MİKRA ASİATİK KATASTROPHE Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 5

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 5

Yunan İsyan ateşi için için yanar ve hazırlıklar “doludizgin “ ilerlerken bu isyana Fransızlar, bizzat destek vermekte ek imkânlar sağlamaktaydılar. Ruslar ise adalar arasında Yunanlıların güvenlik içinde seyahat etmelerini sağlarken bir anlamda kuvvetlerini taktik ve stratejik alanlara yönlenmesinde etkili olmaktaydılar. 

Bu konuda VİYANA, Paris ve Napolyon dan dolayı “korku “ içinde olmaları dolasıyla, BABIÂLİ ile sorun yaşamamak için; Yunan bağımsızlıkçısı, propagandisti şair VELESTİNLİ RİGAS ı, ”idama” mahkûm olacağını bile bile Osmanlı devletine iade edecek sınır boyunda ve Viyana da ki bütün Yunan dernek ve cemiyetlerinin faaliyetlerine engel olacaktı

 

İşin en enteresan yanı / yönü ise İSTANBULDA neler oluyor neler yaşanıyordu sorunsalında düğümlenmekteydi. İstanbul tümüyle kendi iç politik sorunlarına gömülmüş, adeta “burnunun ucunu “ bile görmekten acizdi. Daha önce de yazdığım gibi, taht kavgaları, suikastlar ve de her şeyden önce artık YENİÇERİ OCAĞI bütün askeri yetenek ve üstünlüklerini kaybetmiş, kuru bir kalabalık olmuşlardı. Hala “ KEÇEYE KILIÇ ÇALMAKTAN TESTİYE KURŞUN ATMAKTAN “ dem vuruyorlardı. Uzun soluklu ciddi hiçbir çatışma ve savaşa hazır değillerdi.

 

Yunanlılar artık saklamaya / saklanmaya gerek duymadan 1804 den itibaren kurulan ETNİKİ ETERYA cemiyeti ve şubeleri aracılığıyla, kendi coğrafyalarının her köşesinde, adalarda, örgütlenme aşamalarını tamamlamışlardı. Özellikle açılan okullarda, eğitimli bir gençliğe sahip olacaklardı. Her köşede kurulan MATBAALAR yoğun bir basım faaliyeti organize ediyordu.

 

Asıl önemlisi de evet adalar çok verimli kara parçaları değildi, tarımsal üretimler belki de ancak kendilerine yetiyordu ama bütün DOĞU AKDENİZ – EGE de deniz taşımacılığı, limanlar kendilerinin ellerindeydi. Kısaca MAL – İNSAN taşımacılığı, balıkçılık gibi zenginlikler, ATİNA merkezli bir politik faaliyete akmaya başlamıştı.

 

Biraz önce ne demiştik bütün bunlar olup biterken, İSTANBUL da, iktidar kavgalarının yanı sıra, adı geçen coğrafyanın hâkimi, derebeyi olan TEPEDELENLİ ALİ PAŞA ile Babıâli’nin dış işlerine bakan, NİŞANCI HALET le aralarında nerede    “ KAN DAVASINA “ ölümüne bir politik savaş ve mücadele yaşanıyordu. Bu bir anlamda PIRUS ZAFERİ gibi olacaktı.

Bu mücadeleden galip çıkan HALET EFENDİ oldu olmasına ama evet sonuçta TEPEDELENLİ ve Oğulları bu mücadeleden hayatlarını vererek çıkacaklardı. Ama bu oluşan boşluğu kimse dolduramadı, etnik Yunanlılar için ALİ PAŞA ve gücünün dağılması, büyük bir boşluk demekti ama aynı zamanda efektif bir imkândı.

 

Yunanlı bağımsızlıkçı liderler artık hem kendilerinin hem de Avrupalı güçlerin hazır olduğuna karar verince. ; Yapılacak iş  “ilk kurşun “ u atmaya kalmıştı.

 

YUNAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI; artık terminolojik olarak bu kavramı kullanacağım çünkü hukuki, diploması tarihsel - siyasal sosyoloji açıdan da doğru ve gerçekçi olanı da budur. Osmanlı devletinin iç dünyasındaki politik, iktidar derdine düşmesi, Balkanlarda “altındaki halının “ nasıl çekildiğini ve kaydırıldığını “ görmesine, kavramasına engel olmuştur.

 

Çünkü BABI ALİ öncelikle dikkatlerini NAPOLYONA ve FRANSA ya Akdeniz deki girişimlerine dikkatini verirken, öte yandan da Rusların kışkırttığı ve destek sağladığı SIRP İSYANI ile uğraşıyordu, ilk darbede BELGRAD ı, boşaltmak zorunda kaldıysa da kısa bir sürede tekrar egemenliğini kurmuş ama Rusların bizzat devreye girmesiyle BÜKREŞ te SIRP BAĞIMSIZLIĞINI tanımak zorunda kalacaktı. ( 1812 )

 

YUNAN BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMI bu sefer Sırp isyanından, kapsam – derinlik ve süreç olarak çok daha farklı boyutta, oluştu ve gelişti. Bunun nedenleri ise, özellikle DIŞ FAKTÖRLER açısından ikili bir ayırma tutabiliriz. İlki PSİKOLOJİ dir. Daha önce de bahsetmiştim. Osmanlıların 1453 de Bizansı kuşatma ve bir anlamda kesin niyetini belli edince BİZANS İMP bizzat Avrupa’ya yardım / destek turuna çıkmış, ama ülkesine boş vaadler dışında eli boş dönmüştü.

 

1453 yazının ortalarında, “ ŞEHİR DÜŞTÜ “ haberi, muhtelif Avrupa başkentlerinde patlamış KİLİSE – HÜKÜMDARLI ve HALK arsında son derece kötü, moral bozucu etki yaratmıştı. Bu yenilgi, fetih olayı, bunun karşılığında zamanında yardım yapamama ezikliği ve suçluluğu Avrupalıların şuur altında çok güçlü izler bırakacaktı.

 

İkinci bir nedense daha çok TARİHSEL - KÜLTÜREL dir, Avrupa modernleşmesinde en önemli adımlar veya bir başka ifadeyle aşamalar, zihniyet değişikliği RÖNESANS ve REFORM dediğimiz, bir tür insan aklının DAR / SEKTER kalıplardan, kuşatılmışlık duygularından arındığı, LAİKLİK / SEKÜLER bir hayata doğru kayış dönemidir. Özellikle bu dönemi izleyecek olan: KEŞİFLER ve İCATLAR dönemi başlayacaktı ki, insan aklının erişebileceği, ulaşabileceği son nokta gibiydi. Bu dönemin kültürel tabanı ve çerçevesini. “ŞEHİR DÜŞTÜKTEN sonra Avrupa da; Hıristiyanlığın ve KİLİSENİN, yasakladığı ANTİK ROMA ve YUNAN yani ANTİKİTENİN tekrar ele alınması, okumalar yapılması ve de filozofik düşünce derinliğine sahip olunmadı. ( U.ECO GÜLÜN ADI YOK )

 

Batılı entelektüellerin zihinlerinde, düşünme yetilerinin oluşmasında ELEN uygarlığı önemli bir yer alacaktı. O yıllarda gittikçe hızlanan ve derinleşen ARKEOLOJİK kazılar, araştırmalar ve de MÜZECİLİK faaliyetleri YUNAN BAGIMSIZLIK SAVAŞINDA ve mücadelesinde, bu girişimlere manevi – ideolojik cephane ve munzam bir kaynak olacaktı.

 

Bu gelişmelere kadar LONDRA, bu tür girişim ve maceralardan ilke olarak dışarıda kalır, gözlem yapar ve kendi çıkarlarına uygun olarak da zaman zaman gerektiği kadar yardım sağlardı. Sağladığı yardım maddi anlamda olur veya diplomatik alanda da arabulucu işlevini de üstlenebilirdi. Genellikle asla kuvvet kullanacak kadar da ileri gitmezdi.

 

Sanki biri “ DÜĞMEYE “ basmış gibi MORA YARIMADASINDA başlayan, İSYAN ATEŞİ kısa bir zaman içinde, BABIALİNİN ve SARAYIN kendine özgü vurdumduymazlığı, iç politikada İSTANBUL da egemen olan politik durumdaki kargaşalık / düzensizlikten azami ölçülerde yararlanarak. Ayaklanmanın çapına ve derinliğinin çok kısıtlı olmasına rağmen büyük bir başarı göstermiş, daha önce de dediğimiz gibi OSMANLI, tek başına asker ve politik gücü ile bu isyan ateşini söndüremeyeceğini anlayınca; kendisinin Mısırda valisi olan, bulunduğu eyalette büyük reformlar yapıp, yöneticisi olduğu eyaleti, birden ekonomik-toplumsal ve askeri alanda öncü yapmıştı.

 

Kavelalı da durumdan azami ölçüde yararlanarak, hukuki, politik bazı ayrıcalıklar hatta toprakla ilgili sözler aldıktan sonra; üvey oğlu İBRAHİM PAŞAYI donanması ve güçlü Mısır ordusu ile Osmanlı Devletinin yardımına koştu.

 

İsterseniz bu noktada bir nefes alalım tekrar filmi geriye saralım: Adı geçen coğrafya da İSYAN / AYAKLANMA sesleri, elbet SARAYIN kulağına gitmiş, bu arada TEPEDELENLİ de BABIALİYİ bu konuda ciddi olarak uyarmıştı. Ancak daha öncede adı geçen NİŞANCI HALET EFENDİ ve RUM PATRİĞİ, Padişahı bu konuda böylesi, bir şey olmayacağı konusunda ikna etmişlerdi. İPSİLANTİ nin ilk isyanı taktik ve stratejik hataları yüzünden başarılı olamadı. HALET EFENDİ ilk fırsat da TEPEDELENDİ ALİ PAŞAYI isyana teşvik ve tahrik ederek, ortadan kaldırılmasına neden olmuştu. Kuzeydeki (YANYA ) oluşan bu güç boşluğundan, Yunanlılar azami ölçüde yararlanıp, dediğimiz gibi MORA da ikinci İSYANI başlatacaklardı.

 

II. MAHMUT, işlerin bu kadar ileri gitmesinden altından çıkılmaz hale gelmesinden sorumlu tuttuğu HALET EFENDİYİ, İsyan ateşinin hızlı parlak olduğu zaman olaylardaki payından dolayı sorumlu tuttu, önce KONYA ya daha sonra da İNFAZ ettirdi. Aynı şekilde. Bu isyan sürecinde görünürde devletten yana gözüken atta isyancıları AFOROZ eden PATRİĞİ el altından, yardım ve destek sağlamakla suçlayıp, bugün hala KAPALI duran PARTİKHANENİN kapısı önünde İDAM ettirdi. O kapı hala kapalıdır, eş değerde, o kapının önünde bir TÜRK DEVLET YETKİLİSİ infaz edilinceye kadar kapalı kalacağına dair, halk arasında bir söylem geçerli ve canlıdır. Bunun dışında her yıl, DENİZE ATILAN HAÇ ritüelinde de bu olayın gölgesinin olduğu söylencesi de geçerlidir.

 

1821-26 yılları arasında yaşanan ve gerçekten Yunanistan da, yüzyıllar boyu kolinize edilen, yerleştirilen, TÜRKLER, aşağı yukarı,5 yıl içinde Yunanistan coğrafyasından adeta “kazınarak “ , yok edilerek, daha yukarılara ya sürülmüşler ya da yok edilmişlerdir. ( J.MACHARTY – S.SHAW – O . KARATAY / A.KOYUNCU )

 

Yunan isyanının en enteresan yanı; LONDRA bu gibi durumlarda politik – askeri duruşunda radikal diyebileceğimiz tutum / davranış gösterecekti; İngiliz entelektüelleri, soylular ve Kilise, sıkı bir dayanışma içinde, bütün ağırlıkları ile YUNANLI isyancıların yanında yer alacaklar. Osmanlı ve müttefik Mısır kuvvetlerinin, isyancıları bastırması, adalarda tekrar sükûnet ve istikrarın sağlanması, bu isyanlardan sonra, Osmanlının Avrupa dan kovulacağını uman / bekleyen batılı güçleri: LONDRA-PARİS ve PETERSBURG u, HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATACAKTI.

 

İzin verirseniz azıcık konumuzun dışına çıkalım, size tarihimizin önemli dönemeç hatta kırılma noktalarından birini anlatalım. İsterseniz bu tarihi olayları günümüze de uzatabilir bir de öyle düşünürsünüz.

 

Osmanlı – Mısır Müşterek gücü, Yunan isyanını, zorda olsa, üstelik bu zorluğun büyük kısmı, Yunanlıların güçlerinden ve becerilerinden değil, isyan ateşinin hemen arkasına saklanan İNGİLİZ – FRANSIZ ve RUS güç ve desteklerinin sayesinde olmuş, ancak BABIÂLİ konuyu ciddiye alıp gereği gibi davranıp, özel politikalar oluşturunca, nihayet savaş görünürde Osmanlı Devletinin zaferi ile sonuçlanmış gibiydi.

 

Savaş yorgunu, OSMANLI – MISIR donanması, NAVARİN koyunda hilal tarzında 3 sıralı demir atmış personel istirahat halindeydi. Osmanlı devletinin savaştan galip çıkacağı Yunanlıların eninde sonunda “havlu atacakları “ belli olunca İNGİLİZ ve FRANSIZ deniz gücü, Osmanlı donanmasına bir baskın yapması düşünülmüş o sırada Baltık da bulunan Rusların Baltık Filosuna ALARM verilerek Akdeniz’e doğru yola çıkarılmıştı.

 

DÜVELİ MUAZZAMANIN bu müşterek deniz gücü İngiliz Amiral CODRİNGTON, emr komutasında NAVARİNDE İSTİRAHAT ETMEKTE OLAN Osmanlı donanması karşısına, dizilmişlerdi. O gece Fransız donanmasının subayları hızlı küçük su araçları le Mısır donanmasındaki bütün Fransız asıllı teknik deniz adalarını, personelini topladılar. Aslında bu girişimler veya davranış bile, Osmanlı komuta kademesini uyaran bir hareket olarak görülmeliydi.

 

Büyük bir Sessizlik ve gizlilik içinde bu operasyonu yaptıklarını sanan, CODRİNGTON, Osmanlı deniz subaylarını atlatmış ama asıl darbeyi RUSLARIN geleneksel deniz savaşlarında kullandıkları ATEŞ GEMİLERİ ile saldırı taktiğini, bir kez daha uyguladı. İçleri patlayıcı malzeme ile doldurulan yapı itibarıyla küçük ama seri gemiler, yüzmeyi çok iyi bilen birkaç gemici tarafından hızla, düşman saflarına doğru hareket ettirilmekte belli bir mesafe kalınca da gemiler ateşe verilmekte, özel görevli bu gemiler düşman filosunun tam ortasında havaya uçurulmakta, görevlilerde yüzerek veya belli mesafede kendilerini bekleyen diğer birkaç tekne ile denizden toplanmaktaydı.

 

1927 de ani baskın OSMANLI – MISIR ortak deniz gücünün adeta ortadan kalkması demekti. Gerek gemi, araç gereç gerekse de personel olarak telafisi mümkün olmayan kayıp demekti.( A.ŞİROKORAD – F.ARMAOĞLU )

 

Navarin Baskını ve uğranılan ağır kayıplar tam galip gelinmişken donanmanın ve denizcilerin kaybı gerek İSTANBUL da gerekse KAHİRE de, adeta ŞOK etkisi yaptı.  Savaş boyunca iki başkent arasında son derece verimli karşılıklı iyi niyet ve anlayışa dayanan ilişkilerde büyük bir soğuma taraflar arasında düşmanca bir havanın doğmasına yol açmıştı.

II: MAHMUT savaş öncesi KAVALALIYA SURIYE ve ADANAYI vaat etmişti. NAVARİN BASKINI “pişmiş aşa su katmış “ gibi olunca, tarafların birbirlerine verdikleri sözlerde büyük bir farklı anlayışa / değerlendirmeye yol açmış oldu. Bu anlaşmazlık sanki “ DEVENİN ELİNİ KIRAN TÜY “ misali, HÜNKÂR İSKELESİ ANLAŞMASINA, VALİLİKTEN HİDİVLİĞE sonunda da zaten olmayan Osmanlı Sanayinin ticaretinin tamamen çökmesi ile sonuçlanacak 1838 SERBEST TİCARET SÖZLEŞMESİ ve hemen arkasından 1839 GÜLHANE FERMANI ile sonuçlanacak bir süreci başlatacaktı.

 

PARİS – LONDRA, küçük ama etkin bir filo ile bunlara katılan PETERSBURG ortak görev gücü, dostça yaklaşarak Osmanlı – Mısır donanmasını NAVARİNDE yakarak adeta bu iki devleti donanmasız bırakmışlardı. ( 1827 )

Ancak bu tarihten neredeyse 20 yıl önce İNGİLİZLER, TRAFALGAR DA İSPANYA – FRANSA ortak donanmasını, tümüyle denizin dibine yollamış, bu büyük deniz savaşında İngiliz Denizciliğinin en önemli isimlerinden biri olan AMİRAL NELSON hayatını yitirecekti. Büyük devlet olmanın en güçlü kanıtlarından biri de asla duygudaşlık gibi SUBJEKTİF, DÜŞÜNCE VE İNCELİKLERE YER VERİLMEMESİDİR. Bu tür ilişkilerde ÇIKAR / GERÇEK / NESNEL lik gibi ölçütler egemendir. Düşünün bu ki devlet daha aradan 30 yıl geçmeden İSTANBULUN müttefiki olarak KIRIM a asker çıkararak; Ruslara karşı Osmanlının yanında yer alacaklardı.

Navarından sonra iki müttefik olan Osmanlı Devleti İle Mısır arasında bütün ipler kopacak, bu iki güç arasında kıyasıya bir savaş yaşanacaktı.

Bu savaşın elbette kendine özgü, aşamaları vardı, ama İstanbul için başka bir şanssızlık; Osmanlı Ordusunun uzun yıllar BELKEMİĞİ ve asıl gücü kabul edilen YENİÇERİLER tekrar isyana yeltenince, Padişah halkın bir kısmını, bazı askeri birlikleri, ulemayı da yanına alarak, açık ve net bir şekilde, OCAĞA yönelik yok etme savaşı açmış. Sürek avı yapar gibi bütün ülkede gerek tek tek gerekse topluca yok edildiler.( VAKAYI HAYRİYE )

Osmanlı Devletinin, Fransız subaylar tarafından modern usulle eğitilen, donatılan ve teşkilatlanan MISIR ordusu karşısında hiç şansı yoktu. Her yapılan savaşta Osmanlı Ordusu dağılıyordu, Mısır güçleri KÜTAHYA önlerine kadar gelmişti. O yıllarda ordumuzda özel davet ve yetkiyle, genç bir TEĞMEN olarak görev yapan, MOLTKE nin TÜRKİYE MEKTUPLARI adlı eserinde o dönemi bütün çıplaklığıyla okumak mümkündür.

Navarin sonrası, Osmanlı Mısırla uğraşırken, artık Yunan kuvvetleri. Bağımsızlık söylem ve iddialarında büyük ama ileriye yönelik adımlar atıyordu. Ruslardan tam destek sağlayan İPSİLANTİ,1829 da; ilk defa TÜRK KUVVETLERİ ile DÜZENLİ bir şekilde savaşarak, ilk galibiyetlerini alacaklardı.

NAVARİNDEN sonra zaten İSTANBUL, adına LONDRA KONFERANSI denilen bir toplantıda İNGİLİZLER le, bazı ilkeler üzerinde anlaşmaya varılmış gibiydi. Bu görüşmelere Fransızlarda katılınca, konu artık iyice açığa çıkmış oluyordu.

Direkt konumuzla alakası yok ama size bir fikir versin diye anlatayım.1820 de ABD VE İngiliz krallığı arasında bir savaş daha yaşanacak. Deniz savaşını kazanan İngilizler daha sonra karaya asker çıkarmışlar WAŞİNGTONU işgal ederek, o zaman AHŞAP OLAN BEYAZ SARAYI yakacaklardı.

Hem denizde hem de karada İngilizler tarafından ummadıkları hayal bile edemedikleri yenilgilere uğrayan, WAŞİNGTON, gerçek anlamda politik bir ŞOK geçirecekti. Bunun üzerine adına diplomasi ve siyasal tarihte İNFİRADÇILIK denilecek (MONROE DOKTİRİNİ de )  bir ideolojiyi savunmaya başlayacaklardı.  Adına MONROE DOKTRİNİ denilen ama açılımı kısaca, AMERİKA AMERİKALILARINDIR. YABANCI MÜDAHALESİNE SON diye seslendirilen bir görüştü.

( P.KENEDY – H.KİSSİNGER – H.ZİHN – F.ARMAOĞLU

 

Kim ne derse desin veya düşünsün, YUNAN İSYANI veya bir başka deyiş / değerlendirmeyle BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ, elbet, FRANSIZ DEVRİMİNİN uyandırdığı coşku, duygu ve düşünceler etkili olmuştu. Şairler, yazarlar hatta arkeolojik kazılar eski HELEN UYGARLIĞININ verdiği zevk ve hayranlık özlem gibi sübjektif unsurlarda bu süreçte egemen ve de etkiliydi.

 

Yunan adaları konumları gereği, Fransız donanmasının olduğu kadar o yıllarda müttefik olan RUS ve OSMANLI donanmalarının da faaliyet alanı içindeydiler. Ruslar bir yandan Fransızlara karşı, güya destek verirken ada halklarına Osmanlı aleyhine propaganda yapılıyor, teşkilatlar kuruluyor seçilen gençler ODESA ya eğitime yollanıyorlardı.

 

Sırp İsyanı ve nihayet ikincisinde kesin başarı sağlanması; Rusları özelliklede ÇAR I.NİKOLA yı çok heyecanlandırmıştı. Artık BALKANLAR, ÇARIN özel ilgi alanıydı.

 

RUS politik / askeri stratejisi IV. İVAN dan bu yana GÜNEYE doğruydu, özellikle; BÜYÜK PETRO nun ÇARLIK resim ve sistemini tümüyle değişmesi, modernleşme ve yenileşme çabalarında temel hedef OSMANLI ÜLKESİ ve SICAK DENİZLERDİ.

 

Bu hedef ve amacı için, önünde ” TIKAMA MEVZİ “ gibi duran. Osmanlı engelini aşması şarttı. Osmanlı Devletinin de bu açıdan yumuşak karnı; KIRIM ve BALKANLARDI.

 

RUSLAR ne pahasına olursa olsun; Osmanlı Devletini aşmak için II KATERİNA dan bu yana izledikleri temel politikalarında PUGAÇEV AYAKLANMASI ve sonrasın ,” vites düşürmüşse” de, temel hedefinden asla vazgeçmeyecek. İlk hedefi KIRIM ı iç kargaşa politik karışıklardan yararlanarak önce BAHÇESARAY da bir SARAY İÇİ darbe ( COUP D ETAT ), HAN tayin ve seçiminde İstanbul un nüfuz ve etkisini kırmış, daha sonra da KIRIM ı resmen “ YUTARAK “ ilk defa bir Müslüman halk HRİSTİYAN dünya tarafından işgal edikmiş oluyordu. Bu olayın İSTANBUL için önemli bir yanı da HALİFELİK yara almış oluyordu.

 

Ruslar için konunun önemli bir diğer yanı; Osmanlının Balkanlar denilen coğrafyadaki TÜRK – İSLAM olmayan halkların yaşadığı yerleşim alanlarında VİYANA nın da, gözü ve emelleri vardı. VİYANA ve PETERSBURG arasındaki bu rekabet belki ilerde taraflar arasında sert silahlı bir çatışma ile sonuçlanmasa da, ilerde KIRIM savaşında, RUSLAR, Osmanlıyı desteklemek için savaşa giren, batılı güçler karşısında yalnız kalacaktı.

 

Çar 1.NİKOLA, siyasal tarih ve diplomaside AKKERMAN SÖZLEŞMESİ diye anılacak. Osmanlının Balkanlardaki geleceği ve burada yaşayan halklarla, ilgili görüşlerini deklare etmiş ve hatta LONDRA nın da ÜSTÜ ÖRTÜLÜ desteğini sağlamıştı.( 1826 ) Hatta ondan önce, ilgili tarafların imzaladığı PETERSBURG POTOKOLÜN de, Osmanlıya tam cephe alınmış, Yunanistan’a TAM BAĞIMSIZLIK verilmesi konusunda taraflar ilkeler bazında anlaşmışlardı.

 

Osmanlı devleti kendi bilgi ve görüşleri alınmadan alınan bu kararlara, şiddetle karşı çıkan Osmanlıya karşı müşterek denizden bir saldırı düzenleme kararı almışlar ve o meşum NAVARN BASKINI yenecekti.

 

Olaylar burada bitmedi, Ruslar bir yandan batıdan ilerleyerek EDİRNE ye girdiler, doğu yönünden de ERZURUM a. 1830 EDİRNE ANLAŞMASI şatlar ve sonuç yönünden KÜÇÜK KAYNARCA kadar vahim şartlar barındırıyordu. Asıl sorun RUSLAR, bu savaş sırasın BULGAR halkını tanıdılar hatta keşfettiler. PAN SLAVİZİM için Bulgar halkı yeni bir kaynak ve manivelaydı.

 

Osmanlı Devleti; Edirne’nin düşmesi, taraflar arasında önce EDİRNE de daha sonra LONDRA da imza altına alınacak bir anlaşma ile( sözleşme ) YUNAN BAĞIMSIZLIĞINI kabul edecekti. Galip devlerde bu kurulan KRALLIĞIN başına, Alman soylularından PRENS OTTO yu, ATİNA da tahta çıkarmış oldular.

 

 

DEVAM EDECEK

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

165 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi