ERİVAN KÜRDOLOJİ OKULU

 
ERİVAN KÜRDOLOJİ OKULU
DR. Mahmut RİŞVANOĞLU
 
Nitekim Ocak 1919'da Paris barış konferansında, İttihat ve Terakki Hükümeti'nin yerine kurulan yeni Osmanlı Hükümetinin(!) başında bulunan Sadrazam Damat Ferit Paşa; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Müslüman Türk milletinin yüz binlerce evladını katleden Taşnak Ermenilerine, Ermenistan'ın kurulması için geniş bir bağımsızlık haldanı kabul ediyor ve hiçbir lüzum yokken, bütün ilmi ve tarihi esaslar dışında hakikatler ayaklar altına alarak 'Toroslar’ı Türkiye'nin tabi hudutları olarak da kabul etmiştir bu Sadrazam.
Müslüman Türk milletine yönelik asırlık Haçlı-Hıristiyan âleminin ana projesinin en son merhalesi; İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Harrington'un "bu Sevr bizim son Haçlı seferimizin resmi belgesidir" dediği ve uygulama safhasına konan "Sevr" fermanı ile Anadolu ve T^akya'nın her tarafı 'leş kargaları' tarafımdan işgal edilmişti. Bu arada Hıristiyan emperyalist güçlerine yardımı ile de kurulan "ayrılıkçı/bölücü" pek çok örgüt ve cemiyetlerde faaliyetlerini hızlandırmışlardır.
16. asırdan sonra Osmanlı Devleti'ni yönetimini ele geçirmiş olan 'devşirme-dönme 'den oluşan 'Osmanlı sosyetesi', Alafranga kozmopolit sözde aydınlar, 'Bab-ı Ali basını da ruhlarını gâvurlara satmış bazı kalem sahipleri', bunun yanında artık kurtuluş ve bağımsızlık umudunu kaybetmiş bu gruplardan ayrı bazı cemiyet mensupları ve yazar-çizerler; kurtuluşun ancak "İngiliz ve Amerika'nın mandası" altına girmekle mümkün olacağı hususunda görüşler ve fikirler ileri sürüyor ve yazılar yazıyorlardı.
O tarihlerde Mustafa Kemal Paşa bu mandacılık görüşlerini ileri sürenlere karşılık tek kurtuluş yolunu şöyle gösteriyordu:
"Bu durum karşısında alınacak bir tek karar vardır, o da Mili hâkimiyete dayanan kayıtsız-şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak."(Nutuk, c.I.sf:12)
Sonunda da; Mustafa Kemal Paşa'nın etrafından toplanan çeşitli 'milli mukavemet örgütleri', milli ve manevi önderler ile hiçbir etnik ve mezhep ayrılığı gütmeden bir tek ruh ve iman birliği gösteren bu asil millet, Batılı Hıristiyan emperyalizmin leş kargalarını kovup onun "Sevr" paçavrasını yırtıp tarihin çöplüğüne atarak, bağımsız yepyeni-ama Osmanlı Türk Devleti'nin bir değişik devamı olarak-bir Türk Devleti'nin kurar.
İki yüz yıllık korkutucu ve ezici hâkimiyetlerinden dolayı 'mağlup edilemez' zannedilen Batı emperyalizmi; yeryüzünde ilk defa Türk İstiklal Savaşı ile mağlup edilmiştir. 0 zamanki en önemli emperyalist devlet olan İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletlerin hâkimiyeti altında bulunan ve de çoğunluğu Müslüman Milletlerden olan sömürge ülke
Milletleri, Anadolu'daki Türk İstiklal Savaşı ile "tek dişi kalmış medeniyet "in hâkimlerini mağlup etmesi karşısında, bu esir milletler; bu güçlerin demek ki yenilebileceğini anladılar ve bağımsızlık için harekete geçmişlerdir. Bu sömürge ülkeler, bağımsızlık mücadelesinde örnek aldıkları Türk İstiklal Savaşı'na ve onu yöneten liderine duyulan hayranlık Türk milletinin tarihteki bağımsız ve hür yaşama karakterinin evrensel bir misyonun bir veçhesidir.
Sömürge imparatorluklarının çökmesine sebep olan bu bağımsızlık savaşımızın lideri M. Kemal ATATÜRK' ü, bu sebepten dolayı özellikle İngilizler başta olmak üzere batılı hiç sevmezler.
İstiklal Savaşı sırasında çıkartılan bazı iç isyanlar bastırıp, cephelerde de işgalci askeri güçler bertaraf edilip yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulup, Anadolu toprakları üzerinde istikrarlı, güçlü bir devlet olma yolunda adım atarken, yine de batılı emperyalist güçler; bunlardan İngiltere ve Fransa, yeni kurulan bu Türk Devleti'ne karşı onu parçalamak için eski Ermeni ve arî ırkçı Kürtçü liderlerden yeni örgütler kurması hususunda yardımlar yaparlar.
1924 yılında Lübnan'da İngilizler' in yardım ve desteği ile "Haybun" Ermeni terör örgütü kurulur. Bu örgütün toplantısında eski Kürt liderlerden de katılan olur. Her iki tarafından istek ve arzusuna göre örgütün ismi 'Hoybun' olarak değiştirilir.
Bu HOYBUN Ermeni-Kürtçü karışımı örgüt, 1925 yılındaki 'Ağrı' isyanında bilfiil rol almıştır. Bu örgütün en önemli elemanlarından Osmanlı ordusunda eski bir subay(firar) olan ve daha sonra İran'da "Nejat-ı Aryani".adlı Kürtçü okulun yönetimine getirilen İhsan Nuri'dir. Aslen Bitlislidir. Diğeri de Dersim İsyanında bulunmuş Mehmet Nuri Dersimi'dir.
Hoybun örgütü, 1927 yılında Paris ve Beyrut'ta yaptığı toplantıda, Taşnak Ermeni Örgütü ile çoğu gerçek anlamda Kürt olmayan dönme Kürtçü lider ile bir araya gelerek "Ermeni-Kürt" kardeşlik palavrası ile Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki sözüm ona işgal altında bulunan ve kendilerine ait olduğu Doğu ve Güneydoğu Topraklarının ele geçirilmesi için kararlar alırlar.
Toplantıda hazırlanan protokole göre:
"Çeşitli ve dağınık Kürtçü örgütler ile Ermeni örgütlerinin bir araya getirilerek, Ermeni-Kürt kardeşliğini pekiştirmek ve müşterek bir hareketle Türkiye'nin elinde bulunan Ermeni ve Kürt topraklarını kurtarmak, şimdilik İran ile dostluk kurmak, kendilerine yardım eden İngiliz ve Fransa'nın mandası altında olan Suriye ve Irak'taki mandacı idare ile sürtüşmeye gitmemek, sadece Türk Devleti'ne karşı geniş bir savaş cephesini oluşturmak."
Bu cephe oluşturma hususunda Ermeni Taşnak örgütüne bağlı liderlerden "KASPAR İPEKYAN"ı görevlendirilir. K. İpekyan bunun üzerine 1939 yılında 'Ermeni-Kürt' birliğinin genişletilmesi için Beyrut'tan Şam'a gelerek, bir zaman Osmanlı Devleti'ne başkaldırmış olan Bedirhanlardan olan 'Celalettin ve Kamuran Bedirhan kardeşlerle temasa geçer. Türkiye'ye karşı geniş cephe oluşturması hususunda toplantı yaptılar.
Bu toplantının sonunda alınan karar gereğince, Şam'da; Hınçak, Taşnak ve Ramgavar gibi Ermeni ihtilal örgütleri ile ayrılıkçı Kürtçü örgüt liderler ve örgütleri arasında atılan imzalar ile 1939 yılında "Ermeni-Kürtçü Kardeşlik Cemiyeti" kurulur.
ERİVAN KÜRDOLOJİ OKULU
Deli Petro'nun stratejik hedeflerinden birisi; Doğu ve Güneydoğu bölgesini ele geçirip Basra'ya kadar inmekti. Bu sebeple Çarlık zamanında uygulama sahasında konulan bu proje ile Ruslar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Kurmanca ve Zazaca konuşan insanlarımızın arasına bir kısmı bilim adamı maskesi altında 'fitneciler' gönderdikleri gibi, bir kısmı da bu hususta eğitilmiş ajanlar gönderdiler. Bu gelenler arasında Ermeni asıllı kimseler de vardı ve bölücülük tohumunu ekmeğe başlarlar. Çarlığın son zamanlarında, Erivan'da Petersburg ilimler Akademisine bağlı "Kürtlerin Ermenilerle akraba olduğu" fikrini ve teorisini işleyen bir Kürdoloji mektebi açtılar. Bu okuldan yetişen siyasi ajanlar, 19'uncu asrın ortalarından beri "Ermenilerle Kürtler'in soy ve kültür bakımından akraba oldukları" konular işleyen uydurma ve ideolojik kurgulardan ibaret kitapları bu bölgelere dağıtıp propaganda yaptılar.
Nitekim Cenevre'de Hınçak Ermeni Komitesinin yaygın organı olan "TRUŞAK" gazetesi vasıtasıyla "Kürtçe-Arapça" harflerle yazılmış bu kabil bildiriler ile 'Ermeni-Kürt' kardeşlik konusu işleyerek, Osmanlı Devleti'ne karşı birlikte isyan çıkartılması hususunda propaganda yaptılar"(IO).
1896'dan beri Erzincanlı "KERİ" adlı Ermeni çetecisi, Taşnak örgütünün mensubu olanlara aynı konu üzerinde propagandasını Dersimde (Tunceli'nde) birkaç yıl yapmıştır.
Yine aynı tarihlerde Van, Muş bölgesinde "Vartan VARDEBET" adındaki Ermeni papaz ile "Kevork ÇAVUŞ" adlı Ermeni ajanlar bu bölgede Kurmançi ve Zazaca konuşan aşiretler arasında "Ermeniler ile Kürtler kardeş"tir propagandası yapmanın yanında; birlikte Türk Devleti'ne karşı isyan çıkartılması hususunda insanları fitne zehiri ile kafalarını doldurmaya çalışmışlardır.
1939 yılında Şam'da kurulan "Ermeni-Kürt Kardeşlik Cemiyeti'nin aldığı kararlar sonucu; Kürt ve Zaza gençleri arasında kandırdıkları gençleri, Erivan Kürdoloji okulunda
Ermenilik propagandası yapılarak militan haline getirilmekteydi. Burada eğitilen bu gençler Avrupa, Suriye, Irak ve İran'da-komünist örgütlerle birlikte-çalışarak propagandalarını genişletmişlerdir.
Bu Erivan'daki 'Ermenileştirme' okulundan başka, Kuzey Irak'ta/Ravendiz şehrinde de aynı eğitim veren okul açmışlardır. Bu hususta Komünist Rusya'nın da büyük yardımları olmuştur.
Ermeni örgütlerinin, liderlerinin bu hususta ortaya attıkları bu 'teorilerin' asıl maksadı, iki noktada toplayabiliriz:
Nüfus olarak az olan Ermeniler, Doğu ve Güneydoğu bölgesini de içine alan 'Büyük Ermenistan'ın kurulabilmesi için Kürtlerin de aslında Ermenilerle aynı soy ve kültürden geldiğini iddia ederek bu güçleri yanlarına çekerek; hedefe varmak için Kürtleri basamak olarak kullanmak.
1878'de yapılan Berlin konferansında edindikleri bir tecrübenin de rolü vardı. Neydi bu konferansta edindikleri tecrübe? Bunu Ermeni yazar "Kirkor ARZUNİ" şöyle açıklıyor: "Eğer Ermeniler, Berlin Konferansı'na "KÜRTLERİ-ASURÎLERİ ve YEZİDİLERİ ERMENİ YAPTIKTAN" sonra, kuvvetli, yoğun nüfuslu bir "millet halinde" temsil edilmiş olsalardı ve bunlardan başka da "SİLAH KULLANMAYA-KAN DÖKMEYE" muktedir, kabiliyetli olarak görülselerdi(PKK gibi M.R.) o zaman bu konferansta mutlaka siyasi bir güç olarak ve "BAĞIMSIZ BİR BÜYÜK ERMENİSTAN DEVLETİ"nin bir nevi temsilcisi olarak isteklerini kabul ettirebilirlerdi.
İşte Ermeni Yazar Kirkor Arzuni'nin belirttiği gibi tarihi tecrübeden elde ettikleri bu dersten dolayı, Kurmançi ve Zazaca konuşan aşiretler ile Asurî ve Yezidileri "ERMENİLEŞTİRMEK" için Erivan'da daha önce kurulan ideolojik okula ilaveten. Suriye'de, Lübnan'da, İran'da ve Avrupa'da kurdukları benzer okullar ve örgütler vasıtasıyla yıllardan beri bu konu işlenip gelmektedir.
Sosyalizm ideolojisini siyasi ideolojilerinin temeli olarak kabul etmiş olan Ermeni HINÇAK örgütü, Türkiye'de, Irak'ta, İran'da ve Batı'da kurulmuş özellikle sosyalist ideolojiyi benimsemiş 'Bölücü Kiirtçü örgütlerle' birlikte yine bu 'kardeşlik' palavrası işlenip durmuş, yayınladıkları düzmece ideolojik kurgularla dolu sözde eserlerle birçok Kürt, Zaza ve Yezidi kesimlerin beyinlerini yıkamışlar; bu şekilde bu topluluklardan kendi Ermenistan davalarına hizmet edecek 'bedava askerler' haline getirmişlerdir.
Bu hususta faaliyetleri ile meşhur olan Erivan'ın yanında Beyrut'taki Kürdoloji enstitüsüdür ve 1947'deki idarecileri "Papaz Thomas Bois, Amarik ve Lescot Randot" idi.(12)
II. Dünya Savaşı sırasında sessiz kalan Ermeni komitecileri ve işbirliği yaptıkları bölücü-siyasi Kürtçü örgütler, harbin sonlarına doğru Rusya'nın Boğazları kontrolü altına almak ve Doğu Anadolu'da Kars ve Artvin gibi vilayetlerinizi kendilerine verilmesi hususunda Batı'daki müttefiklerine yaptığı baskılar üzerine bir ümit ışığı görerek harekete geçtiler.
Komünist Rusya'nın 'beyaz Çar Deli Petro'nun vasiyetine bağlı kalan yeni 'Kızıl Çar Stalin’in Türkiye'ye yönelik bu toprak taleplerinden cesaret alan Ermeniler, Erivan'da 'Dünya Ermenilerinin Kilise' temsilcilerinin toplantısı tertip ederler.
Bu toplantıda Ermeni ruhanileri ve eski Ermeni komiteciler, Rusya'nın istediği Doğu vilayetlerini şimdiki sosyalist Ermenistan ile birleştirmek, Büyük Ermenistan'ın kurulması için ve Rusya Sovyetlerine katılması hususunda Moskova'daki kızıl lordlar ile işbirliğine gidilmesi hususunda karar verdikleri gibi, ileride bu toprakların genişletilmesi için Türkiye'ye karşı yeni stratejiler üzerinde durdular.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Rusya'nın bu saldırgan isteklerine karşı çıkması ve yeni oluşan dünya dengeleri yüzünden Moskova'nın Kremlin'deki baronları şimdilik bu arzularından vazgeçerler ve buna bağlı olarak da büyük ümitler besleyen Ermeni örgütleri de bu arzuları yine şimdilik kaydıyla, kursaklarında kalır.
Ama Ermeni örgütleri boş durmadılar; "düşman uyumaz ama biz uyuruz, düşman aldanmaz ama biz aldanırız" deyimiyle; boş durmayan Ermeni papazları, eskiden beri-ta 1878'den beri- özellikle Kurmançi ve Zazaca konuşan asılları tamamıyla Türkmen olan Alevi kardeşlerimiz arasında dolaşarak; kendileriyle aynı soydan ve inançtan geldiklerine inandırmak için dini konuları da istismar ediyorlardı. Papazlar bu konuda, Doğu ve Güneydoğu'daki Aleviler' ine şu propagandayı yapmaktaydılar:
"Bizim üçlü akidemiz (inancımız) olan; Allah baba-oğul İsa-Meryem Ana, ruhul Kudüs" inancı, sizdeki "Ali-Fatma-Hüseyin" inancının benzeridir. Arada bir fark olarak Muhammed var ki, onu da sizlere Müslüman Türkler zorla kabul ettirmişlerdir, diyorlardı.
Buna benzer bir iddia da Rus araştırmacı "Vladimir Bazil Nikitin" tarafından ileri sürülmüştü:
"Kürt tasavvufunun Ermeni kilisesinin senkretik akımlarından doğdu ve bu yüzden her iki toplumun kültürel ve inanç bakımından benzerlikleri var."
Ermeni papazları Doğu Anadolu'yu gezerken buna benzer senaryolar uydurmak Kürt ve Zaza'ların Ermenilerle aynı kökten gelen akraba toplum olduklarını bazı kimseleri ve güçleri inandırmaya çalışmışlardır.   Bu senaryolardan iki ilginç" örnek vererek,   büyük Ermenistan'ın kurulması için yapılan faaliyetlerin temelinde ne gibi aldatmacaların yattığını görelim:
"Bir zamanlar Dersim'in (Tunceli'nin) Danzik Bucağı'nın  bir dağında 'Kırklar ziyareti(yatırı) vardı. Her sene "Dersimli aşiretlerden Keçeli Uşağı" aşireti burayı ziyaret eder ve eski Türk gelenek ve göreneklerine göre törenler yapılırdı. Bir gün Ermeni papazı Agopyan Vartedek, gizlice bu yatırın üstündeki üstünden aldığı taşları itina ile açarak asıl mezarın içine bir 'Ermeni Haçı' koyar ve sonra üstünden aldığı taşları yine aynı itina ve şekline göre yerine koyar. Yılda bir yapılan bu ziyaret günlerinden birkaç ay önce bunu işlemi yapar papaz. Bu işlemden çok sonrası bu taşların üzerine yine eskisi gibi yosunlarla kaplanır ve taşlar karar. Mezar hiç açılmamış gibi görünür. Keçeli uşağı Aşireti'nin bu yatırı ziyaret edeceği günü yaklaşmasından birkaç gün önce papaz aşiret reisine giderek:
"-Uç akşamdır üst üste rüya gördüğünü ve rüyasında, kendisine, bu ziyarette(yatırda) yatanın bir Ermeni Evliyası olduğunu ve mezarın içinde de bir 'Haç' bulunduğunu, Ermeni Evliyasının niçin Ermenilerin de gelip kendisini ziyaret etmediklerini sorduğunu" anlatır.
Ermeni papazı bu arada gördüğü rüyanın 'sadık bir rüya' olduğuna inandığını, eğer yatırın mezarı açıldığında Ermeni haçı çıkmazsa, kendisinin oracıkta öldürülmesini ve kanının da kendilerine helal olduğunu da söyler.
Ermeni papazının bu kadar emin konulmasından kuşkulanan ve bir o kadar da hayrete düşen Keçeli Uşağı aşireti reisi, ziyaret gününü sabırsızlıkla bekler. O gün geldiğinde yanında Ermeni papazı da olmak üzere, bütün aşiret mensupları ziyaretin yani yatırın ziyaretine gidilir. Ermeni kesişi bu ara;
"-Belki aklımıza bu mezarın daha önce açılarak Haç'ın konulmuş olabileceği şüphesi gelebilir. Onun için üstündeki taşları iyice tetkik edilir" diyerek onların kendisinden şüphe etmelerine meydan vermemek ve yalan söylemediğine inandırmak için bir ikazda bulunur.
Bunun üzerine aşiret mensupları mezarın bütün taşlarım kontrol eder ki, daha önce ve yakında bunlara el sürülmemiş olduğu görülür. Daha sonra mezarın üstündeki taşlar kaldırılarak mezar açılır. Açarlar, ama bir de ne görsünler! Bir Ermeni Hıristiyan haçı var. Herkes hayret içinde kalır ve Ermeni papazın bu hususta uydurduğu rüyanın gerçek olduğuna inanırlar. Bu manzara karşısında fırsatı kaçırmayan papaz Vartek, aşiret reisine dönerek:
"-Aslında sizler önceleri Ermeni idiniz, Müslüman Türkler sizi zorla Müslüman etmişlerdir. Yıllardır ziyaret ettiğiniz bu yatırda bir Ermeni evliyası yatmaktadır. Onun için aslınızı bilin, diye telkinde bulunur. Bu hadiseden sonra Keçeli Aşireti mensupları kendilerini de-sözde-Ermeni olduğu telkiniyle, yerli Ermeniler ile birlikte bu yatırı ziyaret etmeye başlarlar."(13) 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

60 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi