MUHSİN BAŞKAN

8.4.2009-Ankara      

Dün hava çok yağmurluydu. İkindi namazını  Tacettin Sultan’da kılmak için arkadaşımızla Mescite gittik. Bu arada Muhsin Başkan’ı da ziyaret ettik. Defnedildiğinin üzerinden bir hafta geçmesine ve hava muhalefetine rağmen ziyaretçileri eksilmemişti. Kimisi fatiha okuyor, kimisi Yasin’i Şerif okuyordu.

Tacettin Dergahı ve M. Akif’in müze haline getirilen evi Muhsin Başkanın, Dergah Haziresine gömülmesi bana göre müthiş ve çok önemli bir ilâhi tecellidir.

Tacettin Hazretleri 16. Yüzyılda yaşamış bir din alimi ve mutasarrıftır. Bir dergah şeyhi. Oğlu ile birlikte türbesinde altı asırdan beri yatıyor. Tacettin Sultan, Hacı Bayram Veli kadar yaygın bir şöhret olmadığı için dergahı ve mescidi de Hacı Bayram kadar bilinmemiş, onun kadar ünlü olmamıştır. Sebebi hikmetini hikmet sahibinden başkası bilemez.

Eski Ankara sokaklarının birinde dar gelirli insanların oturduğu mütevazı bir mahallede, gözlerden kaçınırcasına kendini saklayan bir veli, bir mescit ve bir dergah, türbedarı olmayan bir türbe. Ancak bilenlerin ziyaret ettiği türbe ve cami.  Bitişiğinde M. Akif’in evi.

Geçen hafta Cuma günü ikindi namazını eda etmek için Tacettin Sultan’a eşim ve kız kardeşim Çiğdem ile gittik. Cami, türbe ve Akif’in evinin yenilenmiş olması bizi çok memnun etti. Hacettepe Üniversitesi yerleşkesinin kullanılmayan parçası da park haline getirilmiş.  Yeşillikler arasında fıskiyeli çok güzel bir havuz, karşısında İstiklâl Marşı’nın on kıtasının yazıldığı metal bir anıt var… Kameriyeler yapılmış, oturma grupları konularak ziyaretçilerin oturup dinlenmeleri sağlanmıştır.

Yenilenme bununla da kalmamış. Bütün sokaklar da evler de yenilenmiş. Yorgun yılık yüzlerine renk gelmiş, kan gelmiş, canlanmış. O evlerin yakın zamanda sahiplerine büyük kazançlar sağlayacağını düşünüyorum.

MUHSİN BAŞKAN

Keş dağlarının son hüneri
Bu kaderi çizer oldu.
MUHSİN BAŞKAN son günleri
Karaman’da sezer oldu
 
25 Mart acı haber
Sevenlere düştü keder
Masum yüzlü helikopter
İnsan biçen hızar oldu
 
Üç bin metre dağ başının
Bitmeyen sisli kışının
Gencecik altı kişinin
Canlarına Pazar oldu
 
Umut kalmadı yarına
Acılar düştü derine
Alperenler liderine
Başkanıma nazar oldu
 
Yetkililer saklamaktan
Günü güne eklemekten
Dört gün boyu beklemekten
Tüm Türkiye bizar oldu
 
Affeylesin Şahlar Şahı
Nasip etsin kıblegahı
Ulu Tacettin Dergahı
Defnedilen mezar oldu
 
Düştüğü yüce dağıdı
Ölmemiş daha sağıdı
Kaptani’yim bu ağıdı
Göz yaşıyla yazar oldu
                   Sivas, Aşık Kaptani

Namaz bitince imama;

‘Hoca efendi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun buraya defnedilişini nasıl manalandırdın’ diye sordum.

‘Güzel oldu!’ diye kısa ve yalın bir cevap verdi. Bu aradığım, beklediğim bir karşılık değildi. İmamla yüksek sesle konuştuğumuzu fark eden Cemaatten birkaç kişi de bizi dinlemeye geldi.

Bana göre Yazıcıoğlu’nun gelişini tarih içinde şöyle yorumlamak gerekir:

Tacettin Sultan’ın ve dergahın unutulmuşluğa yüz tutmuş bir döneminde, 1920’lerde Mehmet Akif, Hasan Basri Cantay gibi tanımış, önemli iki zat, İstiklâl savaşı dolayısıyla geldikleri Ankara’da dergaha ait evde kalıyorlar. O günlerin Ankara’sında herhalde Meclis binasından sonra en önemli mekanlardan birisi de Tacettin dergahı olmuştur. İstiklâl Marşı’nın büyük kısmının burada kaleme alındığı müze haline getirilen M. Akif’in evi olarak bilinen binanın duvarlarından birinde asıl olan bilgi notundan anlıyoruz.

Akif’in kalışının üzerinden yüzyıla yakın bir zaman geçmiş, Tacettin Sultan ve dergah unutulmuşluğa yüz tutmuş olacak ki ‘Sonsuzluğun Sahibi’ Muhsin kulunu buraya gönderdi ki; çırağı yeniden canlansın. Himmet ve keramet sahibinin adı ve mânası yeniden duyulsun.

Bu hikmet-i hüdanın esrarını ancak dergahın ilk sahibiyle son gelen arasındaki manevi bağların gücünde aramak gerekiyor. Allah’ın bir lütfu!...

‘Lûtuf’ deyince aklıma her nedense ‘İhsan ile Muhsin arasındaki ilişki takıldı. Derken bir sözlük açtım. İhsanla ilgili maddede şöyle bir ayetikerime mealiyle karşılaştım.

‘İhsan edeniniz, şüphe yok ki Allah Teâla Muhsin olarak sever.’ Buyrulmuştur. Diğer bir ayet-i celile de ‘Allah Teâla sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et.’

‘İhsanın bir çok anlamı var. Birinci anlamı ‘Bağışlama, bağışta bulunma.’

İhsanda bulunan er kişiye Muhsin denir, bir anlamıyla.

Yazıcıoğlu, ismine uygun olarak yaşadı. Hür ve Müslüman olan, her türlü haramdan sakınan, iffetli, şahsiyetli biri olarak yaşadı ve 55 yaşında hakkın rahmetine kavuştu.

 16/04/2009 - Ankara

Bugün Yeniçağ gazetesinde Sümeyra YILMAZ’ın bir haberi beni üzdü Sadi Somuncuoğlu’nun ağabeyi vefat etmişti. Haberde aynen şöyle deniyordu:

“Sadi Somuncuoğlu’nun acı günü

Devlet eski bakanlarından, Yeniçağ yazarı Sadi Somuncuoğlu’nun ağabeyi Galip Somuncuoğlu vefat etti

Devlet eski bakanlarından Sadi Somuncuoğlu’nun ağabeyi Galip Somuncuoğlu, geçirdiği rahatsızlık sonucu önceki akşam hayatını kaybetti. Merhumun cenazesi dün Ankara’da Karşıkaya Camii’nde kılınan ikindi namazını müteakip Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi. Cenaze törenine Devlet eski Bakanı Sadi Somuncuoğlu, Avrasya Türk Eğitimciler Sendikası Genel başkanı Şuayip Özcan, Gazi Üniversitesi Rektörü Rıza Ayhan, Türk Ocakları Ankara Şube Başkanı Türkan Hacaloğlu, Keçiören Belediye eski Başkanı Turgut Altınok, BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Candar, BBP Genel Başkan yardımcısı Üzeyir Tunç, MHP eski Milletvekili Nevzat Köseoğlu, MHP eski Milletvekili Nazif Okumuş, MHP eski Milletvekili Hasan Basri Coşkun, Anavatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Esat Bostan ve çok sayıda öğretim görevlisi katıldı.”

İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci'un

"Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." Bakara-156

19 Nisan 2009-Ankara

Bugün babamın vefatının üzerinden 47 yıl geçmiş. Onu Van’ın Canik beldesinde bırakarak bir yıl sonra ailemiz benimle Adana’ya göç edip geldi. Rahmetli babam, genç yaşlarda memleketi Sivas Zara’dan gurbete çıkmış ve bir daha memleketine dönememiş. Böyle bir kaderi milletimizin kaçta kaçı yaşamış bilmiyorum. Bu nispetin hiç de küçük olmadığını sanıyorum.

Günümüzde ise bu nispetin gittikçe artarak devam ettiğini görmekteyiz. Büyük şehirlere göç, akın şeklinde devam ettikçe nice baba ocakları sönecek, köyler beldeler ıssızlaşacak, doğulan beldeler vatan olmaktan çıkacak, ‘doyulan’ yerler vatan olacak…..

Babam rahmetli olduğu 19 Nisan 1962’de ben okulu bitirmemiştim. İstanbul Eğitim Enstitüsü son sınıftaydım. O yılın Eylülünde mezun olmuş, Adana Millî Mensucat ortaokuluna Türkçe öğretmeni olarak atandım.

Babamın rahmet-i rahmana gittiğinde Hayati iki, Çiğdem dört yaşındaydı. Her ikisine de sordum:

‘Babamızı hatırlayabiliyor musunuz?’ diye sordum. İkisi de’ hatırlamayı bırak hayal bile edemiyoruz.’ Diye cevap verdiler….

İçime dokundu…..Allah geçmişlerimize rahmet etsin! Amin!

19 Nisan 2009-Ankara 

Bu gün aynı zamanda Ayvaz Gökdemir’in vefatının birinci yılıydı. Bugün saat 11.30’da mezarının başında bir anma toplantısı yapıldı.Türk Ocakları 'nın düzenlediği bu toplantı samimiyetine rağmen Ayvaz Gökdemir’in şahsiyetine ve şöhretine uygun bir çoğunluktan mahrumdu.

Mezar başında Prof. Dr. Orhan Aslan kısa fakat özlü bir konuşma yaptı. M. Akif’in ‘Kur’anın mezarlıkta okunmak için indirilmediğini söylemesi çok uygun bir ifadeydi. Aklımda kalan bir başka söz ise;

‘Biz buraya sadece Ayvaz Gökdemir’i anmak için değil, aynı zamanda onu anlamak için geldik. O hayatını doya doya yaşadı. Öğretmen olarak, genel müdür, milletvekili ve bakan olarak başarılı hizmetler yapmıştır. Efsane bir adamdı. Öyle yaşadı ve öyle öldü. Yazdı, çizdi, kitapları var. Bunlar onun amel defterinin açık kalmasını sağlayacaktır.

Mezarlıktan sonra öğle namazını kıldığımız Tigem Camiinde Ayvaz Gökdemir için Kur’an ve Mevlit okundu. Allah kabul etsin.

Türk Ocakları Genel Merkezi Ayvaz Gökdemir için güzel, beğenilen ve takdir edilen bir şey daha yapmış. Onun adına hacimli iki kitap hazırlatmış, 19 Nisan’dan bir hafta on gün önce satışa çıkartmıştır.

Ayvaz Gökdemir’e saygı

Ayvaz Gökdemir’e armağan 1

Ayvaz Gökdemir’e armağan 2

Türk Kimliği

Birinci kitap Ayvaz Gökdemir’in ailesi ve arkadaşları tarafından kaleme alınmış, genellikle hatıralara dayanan bir kitap.

İkinci kitap ise, Ayvaz Gökdemir’in Türk Kimliği kitabı esas alınarak 35 değerli bilim adamı, araştırmacı ve yazarın millî kimliğimize vücut veren, kültür ve medeniyetimizi oluşturan temel unsurları, bunların tarihi seyrini, sosyolojik ve psikolojik özelliklerini, küreselleşme sürecinde karşılaşılan problemleri, farklı kültürlerle ilişkileri değişik açılardan ele alınıp incelenme yazılarından meydana gelmiştir. Allah arkadaşımıza rahmet eylesin.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

122 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi