Adana Kültür Derneği -7-

 
 
Çukurova'da Yanan Bir Ateş
Adana Kültür Derneği
-7-
Necati ÖZKAYA
Akşam  üzeri  parti binasına  gittim. Önce   okula yakın  olması sebebiyle   Mühendislik  öğrenciler,sonra  Akademide  okuyanlar ve okullarının  uzaklığına da göre Ziraat ve Tıp  öğrencileri  partiye geldiler.Necdet  Hoca  geldiği zaman,tahta iskemleleri  olan  büyükçe bir odaya geçip,oturduk.Bugünde  hala dostluklarımızın  devam ettiği  ülküdaşlarımla  ilk orada tanıştım.Tıptan  Nurullah,Ziraat den Erol Serttaş, rahmetli  Murat Güney, Ramazan Yetişir, Akademi den  Elazığ’lı  Orhan, Abdullah Duman, rahmetli Kemalettin  Çakmak, Mehmet  Özcan ve Mühendislikten  Nurettin  Taşdemir, Celal  Bayar, İbrahim  Yetişkin, Ç.Kemal Traş, Sinan  Çelik, Hüseyin  Ünlübal, Şahin  Koç, Urfalı Hüseyin  Eren  şimdi  burada isimlerini yazamadığım  bir grup gençle daha bir tanışma toplantısı  yaptık.Zamanı geldikçe ,isimleri  hatırladıkça  o güzel  insanlardan da bahsedeceğim.
Ülkücülüğün ne demek  olduğunu, Türk  Milletinin  bizden  ne  beklediğini  ,  okullardaki  sayımızı  nasıl  artıracağımızı  ve  teşkilat da  nasıl  davranacağımızın   ilk  temel  eğitim  bilgilerini  o  toplantılarda  öğrendik.
 
İlk  toplantıda okul teşkilatları kuruldu. Okul başkanları seçildi. O dönemde  henüz  “reislik” moda  değildi. Bizim  okulun  gündüz  bölümü başkanı 2.Sınıf ta okuyan  Nurettin  Taşdemir  oldu. Her  sınıfında temsilcileri  vardı.
 
Nurettin Taşdemir, Kayseri’den gelmiş varlıklı  bir ailenin çocuğuydu. Oldukça atak, okuyan, egosu biraz yüksek  ve  heyecanlı bir tipti. Nerede ,ne zaman doğru veya yanlış olsa da  sözünü  esirgemeyen biri idi. İleriki  yıllarda  bu hali  “Kültür Derneği” nin  başına  çok  iş açacaktı.
 
Bizim  sınıfın  temsilcisi  Necdet hoca’nın  imam  hatipten  öğrencisi  Sinan Çelik’ti. Sinan, iri yarı eski pehlivanlardandı. Yanında da  okul  arkadaşı ,  ayrılmaz  bir ikili  olan  Çetin Kemal  Traş vardı. Çetin, Sinan’ın aksine ince uzun  boylu  zarif biriydi. Okulu ilk günlerinde sınıfımızdaki arkadaşlarımızın siyasi  görüşlerini  öğrenmeye çalıştık. Tabi ki  bunun en kolay yönü  okudukları  gazeteler  oluyordu.Cumhuriyet ve Yeni Ortam  okuyanlar solcu, Hergün ve Bizim Anadolu okuyanlar  “ÜLKÜCÜ”,Tercüman, Yeni İstanbul  gibi  gazete okuyanlar  sağcı, Hürriyet, Günaydın gibi  magazin  ağırlıklı gazete okuyanlar çaycı  dediğimiz suya sabuna dokunmayan öğrencilerdi.Birde bizim ve solun farklı fraksiyonlarının okuduğu  çeşitli dergiler vardı. Biz  okulda Devlet, Bozkurt  ve Töre gibi  dergiler satardık. Onlarda Halkın Kurtuluşu başta olmak üzere çeşitli yayınlar dağıtırlardı. Ayrıca  bugünün  iktidarının  o gün okullarda okuyan temsilcilerini de okudukları yayınlar vardı.Bir grubu  Yeniden Milli Mücadele, bir kısmı  Yeni Asya  gibi yayınları  okurdu. Daha sonra  Milli Gazete  de okumaya başladılar. O öğrenciler  sınıflarda  yan yana oturur.Teneffüslerde de  birlikte gezerlerdi. Güç  kimdeyse onlarda o ekibin  kanatları altında olurlardı. Özellikle 1973 seçimlerinden  sonra kurulan  CHP-MSP Koalisyonunda bu durum daha net  ortaya çıktı.
 
Sınıflarda  ve okullarda saflar artık iyice ortaya çıkmıştı. Anadolu’nun  değişik  yerlerinden  gelen  gençler, sırf düşüncelerinden  dolayı bir birleriyle konuşmadıkları  gibi selamlaşmıyorlardı. Emperyalist  güçlerin ektiği  kin ve nefret  tohumu  Anadolu’nun bereketli topraklarında tutmuş,ülke kurtarılmış bölgelere  ayrılmış, nihayetinde kardeş kanlarının  döküldüğü  bir  yer haline gelmiş, acı, gözyaşı, alın teri  ile yoğrulmuş  VATAN topraklarına kardeş kanıda karışmıştı.
 
Saflar  netleştikçe aramıza  yeni yüzlerde katılmaya başladı. Kerkük ‘den gelen Hüseyin Bazaz  ve Fevziye  bizim  bölüm, Serap  ve rahmetli Faruk  inşaat bölümünün öğrencileriydi. Kerkük  bizim  için Misak-i –Milli  sınırlarımızdaki  bir yerdi. Bu sebeple  onlara  hepimiz daha farklı davranıyorduk.Özelliklede ben ve ailem. Annemin  babası yani dedem de o topraklardan gelmiş ve Van’a  yerleşmişti.
 
Sınıfımızda birde Urfa’dan gelen Hüseyin Eren vardı. Çok sempatik ve çok girişkendi. Sağlı sollu  bütün  talebelerle  tanışmış herkes  tarafından sevilirdi. Okulumuza  damga vuranlardan biriydi. Hele Urfa şivesi ile Kerküklü kardeşlerimize Türkçe öğretmeye kalkması bir ayrı güzellikteydi.
 
Arkadaşları  tanıdıkça Anadolu’nun bağrından kopup gelen bu vatansever gençleri asla unutamadım. Taş atmasıyla övünen” Cığcıklı “  Gani, Ceyhanlı  Muammer  ve  Muvaffak  Altuğ,  yüreği  kadar  bileğide  güçlü   olan  Hüseyin  Ünlübal , Abdullah Alıravcı, şimdi  rahmetli olan  İhsan  Türkoğlu  ve  ismini  şimdi hatırlayamadığım  can  arkadaşlarım…
 
Derslerimize  genellikle  İstanbul  Teknik  Üniversitesinde  hocalık  yapan  Profesörler  gelirdi. Asistanları da  Adana’da  görevli  olan  devlet  dairelerindeki mühendisler  ve liselerdeki öğretmenlerdi. O dönem  üzerimizde  emeği  geçen  hocalarımızı  rahmet, minnet  ve şükranla  anıyorum.
 
Okullarda kamplar belirgin olmasına rağmen, henüz  çatışma  ortamı yoktu. Buna da sebep  devam eden  sıkıyönetimdi. Bu sebeple, fikri  çalışmalara  ağırlık  veriyorduk. Akşamları  partiye gidiyor, oradaki çalışmalara katılıyorduk. Ogünlerde, partinin gençlik kolları başkanlığını yapmış olan Ramiz Ongun’da  Adana’da  bulunuyordu. Bazı  toplantılarımıza  başkanlık  yapıyordu. Necdet Hoca’nın  en  yakın  çalışma  arkadaşları şimdi  rahmetle andığımız  Ayhan  Aksu, Mustafa Yılmazer, Mehmet Poyraz, Sadık  Ödemiş  hocalarımızdı. Rahmetli hocalar bir program dahilinde  orta, lise ve üniversite öğrencilerine  seminerler  verirdi.
 
Partiye o dönem  gelen, çok renkli kişilikleri  ve çok hoş sohbetleriyle damgasını  vuran büyüklerimizi de  anmadan  geçemeyeceğim. Hasan  Çulhaoğlu  en önemlilerden  biriydi. Mesleği  mali müşavirlik  olan  Hasan  ağabey, birbirinden renkli hikayeler, darbımeseller  ve hatıralarla  süslediği  sohbetlerini  saatlerce  sürdürürdü. Kimi  zaman  zevkle dinlediğimiz sohbetler, saatler sürdükçe  birer birer  etrafından  ayrılmamızla  biterdi.
 
Ayhan Aksu , Adana İmamhatip okulunda İngilizce  öğretmeni  olarak görev yapıyordu. Derslerinde çok  titiz  olan  hoca, öğrenmeden  asla sınıf geçirmeyen  öğretmenlerdendi. Okul dışında  beyefendi kişiliği , titiz yapısıyla  dikkati çekerdi. Sakin mizaçlı, yakınlaştıkça esprili ve oldukçada bilgili bir  Türk Milliyetçisiydi. Tam bir görev adamıydı. Allah  rahmet eylesin.
 
Mustafa Yılmazer,  oda  birçok hocamız gibi Adana imam hatibin öğretmenlerindendi. O yıllarda imam-hatip Türk Milliyetçilerinin  merkeziydi. Birçok değerlerimizi  kaybettiğimiz gibi,  o okulları da birilerinin  arka bahçesi yaptık. Mustafa Hoca soyadına uygun bir hayat yaşayan, bir mücadele adamıydı. Öğrencileri tarafından  çok sevilirdi. Yalnız kendi öğrencileri değil, bütün ülkücüler tarafından sevilirdi. Zannedersem İngilizce öğretmeniydi. İyi bir hatipti. Daha  sonraki yıllarda Antakya’ya  adı bile belli olmayan bir okula tayin edildiğinde bile, hiç  bir şeyden  yılmayarak  mücadelesine devam etti. Kısa bir müddet sonra, öğretmenlikten istifa ederek, siyasete soyundu. Orada  vermiş olduğu  mücadelenin  sonucunda MHP il başkanı oldu. Rahmetlinin il başkanlığı seçiminin yapıldığı gün, bir otobüs dolusu genç, Necdet Hocanın  başkanlığında  Antakya’ya gittik. Hayatını da mobilyacılık yaparak kazanmaya çalıştı. 1973 ve 1977 yıllarında yapılan genel seçimlerde Hatay’dan millet vekili adayı  oldu. Çok başarılı bir çalışma yapılmasına rağmen çok az farkla seçimleri kaybetti. 1980 sonrası tekrar Adana’ya döndü. MÇP’de siyasi hareketini devam ettirdi. Allah rahmet eylesin.
 
Mehmet Poyraz, Osmaniye’den aramıza katılan  hoca bütün ülkücü gençler tarafından sevilirdi. İstiklal Ortaokulunda matematik öğretmeniydi. Sürekli gülen yüzü, attığı kahkahayla  bıyıklarının hilal şekline gelmesiyle övünen, ince uzun boyuyla, Atsız Ata’nın roman kahramanlarını andırırdı. O dönem  kendisine yakın olan gençlerin kahve kültürünün  artmasını sağlamıştı. Birçok  arkadaşımız “hoşkin” denen  oyunu ondan öğrenmişti. Bizimde tavla arkadaşımızdı. Eşli tavlayı birlikte oynardık. Kültür Derneği günlerimizde, Necdet Hoca’nın bir gün erken gelip, dernekte kimsenin olmadığını görünce, çaycımız Neşet Usta’dan nerede olduğumuzu öğrenince, kahvehane yasağı koymasına kadar sürmüştü bu alışkanlığımız.
 
Özellikle orta ve lise öğrencilerine seminer verir. Üniversiteli öğrencilerle de doyumsuz sohbetler ederdi.
 
Bekar hocalarımızdan olup, hemen hemen  bütün arkadaşlarımız gibi “Cannur” otelinin müdavimlerindendi. Cannur oteli Mustafa Yılmazer hocanın  kardeşleri tarafından işletilen, yıldızı belli olmayan otellerden biriydi. 1980  öncesi  şehir dışından gelen misafirlerimizin ve yurtta kalamayan öğretmen ve öğrencilerin  kaldığı mütevazi bir yerdi.
 
Hoca daha sonra Osmaniye’ye geri döndü. Bir müddet öğretmenlik yaptıktan sonra ,istifa edip “ Töre” adlı bir mobilya mağazasını Sıtkı Keskin hocayla kurup, ticarete atıldı. Orada evlendi, daha sonrada tutulduğu amansız bir hastalık yüzünden, çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Ruhu şad olsun.
 
 
Tevfik PAMPAL, Adana’nın ilk ülkücü öğretmen şehidi. Oldukça iri yarı olan hocamız sanat okulunun öğretmenlerindendi. İstisnasız her akşam çıkışında gerek partide bulunduğumuz zamanlarda, gerekse dernek günlerimizde  aramıza katılırdı. Neşeli, hoş sohbet biriydi. O heybetli yapısıyla, surlara bayrak diken bir yeniçeri  gibiydi. Gülme özelliklede  kahkaha atma konusunda oldukça özürlüydü. Kahkahası ile meşhur olan rahmetli Mehmet Poyraz’a. “Ya bu gövdeye uygun bir kahkaha atmayı bana öğret” derdi, Kendisi gibi faal bir ülkücü öğretmen hanımla evliydi. Baht utansın!. Sevgili Tevfik hoca, eşinin yanında vurularak  şehit edildi. Mekanı cennet olsun. Tüm  ülkücü  şehitlerimizle birlikte ruhu şad olsun.    
 
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

622 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi