Adana Kültür Derneği -3-

Çukurova'da Yanan Bir Ateş
Adana Kültür Derneği
-3-

Necati ÖZKAYA

Tekrar o muhteşem maziye geri dönelim. Milli ve manevi değerleri yok edilmek istenen bir gençliğin yeniden uyanışını, "bozkurtların dirilişini" görelim. Merhum Türkeş ve arkadaşlarının yapmış olduğu çalışmalar, yurt sathında tamamlanınca, C.K.M.P. Kurultaya götürüldü ve Türkeş genel başkan seçildi. Türkeş'in genel başkan seçilmesi Türk siyasi hareketinde, Türk milliyetçiliği fikrinin bir siyasi görev haline dönüş yolunu açmış oldu.  Artık acı, sevgi vefa çile yolculuğu başlamış, unutturulmak istenen türkün özyurdunda kendini idare etmek istemesi için yola çıkılmıştı. Bu yolculuk bütün engellemelere rağmen, bu günde devam etmektedir. Hayal sayfalarımın arasından Türkeş beyin Adana’ya ilk gelişi, onu çoğunluğu çocuk yaştaki gençlerden olan bir grubun, Türkçüler derneği önünde karşılamamız ve öpülesi o elleri, bir baba, bir lider sevgisiyle öptüğümüz o gün geliyor. Ve sonra Kuruköprü’deki  Pehlivan Palas otelinin balkonundan Adanalılara seslendiği ilk konuşması geliyor. Balkonun diğer tarafından da hiçbir kanuni engelden korkmayan Necdet hoca duruyordu. Konuşmacılar arasında rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti ve Muzaffer Özdağ'da vardı. İhtilalin kudretli albayı siyasete ayrı bir renk, ayrı bir hava getirmişti. Hem A.P.lilerin, hem de C.H.P.nin boy hedefi olmuştu. Kimi ona menderes'in katili, kimi ona sarı zarfın hesabını vermesini soruyordu. Asıl dertleri ise bu milli uyanışa izin vermemekti. Her şeyi seyretmeyi alışkanlık haline getirmiş olan halkımız, şaşkınlıkla, hayretle hatta biraz endişeyle bu hareketi izliyor, aile içinde çocuklarının bu hareketten uzak durmasını istiyordu. Galiba ortaokul 1.sınıftım.1965 seçimleri yapılacaktı. Biz Türkeş’in partisine oy vereceğiz dediğimde, milli mensucat ortaokulunun müstahdemi-abimde o okulda öğretmenlik yaptığı için -bana “oğlum, sakın böyle konuşma, sizi cezalandırırlar” diyerek, beni uyarmıştı. İşte toplumun başbuğa bakışı bu vaziyetteydi. Ne o, nede dava arkadaşları bu durum karşısında yılmadılar. Demokrasi, milletimize en uygun rejimdir diyerek, bütün seçim yenilgilerine rağmen yola devam ettiler.

1965 seçimleri sonucunda, Süleyman Demirel’in liderliğindeki adalet partisi büyük bir başarı kazanarak, tek başına iktidar oldu. Böylece birkaç neslin göreceği Süleyman Demirelli yıllar başladı... Darbeler, ihtilallar, anarşi, etnik bölücülükle geçecek olan yıllar. Bizim nesil, o yılları acısıyla, tatlısıyla doya doya yaşadı. Kronolojik sapmalar olsa da o yılları ve olayları yazmaya çalışacağım. Demokrasinin işlerliğini göstermek ve demokrasinin en uygun bir rejim olduğunu göstermek için Türkeş, cemal Gürsel’in ölümü üzerine yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olarak, meclisin saygınlığını kazanmasına önem vermiştir. Bugün de M.H. P.'nin tavrı bu olmuştur. Neden seçimlere katıldılar diyenlere en iyi cevabı yine rahmetli başbuğ vermiştir. Çünkü demokrasi kesintisiz olarak işlemek zorundadır. Cumhurbaşkanlığına orgeneral Cevdet Sunay seçildi. Hakkında bir sürü fıkralar anlatılarak, bir takım söylentiler bırakarak bir döneme damga vurarak, göreve başladı. Ana muhalefet lideri ismet İnönü’nün c.h.p.si de bundan sonra ideolojik bir kavganın içine girecek ve dünün devleti kuran kadrolar yerine sol fikirlerin cirit attığı bir parti meydana gelecekti. O yıllar çocukluktan delikanlılığa geçmeye başladığımız o yıllar... Sosyal ve kültürel hayatın hızla değiştiği, batıdan esen moda, müzik, fikir akımları kısa bir sürede Türkiye’yi sarıyor, kanları deli deli akan gençlik hemen o akımlara yöneliyor, giyimden-şekle, müzikten-dansa her şey değişiyordu. Türk sanat ve halk müziğinin yanı sıra "düzenleme" denilen yeni bir müzik ortaya çıkıyor, milli kültürle yetişmeyen nesiller arasına bir bomba gibi düşerek, ortalığı kasıp kavuruyordu. Halay yerini tviste, saz yerini gitara bırakmıştı artık. Gençlerin yeni gözdeleri, Cem Karaca, Fikret Kızılok, Erol Büyükburç, Barış Manço olmuştu. Sinemada "çirkin kral" Yılmaz Güney dönemine geçiliyor, sosyal içerikli filmlerden sol ideolojinin propagandası yapılıyordu. Özellikle gecekondularda, kenar mahallelerde, işçiler arasında yılmaz güney bir efsane oluyordu. Kızlar mini etekle, erkekler uzun saç ve favorilerle tanışıyordu. Toplum bu değişikliklere önce öfke ile karşılık vermeye çalıştı. Evlerde anne-babalarla evlatlar arasında tartışmalar,  kavgalar çıkmasına rağmen, değişim kendi mecrasında hızla yol alarak önce alışkanlığa, sonrada sessizlikle topluma mal oldu. O zaman türban kavgası yoktu. Herkes dilediğini giymeye, dilediği müziği dinlemeye ve toplumu kasıp kavuracak, çiçek çocuklarından sol militarizme yol almaya başladı. Zengin-fakir ayrımları yerine topluma fikir ayrılıkları tohumları hızla atılıp, 1968 yılına doğru yürüyüş devam ediyordu.

 

O yıllara doğru yolculuğumuza devam edelim, orta okulun son sınıfında Necdet abimin askerlik günleri başladı. Siyaseti yalnızca gazetelerden takip ediyorduk. Gazete derken, aklıma "Tercüman Ve Yeni İstanbul "geliyor. O günlerde milliyetçilerin yayın organı gibiydiler. Ahmet Kabaklı, Tarık Buğra, Osman Yüksel Serdengeçti, Rauf Tamer, Arif Nihat Asya'yı o gazetelerde ilk önce okuduk. O gazeteler uzun yıllar evimizin birer ferdi gibiydi... Sabahın ilk saatlerinde gazete bayisine gidip, ayırtmış olduğumuz gazeteleri alır, yol boyu spor sayfalarıyla başlayan okumalarımız eve kadar sürerdi. Ötüken dergisi, Orkun dergisi de yayın organı olarak evimize girerdi. İlk kahramanlık şiirlerini, ilk milliyetçi yazıları ve meselelerimizi bu yayın organlarında okuduk. Bizim için onlar ilk dersimizi aldığımız hocalarımız oldu. Radyodan dinlediğimiz maç yayınlarının hazzı hala kulağımızda. Hele birde galatasaray galipse değmezdi kimse keyfimize. Dokuz kardeşli bir evde her nasılsa bir tek ben galatasaray'lıydım. Diğerleri Fenerbahçeliydi. Demek muhalefette kalmak ozamandan kalmış bende... Hayat devam ederken, Türkeş ve arkadaşları durmaksızın çalışmalarını sürdürüyorlardı. Partinin eski mensuplarından birçoğu partiden ayrılmış, artık C.K.M.P Türk Milliyetçilerinin siyaset ocağı olmuştu. Teşkilatlar yenileniyor, fikir hareketlerinde ve parti programları üzerinde yenileme çalışmaları yapılıyordu. Demirelli ilk yıllar hızla geçiyordu.

Gazete ve dergilerden sonra , Nihal Atsız'ın Bozkurtların Ölümü ve Dirilişi İle kitap dünyasına giriyoruz. Artık her birimiz, Kürşat, İşpara Alp, Sancar, Yağmur, Bögü Alp veya Yamtar. Her güzelimiz birer Almıla... Rüyalarımızı Çin Sarayını basan Kürşat ve kırk arkadaşı süslüyor. At sırtında bozkırdan bozkıra koşuyoruz. Hilalin üçe bölündüğü gökyüzünü arıyoruz. Sonra yolların sonuna gidiyoruz. Dudaklarımızda o destansı şiirler. "yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz" diyoruz. Bir ömür sürecek gerçek sevdamız başlıyor gözümüzde artık ne yar, ne ana, ne baba... Önce vatan... Kırk yılı aşkın süredir devam eden büyük yalnızlığımız... Sonra yavaş yavaş edebiyatımızın ve fikir dünyamızın büyük değerleriyle tanışıyoruz. Bizi biz yapan, bugünlere taşıyan değerlerle...

O yıllara, her türlü ihanetin tezgâhlandığı bugünlerden geri dönelim. Bugün, eğer dünden ders alabilseydik tekrar tekrar yaşanmayacaktı. Dünün "ülkücü ruh ve kimliğini" yeniden yakalayamadığımız takdirde bu senaryo hep devam edecek. Bizi biz yapan değerlerle diyerek yazımı bitirmiştim. Ortaokulun son sınıfına geçtiğim yıl, Necdet hoca askere gitti. O'nun bulunmadığı yıllarda hareket içinde oğuz abim ve arkadaşları biraz daha sokak hareketleri içine girdiler. Kendilerince Ortaasya Türklüğü kıyafetlerine uygun modeller yaratarak, başı kalpaklı, göğsü bozkurt amblemli gök mavi yakasız gömleklerle, artık sokakların efendisi idiler. Birçok şehirde ki ülkücü gençler aynı kıyafetlerle dolaşınca, "bozkurtlar", Musoloni'nin ara Gömleklilerine benzetildi o günkü basında. O günde basının büyük bir bölümü, tıpkı bugün gibi yandaştı. Milliyetçi harekete düşman. Her türlü bölücü harekete destek oluyordu... Bugün, basının yandaşlığını haykıranların birçoğu, o günlerde sol ve bölücü hareketlerinin yanındaydı. Sol hareketler dünyanın her yerinde, almış oldukları Sovyetlerin her türlü desteğiyle bir anda mantar gibi bitmeye, dünyayı bir yangın yerine çevirmeye başladılar. Özelliklede geri kalmış ülkelerde. Sol içerikli yayınlar, filimler, tiyatrolar, sergiler ve eylemler başlatılarak, her yerde büyük taraftarlar buldular. Ülkeleri idare eden liberal-kapitalist düzenlerle onurları bile maddeleşen insanlara karşı, bütün ülkelerde ezilen, yoksul halk ve gençlik direnmeye başladı. Komünizm, altın tepsiler içinde, insani bir hareket olarak takdim ediliyordu. Ne ezilen, ne ezen diyordu siyasetçiler. Bunalan, yaşama şartlarından bıkan halk, satılmış beyinlerin cennet gibi gösterdikleri Sovyetler birliğinin düzenini aldıkları rubleye göre methede ede bitiremiyorlardı. Bu sahte cennetin sonunu, tanrı hepimize gösterdi. O cennete inanmayan milliyetçi hareketin yiğit binlerce evladının şehadeti ile de bitse bile, tarih bizi haklı çıkardı. İşte azgınlaşan, teşkilatlanan sol hareketin karşısında, direnen tek bir kale ülkücüler vardı. Onlar yok edilirse, her şey istenilen gibi olacaktı. Bu yüzden hedef seçildiler. Ne yazık ki, bugün Türkiye’yi yönetenler o zaman hedef olmamak için, hangi taraf güçlüyse ona biat ediyorlardı. Onlara göre her iki tarafta aynıydı. Hatta bazı yerlerde solu kendilerine daha yakın buluyorlardı. Daha sonra o konulara da değineceğim. Sol hareketler önce, üniversitelerin olduğu büyük kentlerde başlatıldı. Bir yandan da fabrikaların olduğu yerlerde işci, öğrenci ve ırgatların ortam onlar için, sivrisineklerin büyüdüğü bataklıklar gibiydi. Hayat şartlarının zor olduğu bu gruplara ulaşmak çok daha kolaydı. Okullar, fabrikalar, gecekondular, tarlalar artık düzene karşı propaganda yapılan alanlardı. Hele başınızdaki iktidarlar toplumun beklentilerine cevap veremiyorsa.  Masum öğrenci hareketleri gibi başlayan bu eylemler, gittikçe azgınlaşarak, hak aramadan öteye geçerek, başkalarının haklarını gasp etmeye, düzene karşı bir isyana dönüşmeye başlamıştı. İşte ülkücüler, okuma haklarının elerinden alınmaması, milli değerlerine hakaret edilmemesi ve asıl büyük oyunun farkında olarak, bu beynelmilel hareketin karşısında ikinci bir Çanakkale oldular.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

539 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi