından olan AKDENİZ ‘ de ise İSPANYOL - VENEDİK ve PAPA ‘lıkla kıyasıya bir mücadeleye girişecekti. Akdeniz’in doğusunda RODOS ve KIBRIS ‘ın fethinden sonra artık Osmanlı Devleti hegemonik güç konumundaydı. Ancak denizin batı yakasında zaman zaman Fransızlarla iyi ilişkiler kurulsa bile, Hıristiyan güçler, daha etkindiler. Taraflar arasında akim kalan MALTA ve K.AFRİKA ( Tunus – Cezayir – Fas ) kıyılarında, şiddetli kıyasıya savaşlar yaşanacaktı. Ancak İstanbul bu coğrafyada organize ettiği; GARP OCAKLARI teşkilatı, onlara yardımcı olsun diye de kurulmalarına izin verdiği KULOĞULLARI (babaları Osmanlı / Türk, anneleri yerli )

İsterseniz tam zamanı deyip, konumuzun askeri - siyasal yönünden azıcık ayrılalım; ekonomi – ticaret kısmına, kısa ama ana hatları / aks olarak bakalım.

XVIII. yılların sonlarına kadar, dünya ekonomisi belirli bir rota çizer, mallar ve karşılıkları neredeyse yüzyıllar boyu, değişmeden hep aynı yönde olmuştu. Neydi bu yollar, KUZEYDEN GÜNEYE, Rus ovalarından, kentlerinden gelen daha doğrusu Kırım ‘a akan, KÜRK –KERESTE-ERKEK, KADIN KÖLE-BAL, BAL MUMU, Karadeniz’in Anadolu’da ki limanı olan SİNOP üzerinden, Akdeniz sahillerine iner, Alanya’dan da Ortadoğu’ya nihai tüketiciye arz edilmek üzere İskenderiye’ye pazara yollanırdı. Bu ticaret yolu özellikle Bizans ve sonradan Anadolu SELÇUKLULAR tarafından gerek ekonomik gereke askeri / siyasal açıdan stratejik önemi göz önünde tutularak çok önemsenmiş, KARADENİZ’i AKDENİZ’e bağlayan, kara yolu, yaya ve kervanlar için halen bazıları ayakta olan sayısız KERVANSARAYLAR ile donatılacaktı.

Bir diğer çok daha büyük ve zenginlik kaynağı olan yol ise, hem deniz hem de kara yolu olarak, Asya’nın doğusundan içlerinden gelen ve tarihi İPEK YOLU ki, bugün ÇİN ‘in muhtemel bir deniz AMBARGO’su riskine karşılık, DEMİRYOLLARI ile aşarak Avrupa’ya ulaşmak istediği tarihi yoldur. O yıllarda bu yol, muhtelif zamanlarda ( klimatoljik) Çin’den çıkar, DOĞU TÜRKİSTAN üzerinden İran platolarından aşarak, Anadolu’ya girer, buradan da İzmir Limanı’na ulaşırdı. Asya’yı daha doğrusu HİNDİSTAN ‘ı,Avrupa’ya bağlayan ve adına da İPEK YOLU denen yol ise DENİZ – KARA yolu ile İSKENDERİYE limanına oradan da, yine nihai tüketiciye arz edileceği Avrupa’nın Akdeniz limanlarına (VENEDİK)

Avrupa açısından en önemli harcama kalemleri ÇİN ve HİNDİSTAN tan Gelen gerçekten, derler ya yükte hafif değerde pahalı denilen mallardı. Çin ipeği – Porselen –çeşitli Ecza ( kimyasallardı ) Hindistan’ dan da ise, BAHARATLAR ve EKZOTİK mallardı. Bunların da karşılığı büyük oranda İspanyolların Amerika kıtasından yağmaladıkları, ALTIN – GÜMÜŞ ‘ tü.

Tek yönlü Avrupa’dan akan bu değerli madenlerin karşılığında UZAK DOĞU’ dan gerek ÇİN gerekse HİNDİSTAN menşeli, mallar trafiği Akdeniz ‘in batı cephesinde ekonomik / mali düzeni ve statüyü 9 şiddetinde bir DEPREM gibi yıkacak, bu sarsıntılar yalnız AKDENİZ’ in batısında değil doğusunda olan OSMANLI İMP. üzerinde de o kadar da olumsuz etkisi olacaktı.

Eğer bu süreç bu kadarla kalsaydı belki bu adı geçen ülkeler / devletler, bu mali şoku kendi iç önlemleri ve uygulayacakları akıllı politikalar ile daha ilerde telafisi mümkün olmayan sonuçları durdurabilirlerdi.

Tarihsel, politik ve askeri açıdan Osmanlı Devleti II. BEYAZID ile ister istemez Anadolu içlerine ağırlık verecek bir politikayı benimsemişti. CEM SULTAN olayı ve MISIR MEMLÜKLERİNİN bu sorunda ki, olumsuz rolleri, özellikle, gerek KARAMAN – DULKADIRLI – SAFEVİ politikaları, İSTANBUL’un bu coğrafya’ ya; özel ilgi ve dikkatini çevirmesine yol açacaktı.1516-17 MERCİDABIK ve RİDANİYE savaşları, hemen sonrasında KANUNİ dönemi ile KIZILDENİZ oradan tüm Arap yarımadasının dolaşılıp HİNT ALT KITASINA ulaşılması ama bu coğrafya’da egemen olan PORTEKİZ karşısında, teknik – taktik – stratejik açıdan yetersizlikler, Osmanlı devletinin, bu yörede kalıcı üstünlük sağlamasına engel olacaktı.

Akdeniz özellikle Hint ticaretinin en önemli noktalarından yani bir tür ara noktası olan MISIR / İSKENDERİYE, Osmanlıların kontrolüne egemenliği altına geçmesi. Akdeniz’in batısı ile doğusu arasında bir tür özellikle de ticari-mali ilişkilerin kesilmesi ile sonuçlanacaktı. ( ATTALİ – BRAUDEL – TABAK – UZUNÇARŞILI – AKDAĞ)

Bütün bunlar öncelikle VENEDİĞİN artık, Akdeniz’de sıradanlaşması demekti zaten bu denizin bir başka gücü olan CENEVİZ, Karadeniz’in, bir tür “ TÜRK GÖLÜ” olması süreci, Ceneviz’in rol ve gücünün bitmesi demekti.

Bu arada Avrupa cephesinde bir başka gelişme ise hiç de; umulmayan bir başka alanda yaşanacaktı. VIII. HENRY’ nin gerek dinsel ve cinsel dalgalı hayatı ve arkasından, İngiltere’de yaşanacak politik kargaşa ve karmaşa, XVI y.yılın son çeyreğinde LONDRA için, çok kötü sonuçlara “ gebe “ , İspanyol – Fransız müşterek donanma gücü, adaya çıkarma yapmak üzere yola çıktığında MANŞ DENİZ’ in de büyük bir fırtınada batması ,”MUHTEŞEM ARMADA “ ortadan kalkacaktı.

XVIII. y.yıl gerek dünya gerekse Avrupa tarihi için önemli kırılma noktalarından biriydi. Avrupa politik / askeri sahnesinden uzun yıllar uzak duran en son Fransa’da ki işgal altında tuttuğu toprakları da terk eden, LONDRA için hem kendi hem de dünya için, radikal değişiklikler demekti.

İngiliz sosyal tarihi 1189 HASTİNG SAVAŞI ertesi ilan edilen HABEAS CORPUS daha sonra 1215 MAGNA CHARTE ile diğer Avrupalı devletlerinden ayrılan farklı bir geleneğin temsilcisi olacaktı. Hele özellikle daha önce de anlattığım CROMWELL DEVRİMİ, HANNOVERLİLER DÖNEMİ ve İNGİLİZ DEMOKRASİSİ, İngiltere’yi, evren de MAKSİMALİST bir düzeye çıkaracak ve DOWNİNG STREET NU 1O 1947 ye kadar dünyada bir GÜÇ MERKEZİ olacaktı.

İsterseniz projektörümüzü daha yakın plana kaydıralım ve yakın çekim yapalım. Zaten anlatacaklarımızı yazacaklarımızı, birçoğumuz hayatımız boyunca yaşayarak, deneyleyerek gördük, tarihin canlı tanıkları olduk.

Onun için bundan sonra yapacağımız tespit ve analizlerimizde, hem bakış açımız hem de derinliğimiz tespitlerimiz daha farklı olacak olması da normal değil midir?

Madem yeni bakış açımı ve yalnız geriye değil durum ve hatta gelecek de perspektifimiz açısından:

  • İNGİLTERE: SANAYİ DEVRİMİ; eve sipariş sisteminden, Manifaktür üretime, en sonunda üretim sürecinde BUHAR ENERJİ’sine geçiş ve gerçekten KİTLE HALİNDE ÜRETİM, makine – kimya - elektrik – maden – metalürji alanlarında, tahminlerin de ötesinde buluşlar / icatlar, yalnız İngiltere’nin, İngilizler‘in değil; dünyadaki diğer halkların devletlerin de kaderini derinden etkileyecekti.
  • İngiliz devleti veya İngilizler kısaca İNGİLTERE, bir anda; SERMAYE / ÜRETİM gibi dalların dışında da politik – askeri açıdan da dünyada en güçlü devleti haline gelecekti.
  • İNGİLTERE, 1588‘de İspanya – Fransız müşterek donanma gücü, fırtınada kayalıklara çarpa çarpa yok olunca, bir anlamda önü açılmış oldu artık ATLANTİĞE, önce Korsanlar ( PRİVATE ) sonra da DONANMASI ile tek başına egemeni oldu, adeta İspanyolları sildi süpürdü. Aynı şekilde HİNT OKYANUSU’nda da, önlerinde kendilerine rakip olacak hiç bir güce tahammülleri yoktu.
  • İNGİLİZ gücü veya egemenliği bir yerde sökülüp atıldı, bu da, AMERİKA KITASININ batısında yaşanacak, hayli de kanlı savaşlara sahne olacak olan,1776’da deklare edilen AMERİKAN BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİDİR.
  • İngiliz geleneksel diplomasisi, asla kıtasal Avrupa’daki ülkelerin arasında yaşanacak ihtilaf veya çatışmalarda rol / taraf almamasıydı. Mali ve diplomatik destek vardı o kadar. LONDRA’nın bu geleneksel politikalarında üç ayrıksı nokta vardır. Bunlardan biri, NAPOLYON ( 1815 ) - KIRIM (1854 ) üçüncüsü ise ALMANYA ( 1914 )
  • LONDRA‘nın tam anlamıyla dünya ölçeğinde güç olmasını sağlayan asıl gelişme veya moda deyimle TAKE OF WALFE olma durumu sanayisinin, aniden dev bir sıçrama yapmasıdır. Özellikle İÇTEN PATLAMALI MOTOR TEKNOLOJİSİ ve bu gücün enerjisinin artık HİDRO KARBON’dan yararlanma zorunluluğu; DOWNİNİG STREET NU 10’unun bütün dikkatini, bir diğer deyiş / değerlendirmeye İSLAM COĞRAFYASINA vermesiyle sonuçlandı. Aslında bu ilgi ve dikkat zaten 1854 KIRIM ve 1857 HİNDİSTAN SEPPOY ( SİPAHİ ) İSYANI ile çekilmişti. İran’da bulunan bu enerji kaynağı, Londra’nın bölgeye bakışını daha da güçlendirdi ve derinlik kazanmasına yol açtı.
  • Bilindiği gibi, uluslararası sistemde ve rejimlerde en tepede dürmek, statükoyu korumak çok zordur. Öncelikle en tepede olan devlet, kendine güç / prestij ve statüko olarak en yakın ülke ile arasındaki mesafeyi korumak zorundadır. İkinci bir taktik anlayışı ise; kendini izleyen, rakip olan devletlerin kendine karşı birleşmelerine engel olmaktır. Mesela bunun için izlenebilecek en iyi strateji bu ülkelerin aralarında birleşmelerine engel olmaktır. Bunun için de gerektiği yerde ve zamanda, YUMUŞAK / SERT tedbirler almalı ve uygulamalarıdır. İngiltere’nin XVIII. yüzyılın ilk yarısında XX. yüzyılın ilk yarısına kadar uyguladığı politikaların özünde bu ilkeler vardır.( ARMAOĞLU-ÜLMAN-KENNEDY-FROMKIN-MASSIE-YERGİN)

XX:y. yılın ilk çeyreği biterken BRİTANYA İMP. DONANMA GÜCÜ ’yle dünyada kimsenin erişemeyeceği bir güce ulaşmış, artık ; dünya denizlerinin “ efendisi” konumuna geçmişti. Siyasi tarih ve uluslararası sistemde, İngiltere’nin konumu “ GÜNEŞİN BATMADIĞI İMPARATORLUK “ olarak tanımlanmıştır.

Londra’nın bu emperyalist amaç ve izlediği politika eninde sonunda, başkaca güçler tarafından mutlaka durdurulmak istenmesi veya bu amaca yönelik politikalar izlenmesi son derece normaldi. İngiltere’yi, bu açıdan durdurabilecek dengeleyecek tek ülke, kendisi gibi emperyalist politikalar izleyen, dünya gücü olmak isteyen FRANSA’YDI.

1871 SEDAN ‘ da Fransızlar gerçekten PRUSYA karşısında “ utanç “ verecek bir yenilgi almışlar. Bu belki de Prusya için, bir anlamda JENA ‘nın intikamı olarak görülecekti.( 1806 ) Sedan’ dan sonra artık PRUSYA çekirdeği etrafında BERLİN merkezli, bir ALMAN İMPARATORLUĞUNA evirilecekti.

PARİS için bu gelişmeler, Berlin’ de itidalli bir politikadan yana olan ve de asla “iki cephede “ savaş istemeyen ŞANSÖLYE BİSMARC, babasının çok erken yaşta ölümünden sonra tahta geçen genç imparator II. WİLHELM askerlik – dış politika gibi konularda asla anlaşamayınca, çaresiz emekliye ayrılarak çiftliğine çekildi.

Bismack ‘ ı “ devre dışı “ bırakan İmparator, artık Avrupa ‘da gerçekten rakipsiz kalan bir güç olmuştu. Etrafını çeviren GERMEN CLUP, KOLONİCİ – EMPERYAL GÜÇ HEVESLİLERİ. İmparatoru yanlış yönlendirerek onu, AFRİKA ‘ da ,ORTADOĞU’ da maceralara sürüklemeye, İngiltere ‘ ye karşı özellikle HİNDİSTAN üzerine hem tahrik hem de teşvik edeceklerdi.

Londra ile Berlin arasında en üst evyelerde bir sorun yoktu. Çünkü İngiliz ana kraliçesi aynı zamanda II.WİLHELM’ inde ANNEANNESİYDİ. İmparator aynı zamanda İngiliz donanmasında TÜMAMİRAL rütbesi taşıyordu.

BERLİN, PARİS ve LONDRA’ya farklı coğrafyalarda ama emperyalist amaçlı “ GÜNEŞİN ALTINDA KENDNE YER ARAMA BULMA “ amaçlı diplomatik bir savaş başlatacaktı.

İlk olarak K. Afrika’ da AGADiR BUNALIMI olarak geçecek olan, diplomasi ve siyasi tarihte’ de “ GAMBOT DİPLOMASİSİ “ diye anılacak, sorun, Afrika’da NİL NEHRİNİN doğuş noktasında, az daha savaşacak olan LONDRA – PARİS arasında 1911 de “ samimi anlaşmanın” imzalamasına neden olacaklardı.( ENTENDE CORDIALE )

Berlin için ikinci bir sorunda, özellikle PAN CERMEN’ lerin, öncelediği, Artan Alman nüfusuna daha yakın coğrafyalardan yerleşme KOLON, AYRICA Alman sermayesine yatırım alanları –ham madde ve Pazar bulma saiki ile DRANG NACH OSTEN olarak formüle ettikleri DOĞU POLİTİKALARI ve İngiltere’yi” yumuşak karnı “ olarak kabul edilen HİNDİSTAN ‘dan vurmak.

Bu politikalar içinde artık LONDRA ve PARİS ‘ ten umudunu kesen İSTANBUL daha iyi bir müttefik bulabilirler miydi? Daha önce demiştik 1877-78 savaşında YEŞİLKÖY ‘ e kadar gelen Ruslarla Berlin ‘ de Bismark’ın arabuluculuğuyla bir araya gelinmiş; anlaşma tekrar gözden geçirilerek az da olsa Osmanlı devleti lehine birkaç küçük düzeltme yapılacaktı.

Belki de ” DEVENİN BELİNİ KIRAN TÜY” 1878 de Berlin’de konacak,” denize düşen yılan’a sarılır “ misali Osmanlı Devleti o yıllara kadar, hiçbir ihtilaf yaşamayan ama dünya askeri – politik - ekonomik birinci lig takımlarından olan ALMANYA ile iyi ilişkiler kurma arzusunu açıkça ortaya koymuştu.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

108 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi