MİKRA ASİATİK KATASTROPHE Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 4

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 4

Bütün bu teorik gelişmeler Osmanlı Dünyasında, belki de “sonun başlangıcı “ demek oldu. Nasıl mı, ? Osmanlının Avrupa yakasından olan, farklı halkları üzerinde adeta “zelzele “ etkisi yaratacaktı: MİLLİYETÇİLİK – HÜRRİYETÇİLİK gibi değerler olsun, içsel tepki, duygu ve düşünceler kısa zamanda romantik, duygusal alanda olmaktan çıkacak, İstanbul’un karşısında örgütlenen yalnız siyasal değil askeri anlamda da “ zora başvurmaktan “ kaçınmayacak bir direniş dalgası yaratılacaktı. 

İşte bu süreçte; Osmanlının Avrupa yakasındaki topraklarda gözü olan ve bu coğrafyada yaşayan muhtelif halklarla; SOY –DİL – DİN – MEZHEP yakınlıkları olan, devletlerde, tam bu anda devreye girdiler.

 

Daha önce SIRPLARIN bu yöndeki siyasal – ideolojik mücadelelerini askeri yönleri ile yazmaya anlatmaya çalışmıştım. Sırpların bu konuda en büyük avantajları hem soy dil hem de din / mezhep yakınlıkları olan RUSLARIN varlığıydı. Rusya’da da zaten var olan SLAVCILIK eğilimi artık yalnız romantik duygusallıktan olmaktan çıkmış, Rus siyasetinin en önemli güçlü; unsurlarından, araçlarından biri olmuştu. Bakın bu gibi duygular ve düşünceler devamlılık arz eden süreç ve ideolojilerdir. Şu anda ÇARLIKTAN SOVYETLERE SOVYETLERDEN FEDERASYONA DOĞRU BİR EVRİM olmasına rağmen; Rus’un beyninin yarısı bu düşünce ve ideoloji ile beslenmektedir. ( F.ARMAOĞLU – M.H ÇAŞIN –U.ÖZDAĞ – T.NUSRETOĞLU – B.ŞİMŞİR – H.KOHN – C.LEMERCİER. A.BENNİSİGEN)

 

Ancak konu Yunanlılar olunca, artık Rusların bu süreçte etki ve güdüleme güçlerinin, azaldığını, yerine başka özellikle de İNGİLTERENİN aldığını görmekteyiz. Özellikle İngiltere de Kilise bu konularda çok etkili olacaktır.

 

Osmanlı Devle en tininde belki de tarihi boyunca en zayıf en sorunlu olduğu dönemdi. Padişah III. SELİM tahtından indirilmiş yerine MUSTAFA tahta geçirilse bile Bal kanlarlardan Rusçuk ayanı ALEMDAR MUSTAFA PAŞA İstanbul’a gelmiş, isyancılar III. SELİM i öldürmüşler ancak daha sonra II. MAHMUT adıyla tahta çıkacak şehzade, harem halkının yardımlarıyla Yeniçerilerden korunmuş. Alemdar tarafından da PADİŞAH olarak ilan edilmişti.

 

Napolyon’un Paris’te iktidara el koyması ve beraberinde başlattığı REVİZYONİST DIŞ POLİTİKA, iki ayaklı bir sistem üzerine oturmuştu. Ayağın biri FRANSIZ DİLİ üzerine kurulmuş DİPLOMASİSİ diğeri de Fransız ASKERİ TEKNOLOJİSİ ve Napolyon’un askerlik anlayışına kattığı adına LEVE MASSE denilecek, zorunlu ve yaşa göre ASKER ALMA sistemi.

 

Fransızlar biraz da devrimin getirdiği bir heves ve anlayışla tarihleri boyunca gösteremeyecekleri, bir hırs / arzu selinde boğulacaklar. Önce ülkelerinin içinde olduğu fırtınaları yatıştırdıktan sonra; PASSİONER güç / arzularını tatmin edebilmek için, hem kara Avrupasında İSPANYA ve İTALYA da hem de Akdenizin öteki ucunda Osmanlı Mısırında asker bir maceraya girişeceklerdi. Napolyon, yanında o döneme göre çok büyük güçler Akdenizin bir ucundan doğudaki uca kadar bir sefer düzenleyecek. İskenderiye deki Osmanlı –Mısır kuvvetlerini kolayca dağıtıp KAHİREYE yerleşecekti.

 

Fransız ordusu büyük bir güçle gelmiş ve Mısıra politik anlamda el koymuştu ama Napolyon gelirken yanında yüzlerce kişilik bir bilim ordusunu da beraberinde getirmiş. Bunlar Fransa’nın sahip olduğu en değeli bilim adamlarıydı. Aralarında dilciler, sanat tarihçileri, inşaat mühendisleri, coğrafyacılar,  hekimler, şairler bile vardı.

 

Aslında Napolyon’un jeopolitik ve jeostratejik hedefi iki ayaklıydı. Bunlardan ilki OSMANLI VE İSLAM DÜNYASI ikincisi de İNGİLTERENİN “TACIN İNCİSİ “ olan veya öyle değerlendirilen HİNDİSTAN üzerindeki egemenliğine son vermek. Çünkü İngilizler PLESLEY SAVAŞINDA, Frasızları, Hndistanda öyle bir mağlup etmişlerdeki savaştan geriye kalan, canlarını kurtarabilen Fransızlar,” kapağı “ ÇİN HİNDİNE (VİETNAMA ) ancak atarak kurtulmuşlardı

 

Fransa kısaca NAPOLYON Mısırda egemenliğini kurduktan sonra Filistin üzerinden direkt kuzeye ilerleyerek Osmanlıyı kendi topraklarında mağlup etmeyi düşündü, ancak hiç ummadığı bir direnişle karşılaşacaktı. AKKA KALESİ önlerinde CEZZAR AHMET PAŞA, bir tür TIKAMA MEVZİ SAVAŞI vererek, Napolyon’un heves ve umudunu alt üst edecekti,

 

Napolyon’un bu aylar süren Mısır macerası, Fransa’daki muhaliflerini de heyecanlandırıp, iktidar savaşımında tekrar meydana çıkmalarına yol açacaktı. Aynı yıllarda DOWNİNG STREET 10 numara, müttefikleri olan OSMANLIDEVLETİNİN yardımına koşmak, üzerindeki baskıyı en azından denizden önlemek üzere güçlü bir donanmayı AKDENİZE yollamışlardı. Napolyon Paris’e hemen dönmezse, bir daha dönemeyeceğini anlayınca AKKA KALESİ kuşatmasını kaldırdı. Elindeki 2000 kadar tutsak aldığı Osmanlı askerlerinin katledilmesini emretti. Ordusu bu konuda soğuk davranınca kendisi bir kaç tutsağı bizzat İNFAZ edecekti.

 

İngiliz Donanması ünlü Amiral NELSON komutasında zaten Akdeniz’de hem ÖNLEME hem de KARAKOL görevindeydi.1789 da Mısırda ABUKIR denilen yerde Fransızların Akdeniz görev kuvvetini ortadan kaldırmıştı. Fransa dan da iyi haberlerin gelmemesi üzerine NAPOLYON yerine vekâleten General KLEBER i bırakarak ülkesine geri dönmek zorunda kalacaktı.

 

Fransız devrimi ve hemen arkasından başlayan NAPOLYON SAVAŞLARI karadan tüm Avrupa’yı temellerinden sarsarken aynı zamanda denizlerden de Akdeniz dünyası kaotik bir dönem yaşayacaktı. İngilizler denizlerde olan taktik ve stratejik üstünlükleri ile Fransa ana karasını ablukaya almış, Fransa’nın sömürgeleri İle olan ilişkilerini kesmişler, özellikle Fransız ana karasında. Mesela ŞEKER konusunda büyük sıkıntılar yaşanacaktı, deniz aşırı coğrafyalardan, sömürgelerinden gelen ŞEKER KAMIŞI engellenince Fransız bilim adamları ŞEKER PANCARINDAN, şeker elde ederek hem kimya / gıda hem de makine mühendisliği dalında ileri adımlar atılmasını sağlamıştır.

 

Bütün bunlar yaşanırken, Akdeniz’de Yunan adalarına devamlı sivil asker görevli çıkaran / yollayan Fransızlar, halk üzerinde, son derece etkili propaganda yaparlar, hatta zaman zaman da adalarda işgalci konumların devam ettirirler. Osmanlı, İngiliz donanmasından yardım isterse de, İngilizler Akdeniz’deki GÖREV KUVVETLERİNİ dağıtmamak için Çarlık donanmasından, Osmanlı Donanmasına yardım etmesini isterler. Daha öncede dediğimiz gibi AMİRALORLOV komutasında EGE'de yelken açan, Rus donanmasının asıl amaçları çok farklıdır. Onlarda ada sakinleri olan Yunanlılardan aynı Fransızların yaptığı gibi “el altından” ada sakinleri Rumları Osmanlı aleyhine kışkırtmaya, hatta el altından silah ve mühimmat yardımı etmeye başlarlar. Ada sakini gençlerden, kendi ölçülerine uygun gördükleri çocuk yaşta çocukları Rusya ya eğitime yollamaya başlarlar. Ruslar bu taktiği, daha ilerde BULGAR HALKINI tanıdıktan sonra temel devlet politikası, haline getireceklerdi, Bulgar ayaklanmasında ilk kadro bu gençlerden oluşacaktı.( B.ŞİMŞİR - J.MCCARTHY )

 

Fransızların bu REVİZYONİST politikası, gerçek anlamda kara Avrupacında gerekse AKDENİZ DÜNYASINDA umulan ve düşünülen değişikliklerin en güçlü yanı olacaktı.

 

İNGİLTERE de aslında Fransız engelini aştıktan sonra gerçek DÜNYANIN EFENDİSİ işlevini üstlenip o meşhur “ ÜSTÜNDE GÜNEŞİN BATMADIĞI İMPARATORLUK “ haline evirilecekti.

 

Şu anda İngiliz Parlamento Binasına dar ince bir koridordan girilir. Duvarın bir yüzünde AMİRAL NELSONUN sonunda hayatını da kaybettiği ama savaş sonunda Fransız donanmasının denizin dibini boyladığı o ünlü TRAFALGAR SAVAŞI ( 1805 ) ile karşı duvarda da WELLİNGTON un WATERLODA Alman süvari kolordusu sayesinde ( BLÜCHER )  NAPOLYON a karşı kazandığı savaşın resmi vardır.  Zaman dediğim gibi WESTFALİA – FRANSIZ DEVRİMİ – VİYANA KONFERANSI yalnız Avrupa halkları için değil, çok geniş anlamda tüm DÜNYA için sonuçları açısından çok önemli hem ONTOLOJİK hem de EPİSTEMOLOJİK KOPUŞ demekti.( F.ARMAOĞLU – P.KENEDY –H.KİSİNGER – L.EMİLE – J.M ROBERTS – M.C HANKS )

 

YUNAN İSYANININ ilk ateşi veya alt yapısı, daha önce dediğimiz gibi, ilk yürekten gelen / duyulan tamamen duygusal düşüncelere dayalı tepkilerdi. Bu işlevinde ata-babası VELESİNLİ RİGAS’dı. Şair / ozan ve oldukça güçlü / etkileyici, yalnız edebiyatçı değil; aynı zamanda edebiyatçı / hukukçu / siyaset bilimci gibi şiir ve yazıları ile Yunan isyan ateşinde ve MİLLİYETÇİLİĞİNDE önemli kişilik hatta KÖŞE TAŞLARINDAN biriydi.

 

RİGAS’ın tasavvurunda, yalnız Yunanlılar yoktu; aynı zamanda OSMANLI HALKINA VE DEVLETİNE DE YOL GÖSTERME, IŞIK TUTMA GİBİ İŞLEVLERİ DE ÜSTLENMİŞ, ONLARA DA SESLENİYORDU. Şair, sayısal bakımından Osmanlı yasalarına göre suçlu sayıldığından bütün siyasal ve toplumsal - kültürel faaliyetlerini sınırın hemen ötesinde AVUSTURYA topraklarında gösteriyordu. O yıllarda, Napolyon ile arası iyi olmayan Viyana, Osmanlının RİGAS konusundaki ısrarlı İADE talep ve isteklerini karşı koyamadı. Zaten PARİS ile yeteri kadar arası açıktı bir de Karşısına İstanbul’u almak istemediğinden RİGAS’ı teslim etti. Rigas, VATANA İHANETTEN yargılandı ve İNFAZ EDİLDİ.

 

İki aşamadan da geçse RUSLARIN aktif desteğini alan, SIRP İSYANI en sonunda başarıya ulaşmış ve KRALLIK olarak dünya politikasında yerini almıştı.

 

Yunan İsyan ateşi için için yanar ve hazırlıklar “doludizgin “ ilerlerken bu isyana Fransızlar, bizzat destek vermekte ek imkânlar sağlamaktaydılar. Ruslar ise adalar arasında Yunanlıların güvenlik içinde seyahat etmelerini sağlarken bir anlamda kuvvetlerini taktik ve stratejik alanlara yönlenmesinde etkili olmaktaydılar. Bu konuda VİYANA, Paris ve Napolyon’dan dolayı “korku “ içinde olmaları dolasıyla, BABI ÂLİYLE sorun yaşamamak için; Yunan bağımsızlıkçısı, propagandisti şair VELESTİNLİ RİGAS ı, ”idama” mahkûm olacağını bile bile Osmanlı devletine iade edecek sınır boyunda ve Viyana da ki bütün Yunan dernek ve cemiyetlerinin faaliyetlerine engel olacaktı

 

İşin en enteresan yanı / yönü ise İSTANBULDA neler oluyor neler yaşanıyordu sorunsalında düğümlenmekteydi. İstanbul tümüyle kendi iç politik sorunlarına gömülmüş, adeta “burnunun ucunu “ bile görmekten acizdi. Daha önce de yazdığım gibi, taht kavgaları, suikastlar ve de her şeyden önce artık YENİÇERİ OCAĞI bütün askeri yetenek ve üstünlüklerini kaybetmiş, kuru bir kalabalık olmuşlardı. Hala “ KEÇEYE KILIÇ ÇALMAKTAN TESTİYE KURŞUN ATMAKTAN “ dem vuruyorlardı. Uzun soluklu ciddi hiçbir çatışma ve savaşa hazır değillerdi.

 

Yunanlılar artık saklamaya / saklanmaya gerek duymadan 1804 den itibaren kurulan ETNİKİ ETERYA cemiyeti ve şubeleri aracılığıyla, kendi coğrafyalarının her köşesinde, adalarda, örgütlenme aşamalarını tamamlamışlardı. Özellikle açılan okullarda, eğitimli bir gençliğe sahip olacaklardı. Her köşede kurulan MATBAALAR yoğun bir basım faaliyeti organize ediyordu.

 

Asıl önemlisi de evet adalar çok verimli kara parçaları değildi, tarımsal üretimler belki de ancak kendilerine yetiyordu ama bütün DOĞU AKDENİZ – EGE de deniz taşımacılığı, limanlar kendilerinin ellerindeydi. Kısaca MAL – İNSAN taşımacılığı, balıkçılık gibi zenginlikler, ATİNA merkezli bir politik faaliyete akmaya başlamıştı.

 

Biraz önce ne demiştik bütün bunlar olup biterken, İSTANBUL da, iktidar kavgalarının yanı sıra, adı geçen coğrafyanın hâkimi, derebeyi olan TEPEDELENLİ ALİ PAŞA le Babı âlinin dış işlerine bakan, NİŞANCI HALET le aralarında nerede    “ KAN DAVASINA “ ölümüne bir politik savaş ve mücadele yaşanıyordu. Bu bir anlamda PIRUS ZAFERİ gibi olacaktı.

Bu mücadeleden galip çıkan HALET EFENDİ oldu olmasına ama evet sonuçta TEPEDELENLİ ve Oğulları bu mücadeleden hayatlarını vererek çıkacaklardı. Ama bu oluşan boşluğu kimse dolduramadı, etnik Yunanlılar için ALİ PAŞA ve gücünün dağılması, büyük bir boşluk demekti ama aynı zamanda efektif bir imkândı.

 

Yunanlı bağımsızlıkçı liderler artık hem kendilerinin hem de Avrupalı güçlerin hazır olduğuna karar verince. ; Yapılacak iş  “ilk kurşun “ u atmaya kalmıştı.

 

Dikkat edin; bundan sonra OSMANLI DEVLETİNDEKİ bütün isyanlarda, bağımsızlık girişimlerinde bu yolu seçen halkların tek amacı vardı, arkalarında veya yanlarında Avrupalı büyük güçlerden birini bulmak ve aktif desteğini sağlamak.

 

Yunanlılar bu işlerle uğraşıp kendileri için alt yapı hazırlıkları yaparken; İSTANBUL her zaman olduğu gibi, kendi politik çekişmelerinde yani taht ve iktidar mücadelesi içindeydi.

 

Önce Balkanlarda, Yunan coğrafyasının en tepesinde bulunan, Osmanlı için bu coğrafyanın önemli ASKERİ / MÜLKİ kentlerden biri olan YANYA’ DA, bu coğrafyanın egemeni TEPEDELENLİ ALİ PAŞA, İstanbul’da devlet düzeninde etkili yer ve işleve sahip NİŞANCI HALET EFENDİ ile araları son derece açıktı. İstanbul bütün dikkatini TEPEDELENLİ ALİ PAŞAYA verince, askeri gücünü de bu alana yönlendirmişti.

 

Herkesin bildiği tek gerçek; DOĞANIN ASLA BOŞLUĞA TAHAMMÜLÜNÜN OLMAMASI değil midir? Osmanlı bu “vurdumduymazlık” içindeki aynı zamanda Mustafa’yı tahtından indiren ALEMDAR; şehzade MAHMUT’U II. MAHMUT olarak tahta çıkarmıştı; ama hemen sonra bir başka YENİÇERİ İSYANINDA ailesi ile birlikte sığındığı KULEYİ havaya uçurması ile Yeniçeriler son bir zafer daha kazanmış olacaklardı.

 

Osmanlı Devleti bu gailelerle uğraşırken kendilerine AYAN denilen, AĞALAR - BEYLER –MUTEGALLİBELER – DEREBEYLER; İstanbul’a karşı birleşmişler ve adına SENEDİ İTTİFAK denilen bir belgeyi önce aralarında imzalamışlar sonra da İSTANBULA kabul ettirmişlerdi.

 

Şimdi düşünün bir süre sonra gerek ALMANYA gerekse İTALYA bu tür yapıları kaldırıp; güçlü merkezi, otoriter bir devlete doğru evrilirken; Osmanlı Devletinde ise tam tersi bir gelişme yaşanıyordu.

 

DEVAM EDECEK

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

30 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi