PUTİN: DÜN, BUGÜN, YARIN -2- Fehmi Yücesoy

Putin, Dün, Bugün, Yarın -2-

Çeşitli tarih okulları, yaklaşımları ve trendleri vardır.!960 arın sonları ile 70 ler de ülkemizde bu konuda en belirgin yaklaşım ve çeşitliliği : ATÜT –PRE KAPİTALİST – KLASİL MARKSİST ŞEMA gibi yollarla açıklama anlatma yolu tercih edilmişti.Ancak zamanla bu ayrıma / sınıflandırma MERKEZ * ÇEVRE, AZGELİŞMİŞ – GELİŞMEKTE olan gibi iktisadi ağırlığı görüşlere daha çok yer verilmiş ama 80 lerden sonra,dünya iktisadına MONETERCİ görüşlere daha bir ağırlık ve de KÜRESELLEŞME ci düşünce / pratikler ağırlık kazanınca, ister istemez, TARİH ana bilim dalı da, bu gelişme ve evirilmelerinden payına düşeni almak zorunda kalacaktı.

Bütün bu anlatmaya çalıştıklarımızı bir kenara not edelim, isterseniz ve ana konumuza dönelim.

Moskova Knezliği, aşağı yukarı ROMANOFLARA kadar, bir anlamda bulunduğu coğrafyada tek güç olarak varlığını sürdürmüş; gerek iç yapısında, gerekse komşuları olan SLAV / RUS ile MÜSLÜMAN TÜRK lerle olan askeri / siyasal ilişkilerini yoluna koyarken; ALTINORDU’NUN bakiyelerini yutmuş, özellikle 1709’da POLTAVA’ da İSVEÇ ORDUSUNU dağıtarak, artık sınırlarını güvence altına almıştı. Tek hedef III. ROMA, BİZANS olarak, İSTANBUL’u “hedef tahtasına” alacaktı.

1.PETRO ( DELİ ), Rusya’nın gerçek anlamda dünya devler liginde yer alması için DENİZ KUVVETLERİNDE; yani DONANMASININDA, dünya deniz ve limanlarında BAYRAK GÖSTERMEK zorundaydı. Bunun da ilk hedefi OSMANLI DEVLETİNİN denetiminde, elinde olan İSTANBUL – ÇANAKKALE boğazlarıydı. Onun içinde artık Moskova rahatça güneyine doğru yoklama seferleri ve keşif yürüyüşleri yapmalıydı. İlk hedef Osmanlı Devletinin en yakın samimi müttefiki olan KIRIM HANLIĞIYDI.

Hanlığın hem kendi içinde hem de İstanbul’la ilişkilerinde zaman zaman sorunlar yaşanıyordu. Arada MOSKOVA, İstanbul’la olan ilişkilerinde BAHÇESARAYIN arabulucu olmasına, devrede bulunmasından hiç de hoşnut değildi. Moskova kendini VİYANA gibi OSMANLI Devletinin eşiti gibi görüyordu.

II. PETRO, ilk hedef olarak “SICAK DENİZLERE” inme siyasasında engel olarak gördüğü BAHÇESARAYI, İSTANBUL’U öncelikle devre dışı bırakmak zorunda olduğunu görmüştür. Gerek taktik gerekse stratejik açıdan bu hedefe, zorluğa, zecri ve askeri seferlerle ulaşmak, bölgesel egemenlik rüyası gören, LONDRA ve PARİS’in dikkatini çekebilir ve onlarında karşı politika üretmelerine neden olabilirdi.

Adına veya tanımlamasına ne isterseniz onu koyun veya değerlendirin; RUS – SOVYET insanı dediğinizi anda derin bir nefes almalı, elinizin hatta gözünüzün ucundan bütün bildiğiniz bu halkın / ulusun tarihini mutlaka ama mutlaka beraber düşünün. Bu sizin bir anlamda özel AÇARINIZ OLSUN.

Rus tarihçiliği değil de, özelde SOVYET TARİHÇİLİĞİ, klasik tarihçi gözüyle farklı değerlendirilir. Genelde BURJUVA TARİHÇİLİĞİNDE esas oyuncu.birey ( toplum ve ulus iken yani İNSAN olgusu ön planda iken,SOVYERT tarihçiliğinde insan / toplum ve ulus değil COĞRAFYA esas oğlandır.Tarih ; coğrafya üzerine inşa edilmiş ve formatlanmıştır.Burada halkların değil de yaşanılan coğrafya ,hayata,topluma, kısaca hayata ait ne varsa onun esas belirleyicisi ve yön vericisidir.

Bu farklılık ve değişikliği gözden kaçırırsak,ileride esas konumuz olan PUTİN SORUNSALINDA anlatacağımız veya yazacağımız bir çok husus çerçevesiz/ temelsiz kalır.

TARİH VE COĞRAFYA genelde birbirlerini tamamlayan bir bütün haline getiren iki unsurdur. Coğrafyayı yalnız fiziken değil ona can katan ruh ve değer veren üzerinde yaşayan bütün canlıların, var olduğu birlikte bir bütün oldukları; bir tür laboratuvarlık bir alem, dünya olarak düşünün. Bu muhteşem varlığın üzerine bir de TARİH dediğimiz gerçekleri bütün yönleri ile monte edin.

Eğer belli bir noktaya ulaşabilirseniz nasıl “ VAHŞETİN ÇAĞRISI” varsa. COĞRFYANIN ve TARİHİN de kendine özgü çağrısı vardır. Önemli olan bu çığlığı duyma ve davete icap etmektir.

RUS COĞRAFYASI daha öncede dediğimiz gibi, fiziken savunmasızı en olumsuzu jeopolitik şartlara mahkumdu.atına atlayan her kavim kendini RUS BOZKIRLARINDA buluyordu.

1555 de n sonra KAZAN HANLIĞI sorununu çözen Ruslar neredeyse 1783 e kadar, ana savunma stratejilerini coğrafyalarının ve halklarının korunmasına ayırmak zorunda kalmış, bunun içinde MOSKOVA etrafında, belli derinliklerde SAVUNMA HATLARI kurmuş ,bu hatların kritik noktalarında ise MOBİL GÜÇLERLE,SAVUNMA HATLARINI desteklemiştir.

Moskova Knezliğinin en büyük askeri / politik rakibi KIRIM HANLIĞIYDI.Hanlar belli dönemlerde ülkelerinden iki büyük kol olarak çıkarlar.Rusların belli noktalarda terk ettikleri müstahkem mevkilerle uğraşmadan ,iki kol halinde belli bir derinliğe kadar ilerleyip bir noktada buluşurlardı. Sonra da 100 atlı ve her bir süvarinin en az 4- 5 atı ile döner, önlerine ne çıkarda ağaçlar dahil sökerek ülkelerine dönerlerdi.

Bu tür her saldırı ve sonrasını bir düşünün, ”ÇORAK TOPRAK “denen bir taktik değil miydi.? Ruslar ancak KIRIM HANLIĞINI yuttuktan sonra GÜNEY KANADLARINI ancak stabilize edecekler ama bu sefer sıra MOSKOVA’ya geçecek. Osmanlı devletini hem KARADENİZDE hem de TUNA NEHRİ üzerinden baskılamaya başlayacaktı.,

 “ …1897 YILININ NÜFUS SAYIMINA GÖRE RUSYA İMP.NUN NÜFUSU 125 MİLYONDU.COĞRAFİ GÜCÜNR GÖRE DÜNYANIN İNGİLTEREDEN SONRA İKİNCİ BÜYÜK DEVLETİYDİ.RUSYADA 150 CİVARINDA ARKLI MİLLETDEN İNSAN AŞAMAKTA,GÜNÜMÜZDE OLDUĞU GİBİ SLAV NÜFUSTAN SONRA İMP.NÜFUSUNUN İKİNCİ ÇOĞULUĞUNU MÜSLÜMAN TÜRKLER OLUŞTURMAKTAYDI.EKONOMİ OLARAK RUSYA,DÜNYANIN BÜYÜK DEVLETLERİ OLAN İNGİLYETE,ALMANYA,FRANSA VE ABD DEN ÇOK DAHA GERİDEYDİ.RUS SANAYİCİLERİ VE FABRİKA SAHİPLERİ YÜKSEK FAİZLERLER DIŞARADAKİ BANKALARDAN PARA ALIYORLARDI.RUSYA SANAYİSİNİN 1 / 3 Ü,AĞIR SANAYİNİN DE YARIDAN FAZLASI YABANCI BANKALARIN ELİNDEYDİ.RUSYA EKONOMİSİ GENEL OLARAK TARIMA BAĞLIYDI.LAKİN.TARIMDA DA KÖYLÜLER TOPRAK KONUSUNDA BÜÜK SIKINTILAR YAŞAMAKTAYDILAR.SERFLİĞİN OLUMSUZU ETKİLERİ TAM OLRAK ORTADAN KALDIRILMAMIŞTI.SİYASİ İSTİKRAR VE EKONOMİSNN BOZULMASI SONUCUNDA DEMİRYOLI İNŞAATI GİBİ ALT YAPI YATIRIMLARI DA DURUYOR,SANAY,İ MÜESSESELER ÜRETTİKLERİ ÜRÜNLER, PAZARLARA TAŞIMAKTA BÜYÜK SIKINTILAR YAŞAYARAK ÜRETİMİ DURDURMAK ZORUNDA KALIYORLARDI.

XIX.Y.YILIN SONLARINDA AVRUPADA BAŞGÖSTEREN EKONOMİK BUHRAN,RUSYADA DAHA KESKİN BİÇİMDE HİSSEDİLMEYE BAŞLANMIŞTI. DEVLET VE ÖZEL SEKTÖR KREDİ ALMADAN VARLIĞINI SÜRDÜRREMİYORDU.1890- 1902 YILLARI ARASINDA RUSYANIN DEVLET BORCU İKİ MİLYAR RUBLE ARTMIŞTI.EKONOMİK BUHRAN NETİCESİND 1903 YILINDA RUSYADA ÜÇBİNE HYAKIN FABRİKA KAPANMIŞTI.DĞER TARAFTANDA, İRİ MÜESSESELERİN SAYISINDA ARTIŞ VE TEKELLEŞME DİKKAT ÇEKİYORDU..RUS BANKALARINDAN MİLLİ SERMAYENİN YETERSİZ OLMASI ONARINDA BİRLEŞMESİNE,TEKELCİ EKONOMİYİ YÖNLENDİRMEL VE RUSYANIN SİYASİ EKONOMİK DÜZENİ ÜZERİND ÜZERİNDE TAHAKKÜM OLUŞTURMALARINA NEDEN OLDU….”

TELMAN NUSRETOĞLU -DERİN RUSYA SYF.213.

Literatürde bu tür çalışmaların en zor veya karmaşık olduğu ,yazan kadar okuyanı da meşgul eden metot, söz konusu örnek olan ister kişi isterse olay olsun, konuya nereden nasıl monte edileceği ve onun / olayın etli tepki neticesidir. Sanki bir tür ÇED RAPORU olarak görüp değerlendirebilirsiniz.Mesela son aylarda okuduğum İZMİRL, ARAŞTIRMACI YAZAR YAŞAR AKSOY’un, HASAN TAHSİN ve GAVUR İMAM adlı iki çalışması da, dediğim yöntem için karakteristik örnekledir.

Söz konusu aslında bize hem çok yakın hem de çok uzak olan bir coğrafyadan, seçilen PUTİN SEÇİLDİĞİ İÇİN,BİRAZ DAHA DİKKAT ETMEK VE DUYARLI OLMAK ŞARTTIR.

RUSYA’nın bu lideri ; 1991 MOSKOVA DARNESİNDEN sonra,nerdeyse on yıl süren bir “FETRET DÖNEMİNDEN “ sonra MOSKOVA’da “ipleri “ ele geçiren, Rus politik tarihinde GÜVENLİKÇİ – İSTİHBARATCI KUŞAK olarak kabul edilen zaman zamanda KİROV OKULU veya rakipleri tarafından da PETERSBURG ÇETESİ olarak küçümsenen / aşağılanan seçkin haber alma / istihbaratçı kliğidir.

Dikkat ederseniz kahramanımız sıradan bir yerel politikacı veya oportünist bir kişi değildir. Kendisine zaman zaman “POKER SURAT” ve “YÜZÜ OLMAYAN ADAM “ olarak da değerlendirilmektedir.

Rus devletinin, Rus halkının politik- felsefi – ekonomik ve toplumsal, gerçekleri ne kadar değişken ve farklıda olsa, ulus olarak her zaman daha öncede altını çizdiğimiz üzere her zaman iki, şuuraltı korku ve risk algılaması, bütün tarihi boyunca son derece ciddi, şuuraltı korku ve hayallerinin bir gerçeği olmuştur.

Bunlardan ilki MOSKOVA KNEZLİĞ diğer knezlik veya KENT YÖNETİMLERİ –PRENSLİLKLERİ ile olan ilişkileri ile. III. İVAN ile başlayan ALTINORDU bakiyeleri TÜRK / MÜSLÜMAN hanlıklar ile ilişkilerindeki inişli- çıkışlı durumlardır. Zamanla bu hanlıkları, KASIM –ASTRAHAN ve KAZAN askeri / politik yapıları yutmuş ve bu arada da aslen SLAV olmayan, diğer FİN –KAREL –MURD gibi halkları da yutmuştu.

Bu kadar karışık bir ilişkiler ağında devamı olarak İSVEÇ –KIRIM – UKRAYNA, gibi birinci hat komşular ve hemen Kırım’ın arkasında yer alan OSMANLI DEVLETİ’nin varlığı ve KARADENİZ. Moskova İÇİN HEM BİR HEDEF HEM DE BİR POLİTİK / ASKERİ SORUNSALDI.

Size şimdi iki farklı kaynaktan bahsetmek isterim; 91 Ağustos Darbesinden sonra, MOSKOVA tümüyle çözülmüştü. Biz Türkiye Türkleri için, RUSYA ve RUSLAR “KAPALI KUTU” değildiler. Artık Rus Dili ve tarih üzerindeki o “korku şalı” çekilmişti. Ülkemizde o güne kadar politik / ideolojik daha çok KOMÜNİST bakış açısıyla yazılan bütün bu coğrafya ile ilgili kitaplar, hem değerlerini hem de geçerliliklerini yitirmiş oldular.

Özellikle Batı kaynaklı daha çok tercüme eserler, bu arada gerçekten ünlü Rus tarihçileri olan; ARTMANOV-GUMİLYEV gibi ünlü Rus tarihçilerin eserleri dilimize çevrilmiştir.

Bu çalışmalar arasında politik, jeopolitik, tarihi ve ideoloji açıdan en çok dikkati çeken RUS İMPARATORLUK STRATEJİSİ adlı eseriyle H.MESUT CAŞIN ilk sırada yer almaktadır. Elbette SELENGE yayınlarının bastığı eserlerin de ülkemizde RUYA-RUS konusunda derin etkisi de olmuştur. Özellikle ana tarafından TATAR olan, STALİN döneminde muhalif olarak kabul edilen GUMİLYEV’in, “KADİM TÜRKLER” ve TÜRK HAKANLIĞI (KÖKTÜRKLER) çalışmaları, ülkemizdeki çalışmaları ister istemez derinden etkilemiştir.

Son yıllarda, Moskova ile kurulan; ancak çerçevesi iyi çizilemeyen, içeriği tam olarak doldurulamayan bir ilişkiler ağı kurulmuştu. Taraflar arasında zaman zaman özellikle jeostratejik alanlardaki farklılıklardan doğan gerilimler yüzünden daha ileriye, geleceğe yönelik kalıcı adımlar atmak mümkün değildi.

Aslında, kabul etmek gerekir ki, bu her iki halk; politik, ekonomik, toplumsal birçok aşamaları birbirlerine koşut zaman dilimlerinde yaşamışlar, Rusların sürekli büyüme, güçlenme dünya devi olma stratejileri, bu iki halkı sürekli olarak birbirine düşman etmiş savaştırmıştır. Rus askeri tarihçi, ŞİROKORAD yaptığı TÜRK-RUS SAVAŞLARI adlı eserinde konuyu ele alır.

PUTİN aslında, Sovyetler Birliği içindeki, “kılıç artığı” az eğitimli, çok saha deneyimi olan, yüksek eğitimli hayatının bir dönemini Batıya çok yakın geçirmiş (Doğu Almanya) eski bir haber alma subayıydı.(ALBAY)

Siyaset ilminde veya siyaset sosyolojisinde; kimlik kişilik profil analizlerinde, ilk öncelik ve ağırlıklı noktalar, seçilen, hedefe alınan kişi ve kimliğin var olduğu, toplumsal / siyasal / ideolojik ve ekonomik, iklim ve gelişmeler, en önemli dönüşüm ve gelişim noktaları değil midir? Göçler, sürgünler, katliamlar, harpler, kıtlıklar vb. olgu / olaylar.

Normalde insanların şuuraltında yer eden en büyük unutulmaz olaylar, felaketler; İÇ SAVAŞLAR – İSYANLAR ve bunların doğal sonucu milyonların SÜRGÜNÜ veya GÖÇÜ’dür.

Bizim bile TÜRK TARİHİ ister genel, isterse daha özgün ANADOLU COĞRAYASI ile sınırlansın, bu tür vakalar, halkımızın şuuraltında, hatta bugün bile büyük bir canlılık ve işlerlik kazanmış olarak geçerli değil midir? Hatta öylesine derin izler bırakmaktadır ki ; “GÖÇTÜ

AFŞAR ELLERİ …” çatışma veya gerginliklere bir de MEZHEBİ / ARABİ / EMEVİ yorum farklılıkları da eklenecek olursa, altından kimler nasıl kalkabilir. Bu gibi ayrılıklar derin fay hatları oluşturmaz mı?

Bu kadar kısa öz açıklamalardan sonra PUTİN, şimdi nereye ne kadar oturtacağız.?

PUTİN : GELENEKSEL Rus Çarları geleneğinden kopan hatta tipik bir parça gibidir. Ne LENİN – STALİN – KRUŞÇEV veya diğerlerine benzemez zaten GARBOÇOV- YELTSİN ikilisi ile de asla karşılaştırılalamaz. Ancak ve ancak belki PRİMİKOV ile köken /çıkış yetişme şartları bakımından belki birbirlerine benzetilebilinirler.

Meslek ve gelenek olarak İSTİHBARATÇILIK / GÜVENLİKÇİLİK; KUŞKU VE HER ZAMAN BİR ADIM ÖNCESİNDE / ÖTESİNDE NE VAR FİKRİ SABİTESİ ÜZERİNE KURULMUŞTUR.

SSCB KOMUNİST PARTİSİNDE, neredeyse DEVRİM / İÇ SAVAŞ / NEP / STALİN dönemlerinde egemen olan politik kültür : KUŞKU * TASFİYE * TERÖR * İNFAZ değil miydi? Egemen siyaset ve politik kültür böyle olunca ister istemez kuşaklar arasında PATRONAJ ve güçlerin transferinde, davranış kodları nasıl olmalıydı. ?

Bu sorunun yanıtı ta DEVRİMİN ilk yıllarında, kitlelere egemen olan şu sloganda bulmuyor muyuz ?

“İKTİDAR SOVYETLERE”

O zaman siyasal teorilerin en başında gelen,kuşaklar / kadrolar arasında güç / yetki ve sorumluluklar transferi nasıl olacaktı.?

Bu sorunsalın cevabını da bir SSCB KOMUNİST PARTİ tarihi çok açık, çok net olarak vermektedir. STALİN dahil,KANLI / TEDHİŞ /TERÖR asıllı göstermelik suçlamalar ve ÖLÜMLE sonuçlanan çoğu resmen ama çoğunluğu “ ENSEYE “ SIKILAN BİR KURŞUN olmuştur

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

99 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi