KÜRT ERMENİLERİNİN FAALİYETLERİ

Geçen haftadan devam                                                     -4-

KÜRT ERMENİLERİNİN FAALİYETLERİ

DR. Mahmut RİŞVANOĞLU

İkinci bir örnek de, 1930'larda Tunceli valisi olan rahmetli E. Yavuz Bey'in tespitlerinden öğrenmekteyiz.

"Tunceli'de hem Zazaca ve hem de Türkmence konuşan bir obada, tek-tük Ermeni isimleri dikkatimi çekti. Bu isimlerin sahiplerini tetkik ettiğim zaman ilginç bir durumla karşılaştım. Bu Ermeni isimlerinin nereden geldiğini sorduğumda bana şunu anlattılar:

-Bir aşiret reisinin doğan erkek çocukları bir türlü yaşamıyormuş. Doğduktan bir müddet sonra hemen ölüyormuş. Eski Türk geleneklerine-isim koyma yönünden-uyarak ve bugünde bütün Türk topluluklarında devam eden bir inanca göre, uzun ömürlü olmaları için koydukları "Dursun, Yaşar" gibi adlar koymasına rağmen yine de kısa zamanda erkek

Çocuklarını kaybediyorlarmış. Bir gün bu bölgede gezen misyoner bir  Ermeni papazı, Ağaya yanaşarak;

-Ağa seni üzgün görüyorum, seninle biz dost olduk, seni çok severim, üzüntülerinin sebebini de biliyorum. Aslında erkek çocuklarının yaşamamasının asıl sebebi, senin kuvvetli nazarın yüzündendir. Kuvvetli nazarin çocuklarının ölümüne sebep olmaktadır, der.

Ağa, çok sevdiği bir atı varmış onun çatlayarak öldüğünü hatırlayarak, Ermeni papazın dediğine inanır. Ve

-Öyleyse bunun çaresi nedir papaz efendi? der.

Papaz da:

"-Doğacak erkek çocuğuna bir  Ermeni adı koyarsan, her adını çağırdığında için 'cız' ' eder ve bu da nazarını keser. Bu ara da yine sen göbek adı olarak bir  Müslüman adı da koyabilirsin. Ama daima Ermeni adı ile onu çağıracaksın." der.

Ermeni papazının bu teklifi ağanın aklına yatmış olsa gerek ki, daha sonra doğan erkek çocuğuna "Artin" adını vermiş. Çocuğunu her çağırışın da Artın! Diye seslenirmiş. Tam bu sırada sanki bir tesadüfmüş gibi Ermeni papazı bir yapı ustasını ağaya göndererek, şimdiki oturduğu evin üstüne bir kat daha yapılmasını ve çocuklar ile bu üst katta oturmasını tavsiye, eder. Aslında Ermeni papazı, çocukların tek katlı ve hayvanların bulunduğu ahırla bitişik olduğu için sağlık şartlarının kötü olmasından çocukların hastalanarak öldüklerini biliyordu. Ağa bu tavsiyeye de uyarak bir kat daha yaptırır ve ailesi ile birlikte burada oturur. Aradan epey bir  zaman geçince erkek çocuklarının ölmediğini gören ağa, Ermeni ismi koyduğu için kuvvetli nazarının ortadan kalkmasına bağlamış erkek çocuğunu yaşamasını.

Ağanın erkek çocuğunun ölmediğini gören ve erkek çocuklarının aslında sağlıksız şartlardan dolayı ölen diğer insanlarda ağa gibi erkek çocuklarına nazar değmesine inanarak doğan erkek çocuklarına onlarda Ermeni isimleri vermeye başlamışlar. Böylece köy ve kasabalarda, "Artin, Garbi, Karabet ve Vorocebet" gibi Ermeni adlarına Zaza aşiretleri içinde rastladım" diyor.(14)

Ermeni örgütler, dünyanın çeşitli merkezlerinde, çeşitli isimler altında kurdukları sözde vakıf ve sivil örgütler ile Anadolu'nun Doğu ve Güneydoğu bölgesinin kendi 'ana vatanları' olduğunu da iddialarına eklerken, yayınladıkları haritalar ve resimlerle bunu sözüm ona somut deliller olarak ileri sürmekte ve maalesef gerçekleri ideolojilerine boğazlatarak, dünya kamuoyuna etki altına almaya çalışmaktadırlar. İşin en ilginç yönü de, yayınladıkları büyük Ermenistan haritaları ve doğu-güneydoğu Anadolu'nun kendilerine ait olduğu iddialarını hiç gizlemeden açıkça söylemelerine karşı, siyasi Kürtçülerden ve örgütlerinden hiçbir itiraz ve karşı çıkma görülmektedir.

1966'dan itibaren, Türk ve İslam düşmanı bütün örgütlerle işbirliğine girerek ki çoğu da 'devrimci komünist örgütler ve komünist Kürtçü örgütler' idi. Nitekim Avrupa'da Kürtçü ve devrimci komünist örgütler ile Fransa, Avrupa'nın diğer yerlerinde "Ermeni Davasını Savunma Komitesi" adında "CEDCA" arasında işbirliği buna örnektir.

Ermeni-Kürt kardeşliği gibi palavrayı uzun zamandır dillerinden düşürmeyen Ermeni örgütlerinin asıl niyetlerinin 'Doğu ve Güneydoğu'yu içine alacak bir şekilde 'Büyük Ermenistan'ın kurulması için çalışmalarına 1966'dan beri hız vermişlerdir.

Nitekim 1996 yılında "Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyonu" kuruluşu, bu niyetlerini ihtiva eden bir takım muhtıralar vermek suretiyle, Hıristiyan ve Siyonist merkezleri etkilemek yoluna gittiler.

Örnek olarak, "Ermenistan Cumhuriyet Delegasyonu" adına "Hrant SAMUELYAN"ın Birleşmiş Milletlere verdiği bir  muhtıra ona esas niyet ve gayelerinin; yıllarca sürdürdükleri "Kürt-Ermeni kardeşliği" propagandasının altında yatan 'Büyük Ermenistan' hayali olduğunu bu muhtırada belirtilmiştir.

"Ortadoğu'nun çatısı durumunda olan Ermenistan'ın (yani Büyük Ermenistan'ın M.R.) içinde bulunduğu "MUSUL-İSKENDERUN-TRABZON VE BAKÜ" dörtgeni, doğu-batı arasında bir köprü ve civar bölgelere hakim bir kaledir. Bu köprünün(yani Büyük Ermenistan'ın) bölünmesiyle meydana getirilen denge aslında geçicidir. Tarih göstermiştir ki, Ermenistan'ın siyasi ve coğrafi birliğini kaybettiği anlarda rekabetler ve savaşlar ortaya çıkmıştır. Doğu ile Batı arasındaki bu tamponun bir  kısımının Türkiye'ye verilmesi(eski politika olarak), her iki Dünya Savaşı ile ispat edilmiş bir  yanlışlıktır. Şimdiki durumda bir barış unsuru bulunmadığı gibi ileride de olmayacaktır."

Batılı devletler, Ermenistan'ın Ortadoğu'nun geleceğinde oynayacağı büyük rolü anladıkları takdirde, tavizlere razı olmak suretiyle "Bileşik, Büyük ve Bağımsız bir Ermenistan kurabileceklerdir ve PKK bu işte önemli rol oynamaktadır.(15)

1967 Mayısında Yunanistan'da kurulan "Ermeni Cemaati Komitesi yine aynı isteklerini ihtiva eden ikinci bir muhtırayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine göndermişlerdir. Muhtırada şunlar yazılıydı:

"Ermeniler 'in 1915 yılında Türkler tarafından katliama uğradıklarını ve Türkler 'in 3000 yıldan beri Ermeniler 'in 'ana vatanı' olan Batı Ermenistan (Doğu-Güneydoğu Anadolu) işgal altında tuttuklarını, Ermeni ırkının bundan böyle kendi topraklarında yaşamaya hakları olduğunu, bu sebeple Birleşmiş Milletlerin harekete geçmelerini" istemişlerdir.

Yine 1968 yılının 4 Haziran'ında Selanik Üniversitesi'ne bağlı "Vasileos PAVLOS" adlı öğrenci yurdunda, Ermenistan Cumhuriyeti'nin 50'inci kuruluş yıldönümü kutlanırken, Yunanistan'da desteklediği Ermeni terör örgütü ‘Hınçak’ın temsilcilerinden "Vahe Aventisyan"ın konuşması, Türk düşmanlarının hiçbir liderinin hareket noktasının temel unsurunun ne olduğunu yansıtması bakımından ibret vericidir.

"..Ermeniler senelerden beri dünyanın her tarafında, yeniden 'anavatanımız' olan Batı Ermenistan'a kavuşmanın arzusu ile yaşamakta ve bunun için uzun zamandan beri hazırlanmaktadırlar. Bugün ufukta tekrar 'parçalanmış Topraklarımızın' geri verilmesi alametleri(!) belirmiş bulunmaktadır. Bu muhakkak gerçekleşecektir." (PKK ile aynı fikri paylaşan Kürtçü-bölücü örgüt ve siyasi yandaşları sayesinde M.R.)

"Doğu'da Hıristiyanlığın koruyucusu olan "Büyük Ermenistan Devleti" tekrar bağımsızlığına kavuşacaktır. Hıristiyan Ortodoks ruhunu taşıyan Yunanlı kardeşlerimizle müşterek düşmanımız olan Türklere karşı mücadelemiz sürecektir."

Her türlü doğru bilgiden yoksun, gerçekler alt-üst edilip; ideolojik ve kutsallaştırılmış çarpık bir tarih bilgisine dayanarak, "Türkiye, Azerbaycan, İran ve hatta Irak"ın toprak bütünlüğüne saldıran, onlardan toprak isteyen bu görüşleri ihtiva eden muhtıralar ve konuşmalara göre Ermeni sorunu; "MUSUL-İSKENDERUN-TRABZON ve BAKÜ" dörtgeni içerisinde olan toprakların Ermenilere verilmesidir. Nitekim 1983 yılında Fransa'da İngilizce olarak yayımlanan büyük Ermenistan haritası bu isteklerinin en somut delilidir(ek-l de).

Bu haritanın çizilişi, 1919 yılında, Pontuscu Rumların Trabzon'dan Sinop'a kadar istedikleri 'Pontus Devletinin' taleplerini Paris Kongresine ilettiklerinde, o tarihlerde İngiliz Dışişlerinde çalışan Prof. Dr. Arnold TOYNBEE (tarihçi ve Lawrenc'in de hocası idi) Rumların bu talebine; "Rumların sürdüğü istatistikler ve sınırlar hayal mahsulüdür, Pontus Rumları kurulacak Ermenistan içinde mandater bir devlet olarak kalacaktır, derken Paris Barış görüşmelerinin hazırlıklarının yapıldığı sıralarda, ihtilaf devletlerinin genel görüşlerinin "GİRESUN-SİVAS-MERSİN" hattının doğusunda kalan bütün toprakları Ermenistan'a bırakmaktı" der.(16)

Ek' teki büyük Ermenistan haritasının geçmişte bu olaya da dayanmaktadır.

Türkiye dışında birçok ülkedeki siyasi partiler, kuruluşlar, sözüm ona ilmi(!) araştırma merkezleri olarak lanse edilenler, kurdukları emperyalizmin ileri karakolları olarak görev yapan vakıflar ve sivil toplum örgütleri, sosyal yardım(!) dernekleri, beynelmilel dernekleri kulüpler şeklinden örgütlenmiş olan ve bulundukları ülkelerin verdiği imkânları en iyi bir biçimde kullanarak o ülkenin politikasına paralel bir siyaset izleyen Ermeniler, her türlü propaganda ve kamuoyunu etki altına alacak şekilde cihazlarla teçhiz edilmiş olarak "Büyük Ermenistan" inancını yaşatmak için Türk milletine ve Türkiye'ye düşmanlık temasım devamlı işlemişler ve her türlü Türk ve İslam düşman örgütlerle işbirliği yapmışlar ve yapmaktadırlar..

Taşnak ve Hınçak'çı Ermeniler; Türkler 'den intikam almak, Türk Milleti'ni ve Türkiye'ye uluslararası mahkemelerde yargılatmak, Musul-İskenderun-Trabzon ve Bakü dörtgeni içinde kalan Büyük Ermenistan'ı kurabilmek için "Siyonist Yahudiler " in asırlarca süren faaliyetlerini ve Almanya'ya nasıl mahkûm ettiklerini görerek, bu olayı, modeli kendileri içinde bir ümit kaynağı olarak kabul etmişlerdir. Yahudiler' in iki bin yıllık mücadeleden sonra eski yurtlarına kavuşup devlet kurmaları, Ermeniler 'i de bu modeli kabule ve Siyonizm’in işlediği yolu tercihe yöneltmiştir.

Hıncak ve Taşnak Ermeni örgütü mensupları; tarih bakımından Yahudiler 'in geçirdiği safhaların aynısını geçirdiklerini, her iki milletinde başlangıçta topraklarından kovulduğunu ve katliamlara maruz kaldığını, ancak Yahudiler' in Siyonizm’in daima güçlü canlı tutarak uzun ve sabırlı mücadelelerden sonra, ana vatanlarına tekrar döndüklerini, kendilerini katleden Alman Milletini uluslararası bir mahkemede mahkûm ettirerek ayrıca tazminat vermeye mecbur bir aktıklarını belirtmektedirler.

Ermeniler bugün, Yahudiler gibi benzer bir muameleye maruz kaldıklarını, anavatanlarının (yani doğu-güneydoğu Anadolu bölgesini) ele geçireceklerinin zamanın yaklaştığını ve Müslüman Türk Milletini mahkûm ettireceklerini ve tazminat alacaklarını kesinlikle iddia etmektedirler.

1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra, milletler arası. Siyonist örgütleri ile Taşnak ve Hınçak Ermeni terör örgütleriyle yakın bir ilişkiye girdikleri görülmektedir; bu iş birliği, Yahudi katliamı diye bilinen olayların tel' in ve anma günlerinde Ermeniler' in de Türkler tarafından katledilmesinden bahsedilmesi ve faillerinin de tel'ini; ABD. Ve Avrupa'da ki Ermeni 'Katogikosluğu' (Ermeni ruhanileri) ile Yahudi din adamları "hahambaşıları" ile işbirlikleri, ABD'deki Yahudilerin sahip oldukları basın-yayın ve diğer iletişim/haberleşme araçlarının Ermeni davasına ve Ermeni örgütlerinin bu yoldaki faaliyetlerine geniş yer verecek şekilde çalışmaları İsrail Hükümeti'nin de desteklediği "Ermenilere yardım" kampanyalarının başlatılması ve yürütülmesi gibi olaylarda kendisini açıkça göstermektedir.

Nitekim İsrail'in Lübnan'ı işgalinde, Filistinli gerillaları tutuklarken ve öldürürken Ermeni terör örgütü ASALA mensuplarını Kıbrıs Rum bölgesine silahları ile birlikte, elini kolunu sallayarak gitmesine göz yummuştur.

Yahudilerin birçok din adamları ve siyasi liderleri ile Ermeni terör örgütleri arasında kurulan bu bir nevi "kutsal ittifak" kurulmasında bazı tarihi iddiaların(!) gerekçe göstererek, Yahudi ve Ermenilerin birlikte hareket etmelerine sebep olarak göstermektedir ki, aslında bir uydurmadan başka bir şey olmayan bu sözde tarihi iddia şudur:

"Hıristiyanlığı kabul etmelerinden ve kendilerine özgü olan 'Gregoriyan Mezhebi' kurduktan sonra "Ermeni ismini alan toplumun bazı tarihçileri, Tevrat'ta serüvenleri yazılı Ben-i İsrail (İsrail Oğulları) Peygamberlerinin soyundan gelmek moda olmuştur. Mesela, Ermenilerin ünlü ailelerinden olduğu ileri sürülen "BAGRATUNİ"ler (veya Pakratuniler de denir), kimseyi kendilerine layık görmeyerek Hz. Meryem ile akrabalık kurmaya kalktıkları gibi. Asur Kralı Nabukadnazar'ın(M.Ö. 7'inci yüzyıl başlarında) esir ettiği Yahudiler arasında birisi 'Bağratuni' ailesinin atası olduğunu ve "Bağarat" adına taşıyan bu zatın da aslında Hz. Davut(a.s.) Peygamber'in soyundan geldiğini iddia etmeleridir.

Yahudi Prof. Abraham GALENTİ'nin "HAMENORA" adlı eserinin 16'ıncı sayfasında bu uydurma iddiaya dayanarak Ermeni-Yahudi ilişkisini temellendirmek için şunları yazmaktadır:

"Soy ve ırk bilimcilerine göre Yahudiler ile Ermeniler aynı kökten gelmektedirler. Irk olarak Ermeniler "karışık (hibrit)" olmalarına rağmen, Ermeni kültürü Yahudi kültürünün bir kopyasıdır. Ermenice ise İbranice ile Aremice'nin karışımıdır. Yahudiler 'in Tevrat'tan daha çok itibar ettikleri kutsal metinlerinden olan özellikle Babil-Talbut'a göre ise Ermeni isimleri

Hz. Davut soyundan gelme sürgün olmuş Yahudilerin isimleridir. Yahudi ve Ermeni harfleri birbirine çok benzer. Her ikisinin alfabesindeki harf sayısı da 22 tanedir. Yahudilerce Ermeniler; "vaftiz edilmiş" yani Hıristiyanlaştırılmış Yahudilerdir."(17)

Yahudi Prof un bir iddiası, bizi ilginç bir mesele ile karşı karşıya getirmektedir; bir yandan da bazı Kürtçü-Ermenici teorisyenler, Kürtlerin Ermeniler ile aynı soydan (Keldani ve İskandinavya bağlantılı) olduğunu ve Ermenilerin vaftiz edilmiş yani Hıristiyanlaştırılmış 'Kürtler' olduğunu iddia ederlerken; başka bir açıdan da 'Kürtler Müslümanlaştırılmış Ermenilerdir.

Bir yandan da gördüğümüz gibi Yahudi Prof. A. Galenti gibiler de; Ermeniler Hıristiyanlaştırılmış Yahudiler olduğunu ileri sürüyordu!

Şimdi bu acayip görüşlere ve iddialara göre kendim bir Kürt olarak, acaba hangi tarafta olduğunu kabul etmeliyim acaba? Ben Kürt olarak 'Ermeni miyim yoksa Yahudi miyim çık işin içinden.

Prof. A. Galenti, bu iddiasının temelinde aslında bilimsel/ilmi bir  dayanaktan çok siyasi ve teolojik/dini bir karakter mevcuttur. İsrail oğulları için Çukurova ve Güneydoğu'nun-Urfa başta olmak üzere- itikatlarına göre buraları kendilerine aittir; Yahudi inancına göre, tarih öncesi dâhil, İsrail oğulları nerede bulunmuş oralarda krallıklar kurmuş ve Kutsal saydıkları insanlarının doğduğu veya öldüğü ve gömüldüğü yerler tamamen Yahudilere aittir, asla tartışılmaz.

Hz. İbrahim (a.s.)'m Harran'da doğduğu (aslında burada doğmamıştır, aşağı Mezopotamya'daki Ur şehrinde doğmuştur) yer ve İbrahim Peygamberi ataları olarak da kabul ettiklerinden dolayı Harran bölgesi kendilerine tarihi ve Yahudi inancı bakımından kendilerine aittir. İşte İsrail ileride gerçekleştirmeyi düşündükleri 'Büyük İsrail' için Türkiye'yi 'Kuzey-Doğu'dan da sıkıştırmak için, Ermenileri Yahudileştirip-sözde-Ermenistan'ı 'İsrail için' bir  üs yapmak istiyorlardı. Bu sebeple, Ermeniler' in Yahudi asıllı olduğu iddiasının temelinde 'dini ve siyasi' nitelik hâkimdir.(Yayılma Stratejisi)

Yukarıdan beri tarihi süreç içinde özetleyerek verdiğimiz bilgiler çerçevesinde "Ermeni davası" yani "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu da içine alabilecek şekilde "MUSUL-İSKENDERUN-KAYSERİ-TRABZON ve BAKÜ" dörtgeni içinde kurulması düşünülen "Büyük Ermenistan Devleti"nin hayali içinde yıllardır yaşayan ve bu ideallerini bütün tazeliğiyle koruyan ve bugünlerde emellerinin gerçekleşmesine az bir  zaman kaldı diyecek kadar kendilerini inandırmış olan Ermeni örgütleri, Taşnak ve Hınçak teröristleri, kendilerini destekleyen AB ve ABD'deki diasporalar, Osmanlı Devletinin yıkılışı sırasında nasıl büyük katliamlar yapıp emellerine ulaşmak için her türlü bölücü-yıkıcı örgütlerle işbirliği yapmışlarsa, bugünde başta PKK olmak üzere yandaşı siyasi kuruluşlarla da işbirliğini devam ettirmekte ve Türk düşmanlıkları her vesileyle dışarı vurmaktan asla vazgeçmemektedirler.

"Ufukta, ana vatanımız olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu topraklarının bize geri verileceği gün artık yaklaşmıştır (açılımlar sayesinde olabilir gibi)" diyen büyük Ermenistan hayalleri içinde olan Ermeniler, uzun zamandır Türkiye'de; Türk vatanın ve milletinin bölünmez bütünlüğüne yönelik, bütün -çeşitli siyasi ve ideolojik isimler altındaki- örgütler ile yakın temasları olduğu gibi, komünist devrimci ve Kürtçü örgütler içinde kendilerini mevkilerinde bulunanların Türk düşmanlığı ve devletin parçalanması hususunda faaliyet gösterenlerin önemli bir kısmı Ermeni asıllı Kürtlerdir.

1974 yılında, Kıbrıs Barış Hareketi'nden sonra Yunanlıların özellikle Ege bölgesi ve İstanbul'u almak iddiasında olan 'Megalo İdea' örgütlerinin bu arada büyük desteğini gören Ermeni terör örgütü ASALA'nın Türkiye içinde ve dışında PKK gibi benzer Komünist Kürtçü ve İslamcı maskesi altımda diğer Kürtçü örgütler ile uzun zaman, gayeleri için işbirliği içinde olmuşlardır.

1.Dünya Savaşı sırasında, emperyalist güçlerle işbirliği içinde olan ve büyük Ermenistan idealini taşıyan Ermeniler, Taşnak ve Hınçak gibi Ermeni terör örgütleri, yaptıkları Müslüman Türk katliamından ve Osmanlı Ordusunu arkadan hançerlemesinden ve erkeksiz kalmış yüzlerce Türkmen-Kürmanç ve Zaza köylerini yeni bir  Ermenilerin katliamlarından korumak için; böyle bir  durum ve savaşın getirdiği bu kabil zaruretten dolayı bu bölgedeki Ermenilerin (batı'daki Ermeniler hariç) Suriye ve Irak'a doğru bir tehcire (devlet eliyle göçe) tabi tutulmuştur.

Bu göç sırasında pek çok Ermeni çocukları-özellikle kız çocukları-Müslüman ailelerin yanında kalmış, pek çokları da 'Müslümanlara' yaptıkları katliamların hesabını 'bizden' sorarlar korkusu ile "hem isim ve hem de din değiştirmiş" gibi görünerek buralarda kalarak kendilerini gizlemişlerdir. Yeni halk ama bunların kim olduklarını bilmelerine rağmen hiçbir zaman rahatsız edecek bir karşı tavır sergilememişlerdir.

Aşağı yukarı 20 seneden beri bu bölgelere turist kılığında gelen Ermeniler; ABD, Avrupa ve Lübnan'dan gelenler, babalarının, analarının ve kardeşlerinin kendilerine verdikleri bazı belgelere göre, 'burada kalan akraba ve topluluklarının' kimler olduğunu gösteren ve onları bulup irtibata geçmelerini, hem unutmuşlarsa Ermeniliklerini hatırlatıp ve hem de akrabalık bağlarını tekrar diriltmek için faaliyetlerinin içine girmişlerdir.

Özellikle, 'küreselleşme ideolojisinin gündeme gelmesi, bu ideolojiye göre 'üniter ve milli devletlerin' parçalanması, bu emperyalist ideolojiye göre de ortaya çıkartılan siyasi gelişmeler, milli kültürün yerine "halklara özgürlük ve azınlık-halk kültürünün üste çıkartılması, 'Ne Mutlu Türküm Diyene!' sözünün yargılanması noktasına gelmesi ile Türkiye'de 'analarının veya babalarının, atalarının' "Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani", "Yahudi-Sebateyist" olduklarını beyan etmelerinin "revaç" olması ve bunun prim getirir olmasıyla, bu sözde din ve isim değiştirip gizlenen Ermeniler de artık "hepimiz Ermeniyiz" diye kendilerini ortaya çıkarmanın zamanı geldi inancı ile olsa gerek ki, aslında bir ölçüde bu doğal bir durumda sayılır. Kimse Rum, Ermeni, Yahudi diye kınanma inancımız gereği biz hiçbir soy ve ırk, "Yahudi Nazizmi ve Batı Ari ırkçılarda olduğu gibi, aşağılamak, hakaret etmek yetkimiz yoktur. Burada asıl felaket, aşağılık durum; kendilerinin Rum, Ermeni, Yahudi-Sebateyist olduklarını bildiği ve bu kimliği taşımakta gurur duymalarına rağmen, başka din ve isim altında gizlenerek, kamufle olarak Müslüman Türk milleti içinde fitne çıkarmak, bölücülük yapmak, Türk devletine karşı düşmanca tavırlar ve düşünceler sergilemektir.

İkiyüzlü, riyakâr davranışlar ve kendilerini bir başka kimlikle gizlemelerin hiçbir ahlaki değeri yoktur yani basbayağı bir ahlaksızlık örneğidir.

Mevlana'nın dediği gibi; 'ya olduğunuz gibi görünün veya göründüğünüz gibi olun'.

Bugün dünyanın gerçek hâkimleri olan 'küresel şirketler diktatöryası', dünyayı küresel ekonomik bir küresel kölelik düzeni içine sokmak için ortaya attıkları-elma şekeri niyetine-'yenidünya düzeni' sloganı ile artık 'Üniter-Milli Devletlerin' zamanını tamamladığı ve yeni düzen; millet yerine onun alt yapıları olarak; 'halklara özgürlük, halklar kendi kaderini kendileri tayin etmeli ve bu hakka istinaden de siyasi statülerini kendileri belirlemeli' sloganı ile bir ülkedeki yaşayan bir milleti; temel siyasi ve sosyal kimliklerini; şu veya bu mezhebe yahut etnik gruba, aşirete, cemaatlere göre belirleyerek emperyalizmin kolayca yutabileceği lokmalar haline getirilmesi, 4 Haziran 2004 yılında da AKP ve CHP'nin birlikte çıkardığı "İkiz Yasalar" ile (Halklar kendi kaderlerini tayin hakkı gibi) bir zamanlar kendilerini gizleyen 'devşirme-dönmeler' artık gerçek kimliklerini gazetelerde veya sözlü beyanlarında açıklamaya başlamışlardır ki, aslında bu durum bir bakıma doğru bir davranıştır.

Gerçeklerin ortaya çıkması lazım;

Gazeteci-yazar Oral Çalışlar 'Hrant'la geçen Günler' başlıklı yazısında ilginç bir hatırasını yazmıştı:

"Gece Arguvan'ın (Malatya kazası) Kürt köylerinde-12 Eylül 1980'den önce-birinde, muhtarın evinin damında sofra kurulmuştu. Zeynep Oral da yanımızda. Arguvanlı devrimciler (sosyalist devrimciler M.R.) ile sohbet koyulaştıkça itiraflar da başlamıştı. Hrant Dink'in varlığı sanki insanları itirafa zorluyordu.

"Anneannesinin, babaannesinin Ermeni olduğunu söyleyenler sıraya dizildiler... Yıllar önceydi, Trabzon yakınlarındaki bir köye gitmiştik. Yarı yıkık Kiliseye ve çevresindeki eski binalara baktık. Ermenice yazıları bize Hrant tercüme etmişti. O binaların içinde yaşayan insanlarla konuştu. Bizi geçmiş yolculuklara çıkardı."

Oral Çalışlar bu hatırasını Cumhuriyet Gazetesi'nde yazdığı gibi CNN Türk kanalında da anlattı.

2009 yılında 'Bugün' gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmış olan Erhan Başyurt'un 2006 yılında yayımlanan "Ermeni Evlatlıklar": "Saklı Kalmış Hayatlar" isimli kitabından bu konuyla ilgili bir iki pasaj aktarmak istiyorum. Bu kitap, Karakutu Yayınları'ndan çıkmış ve dağıtım 2 A.Kitabın, 'TİKKO Lider Kadrosu'ndaki Türk Ermenileri bölümünden sayfa 90-95 arası. Sayfa no:92

"..Armenak, Stefan ve Hrant Dink, sol örgütü(Marksist örgüt) karar verirler. Ama Ermeni oluşları işlerini zorlaştırmaması için isimlerini değiştirirler. Hrant 'Fırat' ismini alır. Stefan 'Murat', Armanek 'Orhan' adını alır. Armenak, 18 Ekim 1977'de iki jandarma erini şehit etmişti. İzmir yakınlarında tutuklandı. Cezaevine konuldu, Örgüt kaçırma kararı verdi. Bir  bahane ile hastaneye sevk alınca, arkadaşları tarafından kaçırılır.

Orhan Bakır daha sonra öldürülür (Armanek Bakırcıyan). 12 Eylül öncesi gazete manşetlerine kadar çıkmış olan Orhan Bakır, İst. Üniversitesi Fen Fakültesi'nde okurken arkadaşı (Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni) Hrant Dink ile birlikte 'Surp Haç Lisesi'nde belletmen olarak görev yapıyordu. O dönemde Doğu ve Güneydoğu'da Kürtçe konuşan Ermeniler olduğu (Ermeni asıllı Kürtler M.R.) ortaya çıktı. Dink, "işte biz bu bölgelere gider öğrenci bulur, Üsküdar Surp Haç Lisesi'ne getirirdik" diyor. Bu çalışmalarda en büyük yardımı Diyarbakırlı Ermeni papazı 'Der Grigos'tan görmüştür. O bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'yu at sırtında dolaşmış, 1915'ten kalan Ermenilere ulaşmaya çalışmıştı. Arjantin'den Türkiye'ye gelen Ermeni Patriği 'Karakin Haçaduryan' da bu çalışmaların en büyük destekçisiydi. Hatta Arjantin'den Türkiye'ye gelmek için bu araştırma faaliyetlerini şart koşmuştu. Hem Hrant Dink hem de Armanek Bakırcıyan, Der Grigos'un başyardımcıları olmuşlardır."

Hrant Dink'in de katıldığı bu Ermeni kökenlileri -Kurmançça ve Zazaca konuşan- hep bunları araştırıyordu. Bu faaliyetlerden dolayı da yakınlarını veya asıllarını arayan insanların kendilerine çok sık başvurduklarını anlatıyordu.

1988'de 'Garbis Papazyan' ödülünü alan, Alman istihbaratı ile çok yakın ilişkisi olan ve PKK'ya karşı önemli bağlantısı olan DR. Tessa HOFFMAN, 2002 yılında yayımladığı "Armenians in Turkey Today" başlıklı çalışmasında, Türkiye'de halen Türk veya Kürt gibi yaşayan 30-40 bin gizli Ermeni'nin bulunduğunu iddia ediyordu.

Ermenilerin tehciri sırasında gitmeyip yerlerinde kalanların önemli bir kısmı görünüşte Müslüman (Sünni ve Alevi), Türkmen veya Kürt kimlikleri altında kendilerini gizlemişlerdir. Bir kaç misal verelim:

Varto (Bingöl’ün ilçesi) doğumlu Burhan Kocadağ, "Doğuda Aşiretler; Kürtler-Aleviler" adlı kitabında, doğudaki nüfus kesafetindeki değişimi izah ederken olayların akışı ile yerli Ermenilerin bir kısmı göç etmiştir. Kalanlar ise Müslümanlığı şeklen dönüşüm yaparak çoğunluğa uymuşlardır. (sf:218)

'Saadettin Paşa'nın Hatıraları' isimli kitapta da benzer bilgiler verilmektedir:

"Olayların başlangıç noktası sayılan 1869 tarihinde Bitlis-Muş-Van bölgesindeki Ermeni komitecilerinin yaptıkları 'terör ve katliamlara' mani olarak ve bölgedeki güvenliği sağlamak için bölgede görev yapan Paşa'nın günlüğünde bu hususta ilginç bilgiler mevcut; bunlardan birisini nakledelim:

"-Paşaya haber gelir ki Sason'da (şimdi Batman vilayetine bağlı bir ilçe M.R.) Ermeniler, kiliselerini kendileri kapatmış ve 2000 kadarı Müslüman olup namaz kılmaya başlamışlar. Paşa hayret eder... Sonradan anlaşılır ki Avrupa'nın Hıristiyan kamuoyunu yanlarına almak için, Avrupalı dini ve siyasi liderlerinin yardımlarını alabilmek için, Türkler kendilerini zorla Müslüman yaptıklarını, kiliselerini camiye çevirdiklerini, baskı ve zulüm gördükleri hususunda Avrupa basınında çıkan bu şikâyetlerinin sonradan büyük bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır."

Diyarbakırlı Ermeni vatandaş Mığırdıç MARGOSYAN, "Tesbih Taneleri" diye bir hatıra romanı yazmıştır. 2007 yılı içinde Sabah Gazetesi'nin Pazar ekinde bir söyleşisi yayınlandı. Bu sohbette Mığırdıç Margosyan bey diyor ki; "bize Diyarbakır'da gâvur diyorlardı. İstanbul'da ise Kürt. "Bu ayrı bir yanlışı işaret etse de asıl konu şu: "Serkis'in Müslüman olduğunu anlatıp, Ali adını aldığını belirten Mığırdıç Bey, babasının 5 vakit namazını hiçbir vakit aksatmadığım, annesinin ise çarşafa bürünüp mutaassıp bir Müslüman Kadın örneği olduğunu söylüyor. Daha sonra ortam düzeliyor ve dindar Müslüman Ali, tekrar 'Serkis'  oluyor.  O,  gözlerini bile göstermeyen çarşaflı anası normal bir Ermeni kadını oluveriyor."

"Daha önceki Hıristiyan inancına göre dönüyorlar. Bunu M. Margosyan eski dinlerine dönmeleri biraz zaman aldı" der. Başka bir örnek:                                                                  

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

548 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi