PUTİN, DÜN, BUGÜN, YARIN -3- Fehmi Yücesoy

Putin, Dün, Bugün, Yarın -3-

Siyaset ve tarih, dünyamızla değil; günlük hayatımızda da önemli rol oynayan, görevler ifa eden, bazen yol gösterici ve öncü olan kişilerin varlığı, önemi ayrı bir incelenme konusu olur. Bu tür merak ve ilgi alanlarının odaklaşmasında üzerinde çalışılma gereğinin duyulmasında elbette çeşitli, nedenler rol alabilir. Mesela MERAK, DERS ALMAK veya ÇIKARMAK, hatta siyasal / asker rakipse, TANIMAK gibi…

İşletmeler, devletler, partiler kısaca toplumsal / siyasal / askeri ve ekonomik hayatta canlı kalmak, elenmemek isteyen her kurum ve kişiler, çevrelerinde kendilerine rakip gördükleri her kurum ve kişi için, bu konuda uzman, iyi yetişmiş özel kişi veya kurumlara özel görevler vererek, hatta sipariş yoluyla PROFİL ANALİZİ gibi çok özgün görevler bile verirler.

Bugün bundan emin olun ki, şu anda her devlet, hükümet, hatta özel teşebbüs gibi içerik ve amaç bakımından da çok farklı olan kurumların birbirleri hakkında bu tür dosya ve önceden hazırlanmış dosyaları vardır. Bu konuda en ayrıntılı çalışmalar genellikle ASKERLİK / SAVUNMA / DIŞ POLİTİKA / FİNANSMAN gibi çok özgün konularda, zaman zaman kişisel / insani bazen de kurumsal anlamda bu özel çalışmalar yapılır, yapılmaktadır. Yeri ve zamanı geldiğinde arşivden ilgili dosya çıkarılır, son kez GÜNCELLEMESİNDEN sonra, konu ile ilgili uzmanların incelemesine bırakılır.

Şu anda bizim objektifimize takılan RUSYA FEDERASYON BAŞKANI PUTİN değil mi?

Her tarihi ve politik kişinin takdir edersiniz ki, yüzde yüz gözleri bağlı kulakları tıkalı “KÖLE” statüsünde adamları, bağlıları vardır. Ama bir o kadar da şiddetli muhalif ve hatta muhalifliğini amansız düşmanlığa vardırmış, karşı görüşlüleri de vardır.

TARİHSEL VE SİYASAL SOSYOLOJİ ile uğraşmaya çalışanla, zamanı gelince de PSİKOLOJİK değer ve görüşlere de yer verebilirler; bu gibi çalışmalarda her zaman OBJEKTİF / NESNEL olmak zorundadırlar. Ne köle derecesinde hayranlık ne de şiddetli bir karşı görüşlü olmak; yapılacak olan, zaman ve maliyet açısından da hayli ağır olan bir çalışmanın “çöpe atılması” demek olacağını bilir ve takdir eder. Üstelik bu çalışmanın, çalışmayı yapan kişi ve kurumlar üzerinde yaratacağı olumsuz hava atmosferde sanki BONUS’u olur.

Başkan PUTİN hakkında en azından doğruya yakın, gerçekçi yorum yapmak, okuyuculara ayrıntılı bilgi vermek, analizlerimizi açıklayabilmek için, şimdilik PUTİN’i bir köşeye alalım. İsterseniz önce SLAV – RUS coğrafyası ve halkı hakkında az, özet bilgi verelim

Tarihçi ve coğrafyacıların SLAV ÜLKESİ / COĞRAFYASI dedikleri bu alan. Asla bütünsellik göstermez. Slav Havzası, doğu – batı – kuzey ve güney diye kendi arasında da her bakımdan büyük toplumsal- etnik * ekonomik – kültürel FARKLILILAR GÖSTERİR Kİ. Bu farklılıklara bir de komşu halk ve medeniyetlerinde etkisini koyarsanız, sorunun derinliğini ve büyüklüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. En batıda TÖTONLARLA, kuzeyde İSVEÇ – NORVEÇ, güneyde BİZANS doğuda TÜRK- MOGOL halkları işle üstelik sürekli savaşlarla geçen İskitleri bir düşünün. En güzel kısmı ise, ünlü tarihçi H. SIENKLEWİCH kaleme aldığı 2 ciltlik TÖTON ŞOVALYELERİ adlı esere göz atın. Veya Bizans aracılığıyla VAFTİZ olup ORTADIKS HRİSTİYAN olmalarını, Kiril kardeşlerin alfabelerine geçişlerini, dahil ileri tarihlere de ALTINORDA ve bakiyeleri olan Hanlıklarla olan ilişkilerini de bu sürece dahil edin.

Neredeyse 500 yıl süren tarihi / sosyolojik süreç içinde SLAV KONGLEMERASININ nasıl RUS ETNİK kimliğine dönüştüğünü görmeniz mümkün olacaktır.

Daha önceki yazılarımın birinde nasıl TÜRKLÜK / TÜRK BLOKUNU, doğu ( ÇAĞATAY) orta ( OĞUZ ), kuzey ( KIPÇAK ),diye kendi içimde sınıflandırmak ve gruplandırmak zorunda kalmışsam, SLAV / RUS dünyasında ister istemez kendi içinde, tarihi, politik ve u. a sistem içindeki konum ve etki gücüne görende ayırmak zorundayız.

Bir husus daha vardır ki oldukça da önemlidir. Bazen ÇOĞRAFYALAR BAZI HALKLARI / ULUS-LARI / MİLLETLERİ BİRBİRLERİNE MAHKÜM EDER.

Mesela Hollanda Portekiz’e değil ama TÜRK ler ve RDS lar ne kadar yolları ayrı olsa bile tarh çizgilerinden birçok defa RAKİP / DÜŞMAN olarak karşılaşmak zorunda kalmışlar ve kalacakladır.

Bu noktada konumuz açısından asıl önemli KÖRDÜĞÜM, SLAVLIKTAN ÇIKIP RUSLAŞMA sürecinin nasıl ve ne şekilde oluştuğudur. Bu konuda nesnel ve gerçekçi olunursa. İlk not KİLİSENİN – KİRİL ALFABESİNİN – ÇARLIĞIN olması şart. Yan ek destek olarak da RUS AYDINLANMASINDA, ÇARLARIN VE ÇARİÇELERİN etki ve güçleri inkâr edile bilinir mi ? görmezlikten gelmek mümkün mü?

(II.PETRO – II.KATERİNA ) BKN. İSABELDE MADARİAGA ( Sabah Yayınları)

Burada ASLA unutulmaması gereken en önemli husus TÜRK – RS DEVLETLERİ için en önemli rakip veya kuvvetler aynı yıllarda Avunanın ucunda belirmeye başlayan kıtasal iddialarda bulunmaya hazırlanan devletlerin varlığıydı. Bunlarla olan ilişkilerde özellikle SLAV – RUS formatında, sürece önemli etkilerde bulunacak: PAN SLAVİZMDEN RUSCULUĞA doğru dönüşüm yaşanacaktı.

SLAV HALKLARININ, zaman içinde KONGLEMERALARI halinde yaşama çizgisinden çıkıp, o büyük coğrafyada her halk grubunun muhtelif etnonimler halinde, kendi coğrafyalarında yaşamaları, ister istemez; sosyolojide MİLLET adını verdiğimiz, DİL’ de, ideolojik / siyasal ve hatta inanış açısından bile ortak, yönetimsel açılardan da benzer örgütlenme / hukuki yapılara sahip olma aşamalarına geçiş, dönemi değil miydi?

Bakınız bu konuda TÜRK ve SLAV halkları arasında benzerlikler ayrılıklardan çoktur. Hatta neredeyse tarihsel planda bile paralellikler vardır. Örnek olsun diye vereyim. Her iki grubunda kendi atalar dinlerinden çıkıp, biri HRİSTİYAN diğeri de İSLAM dinin seçme tarih ve olaylarını yeniden düşünün, dediğimi daha iyi kavrayacaksınız.

Slav halk grupları, yaşadıkları büyük coğrafya ve kültürel etkileşimler ister istemez bu büyük blokta da çatlamalara ve farklılıklara neden olacak. Artık RUS – LİTVAN – LEH – UKRAN – HIRVAT – SIRP gibi daha alt kimliklere bölünürken neredeyse her alt kimlik, sosyolojik bir evrime uğramakta, adeta ana damar SLAV VARLIĞINDAN, MERKEZKAÇ güçle savrulmuş ve her topluluk, artık kendi geleceğini kendisi aramak zorunda kalacaktı.

XIX. yılın ilk çeyreğinde, RUSYA ‘da asker – diplomat ve politikacı çevrelerde, yeni bir akın güçlenmeye veya kendisine Rus kamuoyunda taraftar toplamaya başlayacaktı. Özellikle NAPOLYON karşısında BORODİNO’ da alınan, o “ utanç verici “yenilgi, MOSKOVA’ nın düşmesi Rus kamu oyunun ancak bazı sınırlı çevrelerinde etkili olmaya başlayan, SLAVİZM, Moskova’nın dış kuşağındaki bir anlamda “ seddinde” etkili ve güçlü bir silah nen bu gibi azınlıklara, gruplara sahip olan müesses devletler içinde yaşayan SLAV AZINLIKLAR üzerinde patlayacak özgürlük hareketleri, adı geçen devletler için ek sıkıntı demek olmaz mıydı ? (AVUSTURYA –OSMANLI )

Moskova veya Çarlık yan DERİN RUSYA, bu psikolojik -politik yapı ve iklimi iki amaçlı kullanacak durumda idi:

• İÇPOLİTİKA: Ekonomik, politik ve askeri sorunlar yüzünden büyük sorunlar ve sıkıntılar çeken, derin iç muhalefeti, konsolide etmek.

• Kendi sınır ve kontrol altında olmayan başka devletlerin uyruğu olan SLAVLARLA da yakın ilgi kurmak, gerektiği zaman onlardan 5. KUVVET olarak yararlanmak(H.KOHN)

Bütün bu olanlar yaşanır ve insanlık büyük sorunlarla uğraşırken, acaba dünyanın geri kalan kısmında neler olup bitti. İsterseniz önemli kilometre taşları ile hatırlayalım mı?

• İNGİLİZ DEVRİMİ,( 1680 )

• İNGİLİZ SANAYİ DEVRİMİ,( 1730 )

• SANAYİDE BUHAR GÜCÜ,(1770 )

• AMERİKAN BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ ( 1776 )

• FRANSIZI DEVRİMİ ( 1789 )

• NAPOLYON SAVAŞLARI ( 1820 )

• VİYANA KONGRESİ ( 1820 )

Avrupa tarihinin en önemli değişme anları bunla değil miydi? Bunlar yaşanırken beraberinde İNSANLIK VE DÜNYA TARİHİ İÇİN ÇOK ÖEMLİ YENİ YENİ KAVRAM VE GELİŞMELERE İNSANLIK TANIK OLMAYACAK MIYDI? BUNLAR

XIX. yüzyılın hemen ilk çeyreğinden sonra dünya her bakımdan, bu değişikliğin gerek bireysel gerekse toplumsal alan ve anlamlarda son derece radikal değişikliklere neden olduğunu görmekteyiz. Ülkeler bazında bu değişme / değişikliği ele alacak olursan, belli ülke ve halkların üzerinde PASSİONER bir gücün oluşumu için yeterli değil midir?

Aynı yüzyılın son çeyreğine girildiğinde ise, ÇARLIĞIN artık PAN SLAVİZM düşünce ve aşamasından bir adım daha uzaklaştığını açıkça daha RASİST – FAŞİST bir noktaya ulaştığını görmekteyiz.

O halde RUSYA; SLAVİZİM ve RUSCULUK düşünce ve politikasını iki aşamalı, şartların ve ortamın izin verdiği ölçüde, kendi politikaları uğruna kullanmakta / kullanmaya devam edecekti. SLAVİZMİ; Başka ülkelerde milli azınlıklar halinde yaşayan grupları, yaşadıkları ülkelerde, onları istikrarsızlık yaratacak güçler halinde yedekte tutmak, gerektiği zaman, devreye almak gibi... RUSCULUK, ise daha çok Rus ulusal sınırları içinde, kendi halkını, zamanla emperyalist politikalar sonucu ülkelerini işgal ettiği başka halkların sorunsuz olarak yönetilmeleri için, zora dayalı bir kamu politikasıydı. Aynı zamanda bu tutum ve davranış, farklı halklara karşı bir politik psikolojik güç değil miydi?

Rus aydınları-politikacıları-askerleri ve diplomatları artık az önce dediğim gibi XIX. yüzyılın son çeyreğinde, uluslararası ilişkiler, rejim ve sistem gereği; ekonomik ve toplumsal bir konuda RADİKAL bir karar verip, uygulamaya geçmek zorundaydılar. Rus çarlığı; dünya çapında birçok açıdan dev bir ülke olmasına rağmen, ekonomik, mali ve teknoloji konusunda “CÜCE ÜLKE” sayılırdı. Yurt dışından çok büyük hem finansman hem de yatırım puanları bulmak zorundaydı. Ülke genel görünüm bakımından “zaman tünelinde” sıkışıp kalmış gibiydi.

Asıl konuya girmeden; MÜLKİYEDE öğrencilik yıllarımızda kendi alanında bir dev olan ARMAOĞLU HOCANIN, Ö. KÜRKÇÜOĞLU isminde bir asistanı vardı. Bu Hocanın da doktora konusu, ÜLKEMİZ ve ARAP ORTADOĞUSU idi.

Ömer Hoca Arap Ortadoğu’sunu anlatırken: DÜRBÜNLERDE kullanılan ARTI KIL şematiğini kullanmıştır. Bu yaklaşım, girift, eklentili, çok etmenli, toplumsal olayların analizinde kullanılan; benim de kişisel olarak çok beğendiğim tuttuğum bir yöntemdir.

RUS / RUSYA konusu açılınca; bu sorunsalı Rusçuluk-Slavcılık sorunları varsa, zamanla bu gelişmeye ve değişmeye:

• BATICILI

• AVRASYACILIK

Gibi iki ayrı yaklaşımı da eklememiz: PUTİN’in “DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI” sorunsalının hem çerçevesini, iklimini ve zeminini ortaya koyar, hem de SİYASAL, TARİHSEL SOSYOLOJİSİNİ gözler önüne sermez mi?

 

DEVAM EDECEK

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

50 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi