MİKRA ASİATİK KATASTROPHE Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 7

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 7

OSMANLI DEVLETİ bir sava göre 1299, bir başka sava göre de 1331, bir UÇ BEYLİĞİ olarak kurulup, Anadolu da siyasal / askeri bir varlık haline geldiği andan itibaren, doğal büyüme genişleme coğrafyası JEOPOLİTİK olarak ister istemez kuzey batısında yer alan BİZANS ve onun bağlıları olan KALE KENTLERDİ.

 Kendilerine TEKFUR denen asker –valilerin emrinde var olan bu Bizans örgütlenmeleri, bir tür FEODAL idari birimlerdi.

SÖĞÜT merkezli bu beyliğin gerçekten de askeri, büyüme, genişleme HİNDERLANTI, ister istemez dini / ideolojik açıdan da, BİZANS ve mücavir alanlarıydı. Tarihi coğrafyanın bir cilvesi bu LEBENSRAUM, gerçeği, Söğütte kurulan bu uç beyliğini kısa zamanda BAĞIMSIZ bir BEYLİĞE dönüştürecekti.

Tarihi Söğüt siyasi başkent olma özelliğini kısa bir süre sonra yerini BURSA ya (1326), OSMANLI kuvvetlerinin, Rumeliye geçişinden sonra da Bursa, başkent olma özelliğini EDİRNE ye bırakacaktı.(1361-71 )1453 İSTANBULUN fethi ile de artık başkent olacaktı. Cumhuriyetin ilanı ANKARA nın yeni rejimin ve sistemin M.KEMAL PAŞA tarafından; Başkent ilan edilmesine kadar bu gücü ve işlevini koruyacaktı.

BİZANSIN düşmesi ve devletin resmi merkezi olması aynı zamanda Osmanlı içinde bir sürecin hem de çok farklı bir anlayışın başlangıcı olacaktı.

DİVİYÇİOĞLUNUN son derece isabetli ve de kavramsal ilke ve anlayış içerisinde betimlediği gibi: Nasıl KÖKTÜRK DEVLETİ, KUT – KÜÇ – ÜLÜK üçgeni üzerine yaslanmış / kurulmuşsa, SELÇUKLU DEVLETİ: BOY- KONAT – DEVLET üçgeni üzerinde kurulmuştu. Peki, TÜRK DEVLET TÖRESİNCE Osmanlıyı bu yapısal / hukuki formatlanma / şekillenmede nereye koyacağız veya yalnız temellerini değil çerçevesini nasıl çizeceğiz. ? Osmanlı Devleti BURSA dan sonra ağırlıklı olarak İ EDİRNE döneminde TÜRK- MOĞOL / İSLAM SOSLU ama İstanbul un fethinden sonra da daha çok protokoller açıdan BİZANS etkisinin yerleşeceği bir dönem başlayacaktı. (F.KÖPRÜLÜ )

Bizansın alınması, bir anlamda devletin yeniden yalnız “kabuk “ değil yani biçimsel olarak değil, özde, muhteviyatında da değişim / dönüşüme uğraması demekti. DEVLET artık BOYDAŞLIK - EŞİTLER ARASI BİRİNCİLİK – İSLAM ÖNCESİ DUYGUDAŞLIK yapısından hızla çıkacak; artık ÇOK DİLLİ-DİNLİ VE ETNİLİ bir yapıya dönüşecek. Önce devletin kuruluş aşamalarında hem idari hem de askeri açıdan başrolde olan TÜRK SOYLU, aileler devlet ve kamu hayatından tasfiye edilecekler, yerlerine DEVŞİRME / DÖNME ediğimiz insanlar monte edileceklerdi. Fatihten sonra, özellikle torun YAVUZ, anlaşılmaz bir biçimde ( haklı olduğu özel konular hariç ) TÜRK / TÜRKMEN, devletin aslı unsur ve kurucularına karşı adeta “YOK EDİCİ “ bir mücadele başlatması, DEVENİNİ BELİNİ KIRAN TÜY oldu.

 

Nerede kalmıştık? Osmanlı Devleti, ŞEHZADE SÜLEYMANIN destanlaşan anlatılara göre sallarla Marmara denizini aşıp, Rumeliye“ adım atması “ ile başlayan; Adına da ÇİMPE KALESİ zaferi denen olayla başlayan ( 1352 ),Genel Türk tarihinin önemli bir kırılma veya bazılarına göre de evrilme dönemidir. Artık Balkanlarda atılan her adım Osmanlıyı asıl vatan topraklarından ve de kendini beylikten devlete devletten imparatorluğa taşıyan ana kitlesinden bir adım daha uzaklaştıracaktı.

Elimizde yani tarihe bakarken AÇARIMIZ her zaman söylediğim veya kişisel olarak bakış açım olan SOSYOLOJİK düşünmek; ister tarihsel ister siyasal açıdan olsun bize ( bana ) yol gösterici, ışık tutucu işlev / güç kaynağı olaya devam edecektir.

Bu yeni coğrafya da tutunmak, yerleşmek, coğrafyayı VATAN yapmak (.R.O ARIK ) GENEL OLARAK İNSANLIK TARİHİNİN EN ÖNEMLİ SORUNSALLARINDAN BİRİDİR. Osmanlı Devleti bu büyük sorunu gerçekten büyük bir başarı ile tamamlamış ancak yüzyıllar sonra merkezi gücün zayıflaması, MERKEZKAÇ güçlerin, tüm İmparator, TÜRK ve İSLAM olmayan halklar üzerinde iç ve dış dinamiklerin, çeşitli tahrik, teşvik, örgütlenme çabaları sonrasında, var olmaları, İSTANBUL unda; bu süreci fark edip karşı tedbir alamaması, çaresiz kalması, bu sürecin adeta “ tuzu biberi “ olacaktı.

1800 lü yılların başında iki aşamada başlayan ve devam eden ama sonunda SIRP DEVLETİNİN kurulması ve ilanı ile biten süreç, Osmanlı Avrupa’sı için yeni bir değerler taktik ve stratejisinin kurulması demek olacaktı. Osmanlı “ boyunduruğundan “ kurtulma, özgür olma yolu bu mücadele sürecinde; güçlü bir devletin himaye ve gerekirse aktif silahlı desteğinin alınması. Bunun içinde gerek VİYANA gerekse PETERSBURG zaten hazır güçlerdi.

Sırp Bağımsızlık savaşlarının veya direnişinin başarı ile sonuçlanması BELGRAD merkezli bir devletin doğuşu; Osmanlının gerçekten her açıdan farklı olan Hıristiyan tebaası üzerinde; ayrılıkçı – bağımsızlıkçı eğilim bu faaliyetlerin kamçılandığı bir dönemin başlangıcıydı. Pratikte bu eğilim ve çabaları destekleyici / kolaylaştırıcı fırsat ve ek kaynaklarla doluydu.

SIRP BAĞIMSIZLIKÇI çabaları olumlu sonuç verince, devreye bu sefer YUNAN BAĞIMSIZLIKÇI süreci, devreye alınacak bu sefer dış güç diyeceğimiz aktörlerde, değişikliler olacak Ruslar başrolde olmayacak yerlerini İNGİLİZLERE ve FRANSIZLARA bırakacaklardır. NAVARİN BASKINI, bu sürecin önemli bir dönüm noktası olacak donanmasını kaybeden İSTANBUL artık ATİNANIN varlığını kabul etmek zorunda kalacaktı.

Şimdi sırada Osmanlı Avrupa’sın da güçlü ama eğitimsiz, örgütsüz, bir başka etnik grup daha vardı. BULGARLAR. Bu halk köken olarak TÜRK olmasına rağmen, ATALAR Dinini ilk terk eden kısa bir zamanda da ORTAODOKS KİLİSESİNE intisap edip, var olan Slavların içlerinde eriyen bir TÜRK halkıydı. Osmanlı fethinin daha Avrupa da ilk fetihlerinin kurbanı olacaklar. I.MURAT ve YILDIRIM zamanında artık bir Bulgar Krallığından bahsetmek imkânsızlaşacaktı.

Bu halk neredeyse 400 sene “uykudaydı “,bu halkı daldıkları “ derin uykudan “ Yunan İsyanı sırasında Osmanlı Devleti ile fiilen savaşan Rus güçleri Edirne’yi aldıklarında keşfedeceklerdi. Bu halkı Osmanlı aleyhine döndürmek ve harekete geçirebilmek amaçlı; özel bir program uygulamaya karar verdiler.

Tarihimize BALKAN FACİASI olarak geçecek olayların veya savaşların belki de başlangıcı; ele almaya anlatmaya çalıştığımız BALKAN SAVAŞLARI nın, ilk teşebbüsleri veya denemeleri bu isyanlar sırasında atılmıştı. Ancak artık DEVLETLÜ olma özelliklerini yeteneklerini kaybeden Osmanlı diplomasisi ve kamu yönetimi, adım adım gelmekte olan bu felaketin büyüklüğünü, derinliğini kavramaktan / anlamaktan acizdiler.

Yüzyılın ilk on yılında SIRP İSYANI, hemen arkasından yıllarca sürecek ve de kanlı bir baskınla sonuçlanacak YUNAN İSYAN ından gereken dersi, ne SARAY ne de kamu yönetimi alamadı / çıkaramadı.

İlk çeyrek önce SIRP – YUNAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞLARI, bu savaşların doğal sonucu olarak gerek Doğu Anadolu da ve Balkanlarda, iyice çoşan ve PASSİONERLİK duygusu içinde “kabına sığmaz “ORTADOKS- SLAVLIK “ heyecan – aşkı ile kendine “HAYAT SAHASI “ ( LEBENSRAUM ) STRATEJİSİ içinde planlar yapan ÇARLIK İÇİN HAYAL BİLE EDEMEYECEĞİ HEDEFLER DOĞURACAKTI.

Balkanlarda kitle olarak kalan son Osmanlı toprakları, yüzyılların sonlarına gelindiğinde yani son çeyreğinde BULGAR TOPRAKLARIYDI. İstanbul bu yıllar içinde, elli yıllık sürede, önce VAKAY I HAYRİYE denilen artık kronikleşen YENİÇERİ SORUNU çözmüş, M.ALİ PAŞA konusunu ciddi tavizler vererek hal yoluna gitmeyi tercih etmiş. İç politikada önce İngilizlerle SERBEST TCARET SÖZLEMESİ imzalayarak, Mısır ekonomisini çökerteceğim derken kendisini batırmıştır (D.AVCIOĞLU – İ.CEM )

Artık reform ve düzenlemelerin şart olduğunu görünce; bazı tarihçilerimizin olumladığı (İ.ORTAYLI ) bazılarının ise ağır eleştirdiği (D.AVCIOĞLU) TANZİMAT FERMANINI yayınlayacaktı. Bu ferman aynı zamanda GÜLHANE PARKINDA OKUNDUĞU İÇİN BAZEN DE GÜLHANE HATTI HUMAYÜNÜ olarak da bilinir.( 1839 BÜYÜK REŞİT PAŞA)

Osmanlı Devleti tekrar 1853 de RUSLARLA hem Balkanlarda hem de Doğu Anadolu da savaşa tutuşacaktı. Batılı Devletlerin İSTANBUL un yanında yer alma nedenleri muhtelifse de em önemli stratejik düşünce, ÇARLIĞIN Napolyon sonrası Avrupa da GELENEKSEL / MUHAFAZAKÂR politika ve güçleri temsil etmesidir. Özellikle MACAR MİLLİYETÇİLERİNİN VİYANAYA isyanları, Rus güçlerini neredeyse PARİSE kadar gitmesine neden olmuş, bu gelişmeler LONDRA ve PARİSTE çok ciddi bir RİSK OLARAK ALGILANMIŞTI.

Ruslar Osmanlı Devletini kendi jeopolitik dünya görüşlerine göre özellikle BOĞAZLARI önemli bir “TIKAMA MEVZİ “ olarak görüyorlar / değerlendiriyorlardı. Mutlaka bu BARİYER / BLOK kırılmalı / aşılmalıydı.1853 de Osmanlı Devletinin iki cephede birden Ruslarla savaşma ne imkânı ne de yeteneği vardı. Doğuda ve Balkanlarda belki savunma / oyalama savaşını kendi başına verebilirdi. Ama güçlü bir Fransız – İngiliz donanma desteği ve yeterli kara gücü ile ORTAK KIRIM a çıkarma yapılabilir. Rusların “yumuşak karnı “ sayılan bu yarım adaya asker çıkarılabilinirdi.

1853-44 yılları arasında yapılan bu müşterek güçlere İTALYA PİEMENTO ŞEHİR DEVLETİ de mütevazı ölçülerde katkı koydu. Savaş Rusların yenilgisi ile sonuçlanınca Ruslar gerek doğu gerekse Balkanlar cephelerindeki kazanımlarından vazgeçerek PARİS de BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE başladılar. ( A.PALMER –C.PONTiNG - F.ARMAOĞLU –E.Z.KARAL

Bu savaş ve barış görüşmelerinin en önemli sonuçları ne siyasal ne de askeridir. İlk defa Osmanlı devleti hiç İHTİYACI OLMADIĞI HALDE, müttefiklerin dayanılmaz ısrarı hatta zaman zaman baskıya varan, ısrarları karşısında DIŞ BORÇ ALACAKTIR.

OSMANLI DEVLETİ KIRIM HARBİ ve sonuçlandıran PARİS ANLAŞMASI ile Ruslara karşı büyük avantajlar sağlayamamış ancak Doğu Anadolu da, Rusların işgal ettiği bazı topraklar ile Balkanlardaki kayıplarını telafi edebilmişti. Anlaşmanın şartlarına yakın plan ve stratejik olarak bakıldığında; askeri, fiziki olarak açıdan galipler arasında olan İSTANBUL sonuçta “dişe dokunur “ bir avantaj sağlayamamış, zaten kendisine ait olan toprakların iadesiyle yetinmek zorunda kalırken; İngilizler siyasal, Fransızlar ise Ekonomik kazanımlar sağlamış PİYEMENTO ise daha sonraki İTALYAN MİLLİ BİRLİĞİNE gidiş yolunda politik / diplomatik destek kazanmış oluyordu. RUSLAR ise: Görünümde savaşı kaybetmişti, Kırım a çıkarma yapan müttefikler karşısında yenik düşmüş, işgal ettiği toprakları geri vermişti ama askeri ve ekonomik olarak bu savaş / yenilgiden alması gereken dersi alacaktı. Ülkenin derinliklerinde savaş alanına, var olan asker ve malzemeyi anında, ihtiyaç duyulduğunda yeteri kadar ulaştıramamıştı.

Gözlerinizi kapayın o yıllardaki ÇARLIĞI, dünya siyasi haritası üzerinden canlandırın. Yalnız Avrupa’nın değil tüm dünyanın coğrafi olarak en büyük devletiydi. Üstelik de tarihi – siyasi ve jeopolitik şartlar, iklim ve zemin onu büyümeye / yayılmaya adeta teşvik ediyor / çağırıyordu. İsterseniz bu dediklerimi anlatmaya çalıştıklarımı TARİHSEL COĞRAFYA üzerinden RUS JEOPOLİTİĞİ ne bakarak özetleyelim. ( A.KÜLEBİ – S.İLHAN – S.M ÇAŞIN )

XVI y. Yılın ortalarından beri; MOSKOVA KNEZLİĞİ, yalnız TÜRK – MÜSLÜMAN komşuları değil diğer SLAV asıllı komşu ŞEHİR DEVLETLERİ aleyhime de büyüme politikası izleyerek kısa zamanda kendini BİZANSIN VARİSİ ilan edecekti.

Yüzyıllar içinde kendilerine amblem seçtikleri ÇİFT BAŞLI BİZANS KARTALI BAYRAKLARINI, Avrupa’nın, ortasından, bazı coğrafyacı ve jeopolitikçiklere göre “DÜNYANIN DAMI” olarak nitelenen / değerlendirilen TİBET e kadar dayanmışlardı.

RUS jeopolitiği ve stratejisinin temel dayanağı, asli unsur kabul ettiği ANA VATAN RUSYANIN çevresinde özel bir alan yaratmak, ülkeye olabilecek bir düşman saldırısını, bu var edilen / kazanılan topraklarda karşılamak. Rus şuurunun; temel içgüdüsü bu noktada düğümlenmekte, bir sonra adım ise; XVIII y.yıldan sonra II. PETRO nun “SİYASİ VASİYETİ “ olan SICAK DENİZLERE İNME, rakiplerini denizlerde de yakalama stratejisi ve öngörüsü olarak tanımlanabilir. Bu amaç içinde BALTIK – KARADENİZ – UZAK DOĞU ( pasifik )çok farklı özellikler taşıyan denizlere uygun DONANMA GÜCÜ kurmaya yönelecekti.

Ruslar kırım Harbinden çıkardıkları bir başka ders ise, savaş alanına, elde olmasına rağmen gerekli personel ve savaş malzemesi yollayamaması olmuştu. Savaştan hemen sonra başlayan bütün dünyada en önemli yatırım alanlarından biri olacak olan, KARA ve DEMİR YOLLARI PROJE lerine özel önem ve ağırlık vereceklerdi. Bunun içinde, mali ( finansman ) teknik FRANSIZLARDA vardı. Ülke kara ve demir yolları ile özellikle MOSKOVA en uzak köşelere ulaşma çabası içindeydi. Bakın bu konuda en iyi örneklerden biri de OSMANLI DEVLETİYDİ. Yalnız arada yarım asırlık fark olacaktı.

 

DEVAM  EDECEK

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

188 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi