MİKRA ASİATİK KATASTROPHE Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 1

Tarihi İyi Bilmek İyi Okumak ve Ders Almak - 1

Beni okuyanlar izleyenler artık şunu farketmeliler ve bilmeliler ki; tarih bilimi elbette sözel, ispatı mümkün olmayan genel geçer kurallı bir disiplindir. Ancak farklılığı, üstünlüğü ve canlılığı bir laboratuar gibi de olmasıdır.

Elbet insanlar, toplumlar milletler ve devletler birbirinden farklıdır; birbirine benzemeyen çoğu “suç generis” olaylara ve gerçeklere dayanır. Ancak bazen çok benzer, sanki “kes yapıştır” bir yapıya da sahiptir.

Eğer tarihi bu perspektiften ve gerçekliklerden okursanız; size sayısız örnek ve benzer olaylarla dolu yaşanmışlıklar sunar. Önemli olan bunları görmek, analiz etmek ve karşılaştırabilmektir. Bu ise, iyi sağlam yerinde ve etkin bir eğitim gerektirir. Yalnız eğitim mi? Elbette hayır! Eğitim size bir bakış açar verir sonrasını siz tamamlarsınz. O, işte yetenek ve insanın kişisel özellikleridir.

Bu özellikler ve üstünlükler ne İmam Hatip’te ne Malezya İslam Üniversitesinde ne de Exeter’de verilmez. Kalp ve beyninizin açık olması, derin vatanseverlik ve milliyetçilik sevgi ve şuuru da ilave olunmalıdır. Eğer bunlar yoksa sonuç felaket demektir. İşte örneklerine canlı tanık olmaktayız.

“Küçük Asya Felaketi”

1.dünya savaşı biterken, batılı müttefikler Makedonya üzerinden o günlere kadar Alman taraftarı olan Atina’ya askeri müdahalede bulunurlar. Fransızların ünlü Mareşali D’ Esperey’in komutasında Atina yönetimine el koyarlar.

Emperyalist devletler Paris’te dünyayı paylaşırlarken İtalyanlar da İzmir’e göz koyarlar ve kendilerine verilmesini isterler. İngilizler ve Fransızlar bu işten pek hoşlanmazlar, İtalyan Başbakan Orlan da küser ve Roma’ya döner. Onlar da ABD iznini alarak İzmir’i Yunanlılara peşkeş çekerler. Yunanılar da ABD ve diğer müttefiklerin donanmalarının korumasında İzmir’e çıkarma yaparak, Asya’ya atlamış olurlar.

Daha sona hepimizin bildiği M.Kemal Paşa Anadolu’ya çıkarak Milli Mücadeleyi başlatır.9 Eylülde Yunan askerileri İzmir de Ege de boğulurlar. Geride kalanlar ve ayrıca binlerce Anadolulu Rum Yunanistan’a kaçar. Bu bir felakettir. Bu sürece Yunan tarihçileri ve siyasetçileri “Küçük Asya Felaketi” derler. Bu arada Yunanistan da yönetim değişir, hükümet düşer. Yeni rejim bütün bunlara sebep olanları kurduğu mahkemede yargılar, 5 kişi idama mahkûm olur. Biri dönemin Yunan Başbakanı Gunaris, dönemin Yunan savunma bakanı üçüncü kişi Atatürk’ün savaş meydanında seslendiği Yunan Genel Kurmay Başkanı Hacı Aneztesi’dir 2 diğer asker sorumludurlar.

Bu yazı aylar önce kaleme alındı. Daha sonrada ülkemizdeki politik / askeri gelişmelere göre de "ısıtıp ısıtıp" gündeme geri koymuştum. Şimdi gereken lüzum üzerine, üzerinde biraz daha çalışıp, tekrar yayınlamanın gerekliliğine inanıyorum

Kendilerine ‘ELEN’ kimliğini benimseyen, Yunanlılar; KADİM ELEN / GREK uygarlığını ve eski günlerin ihtişamını, BİZANS KARTAL’ını Anadolu’da yeniden dalgalandırmak EPİRDEN KAFKASLARA kadar bir coğrafyada, eski imparatorluklarını yeniden canlandırmak amacıyla: Gerçek bir HELEN İMPARATORLUĞU “HAM HAYALLERİ” peşinde gerçek güç ve kapasitelerine bakmadan LONDRA’nın politik/ askeri ve ekonomik desteğini de alarak bir yandan İzmir’e diğer yandan da Ayvalık’a da asker çıkarmaya teşebbüs ederken; çok daha uzaklarda PONTUS hevesine / düşlerine kapılarak, ülkemizin DOĞU KARADENİZ bölgemizde de “boy göstermeye” başlayacaklardı. Hatta aynı bölgeyi, kuracakları ERMENİSTAN devletinin liman bölgesi, denize açılan limanı olarak gören ERİVAN ile ‘bilek güreşi’ne girecek; ancak o anda daha soğukkanlı ve akıllıca düşünebilen VENİZELOS, alana özel yetki ve sorumlulukla görevlendirdiği elemanları ile ERİVAN ile temas kuracaktı.(H.İ.DİNAMO )

ATİNA’nın bir diğer düşü / emeli ise, Anadolu’nun içlerine serpilmiş, ama bulundukları / yaşadıkları hiçbir bölgede çoğunluğu oluşturmayan, Anadolu’da kendilerine tarihten gelen ROM / ROMİ ve RUM dediğimiz halkı ile Anadolu’ya muhtelif zamanlarda, tarihi kayıt ve görüşlere göre, Bizans’ın AKRİTAS dediği bir strateji ile İSLAM / ARAP ilerleyişini engellemek için, kendinin sınır alanlarına BALKANLARDAN topladığı, devşirdiği ATALAR DİNİ yapılarını koruyan ama hızlı bir şekilde HRİSTİYANLIK sürecine girmiş olan; OĞUZ / PEÇENEK / KIPÇAK / TORK / BERENDİ gibi, TÜRK SOYLU halkları, genel olarak TURKOPOL diye isimlendirdiği bir koruma kalkanı oluşturmaya gideceklerdi. Bu Hıristiyanlaşan / Ortodoks inancına giren ve kendilerine sosyolojik anlamda KARAMANLI denilen tek kelime Rumca, Elenikaca konuşmayan, konuşamayan İNCİL VE DUALARINI Türkçe yapan ama Yunan alfabesi ile yazan bir halk vardı.(O.TÜRKDOĞAN –Y.ANZERLİOĞLU – H.GÜNGÖR)

Anadolu üzerinde heveslenen zaten uzun yıllardan beridir ETNİKİ ETERYA adlı bir düşün etrafında birleşen YUNAN aydınları, büyük bir jeopolitik / strateji hatası yapıp, Osmanlıdan zaman içinde topraklar kaparak, küçücük bir krallıktan koca bir devlete doğru evrilmiş oluyordu. Her ne kadar 1897’de GİRİT KRİZİNDEN çıkan savaşta, az daha GAZİ ETEM PAŞA, DÖMEKE’de Yunan ordusunu ortadan kaldırmış, AKROPOL’u seyreder konuma gelmişti.

Yunan isyanı dediğimiz MORA AYAKLANMASINDA, adı geçen YARIM ADA’da “nefes “ alabilen bir TÜRK kalmamıştı. Ancak İstanbul, Kahire’nin de yardım ve desteğini de alarak 1820 isyanını bastırmıştı, ancak 1827 de NAVARİNDE demirleyen TÜRK – MISIR ortak deniz gücü, İNGİLİZ – FRANSIZ- RUS donanması tarafından bir baskına uğraması ve yakılması üzerine, İSTANBUL, Atina ile anlaşma yoluna gitmek zorunda kalacak ve artık EGE’nin öte yakasında yeni bir devlet kurulmuş oluyordu. (F.ARMAOĞLU – T.ÜNAL )

O zaman demek ki ülkemizdeki en büyük gayrı Müslim ve gayrı TÜRK azınlık. ROM / ROMİ ve RUM dediğimiz halktı. Bunlarda iki kol halinde yaşıyorlardı, EGE ve KARADENİZDE, soy / dil olarak farklı olanlar ile dil / soy olarak daha ağırlıkla İÇ ANADOLU da yaşayan kendilerine literatürde KARAMANLI denilen TÜRK SOYLU halktı.

1918 MONDROS ATEŞ KESİNDEN sonra daha savaşın başından Yunanistan da halk ve yönetici sınıf aralarında derin fay hatları ile bölünmüştü. Bölünme bir yanda ALMAN yanlıları diğer yanda da İNGİLİZ yanlıları vardı, bu bölünme siyasal rejim olarak da, KRALCILAR – CUMHURİYETCİLER olarak da bölünmüş durumdaydılar.

Savaşın belli süresinde, ATİNA da esen politik / askeri rüzgâr, BERLİN den yana eser gibiydi. İNGİLİZ yanlısı muhalifler ister istemez bir anlamda “ tam siper “ olmuş gibiydiler. Makedonya üzerinden; ne zaman MÜTTEFİKLER, müdahale ettiler, Alman yanlısı yönetim ve iktidar, çekilmek zorunda kaldı. ATİNA ya VENİZELOS geri dönüp iktidara el koyacaktı.

ATİNA artık kurulduğu andan itibaren devlet politikası haline getirdiği ve milli stratejisinin temeli olan MEGALO İDEASI gerçekleştirmek için, en olumlu havanın ve ortamın doğduğunu düşünüp, hemen savaş sonrası PARİS e Barış Görüşmelerinin yapıldığı; VERSAY a koştular. Galipler arasında yaşanan anlaşmazlık ve görüş farklarından da yararlanarak, daha önce dediğimiz gibi, görüşmelerde İTALYA’yı temsil eden BAŞBAKAN ORLANDO nun bir kızgınlık nöbeti sonrası PARİSTEN ayrılmasını. Masada yerini boşalmasından yaralanarak, müttefiklerden Anadolu’ya çıkma, İZMİR i İŞGAL İZNİNİ kopardılar.

Gerçekçi olunursa veya YUNANİSTANA nesnel bakılırsa, bu minnacık devlet için EGE –KARADE NİZ ve hatta ANADOLU “ısıracağı - koparacağı –yutacağı “ lokma değildi. Yunan milli gücünü oluşturan unsurlardan hiç biri bu işe, sürece uygun değildi.( H.MİLAS - D.KİTSİKİS – S.YERASİMOS – R.CLOGG )

Daha önce ne yazmıştık Yunan halkı da konuda, aralarında duygu düşünce birliği içinde değildi. Halk nasıl bölünmüşse, askerler, sivil toplum kuruluşları Arasında da birlik beraberlik yoktu. Özellikle KOMÜNİST sendikalar ve Parti zaten böylesi bir işgale ve saldırıya baştan karşıydılar. Bu bölünme ve dağınıklık sürecinde YUNAN ORTODOKS KİLİSESİDE son derece olumsuz rol oynayacak, TÜRK İSTİKLAL SAVAŞI ANKARA NIN ZAFERİ ile sonuçlandığında BİZANS’dan bu yana Anadolu HRİSTİYANLIĞI adeta YABİ son darbeyi de maalesef 1924 de ATİNA – ANKARA arasında yaşanacak adına da ETABLİ denilecek, HRİSTİYANLARIN ve MÜSLÜMAN HALKLARIN karşılıklı değiş- tokuşu olan bir göç anlaşması ile sonuçlanacaktı. ( K.ARI )

15 MAYIS 1919 tarihinde Müttefik savaş gemilerinin korumasında İzmir limanına yanaşan YUNAN DONANMASI ASKER ÇIKARMAYA BAŞLAR. Zaten günlerden beri bugüne hazırlanan İzmir Rum halkının coşkun sevgi gösterileri ve bizzat İZMİR METROPOLİTİ nin Yunan Sancağını ve Efzun askerlerinin kutsadığı bir törenle, İzmir için KARAGÜNLER sayılacak, bir süreç başlayacaktı.

Aslında İzmir’in Türk halkı zaten Paris görüşmeleri başlar başlamaz, bu konferansa katılan, Yunan hayatinin galiplerden ne istediğini neyi talep etiğini çok iyi biliyorlar onun içinde gerek milli gereke mahalli karşı teşkilatlanmalar ve propaganda yöntemleri ile TÜRKLERİ BÖYLESİ BİR SÜRECE KARŞI KOYMAK ÜZERE maddi ve moral olarak hazırlama yolunu ve taktiklerini uygulama koymuşlardı.

O dönemde İzmir Valisi olan RAHMİ BEY zaten İTİHATÇI önderlerin başında gelen bir mülki idare amiriydi. Ayrıca Kolordu K. böylesi bir işgale karşı çıkan gerekirse silahla direnilmeden yana olan bir askerdi. Gerçi ordu büyük ölçüde terhis edilmiş, kışlalarda yalnız kadro eratı kalmışsa da en azından harp malzeme ve silahlar elde tutuluyordu.

Durumun farkında olan, İSTANBUL öncelikle VALİ ve KOLORDU K.görevlerinden alarak yerlerine KANBUR İZZET i Vali, A.NADİR PAŞA' yı da KOLORDU K. Olarak atamıştı. ASKERİ ve MÜLKİ idare zaaf içinde, korkak-ezik-bitik bir kadroya terk olunmuştu.

Savaş yıllarında cepheden cepheye savaşarak devlet / millet uğruna savaşan, İzmir gençliğinden hayatta kalabilenler ise evlerine dönmüşlerdi. Bunlarda ülkelerin ve de kentlerinin başına gelecekleri görecek kadar deneyimli / eğitimli ÖNCÜ KADROYDULAR. Hatta aralarında bazıları İT nın TEŞKİLATI MAHSUSASIN da, çok özel görevler icra eden kişilerdi. Mesela bunlardan çok önemli bir zat: İLK KURŞUN efsanesinin kahramanlarından OSMAN NEVRES / HASAN TAHSİN adlı bir gazeteciydi. İzmir’in değerli araştırmacılarından; YAŞAR AKSOY un, kaleme aldığı biz okurlara kazandırdığı, YÜREKLER SELANİK. HASAN TAHSİN adlı eseri, ayrıca bunun dışında, çeşitli zamanlarda yazılmış özgün: ( S.KOCAGÖZ –N.TAÇALAN – D.AVCIOĞLU –S.SELEK – H.İ. DİNAMO – A.ÇOŞKUN – İ.SELÇUK – K.TAHİR – T.ÖZATAY VD.)

Aslında ATİNA çapına bakmadan biraz da o doymaz iştihası, aç gözlülüğüne, bu arada LONDRA nın da arkasını getiremeyeceği boş vaatlerine kanarak. Daha öncede dediğimiz gibi “ısırabileceği, koparıp ve asla yutamayacağı “ bir hamle / girişimde bulunup,30 AGUSTOS da TÜRK ORDUSU karşısında, ağır bir yenilgi, alarak, TÜRK TARİHİNE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN SAVAŞI olarak geçen, savaşı kaybederek, her yeri yakıp yıkarak İzmir e kapağı zor atacak, kendilerini bekleyen savaş veya sivil gemilere binip ülkelerine geride yanmış, yıkılmış bir coğrafya bırakacaklardır. Bir de üstüne tarihe İZMİR YANGINI olarak geçecek olan bir felaketin sorumlusu olarak geçeceklerdi.

YUNANLILARIN, kendi tarihlerinde ilerde çok şiddetli sonuçlanacak olan KÜÇÜK ASYA FELAKETİ kampanyası, müttefiklerin PARİSTA onayı ile 15 MAYIS 1919 da İZMİR e adım atmaları ile başlayan bir süreçti.

Hemen hemen aynı günlerde İSTANBUL dan PADİŞAHTAN aldığı bir FERMANLA özel yetkilerle, donatılan, ÇANAKKALE SAVAŞININ en başarılı, stratejik öngörülü genç PAŞALARINDAN M.KEMAL PAŞA, Anadolu’ya doğru yola çıkmaktaydı. Elde kalan Osmanlı kuvvetlerinin yeniden düzenlemesinin yanı sıra MÜLKİ İDARE üzerinde de etkili olacak özel yetkilerle de donanmıştı. Bir görevi de Anadolu da müttefik işgaline karşı olacak bir direnişi dağıtmak, padişahın otoritesini gerek askeri gerekse mülki idare üzerinde yenden tesis etmekti.

PAŞA, Yunanlıların İzmir’e ayak bastığını denize açıldıktan sonra öğrenecekti ama zaten bir süreden beri; gerek Osmanlı Harbiyesinde gerekse BABI ALİ de zaten konu “yüksek sesle “ tartışılıyordu. Öncede dediğimiz gibi çıkarma halinde, İzmir de halkın ve askerin direniş gösterilmemesi için acele, VALİ ve KOLORDU K. değiştirilmiş yerlerine SARAYIN sözünden, emirlerinde asla çıkmayacak iki görevli atanıştı.

Bundan sonra neler mi yaşandı, yakın tarihimizin hatta DÜNYA TARİHİNİN en MUHTEŞEM / OLAĞANÜSTÜ bir dönemi yaşanacak, KÜLLERİNDEN BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞUNA tanık olunacaktı. Bu dönemin en şiirsel, destansı anlatımı HASAN İZZETTİN DİNAMO nu KUTSAL İSYAN adlı 8 ciltlik o dev eseridir. Bu eserin yanına, TURGUT ÖZAKMAN ın değerli çalışmalarını da eklemezsek, haksızlık etmiş olmaz mıyız?

Bu zorlu süreç herek bireysel kahramanlık gerekse kamusal fedakârlıklalar kazanılmadı mı? Kim unutur veya hafife alabilir, ? MİLLİ TEKALİFİYE KANUNU, İstanbul' da ki harp Okulundan kaçıp Anadolu’ya gelen HARBİYELİLER Ankara da Sıhhiye de kurulan çadırlı okulda 3 haftalık eğitimden sonra ASTEĞMEN rütbesi ile SAKARYANIN, subay eriten yok eden dişlilerini yollanmadılar mı? Ya MÜLKİYELİ genç KAYMAKAM HAMDİ BEYİ, İstanbul Telgrafhanesinde “ makine başında “ 16 MART 1920 de, şehrin adım adım İNGİLİZLER tarafından İŞGALİNİ Ankara da olan M.KEMAL PAŞA ya, odasına İngilizler el koyuncaya kadar kim bildirdi. MANASTIRLI HAMDİ BEY değil miydi?

Bütün bunlar yaşanırken acaba Yunanistan da neler oldu sorusunu kısaca ele almak, yeniden değerlendirmek gerekmez mi?

ATİNA ne ekonomik / toplumsal ne de politik / askeri yapısı gereği DENİZAŞIRI bir macerayı kaldıracak gücü ve takati yoktu. Sonuna kadar LONDRA nın desteğine ihtiyacı vardı. Kendine evet diyen onu Anadolu’ya yönlendiren müttefiklerden PARİS zaten kendinin dev iç ve dış sorunları vardı, zaten Anadolu’da kendinin işgal alanlarında önceleri “,yerel direnişler halinde “ÇETECİ / KUVVAYİ MİLLİYE “ halinde başlayan direniş, ANKARA nın SUBAY, MALZEME katkılarıyla muntazam bir CEPHEYE dönüşecek, GAZİANTEP-KAHRAMAN MARAŞ –ADANA – MERSİN hattını boşaltmaları ile sonuçlanacaktı. BAŞKAN WİLSON, büyük idealist / ahlakçı görüşlerle geldiği PARİSTEN ülkesine derin hayal kırıklıkları içinde mutsuz olarak dönecekti. ( H.KİSİNGERY – M.MEAT - D. FRÖMKİN - F.ARMAOĞLU – M.GÖNLÜBOL)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

86 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi