Adana Kültür Derneği -4-

 

Çukurova'da Yanan Bir Ateş

Adana Kültür Derneği 

-4-

Necati ÖZKAYA

Evet, , 2. bir Çanakkale olduk. Binlerce yarının Türkiye’yi inşa edecek erlerinin canı pahasına... Zamanı geldikçe o destanlaşan yiğitlerden de bahsedeceğim. O yıllar şimdi bizden sanki asırlardır uzak olan, o yıllar... Tekrar dönelim o günlere. Öğrenci olayları, patlak veren grevler, gittikçe ateşi yükselen yollar. Başbakan Süleyman Demirel’in unutulmaz vecisesi "yollar yürüyerek aşınmaz". Basitleştirilerek, ortaya konulan bir oyunu görmeyen iktidarın tavrı.   Neticesi, iki darbe, 5000 gencin canına mal olan olaylar zinciri... Bu arada Türkeş beyin liderliğindeki, partimiz dede fikir hareketleri ve kırılmalar başlamak üzere. Siyasi hareketin, iktidar olma hesapları, ancak kitlelere ulaşmakla olabilir. Bu yüzden partinin sadece Türk milliyetçiliği söylemleri ile hedefe varamayacağı düşüncesi, yeni metotlara, yeni dünyalara açılım arzuları öne çıkmaya başlayınca, İstanbul’da atsız hoca'nın ekibi ile Türkeş beyin kadroları arasında su yüzüne çıkmaya başlayan ihtilaflar ortaya çıkmaya başlıyor. Atsız hoca, Türkçülük düşüncesinin partinin ideolojisi olmasını isterken, iktidar olma düşüncesindeki MHP, toplumu kucaklayacak bir şeyler yapmalıydı. Türk milliyetçiliği temel fikir olmak üzere, İslam fikrinin ve düşüncesinin de partinin fikir manzumesinde yer alması ihtiyaç haline getiriliyordu.  Parti, bir siyasi hareketin gereği olarak bütünü kucaklamaya ve iktidar olmaya çalışıyordu. Bu yüzden milli ve dini bir takım gruplarla da görüşmeye başlamıştı. Tabiî ki bu durum bazen istemesek de bazı tavizler getiriyordu. Fikrin asıl sahibi olduğunu söyleyen atsız bey ve yakın çalışma arkadaşları gidişattan memnun değillerdi. Türkeş beyle birlikte siyasi harekete başlayan silah arkadaşlarının büyük çoğunluğu da bu yapılanmalara karşı kıpırdıyordu. Zaten partide iktidarı Türkeş’e kaptıranlarda rahatsızdı ve seçimler neticesinde partiden ayrılmalarda başlamıştı. Lider ve yakın kurmayları her şeye rağmen yollarına devam ediyorlardı. Özelliklede gençlik üzerinde ciddi bir sempati kazanılmış ve ülkenin geleceği olan gençler parti üyelerinden daha fazla, parti için çalışmalara başlamışlardı. 1966 yılında cumhurbaşkanı cemal gürsel, bitkisel hayata girince sağlık kurulu görev yapamaz diyerek, yerine bir cumhurbaşkanı seçilmesini isteyince, o günün genelkurmay başkanı Cevdet Sunay’ı kontenjan senatörlüğüne seçip, cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesine iktidar ve muhalefet birlikte karar veriyorlardı. CKMP Genel Başkanı ve Ankara milletvekili olan Alpaslan Türkeş, bu karara karşı çıkarak, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayarak büyük bir sürprize sebep oluyordu. Gerekçe olarakta "eğer böyle bir uygulamaya meydan verirsek, her genelkurmay başkanı bundan sonra kendisini c.başkanı olarak görmek ister, buda demokrasimiz açısından iyi olmaz" diyerek yıllarca önce ülkemiz demokrasisinin sıkıntısı olacak durumu ortaya koyuyordu.

Tek partili iktidar, büyük halk desteğiyle ülkeyi idare ediyor, özellikle barajlar, yeni fabrikaların temelleri atılırken, toplumsal yapılanmalar göz ardı ediliyordu. Tarihin akışı durmuyor, Avrupa’da başlayan, gençlik ve işçi hareketleri, en kısa sürede ülkemize de ulaşıyordu. Sovyet'lerin yüzyıllardır sıcak denizlere ulaşma projesi de, bu akımların Türkiye 'de cirit atmasını kolaylaştırıyordu.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

588 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi