Adana Kültür Derneği -8-

Çukurova'da Yanan Bir Ateş

Adana Kültür Derneği
-8- 

Necatİ ÖZKAYA  

 

Bu vatan evlatlarını kelimelerle anlatmak kifayetsiz. Onlar ve onlar gibi Anadolu’nun  bereketli topraklarında  binlerce adı şimdi hatırlanmayan erler , aşığı oldukları büyük ülküleri yolunda hep hazır kıta olarak, görev başındaydılar.

O yıllar parti bir okul gibi, hem gençlerin hem de vatandaşların bir eğitim yuvası gibi çalışıyordu. Seminerler, konferanslar ve yayınlarımızla eğitimimiz tamamlanıyordu. Herkes, vatan savunmasına hazır bir şekilde,  o günün gelmesini bekliyorduk. Ne yazık ki  nöbet hala devam ediyor. Aylar, yıllar, kanlı kansız ihtilâller geçti, biz hala beklemedeyiz. Umudumuz hiç tükenmeden, yorgun yıllara inat beklemeye devam edeceğiz.

1973 yılı da Türkiye’de grevlerin artarak devam ettiği bir yıl olarak başladı. Bu yıl hem cumhurbaşkanlığı, hem de genel seçimlerin yapılacağı bir yıl olarak tarihe geçti. Önce 6. Cumhurbaşkanı seçilecekti. Org. Faruk Gürler, cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Fakat, AP ve CHP Liderleri Demirel ve Ecevit onu istemiyorlardı. Yapılan turlardan bir netice alınmayınca, Genel Kurmay Başkanı Necdet Sancar, Demirel’le bir görüşme yaptı. Demirel, bu görüşmeyi yalanladı. Daha sonra görüşmenin yapıldığını Sancar söyleyince, Demirel tarihi cevabını verdi. “Dün dündür, bugün başka bir gündür.”Bu görüşmeden sonra, Kontenjan senatörü Fahri KORUTÜRK, 6-Nisan-1973’de cumhurbaşkanı seçildi.

Bir yandan okullarda eğitim çalışmaları, bir tarafta da partide siyasi çalışmalarımız devam ediyordu.

1969 yılında yol ayrımına yol açan “Hilalci-Bozkurtçu” kavgası  yeniden  camianın içersine bir hançer  gibi saplandı, Kendilerini “Şamanist” olarak gören  bir grup genç , özellikle İstanbul, Ankara , Eskişehir, Kırıkale , Konya’da  parti içinde hizip çalışmalarında bulunuyor, yer yer gerginliklere hatta kavgalara bile sebep oluyorlardı.

Bir  akşam,  okul dönüşü  partiye geldiğimizde  sıkıntılı bir durumla karşılaştık.Şamanist denilen ve camiadan ihraç edilen  Ankara’da okuyan bizlerinde yakinen tanıdığımız gençlerden  Ahmet Yılmazer, Reşit Yıldız, Ertuğrul Ardıç gibi  arkadaşlarımız, aynı  çatı altında hizmet  yaptığımız  ilçe teşkilatımızı ziyaret edeceklermiş. O günkü ilçe başkanımız Av. MAHMUT ÖZKAN idi. İl Başkanımız ise Faruk Akkülah Beydi. Partiden ihraç edilen gençleri yani arkadaşlarımızı binaya girdirmeme kararı verilmişti. Hiç unutmadığım  bir andı o gün. Mehmet Özaydın eline mehteranın kılıcını almış bir vaziyette kapının önünde bekliyordu. Gergin bir bekleyişten sonra, o gençler çeşitli hakaretler  altında, bin bir güçlükle  ilçenin odasına ilçe başkanının büyük çabası içinde sığındılar. Çünkü, Başbuğun emri vardı: “Davadan döneni vurun, ben dönersem beni de vurun.”

Bugüne kadar süren “Bozkurtçu – Hilalci “ kavgasının  neticesinde kaybedenler  hep, Türk  Milliyetçileri oldu. Bugünün iktidarını oluşturanlar ise, dünün etek altında siyaset yapan zübükleri oldu.

İstanbul’da Nihat Çetinkaya’nın ve Niyazi ADIGÜZEL’ in  başını çektiği  bir grup, “Şamanistler Derneği”ni  kurdu.  Ankara’da ise,  olaylar  ölümle  sonuçlandı. 25 Mayıs 1973’de Kurtuluş Parkında meydana  gelen kavga neticesinde, Maraşlı  Ali Balseven  bıçaklanarak  öldürüldü. Adanalı Fehmi Yücesoy  yaralandı. Ülkücü gençlik  arasında derin bir infiale sebebiyet  veren  bu olay, aynı zamanda Alevi gençlerin  MHP’ye  uzak durmasıyla sonuçlandı.

Okullar tatil oldu. Adana’ya tahsillerini yapmak için gelenler, almış  oldukları milli feyizle  şehirlerine gittiler. Bu arada Necdet ÖZKAYA ‘nın  başkanlığında Adana Kültür Derneği  kuruldu. Daha önce kapatılan Türkçüler Derneği’nin yerinde faaliyetine başladı. Adana’nın 1980’li yıllarına damgasını vuran ve kaderini değiştiren bu efsane mekan sessiz sedasız kuruldu. Parti çalışmalarından ayrı, gerçekten zamanında kurulan ocaklara hiç benzemeyen yapısıyla takdir edilen bir dernek olarak uzun yıllar Türk Milliyetçiliğine hizmet etti. Belki de  siyasetin vefasızlığı olmasaydı, hala o  görevi layıkıyla yapmaya devam edecekti.

Necdet Özkaya’nın başkanlığın da kurulan derneğin ,Başkan yardımcısı  Ayhan Aksu –rahmetli-, Ahmet SOFUOĞLU-rahmetli-, Ahmet Tevfik Pampal -şehit-, Ali Bademci, Mehmet Turgut yönetim kurulu  üyeleri olarak görev yaptılar. Ebedi aleme intikal eden ağabeylerimize rahmet, yaşayanlara da Allah’tan uzun ve sağlıklı ömür dilerim.

1973 yılı 14 Ekiminde yapılacak genel seçimlere hazırlık dönemine yeni mekanımızda başladık. Önce derneğin yönetimden sonraki en önemli organı olan çay ocağı işletmesi için ekip oluşturuldu. Önce Neşet Usta işin başına geçti. Bir müddet sonra özel sebeplerden dolayı Neşet Usta işi bırakmak zorunda kaldı. Onun görevini Mustafa Kaşgöz üstlendi. Mustafa, ayni zamanda temizlik, kütüphane ve günlük gazetelerin alınması ve arşivlenmesinden sorumluydu. Ayrıca Töre- Devlet- Bozkurt Dergilerinin ve daha sonra kurulan ANDA Dağıtımın  kitaplarının  satış işleri ile uğraşırdı. Yani derneğimizin  başkandan sonraki, en yetkili kişisiydi. Çay ve kitap –dergi satışlarından ve temizlik işlerinde onun yardımcıları birer orta okul öğrencileri olan M. Hayati Özkaya  ile Harun Baz’dı.

Derneğin açılışı yaz mevsimine geldiği için, gündüz saatleri çok gelen giden olmazdı. Derneğin müdavimleri ben, Yavuz, Kazım, Kemalettin ve görevli elemanlardı. Sabah başlayan derneğe geliş saatimiz, gecenin geç saatlerine kadar sürüyordu.  Belki de hayatımızın en güzel günleri o saatlerdi. Dostluğun, arkadaşlığın ve ülküdaşlığı damarlarımızda zerre zerre hissettiğimiz anlardı. Ora bizim evimiz, okulumuz gibiydi. Bir lokma ekmeğin, birkaç siyah zeytinin, bir demli çayla içildiği o sofralar, kuş sütünün eksik olmadığı sofralardan daha mükellefti. O günler, o güzel günler bir daha gelmemek üzere geçip gitti.

İkindi ezanından sonra, derneğin önündeki boşluk sulanmaya başlar, sıcak toprağın suyla buluşmasıyla ortaya çıkan o mis gibi koku hala burnumda. Ocağa taze çay konulur,  demini almasını beklerdik. Tahta sandalyeler derneğin önüne dizilir, gelecek olan üyeler ve müdavimler beklenirdi. Harun veya Hayati’nin gözü de kırmızı bisikletiyle  gelecek olan Necdet Hoca’da  idi. Adana’da olduğu günler  hemen hemen  ayni  saatte hoca, meşhur kırmızı bisikletiyle derneğe gelirdi. Büyük küçük herkes tarafından çok sevilen hoca, ayni zamanda da çok disiplinli ve sert mizaçlı olduğu içinde saygı ile korku arasında bir duyguyla sayılırdı. Çay ve sigara tiryakisi olan hoca’nın etrafında bir halka oluşturulur ve günün siyasi ve sosyal kritiği yapılırdı. Saatler ilerledikçe, mesaisi biten memurlar,  vardiyası biten işçiler, dükkanını kapatan esnaflar birer ikişer gelirlerdi. Adana KÜLTÜR Derneği  eve gidilmeden  uğranılan ilk duraktı. Çünkü, orada riya,  ikiyüzlülük ve bir menfaat çatışması yoktu. Siyasi ikbal değil, vatan sevdası geçerliydi orada. O derneğin  çayını içen, bir lokmayı bölüşen mensuplarının hiçbiri, hiçbir dönemde “önce ben “demediler.

Hal hatır sormalar bittikten sonra, günlük gazetelerdeki haberler  ve  siyasi olaylar masaya yatırılır, Necdet Hoca, engin bilgisiyle yorumlar yapardı. Özellikle yapılacak olan seçimlerden “nasıl başarılı çıkılır?” üzerine görüşler öne sürülürdü. Tartışılır, çözümler üretilirdi.

 Yıl 2014 ve biz hala 2015 yılında yapılacak olan seçimlerde nasıl başarılı oluruz,  diye tartışmıyoruz.

“Milli Devlet, Güçlü İktidar” sloganıyla seçimlere hazırlanan MHP, 50.Yılını kutlayacak olduğumuz Cumhuriyetimizin her türlü engellemelere rağmen kendini kabul ettirmesinin mücadelesini verecektir. Diyerek  yurt çapında seçim hazırlıklarına başladı. Bugünde değişen bir şey yok. 91.Yılını idrak ettiğimiz CUMHURİYETİMİZ daha da tehlikeli bir kuşatmanın içinde.

12 Mart rejiminin toz bulutları yavaş yavaş dağılırken, seçimlere gücü oranında hazırlanan MHP, bir seçim bildirgesi  ile kamuoyunun  karşısına çıktı. Bu seçim bildirgesinde: ”Milli Devlet, Ahlak ve Maneviyat Üzerine Bina Edilecektir.” Ana temasıyla ortaya çıktı. Bu düşünce ile seçim yarışına girildi. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum, Kayseri, Konya, Bursa, Trabzon, Malatya gibi birçok ilde, birçok miting düzenlendi. Türkeş, bu mitinglerde coşkulu konuşmalar yaptı. O zaman yapılan mitinglerde yalnız partinin lideri değil, adaylarda konuşurdu. Televizyon yayını müsait olmadığı için, parti sözcüleri radyodan seçim konuşmaları yapardı. Dağ taş geceleri her partinin sloganları ile donanırdı. Bu yüzden geceleri çok hareketli olurdu. Bazen aynı bölgede karşılaşan iki grup arasında çok şiddetli kavgalar olurdu. O günlerde henüz yağma, talan yapılmaz, binalar, araçlar yakılmazdı. Kavga bile mertçe yağılırdı.

Seçim, 1971 askeri muhtırası ile devrilen SÜLEYMAN DEMİREL’in A.P’si ile  Bülent Ecevit’in Genel Başkanlığını  yaptığı C.H.P  arasında  geçeceğini  herkes biliyordu. Önemli olan “ortanın solu” ve Akgünler sloganıyla ilk defa seçimlere katılacak olan Ecevit’in  performansı  ve iktidardan düşen Demirel’in  durumunun ne olacağıydı. Çünkü, A.P’den  ayrılan  Ferruh Bozbeyli’nin  genel başkanı olduğu D.P ve Necmettin Erbakan’lı  M.S.P sinin, ne kadar oyu A.P’ nden koparacağıydı.

Ecevit’in hatipliği ve göstermiş olduğu kardeşlik- barış rüyaları toplumun dengesini değiştiriyor, yapılan mitingler coşku ile karşılanıyordu. Karaoğlan efsanesi başlıyordu. Ezilen kitle,  işçi ve öğrencilerin başını çektiği topluluklar Ecevit’e yöneliyordu.

Demirel,  ezeli rakibi olan  CHP’ den  daha çok, Bozbeyli- Bilgiç’li  hatta Celal Bayarlı  DP ve Erbakan’lı  MSP ile  uğraşıyordu. Orta sınıf ve köylü kesime hitap eden her üç partide daha fazla oy almak için birbirine yükleniyordu.

MHP olarak bizde, bugün olduğu gibi Cumhuriyetimizin temel değerlerine sahip çıkarak, mücadelemizi kısıtlı ve fedakârca sürdürüyorduk. Temel ilkemiz, vatan toprakları üzerinde tüten her ocağa, Türk Milliyetçiliği ülkümüzü anlatmaktı.

 

 

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

54 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi