Adana Kültür Derneği -2-

Çukurova'da Yanan Bir Ateş

Adana Kültür Derneği 

-2-

Necati ÖZKAYA

 

Sevgili gönül dostları, Necdet Ağabeyimle geçen gün yapmış olduğum bir telefon konuşmasında, dernek tarihinin Türkçüler Derneği’nden, Kültür Derneği’ne ve sonrasının da eklenmesi ile bir devrin vermiş olduğu mücadelenin daha iyi anlatılabileceğine karar verdik. Bu yüzden çalışmalarımızı daha da genişleteceğiz. Aramıza katılan yeni dostlarımız sayesinde bu süreç daha yararlı bir hale gelecek, şanlı geçmişimiz yarınki kuşaklara ilham olacak bir şekilde bizler tarafından aktarılacaktır. Şimdi bütün arkadaşlarımıza düşen görev en kısa sürede, geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz dava arkadaşlarımızı hareketimize ortak etmek, aramıza girmiş olan uzaklıkların yakınlaşmasını sağlamak olacaktır. Birbirimizle bilgilerimizi yenileyebilirsek, daha kısa bir zaman diliminde neticeye ulaşabiliriz.

 

Çukurova’nın milliyetçilik ruhunu bir dönem zirveye taşıyan Adana Kültür Derneği, dünün değil, bugünün bu imkanlarına rağmen zamanının çok üstünde hizmet veren bir kuruluştu. Bununda sebebi Adana Türkçüler Derneği’nden almış olduğu mirası daha da ileriye götürebilmesindendi. Türkçüler  Derneği, Adana'nın 12 mart 1971 tarihinden önceki en önemli milliyetçi-ülkücü ocağıydı. Ocağımızın başkanı Necdet Özkaya idi. Benim yaş grubumum orta-lise dönemine gelen bu çalışmalar, Oğuz Özkaya, Veli Türkkahraman, Tuncay Yılmaz, Şevket Koç, Adnan Özyiğen, Fehmi Yücesoy, Reşit Yıldız, Ahmet Yılmazer gibi bizden bir önceki gençliğin, Adana'yı bozkurtların şehri ilan ettikleri dönemdi. Bozkurtlu gömlekleri ve başlarındaki kalpaklarıyla birer şehir efsanesi oldukları o yıllarda, Türkçüler Derneği de CKMP 'den siyasete başlayan, Türkeş ve arkadaşlarına en büyük destekle Türk Milliyetçiliği bayrağını zirveye dikiyordu. Necdet Özkaya ve Mustafa Yılmazer'in askere gidip, dönüşlerinden sonra, 1968 yılının yaz aylarında, adı komando kampı olan, bugün artık yerinde yeller esen Kurttepe köyüne, bir kamyon üzerinde gidip, orada yakın dövüş, yüzme, molotof kokteyli yapmak, tabanca-tüfek ateşleri yapmak gibi nazari ve tatbiki dersler alıyorduk. Maksat bütün şartlara hazırlıklı bir gençlik yetiştirilmesiydi. Yurdun bir çok bölgelerinde de bu kamplar düzenlenmişti. Basınında çok abartılı bir şekilde yazmasıyla, psikolojik üstünlük ülkücülere geçmişti...

O yıllar, Demirel 'İn başbakanlık dönemi gençlik hareketlerinin Avrupayı kasıp, kavurduğu o günler...çiçek çocuklarının, hippilerin bir salgın hastalık gibi ortaya çıkıp mevcut düzene karşı bir başkaldırının başladığı zamanlar... İki kutuplu düzenin bilek yarışı yaptığı o yıllar.  2.Dünya Savaşı sonrası yorgun düşen, yıkılan yaşlı Avrupa’nın A.B.D. ve Sovyetler arasındaki rejim ihraç kavgası. Paris derken bütün başkentlerin korkulu rüyası. 1968 yılında basit öğrenci olayları olarak başlayan, sonra ülkeleri özelliklede ülkemizi kana boğan, kardeşi kardeşe vurduran o zalim yıllar. Her birimizin çeşitli yaş gruplarında karşıladığımız o yıllar. Evet her türlü fraksiyonun önce sol adına ortaya çıktığı, önce üniversiteler derken, "toprak işleyenin,su kullananındır." felsefesiyle sokakların, işyerlerinin, fabrikaların hatta liselerin işgalleriyle neticelenen, faturasını bugüne kadar ödeyemediğimiz o yıllar. İşte solun ve kısmen etnik bir grubun ülkeyi adım adım işgal ederken, elbette ki, bin yıldır bu memleketin gerçek sahipleri olan Türk Milliyetçileri sessiz kalabilir miydi?  3 Mayıs 1944 yıllında mevcut iktidara ilk uyarıyı yapan Atsız ve arkadaşları, devletini ve milletini sevmenin bedelini tabutluklarda, zindanlarda ve mahkemelerde ödediler. Rahmetli Atsız 'ın "baht utansın " sözü o devri anlatan en önemli cümle idi,,, işte Türk Milliyetçileri, bir yandan Başbuğ Türkeş'in genel başkan olduğu C.K.M.P. de siyasi çalışmalar yaparken, bir taraftan da Türkçüler Derneği’nde kültürel ve fikri çalışmalar yürütüyor, gençliği her türlü tehlikeye karşı uyanık tutmaya çalışıyorlardı.

Rahmetli Türkeş, 1944 yılında tırnakları sökülerek işkence yapılan, 1960 darbesinin kudretli albayı, sonra ihtilalin ezeli kanununa uğrayarak, önce öz evlatlar yenilir prensibinin kurbanı olarak, Hindistan'a sürgün. Sürgün dönüşü ömrünü verdiği milliyetçilik mücadelesine kaldığı yerden başlamanın yolunun siyasetten geçeceğini kabul ederek, C.K.M.P'de siyasete giriş. Önce parti müfettişi olarak Anadolu’yu karış karış gezerek, yarınki siyasi mücadelesinin kadrolarını kurabilme çalışmaları. Türk Milliyetçilerinin dernekçilikten partileşmeye geçiş dönemi. Araya kısa bir anekdot eklemek istiyorum. A.P Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ölünce, Türk Milliyetçilerini bir heyecan sarmıştı o günlerde. Adalet partinin başına milliyetçi kişiliği öne çıkan Saadettin Bilgiç'in geçeceği düşünülüyordu. Diğer aday Süleyman Demirel'di. A.B.D de eğitilmiş, Menderes'in su işleri genel müdürü. Yılların siyasetçisi S.Bilgiç'in karşısında hiç şansı yok sanılırken, daha sonraki yıllarda olduğu gibi, müthiş bir iç ve dış destekle Adalet Partinin genel başkanı S.Demirel oldu. Belki Bilgiç A.P.sinin başına geçebilseydi milliyetçilerin siyasi partisi Adalet Partisi olacaktı. Evet biz dönelim Türkeş'li yıllara... Türkeş ve ihtilal de 14'ler olarak bilinen arkadaşlarının büyük bir kısmı C.K.M.P.ye geçerek Türk milliyetçilerinin siyasi hayatımızdaki sürecini başlattılar. Dündar Taşer, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Rıfat Baykal ve diğerleri....milliyetçi camianın büyük bir heyecanla karşıladığı bu hareket, C.K.M.P.nin çehresini değiştirdi. Türkeş ve arkadaşları gittikleri her yerde coşkuyla karşılandı. Siyaset kendi mecrasında ilerlerken, Atsız Beyin genel başkanlığını yaptığı Türkçüler Derneği ’de faaliyetlerini artırarak, yayın organı Ötüken Dergisi ile harekete tam destek veriyorlardı. Adana'da o görev Necdet Özkaya'ya verilmişti. Hem dernek başkanlığı hem de milliyetçi gençliğin yetiştirilmesi....Hoca ve arkadaşları, kısa bir sürede özellikle öğretmenlik yaptıkları okullarda, başarılı öğrencilerini harekete kazandırmak için yoğun bir çalışma yaparak, gençlerden bir grup oluşturmayı başardılar.

Ve o gençler kısa bir zaman içinde, milli ve manevi duygularla yoğrulup, Adana'yı hareketin merkezi haline getirdiler. Benim ortaokulda olduğum dönemde, lisede okuyan ağabeylerimiz "Haykır" adlı aylık bir dergi çıkartıp, hem kendi şiir ve yazılarını hem de milliyetçi fikir adamlarımızın yazılarını yayınladılar. Sağlam temeller üzerinde kurulan bu milli uyanış, Çukurova ’nında kaderini değiştirecek bir hareket haline gelmişti, bugünde hala bu gelenek devam etmektedir. Aynı zamanda kültür ve sanat çalışmaları yapılmış, milli gün ve geceler düzenlenmiş, "Esir Türkler Haftası" düzenlenerek, Türkçülük-Turancılık ülkümüz canlı tutulmuştur.

İşte bugünün ülkücü gençlerinde eksik olan ruh bu. Tabi burada gençlerin suçu olduğu kadar, onlara yön veremeyen bizlerin suçu yok mu? İşte gerek Türkçüler Derneğinde, gerekse Kültür Derneğinde yapılan bu faaliyetlerle, büyük rüyalar görüp büyük hedeflere doğru yürüyorduk. Hedefimiz "Türk cihan hakimiyeti ülküsü "idi. Bu çalışmalarla donanan ülkücü gencin önünde o gün S.S.C.Birliği bile duramadı. Onları ne işkenceler, nede kurşunlar yollarından döndüremedi...

 

 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

747 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi