MİKRA ASİATİK KATASTROPHE Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 6

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 6

1830 yılı Balkanlar coğrafyasında SIRBİSTANIN yanı sıra YUNANİSTANINDA doğumuna ev sahipliği yapmıştı. Bu coğrafya, artık velüd bir ana rahmi gibi doğum yapmaya devam edecek, OSMANLI TÜRK COĞRAFYASI; SÜREKLİ, NÜFUSU, TOPRAK KAYBETMEYE BAŞLAYACAK, ARTIK SİPERLERDE, SINIRLARDA DİRENME VEYA KARŞI KOYMA GÜCÜ KALMAYACAKTI.

Osmanlı Devleti’nin her bir karış toprak kaybı demek ÖLÜM ve SÜRGÜN anlamına gelmekteydi. Bu zaman dilimini tarihsel / politik olarak en iyi nesnel gelişmelerini BİLAL ŞİMŞİR dev 2 ciltlik eserinde adım adım takip eder, FAHİR ARMAOĞLUNUN artık klasikleşen SİYASİ TARİH adlı eseri ve hemen AMERİKALI tarihçi JUSTİN McCARTHY nin ÖLÜM VE SÜRGÜN adlı çalışmasından da adım adım izlenebilir.

Yunan isyanının “ebesi “aslında, bu yangına ellerinde “benzin bidonları “ile koşan İngiltere ve Fransa ile bunların yanından hiç ayrılmayan RUSLARINDA etkisi görülmeyecek kadar açıktır. Bu sürece gerek tarihsel gerekse siyasal sosyoloji açı ve gözüyle bakıldığında, zaten 1789 FRANSIZ DEVRİMİNDEN sonra, tüm insanlığa dalga dalga yayılan, ilkeler, görüşler ve etkileşimi, artık OSMANLI veya AVUSTURYA hatta Rusya gibi, klasikleşen EMPERYAL*ÇOK ULUSLU-DİLLİ-DİNLİ İMPARATORLUKLARIN sonunun geldiğini, bundan sonra evrene ; denizlere ve SERMAYE / SANAYİYE egemen olan, bu güçleri TEKELLEŞTİREN yeni bir EMPERYALİZMİN DOĞUŞUNA tanık olunacaktı.

Ömür çizgisini dolduran ama bir tür “çıkmayan candan umut kesilmez “inancı içinde olan OSMANLI DVLET ADAMLARI XIX yıllarda radikal / ontolojik kopuş stratejisi yerine daha kolay, altından sorunsuz kalkacaklarını düşünerek, palyatif, reformvari politikalar ile zaman geçirmeye, bir oradan bir buraya savrulur tarzda politikalar izlemeye başladılar.

İstanbul’un tek sorunu yalnız Avrupa yani Balkanlar değildi ki gerek iç yapısından gerekse doğusunda olan biten gelişmelerden de aynı derecede rahatsızdı. Çözümlenmesi acil olan önemli sorunları da vardı, Her  şeyden önce ekonomik / mali yapısı son derece bozulmuş önemli gelir kaynaklarından biri olan MISIR EYALETİ elden gitmiş, Yunan Bağımsızlık Savaşı , arkasından M.ALİ PAŞA ile yapılan politik / askeri çatışmalar ve gerilimler, devletin gelir gider dengesini bozmuştu.1826 yılında ortadan kaldırılan YENİÇERİ OCAĞININ yerine derhal askeri bir sistem kurulmalı eğitimleri tamamlanmalı giydirilmeleri ve donatılmaları acil yapılacak işlerin başında geliyordu.

Osmanlı Devleti’nin fiziken kuzeyinde Bizans Kartalının kanatlarını açmış, adeta Osmanlı devletini yutmak, PETRO dan bu yana devlet politikası haline getirdiği “SICAK DENİZLERE “inme BİZANSI yeniden ÇARGRAD yapmaya niyetli bir RUSYA nın, mevcut statükodan yana olması mümkün müydü?

Neredeyse 6 yıllık zaman zaman şiddetlenen bir mücadeleden sonra egemenliğini kazanarak BAĞIMSIZLIĞINA kavuşan YUNAN KRALLIĞI, Londra Konferansı ile elde ettiği kazanımlarından asla mutlu değildi. ETNİKİ ETERYA, örgütlenmesi Rusların tahrik ve teşviki le ODESA, 1814 de kurulmuş ancak İPSİLANTİ ilk isyanında başarılı olamayınca, isyan ateşi hem nitelik hem de nicelik bakımından değişikliklere uğradı.

Nispi de olsa başarı kazanılıp Alman soylu bir bir krala da sahip olduktan sonra : YUNAN MİLLİYETÇİLİĞ bir anamda “şaha kalkmış” ne nüfus ne de kapasitelerine bakmadan, MEGALO İDEA adını verdikleri yeni bir EMPERYALİST fikrine kapılacaklar. Arkalarında batılı devletlerin desteğini bulacaklarından emin oldukları için sürekli Osmanlı Devleti aleyhine BÜYÜME – YAYILMA; gerginlikleri ve çatışma biçiminde bir STRATEJİYİ BENİMSEYİP FIRSAT BULDUKCA UYGULAMAYA KOYACAKLARDI

1789 FRANSIZ İHTİLALİ hemen arkasından Avrupa’da bir boydan bir boya,” kasıp kavuran “NAPOLYON SAVAŞLARI, WATERLODA müttefiklerin kesin zaferi, Napolyon’un Snt Helen’e adasına ölümüne kadar sürülmesi, VİYANA da Avusturya Şansölyesini (METTERNİCH) bizzat kotardığı ve taraflara oybirliği ile kabul ettirdiği ve adına diplomasi- siyasal tarihte VİYANA SÖZLEŞMESİ, bir tür AVRUPA DÜZENİ (UYUMU) ANLAYIŞI GERÇEKTEN SONUÇ VE Etkisi BAKIMINDAN, kendi çapında yeni bir WESTFALİA anlaşmasıydı.

Avrupa da siyasal – toplumsal ve ekonomik gelişim açısından, kendi arasında derin farklar yüzünden, bloklar halinde bölünmelere uğrayacaktı. Öncelikle İNGİLTERE, Avrupa da nispi bir sakinlik olunca Avrupa da bulundurduğu KARA GÜCÜNÜ hemen adasına çekmiş, Akdeniz de bir tür acil durumlara müdahale amaçlı, etkin çağrı gücü bırakıp, uzak denizlere yelken basacaktı.

Fransa İse son RUS SEFERİNDE özellikle MOSKOVA çekilişinde o muhteşem GRANDE ARMEE sini nereyse tümünü kaybederek ülkesine dönmüştü.

ALMANYA / ALMANLAR, Napolyon karşısında 1806 da JENA da utanç verici bir yenilgi alarak. Onlarca PRENSLİK arasındaki çekişmelere kurban gidecek, Güneyindeki KATOLİK mezhebinden olanlar VİYANIN, kuzeyinde PROTESTAN olan Prensliklerde ayrı “türkü “seslendirecekler ancak BİSMARC in ŞANSÖLYE olacağı tarihi bekleyeceklerdi.

AVUSTURYA-MACARİSTAN ise artık o eski güç ve etkisinden çok uzakta, DEV bir imparatorluk havasından hızla uzaklaşan, güç kaybeden bir devlet halinde idi. VİYANA, devlet ve toplum yapısına bir anlamda monte ettiği MACARLAR ile iyi geçinmeyi tercih edip, Macarlara da görev ve işlev yüklerken, devletin – toplumun önemli unsurlarından biri olan SLAV azınlığa karşıda ikili bir politika izliyordu. KATOLİK MEZHEBİNDEN olan HIRVATLARA karşı, daha hoşgörülü ve anlayışı davranırken, ORTODOKS MEZHEBİNDEN gelen SIRPLARA karşıda son derce katı-itici ve ayrımcı- dışlayıcı bir anlayış üzerine oturttuğu iç politik davranış modeli benimsemişti.

Bu parçalı siyasal coğrafya da belki de üzerinde en fazla derinliğine durulması gereken ülke, ÇARLIK RUSYASI OLMALIDIR. Daha önce ne demiştik? Rus siyasi ve tarihi coğrafyası kuzeyde kanatlarını açan bir kartal gibi, Osmanlı siyasi – tarihi coğrafyası üzerinde DEMOKLESİN KILICI gibi sallanan dev bir askeri / siyasal güç merkeziydi.

Devamlı olarak Osmanlının gerek batıdaki gerekse doğudaki toprakları artık hedefi haline gelmiş, özellikle PAN SLAVİZİM görüş ve eğilimi güçlendikçe, devlet ve kamuda ağırlık kazandıkça; Osmanlı Devleti’nin tüm Balkanlardaki toprakları risk altına girmeye başlayacaklardı. Rus stratejisinde ilk amaç, Osmanlı egemenliğini TUNA dan uzaklaştırmak ve adım adım, Rus literatüründe ÇARGRAD denilen İSTANBUL a biraz daha sokulmak / yaklaşmaktı. ( H.KOHN –M.ÇAŞIN –E.Z.KARAL - İ.ORTAYLI -K.KARPAT - C.KUTAY - F.ARMAĞLU -T.ÜNAL )

Yalnız bu mu Ruslar her fırsatta daha da batıya Polonya ötesine hatta toplumsal / siyasal siyasal ve olayları bahane ederek, VİYANA ANLAŞMASININ ruhuna uygun davranma iddiasıyla PARİS e kadar yürüyeceklerdi. Bir yandan da daha doğularına bugünkü TÜRK DÜNYASINA zaten uzun yıllardan beri çeşitli niyetlerle yolladığı ajanları sayesinde, o coğrafyaları tanıma iç kargaşalıklarından yararlanarak işgal için hazırlıklarını tamamlamış hatta müdahale eder konuma bile geçmişlerdi.

OSMANLI DEVLETİ İÇİN, XIX yüz yıl, değerli bir tarihçimizin değerlendirmesine göre göre ( İ.ORTAYLI ) : EN UZUN YÜZYILI olacaktı. İstanbul için ne ARAP ne de İRAN cepheleri herhangi sıkıntı ve dert kaynağı değilse bile; ÇARLIK adım adım KAFKASYANIN kuzey yüzünden, TAHRAN ın çaresizliğinden, güçsüzlüğünden biraz da Osmanlı devletinin aymazlığından yaralanarak, İran Azerbaycan’ı ikiye ayırmış, kuzeyini kontrol eder hale gelecek. Hem İran’ı hem de Osmanlı devletini girdiği her savaşta yenilgiye uğratacaktı.

Batı cephesinde ise yani Bakanlarda; SIRP İSYANINDA bizzat, bir güç olarak bizzat cephede yer alamasa bile DOLAYLI TUTUM ( L.HART ) olarak destek sağlamıştı. Fakat MORA YARIMADASINDA, Rumların başlattığı 6-7 yıl süren son derece şiddetli ve kanlı süren, süreçte aktif olarak ATİNANIN yanında yer alacaktı.

Ruslar hem denizde hem de Balkan cephesinde, takındıkları anti TÜRK tutum ve davranışları, ayrıca, Osmanlı- Mısır kara ve deniz gücünün, karşısında, Yunan Bağımsızlık savaşının giderek kaybedildiğini, İSYAN ATEŞİNİN sönümlendiğini görünce önce denizden İNGİLİZ ve FRANSIZLAR; NAVARİNDE koyda demirli OSMANLI – MISIR DONANMASINA baskın yaparak yakarlar. Ayrıca Balkanlar üzerinden bir kara saldırısı yaparak Osmanlı savunma güçlerini dağıtarak EDİRNE yi uzun bir kuşatmadan sonra düşürürler.

Bu savaş ileride sonuçları açısından Osmanlı Devlet için bir tür “SONUN BAŞLANGICI “olacaktır. Bu yıllar bütün RUS AYDINLARI için, büyük bir fikri / düşünce değişimi yıllarıdır. Rus devlet adamları ve siyasal alanda faaliyette bulunan, bulunan bütün kesimlerinin önünde bir yol ayrımı vardır. Ya batılı diğer Avrupa devletlerinin yolunda gidecekler MEŞRUTİ MONARŞİ ve kısmen TEMSİLİ BİR DEMOKRASİYİ seçecekler ya da ORTODOKS KİLİSE – PAN SLAVİZM üzerine oturan, yaslanan; katı güçlü OTOKRAT MONARŞİ türü bir siyasal rejimi seçeceklerdi. Bu ortam ve şartlar: Rus aydınları ve halkı için son derece açık / net bir YOL AYRIMI demekti. Ve arkasından yaşanan siyasal / askeri gelişmeler, Rus düşünce sisteminde gerçekten SLAVİZİM ağırlıklı, heyecan verici dönüşümlere neden oldu.

MOSKOVA KNEZLİĞİ etrafında oluşan, birleşen, RUS / SLAV gücü, ALTIORDA DEVLETİNİN yıkılmasından sonra, IV. İVAN la beraber devamlı büyümeye hemen etraflarında bulunan KAZAN-ASTRAHAN ve KASIM hanlıkları ya savaşla ya da anlaşarak ortadan kaldırmışlar. Yüzyıllar boyu kendi coğrafyalarında bir anlamda yalnızlık içinde yaşayacaklardı. Ancak XVIII. yy. ılın ilk çeyreğinde 1709 d POLTOVA da İSVEÇ ordusunu dağıtıp, 1711 de PRUTT a BALTACI karşısında canlarını kolayca kurtardıktan sonra. Artık onlarda, KNEZLİKTAN çıkıp kendi coğrafyalarında dikkate alınması gereken politik / askeri hesaplar yapılırken göz önünde tutulması gereken bir güç haline dönüşmüşlerdi bile. ( F.ARMAOĞLU – C.EVTUHOY, R.SİTTEN )

RUS lar YUNAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞINDA, Yunanlıların lehine müdahale etmeleri hatta direkt, askerlerini EDİRNE ye kadar sokmaları, işgalleri, Rusların PAN SLAV / ORTODOKS luk; sevgi ve aşkları onlara Osmanlı siyasi ve tarihi topraklarında yeni ek kaynak ve imkân demekti.

Rus asker, diplomatları kendilerine aslen TÜRKÇE. Karıştırmak anlamında, BULGAR denen aşağı yukarı 11.y. yıldan sonra, atalar dinini terk edip, ORTODOKS HRİSTİYANLIĞI benimseyerek etnik / dil özelliklerini yitirip SLAVLAŞAN halkı ilk defa tanıdılar ve gördüler. Bu Ruslar için SIRPLARDAN sonra büyük bir ŞOKTU.

Ruslar belki de şöyle düşündüler, bu halkı eğitir, örgütlerlerse, bu önemli coğrafyada çok değerli bir halkı daha yanlarına çekip, Osmanlı Devleti için istikrar bozucu unsur olarak kullanabileceklerdi. Rusların bu devlet politika uygulamaları ve sahada bu sayede kazanımlarını, B.ŞİMŞİR in 2 ciltlik RUMELİNDEN TÜRK GÖÇLERİ adlı eseri ile J.MCCARTHY nin ÖLÜM VE SÜRGÜN alı esri ve bir anlamda Osmanlı Türk halkının demografik anlamda yaşadıklarını anlatan; MÜSLÜMANLAR VE AZINLIKLAR adlı eserler, bu konuda çalışma yapmak isteyen her kes için VADEMECUM olmalı.

Bu eserlerin dışında konuya farklı açılardan yaklaşan, çeşitli özellik ve taraflarından bakan; tarihçi ve araştırmacılarda elbette vardır. Bunlardan dikkatimizi çeken en azından çalışmalarını okuyabildiklerimiz : ( F.ARMAOĞLU –B.JELAVİHC - H.MİLAS – R.CLOGG –M.TODOROVA –A.POPOVİC - Y.AKSOY – H.POULTON – O.KARATAY-T.ÜNAL )

Ruslar aşağı yukarı 1830 keşfettikleri Bulgar halkını ki bu coğrafyanın en ilkel en eski sanki zaman tünelinde sıkışmış kalmış bir halktı. Elli sene içinde her bakımdan, gelişmiş eğitilmiş bir halk yaratacaklardı, ODESSA kentinde 11-12 yaşlarında topladıkları erkek – kız çocukları, eğitmişler onları geri ülkelerine öğretmen, basım yayımcı, ziraat ve hayvancılık gibi konularda yetişmiş, temel askeri teknik ve bilgiyle donatılmış orta kademe aydını, taktik mahalli önderler olarak yollamışlardı.

1876 ya gelindiğinde İSTANBUL da işler daha a karışık ve politik istikrar ortadan kalkmış gibiydi. Padişah A AZİZ halledilmiş yerine V. MURAT tahta çıkarılmıştı, eski padişah gözaltında tutulduğu sarayda bir suikasta kurban gidecek. O sırada İstanbul da RUSYA nın Büyükelçisi olan, Orta Asya da askeri önder olarak görev yapan ve “TÜRK KASABI” ünvanlı IGNATiYEV İLE Osmanlı Sadrazamı, halkın Rus yanlısı tutum ve politikalarından dolayı NEDİMOF dediği bir paşa görevdeydi. O yıllarda da Bulgaristan Valisi SLAV azıllı SKOLOVİÇ görevliydi. Bu üçlü ÇETE, Bulgaristan’da, gerçekten terhisi gelmiş askeri yenileri gelmeden tümünü TERHİS ettiler. Bu kararın alınmasında İGNATİYEV in çok olumsuz rolü olmuştur u coğrafyada ne kışlalarda ne de karargahlarda asker kalmamış gibiydi. Rusların eğittiği donattığı, milliyetçi Bulgarlar için bundan daha büyük fırsat / imkân olmazdı. Yunanlıların Mora’da ilk başlarda başarılı oldukları isyanın neredeyse aynısı, bu sefer Bulgar topraklarında uygulanmaya başlandı.

1830 yılı Balkanlar coğrafyasında SIRBİSTANIN yanı sıra YUNANİSTANINDA doğumuna ev sahipliği yapmıştı. Bu coğrafya, artık velüd bir ana rahmi gibi doğum yapmaya devam edecek, OSMANLI TÜRK COĞRAFYASI; SÜREKL, NÜFUSU, TOPRAK KAYBETMEYE BAŞLAYACAK, ARTIK SİPERLERDE, SINIRLARDA DİRENME VEYA KARŞI KOYMA GÜCÜ KALMAMIŞ GİBİYDİ.

Osmanlı Devleti’nin her bir karış toprak kaybı demek ÖLÜM ve SÜRGÜN anlamına gelmekteydi. Bu zaman dilimini tarihsel / politik olarak en iyi nesnel gelişmelerini BİLAL ŞİMŞİR dev 2 ciltlik eserinde adım adım takip eder, FAHİR ARMAOĞLUNUN artık klasikleşen SİYASİ TARİH adlı eseri ve hemen AMERİKALI tarihçi JUSTİN McCARTHY nin ÖLÜM VE SÜRGÜN adlı çalışmasından da adım adım izlenebilir.

Yunan isyanının “ebesi “aslında, bu yangına ellerinde “benzin bidonları “ile koşan İngiltere ve Fransa ile bunların yanından hiç ayrılmayan RUSLARINDA etkisi görülmeyecek kadar açıktır. Bu sürece gerek tarihsel gerekse siyasal sosyoloji açı ve gözüyle bakıldığında, zaten 1789 FRANSIZ DEVRİMİNDEN sonra, tüm insanlığa dalga dalga yayılan, ilkeler, görüşler ve etkileşimi, artık OSMANLI veya AVUSTURYA hatta Rusya gibi, klasikleşen EMPERYAL*ÇOK ULUSLU-DİLLİ-DİNLİ İMPARATORLUKLARIN sonunun geldiğini, bundan sonra evrene ; denizlere ve SERMAYE / SANAYİYE egemen olan, bu güçleri TEKELLEŞTİREN yeni bir EMPERYALİZMİN DOĞUŞUNA tanık olunacaktı.

Ömür çizgisini dolduran ama bir tür “çıkmayan candan umut kesilmez “inancı içinde olan OSMANLI DVLET ADAMLARI XIX yıllarda radikal / ontolojik kopuş stratejisi yerine daha kolay, altından sorunsuz kalkacaklarını düşünerek, palyatif, reformvari politikalar ile zaman geçirmeye, bir oradan bir buraya savrulur tarzda politikalar izlemeye başladılar.

İstanbul’un tek sorunu yalnız Avrupa yani Balkanlar değildi ki gerek iç yapısından gerekse doğusunda olan biten gelişmelerden de aynı derecede rahatsızdı. Çözümlenmesi acil olan önemli sorunları da vardı, Her  şeyden önce ekonomik / mali yapısı son derece bozulmuş önemli gelir kaynaklarından biri olan MISIR EYALETİ elden gitmiş, Yunan Bağımsızlık Savaşı , arkasından M.ALİ PAŞA ile yapılan politik / askeri çatışmalar ve gerilimler, devletin gelir gider dengesini bozmuştu.1826 yılında ortadan kaldırılan YENİÇERİ OCAĞININ yerine derhal askeri bir sistem kurulmalı eğitimleri tamamlanmalı giydirilmeleri ve donatılmaları acil yapılacak işlerin başında geliyordu.

Osmanlı Devleti’nin fiziken kuzeyinde Bizans Kartalının kanatlarını açmış, adeta Osmanlı devletini yutmak, PETRO dan bu yana devlet politikası haline getirdiği “SICAK DENİZLERE “inme BİZANSI yeniden ÇARGRAD yapmaya niyetli bir RUSYA nın, mevcut statükodan yana olması mümkün müydü?

Neredeyse 6 yıllık zaman zaman şiddetlenen bir mücadeleden sonra egemenliğini kazanarak BAĞIMSIZLIĞINA kavuşan YUNAN KRALLIĞI, Londra Konferansı ile elde ettiği kazanımlarından asla mutlu değildi. ETNİKİ ETERYA, örgütlenmesi Rusların tahrik ve teşviki le ODESA, 1814 de kurulmuş ancak İPSİLANTİ ilk isyanında başarılı olamayınca, isyan ateşi hem nitelik hem de nicelik bakımından değişikliklere uğradı.

Nispi de olsa başarı kazanılıp Alman soylu bir bir krala da sahip olduktan sonra : YUNAN MİLLİYETÇİLİĞ bir anamda “şaha kalkmış” ne nüfus ne de kapasitelerine bakmadan, MEGALO İDEA adını verdikleri yeni bir EMPERYALİST fikrine kapılacaklar. Arkalarında batılı devletlerin desteğini bulacaklarından emin oldukları için sürekli Osmanlı Devleti aleyhine BÜYÜME – YAYILMA; gerginlikleri ve çatışma biçiminde bir STRATEJİYİ BENİMSEYİP FIRSAT BULDUKCA UYGULAMAYA KOYACAKLARDI

1789 FRANSIZ İHTİLALİ hemen arkasından Avrupa’da bir boydan bir boya,” kasıp kavuran “NAPOLYON SAVAŞLARI, WATERLODA müttefiklerin kesin zaferi, Napolyon’un Snt Helen’e adasına ölümüne kadar sürülmesi, VİYANA da Avusturya Şansölyesini (METTERNİCH) bizzat kotardığı ve taraflara oybirliği ile kabul ettirdiği ve adına diplomasi- siyasal tarihte VİYANA SÖZLEŞMESİ, bir tür AVRUPA DÜZENİ (UYUMU) ANLAYIŞI GERÇEKTEN SONUÇ VE Etkisi BAKIMINDAN, kendi çapında yeni bir WESTFALİA anlaşmasıydı.

Avrupa da siyasal – toplumsal ve ekonomik gelişim açısından, kendi arasında derin farklar yüzünden, bloklar halinde bölünmelere uğrayacaktı. Öncelikle İNGİLTERE, Avrupa da nispi bir sakinlik olunca Avrupa da bulundurduğu KARA GÜCÜNÜ hemen adasına çekmiş, Akdeniz de bir tür acil durumlara müdahale amaçlı, etkin çağrı gücü bırakıp, uzak denizlere yelken basacaktı.

Fransa İse son RUS SEFERİNDE özellikle MOSKOVA çekilişinde o muhteşem GRANDE ARMEE sini nereyse tümünü kaybederek ülkesine dönmüştü.

ALMANYA / ALMANLAR, Napolyon karşısında 1806 da JENA da utanç verici bir yenilgi alarak. Onlarca PRENSLİK arasındaki çekişmelere kurban gidecek, Güneyindeki KATOLİK mezhebinden olanlar VİYANIN, kuzeyinde PROTESTAN olan Prensliklerde ayrı “türkü “seslendirecekler ancak BİSMARC in ŞANSÖLYE olacağı tarihi bekleyeceklerdi.

AVUSTURYA-MACARİSTAN ise artık o eski güç ve etkisinden çok uzakta, DEV bir imparatorluk havasından hızla uzaklaşan, güç kaybeden bir devlet halinde idi. VİYANA, devlet ve toplum yapısına bir anlamda monte ettiği MACARLAR ile iyi geçinmeyi tercih edip, Macarlara da görev ve işlev yüklerken, devletin – toplumun önemli unsurlarından biri olan SLAV azınlığa karşıda ikili bir politika izliyordu. KATOLİK MEZHEBİNDEN olan HIRVATLARA karşı, daha hoşgörülü ve anlayışı davranırken, ORTODOKS MEZHEBİNDEN gelen SIRPLARA karşıda son derce katı-itici ve ayrımcı- dışlayıcı bir anlayış üzerine oturttuğu iç politik davranış modeli benimsemişti.

Bu parçalı siyasal coğrafya da belki de üzerinde en fazla derinliğine durulması gereken ülke, ÇARLIK RUSYASI OLMALIDIR. Daha önce ne demiştik? Rus siyasi ve tarihi coğrafyası kuzeyde kanatlarını açan bir kartal gibi, Osmanlı siyasi – tarihi coğrafyası üzerinde DEMOKLESİN KILICI gibi sallanan dev bir askeri / siyasal güç merkeziydi.

Devamlı olarak Osmanlının gerek batıdaki gerekse doğudaki toprakları artık hedefi haline gelmiş, özellikle PAN SLAVİZİM görüş ve eğilimi güçlendikçe, devlet ve kamuda ağırlık kazandıkça; Osmanlı Devleti’nin tüm Balkanlardaki toprakları risk altına girmeye başlayacaklardı. Rus stratejisinde ilk amaç, Osmanlı egemenliğini TUNA dan uzaklaştırmak ve adım adım, Rus literatüründe ÇARGRAD denilen İSTANBUL a biraz daha sokulmak / yaklaşmaktı. ( H.KOHN –M.ÇAŞIN –E.Z.KARAL - İ.ORTAYLI -K.KARPAT - C.KUTAY - F.ARMAĞLU -T.ÜNAL )

Yalnız bu mu Ruslar her fırsatta daha da batıya Polonya ötesine hatta toplumsal / siyasal siyasal ve olayları bahane ederek, VİYANA ANLAŞMASININ ruhuna uygun davranma iddiasıyla PARİS e kadar yürüyeceklerdi. Bir yandan da daha doğularına bugünkü TÜRK DÜNYASINA zaten uzun yıllardan beri çeşitli niyetlerle yolladığı ajanları sayesinde, o coğrafyaları tanıma iç kargaşalıklarından yararlanarak işgal için hazırlıklarını tamamlamış hatta müdahale eder konuma bile geçmişlerdi.

OSMANLI DEVLETİ İÇİN, XIX yüz yıl, değerli bir tarihçimizin değerlendirmesine göre göre ( İ.ORTAYLI ) : EN UZUN YÜZYILI olacaktı. İstanbul için ne ARAP ne de İRAN cepheleri herhangi sıkıntı ve dert kaynağı değilse bile; ÇARLIK adım adım KAFKASYANIN kuzey yüzünden, TAHRAN ın çaresizliğinden, güçsüzlüğünden biraz da Osmanlı devletinin aymazlığından yaralanarak, İran Azerbaycan’ı ikiye ayırmış, kuzeyini kontrol eder hale gelecek. Hem İran’ı hem de Osmanlı devletini girdiği her savaşta yenilgiye uğratacaktı.

Batı cephesinde ise yani Bakanlarda; SIRP İSYANINDA bizzat, bir güç olarak bizzat cephede yer alamasa bile DOLAYLI TUTUM ( L.HART ) olarak destek sağlamıştı. Fakat MORA YARIMADASINDA, Rumların başlattığı 6-7 yıl süren son derece şiddetli ve kanlı süren, süreçte aktif olarak ATİNANIN yanında yer alacaktı.

Ruslar hem denizde hem de Balkan cephesinde, takındıkları anti TÜRK tutum ve davranışları, ayrıca, Osmanlı- Mısır kara ve deniz gücünün, karşısında, Yunan Bağımsızlık savaşının giderek kaybedildiğini, İSYAN ATEŞİNİN sönümlendiğini görünce önce denizden İNGİLİZ ve FRANSIZLAR; NAVARİNDE koyda demirli OSMANLI – MISIR DONANMASINA baskın yaparak yakarlar. Ayrıca Balkanlar üzerinden bir kara saldırısı yaparak Osmanlı savunma güçlerini dağıtarak EDİRNE yi uzun bir kuşatmadan sonra düşürürler.

Bu savaş ileride sonuçları açısından Osmanlı Devlet için bir tür “SONUN BAŞLANGICI “olacaktır. Bu yıllar bütün RUS AYDINLARI için, büyük bir fikri / düşünce değişimi yıllarıdır. Rus devlet adamları ve siyasal alanda faaliyette bulunan, bulunan bütün kesimlerinin önünde bir yol ayrımı vardır. Ya batılı diğer Avrupa devletlerinin yolunda gidecekler MEŞRUTİ MONARŞİ ve kısmen TEMSİLİ BİR DEMOKRASİYİ seçecekler ya da ORTODOKS KİLİSE – PAN SLAVİZM üzerine oturan, yaslanan; katı güçlü OTOKRAT MONARŞİ türü bir siyasal rejimi seçeceklerdi. Bu ortam ve şartlar: Rus aydınları ve halkı için son derece açık / net bir YOL AYRIMI demekti. Ve arkasından yaşanan siyasal / askeri gelişmeler, Rus düşünce sisteminde gerçekten SLAVİZİM ağırlıklı, heyecan verici dönüşümlere neden oldu.

MOSKOVA KNEZLİĞİ etrafında oluşan, birleşen, RUS / SLAV gücü, ALTIORDA DEVLETİNİN yıkılmasından sonra, IV. İVAN la beraber devamlı büyümeye hemen etraflarında bulunan KAZAN-ASTRAHAN ve KASIM hanlıkları ya savaşla ya da anlaşarak ortadan kaldırmışlar. Yüzyıllar boyu kendi coğrafyalarında bir anlamda yalnızlık içinde yaşayacaklardı. Ancak XVIII. yy. ılın ilk çeyreğinde 1709 d POLTOVA da İSVEÇ ordusunu dağıtıp, 1711 de PRUTT a BALTACI karşısında canlarını kolayca kurtardıktan sonra. Artık onlarda, KNEZLİKTAN çıkıp kendi coğrafyalarında dikkate alınması gereken politik / askeri hesaplar yapılırken göz önünde tutulması gereken bir güç haline dönüşmüşlerdi bile. ( F.ARMAOĞLU – C.EVTUHOY, R.SİTTEN )

RUS lar YUNAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞINDA, Yunanlıların lehine müdahale etmeleri hatta direkt, askerlerini EDİRNE ye kadar sokmaları, işgalleri, Rusların PAN SLAV / ORTODOKS luk; sevgi ve aşkları onlara Osmanlı siyasi ve tarihi topraklarında yeni ek kaynak ve imkân demekti.

Rus asker, diplomatları kendilerine aslen TÜRKÇE. Karıştırmak anlamında, BULGAR denen aşağı yukarı 11.y. yıldan sonra, atalar dinini terk edip, ORTODOKS HRİSTİYANLIĞI benimseyerek etnik / dil özelliklerini yitirip SLAVLAŞAN halkı ilk defa tanıdılar ve gördüler. Bu Ruslar için SIRPLARDAN sonra büyük bir ŞOKTU.

Ruslar belki de şöyle düşündüler, bu halkı eğitir, örgütlerlerse, bu önemli coğrafyada çok değerli bir halkı daha yanlarına çekip, Osmanlı Devleti için istikrar bozucu unsur olarak kullanabileceklerdi. Rusların bu devlet politika uygulamaları ve sahada bu sayede kazanımlarını, B.ŞİMŞİR in 2 ciltlik RUMELİNDEN TÜRK GÖÇLERİ adlı eseri ile J.MCCARTHY nin ÖLÜM VE SÜRGÜN alı esri ve bir anlamda Osmanlı Türk halkının demografik anlamda yaşadıklarını anlatan; MÜSLÜMANLAR VE AZINLIKLAR adlı eserler, bu konuda çalışma yapmak isteyen her kes için VADEMECUM olmalı.

Bu eserlerin dışında konuya farklı açılardan yaklaşan, çeşitli özellik ve taraflarından bakan; tarihçi ve araştırmacılarda elbette vardır. Bunlardan dikkatimizi çeken en azından çalışmalarını okuyabildiklerimiz : ( F.ARMAOĞLU –B.JELAVİHC - H.MİLAS – R.CLOGG –M.TODOROVA –A.POPOVİC - Y.AKSOY – H.POULTON – O.KARATAY-T.ÜNAL )

Ruslar aşağı yukarı 1830 keşfettikleri Bulgar halkını ki bu coğrafyanın en ilkel en eski sanki zaman tünelinde sıkışmış kalmış bir halktı. Elli sene içinde her bakımdan, gelişmiş eğitilmiş bir halk yaratacaklardı, ODESSA kentinde 11-12 yaşlarında topladıkları erkek – kız çocukları, eğitmişler onları geri ülkelerine öğretmen, basım yayımcı, ziraat ve hayvancılık gibi konularda yetişmiş, temel askeri teknik ve bilgiyle donatılmış orta kademe aydını, taktik mahalli önderler olarak yollamışlardı.

1876 ya gelindiğinde İSTANBUL da işler daha a karışık ve politik istikrar ortadan kalkmış gibiydi. Padişah A AZİZ halledilmiş yerine V. MURAT tahta çıkarılmıştı, eski padişah gözaltında tutulduğu sarayda bir suikasta kurban gidecek. O sırada İstanbul da RUSYA nın Büyükelçisi olan, Orta Asya da askeri önder olarak görev yapan ve “TÜRK KASABI” ünvanlı IGNATiYEV İLE Osmanlı Sadrazamı, halkın Rus yanlısı tutum ve politikalarından dolayı NEDİMOF dediği bir paşa görevdeydi. O yıllarda da Bulgaristan Valisi SLAV azıllı SKOLOVİÇ görevliydi. Bu üçlü ÇETE, Bulgaristan’da, gerçekten terhisi gelmiş askeri yenileri gelmeden tümünü TERHİS ettiler. Bu kararın alınmasında İGNATİYEV in çok olumsuz rolü olmuştur u coğrafyada ne kışlalarda ne de karargahlarda asker kalmamış gibiydi. Rusların eğittiği donattığı, milliyetçi Bulgarlar için bundan daha büyük fırsat / imkân olmazdı. Yunanlıların Mora’da ilk başlarda başarılı oldukları isyanın neredeyse aynısı, bu sefer Bulgar topraklarında uygulanmaya başlandı.

DEVAM  EDECEK

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

169 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi