BAHÇELİ’NİN MİSYONU

BAHÇELİ’NİN MİSYONU

Necdet ÖZKAYA

19.08.2007-Dörtyol

Yıllar önce okuduğum birkaç kitabı, yeniden okumak için yanıma aldığımı daha önce yazmıştım. Bu kitaplar M. Necati Sepetçioğlu ’nun Kilit, Anahtar, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye, Bir Akşamdı, Emine Işınsu ’nun Küçük Dünya, Azap Toprakları romanları ile Emine Hanım’ın annesi şaire H. Nusret Zorlutuna’nın Bir Devrin Romanı isimli hatıratı da yanımıza aldığımız kitaplar arasındaydı.

“Okuduğumuz bir kitabı yeniden okumaya başlayınca eski bir dostla karşılaşıp, dertleşmek gibi olunur.” Diye meşhur olmuş bir söz vardır. Tecrübeyle sabit olduğu için doğruluğunu tartışmak istemiyorum.

H. Nusret ’in kitabının birinci sayfasını açıyorum, önsözü okumak için. Bir ser levha: Nabi’nin ünlü beyti;

“Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz

Biz neşatın da gamın da rüzigârın görmüşüz.”

Bu mısraları okuyunca lise çağlarından beri tanıdığımız, bildiğimiz bir dostla, arkadaşla yeniden konuşmuş gibi oldum.

Kavuştuğum başka mısraları da var. Emin Bülent’in; “Garbın  cebin-i zalimi affetmedim seni.” Veya Mehmet Akif’in “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” Şair bu mısraları memleketin işgal günlerini hatırlatmak için yazdığı bölümler de var.

Halide Nusret, kitabının “Yeni Okul” bölümünde, sayfa 114.

“…hatıra yazmanın zannedildiği kadar kolay olmadığını iddia ediyorum. İnsanın farkında olmayarak, hayatının ve kalbinin en gizli köşelerini gün ışığına çıkarıverdiğini söylüyorum” diye yazmış. Kendisince hatıra yazısı tarifi yaparak şöyle demiş;

“Okurlara, yazarım ruhunu zaman zaman çırılçıplak gösteren yazı türü “hatıra” dır. “

“Durum böyle iken neden gene hatıralarımızı yazmaya kalkışırız?”

Sorunun cevabını, Ahmet Haşim’in meşhur beytini yazarak vermiş.

“Bize bir zevk-i tahattur kaldı

Bu sönen, gölgelenen dünyada!”

Bize mi, bizden sonrakilere mi kaldı bu zevkli hatıralar?

“… bir mütareke Ramazanında Beyazıt Camii’nin minareleri arasında ışıklarla yazılmış bir beyit hatırlıyorum. Yahya Kemal’in bir beyti;

“Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!"

“O gece, yatsı namazından çıkıp bu mahyayı okuyan İstanbullu  bir tek kalp halin de haykırmış. Yıldızlı göklere açılan elleriyle bütün Müslüman İstanbul âmin demişti. İslamcın bu son ordusu galip gelmişti. Hak zulmü yenmişti.”

29 Ekim 1923 sabahı, İstanbul ufuklarında gümbürdeyen toplar müjdeledi:

Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu.

 

20.08.2007-Dörtyol

 

Atatürkün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti onun ilke ve inkılâplarından çok uzaklara düşmüştür. Bugünden itibaren Atatürk Cumhuriyetinin tasfiye dönemi başlayacaktır. Abdullah Gül, 11. Cumhurbaşkanı olacaktır. Eşinin başının türbanlı olmasından ziyade, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Atatürk’e düşünceleri dolayısıyla muhalefet edeceklerdir.

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olmasına CHP karşı çıktığı için seçim süresince TBMM’ne girmeyeceğini açıkladı.

MHP seçimlerden önce TBMM’ne katılarak 367 krizini bir daha yaşatmak istemediklerini beyan etti. Böylece AKP’nin elini kuvvetlendirdi. İşiyle kolaylaştırdı.

Devlet Bahçeli, bu konuda çok daha açık konuştuk: “Cumhurbaşkanı ’da, Meclis Başkanı da, Başbakan da AKP’li olmalıdır. Zira çoğunluk onlarındır.” dedi.

Abdullah Gül’ü desteklemek yerine MHP Sabahattin Çakmak’ı aday göstererek parlamento çalışmalarına katılacağını açıkladı. Çünkü mecliste temsil edilen partiler meclis çalışmalarını boykot yerine, katılarak kurallara uygun davranacağını söylemektedir.

On üç milletvekili ile mecliste temsil edilen DSP’de aday olarak Tayfun İçli’yi gösterdi. Yani bunlarda meclise girmiş olacaklar.

DTP bölücülerin partisi milletvekilleri de meclise girerek demokrasiye uygun davranacaklarını belirtmişlerdir.

Bağımsız olarak Muhsin Yazıcıoğlu ( BBP Genel Başkanı, Sivas’tan Bağımsız Milletvekili seçildikten sonra dün partisinin olağanüstü genel kurulunda yeniden genel başkan seçildi.) O da Abdullah Gül’e oy vermek için meclise gideceğini söyledi.

Görünen manzara: CHP %21 oyu ile yalnız başına kalmıştır.

Deniz Baykal, CHP cumhuriyetin ve devletin kurucusudur. Onu her şart ve vasatta destekleyeceklerini ifade ederek, ilkeli davrandıklarını göstermek istenmiştir.

Seçimde CHP ile işbirliği yapan DSP, cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ile yollarını ayırmıştır.

Cumhuriyet Gazetesinin başyazısı (20.08.2007) yeni bir rejimin elinin kulağında olduğunu belirtmiş.

AKP’nin büyük çoğunlukla ikinci kere iktidara gelmesi dindar düşünce ve amellerin ötesine çıkarak Laik Cumhuriyetin “ılımlı İslam Cumhuriyeti modeline dönüşümünün altyapısı büyük ölçüde oluşmuş durumdadır. Hedefe doğru seçimle ulaşmak yöntemi olaya demokratik bir görüntü sağlamaktadır.

Tesettürün Çankaya’ya tırmanması da insan haklarının temel ilkesini oluşturan kadın-erkek eşitliğine aykırı olmasına karşın demokratik sayılmıyor mu?

22 Temmuz seçimleri gösterdi ki merkez sağ ortadan kalkmıştır. Dışarıdan dayanılan “Ilımlı İslam Devlet Modeli”nin fiilen gerçekleşmesi aşaması izlenmektedir.

“Merkez sağ oy sandığında ağırlık kazanıp iktidara geçebilmek için dinciliğin bir ölçüde kullanılmasına cevaz veriyordu.

Artık merkez sağ İslami siyasetin şemsiyesi altına girmiş partileri tasfiye edilmişlerdir.

Bu günden bilmem gerekir ki siyaset ‘Ilımlı İslam’ çerçevesinde kalmayacaktır. Daha açık ve köktenci bir dinciliğe doğru zorlama gündeme gelecektir.

Ilımlı İslam Devletini Büyük Ortadoğu Projesin de Türkiye’ye dayatan ABD hiç kuşkusuz dünyanın en büyük gücüdür. Ama tasarımlarının her yerde başarıya ulaştığını söylemek yalnız kolay değildir.

Not: Ortadan kalkacak olan Laik Cumhuriyet değildir. Devletin Türk adı ve Türk ağırlığı olacaktır. Tekil devlet dağıtılacaktır. Bunlar hep insan hakları ve demokrasi namına yapılacaktır. Laikliği ve çağdaşlığı dini değerleri görmezlikten gelenlerin bu çabada hiç mi payları yok?  Henüz bu konuşulup yazılmıyor.”

Altemur Kılıç (Yeniçağ 20.08.2007) 

“Bahçeli’nin Misyonu” isimli uzun yazısında Mehmet Ali Birand’ın sözlerine yer vermiş. Bu alıntının en önemli birkaç satırında şunlar yazılmış.

“MHP’yi gizli bir AKP yanlısı parti gibi de görebiliriz. Zira MHP seçmeni de türbandan yana. AKP ile aralarında pek büyük bir fark yok.”

Altemur Kılıç, “bu tespit, maalesef genelinde doğru! Seçim oturumuna katılmak kararını açıklamakla Abdullah Gül’e Çankaya’nın kapısını açmış ve de bunun başlıca sorumluluğunu üstlenmiş oldu.”

“Bahçeli’nin, seçimlerdeki yenilgiye Genelkurmayın  “e-muhtırasının” sebep olduğu ve milletin bu muhtıraya karşı  “muhtıra” verdiğini söylemesi de bir işareti...”

“Seçim oturumuna katılmak hatasının kılıfı da, seçimde MHP’li aday göstermek! Daha önce TBMM Başkanlığına Tunca Toskay, şimdi de Cumhurbaşkanlığına da Sabahattin Çakmakoğlu. Bu, bile bile lades oyununda iki değerli kişi konu mankeni olacaklar!”  

“Sayın Devlet Bahçeli, MHP’yi değiştirmek, geçmişinden temel ilkelerinden, Türkeş’in vasiyetinden arındırmak istiyor.”

Bu kanaat sadece Altemur Kılıç’a mahsus değildir. Bu düşünceler başkaları tarafından da dile getirilmektedir. Gittikçe yaygınlık ve derinlik kazanmaktadır.

Onur Öymen, CHP Genel Başkan Yardımcısı Emekli Büyükelçi “Başarısız Dışişleri Bakanı Çankaya’ya çıkmaktadır” diyor. (Yeniçağ 20.08.2007) 

Bir başka CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek ise, “Türkiye’de Atatürk ve laikliği savunmak görevi sadece CHP nin değildir.”  (Yeniçağ 20.08.2007) 

MHP’den Cumhurbaşkanı adayı olan Kayseri Milletvekili, “Aday olmak benim için onur ve şereftir” diyor. Hâlbuki Altemur Kılıç, Çakmakoğlu için “konu mankeni” diye nitelendirmişti.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkanlar, sadece eşinin başörtülü oluşundan değil, aşağıda Yeniçağ’dan (20.08.2007) aktaracağım haberi okuyunca Türkiye Cumhuriyetinin nasıl bir tehdit altında olduğunu anlamakta kimse zorlamaz: 

“AKP’nin Cumhurbaşkanı aday olan görülen Abdullah Gül 1993 yılında Ankara’da düzenlenen Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri 3. İstişare toplantısında ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Yeniçağ’ın haberi gündeme getirmesinin ardından “Ben böyle bir toplantıda bulunmadım” diğer Gül, toplantı fotoğrafının yayınlanmasının ardından sessizliğe bürünmüştü. Gül o toplantıda şu sözleri sarf etmişti:

“Ne mutlu Türküm diyene lafını, tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza, Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür.

Bugün Türkiye’de bir sistem bunalımı var. Halkına zıt, halkıyla barışık olmayan ona düşman bir sistem bu.

Türkiye’nin bu resmi ideolojisinin tabii karakterleri bu sistemi kuran tek partinin altı sloganı ile ortaya çıktı. Hepinizin bildiği gibi; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik ve laiklik adı altında bunları özetleyebiliriz. Ama işin ilginç yanı şu ki bu milletin halkı bu millet bir araya gelip de; biz işte devletçi olalım, biz işte laik olalım, diye böyle bir karar vermemişler. Yani bir konsensüs neticesinde çıkmamış bu ilkeler. Bu ilkeler hep, bu halka, bu coğrafyada bu millete bir zorlatma şeklinde dayatılmış ve öyle uzun bir süre devam etmiş.

Milliyetçilik maalesef bir nevi bir ırkçılık şeklinde devam etmiştir.

Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, tahribatı vermiş olan, sistemin ilkelerinin birisi de laiklik ilkesidir.”

Bunlar geçmişte kaldı. Artık böyle düşünmüyorum dese Abdullah Gül. Ve kapı kapı dolaşsa, yemin billahi ederek insanları inandırmaya çalışsa bile öyle görünüyor ki, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı ile toplum gerilmeye, zıtlaşmaya devam edecektir.

Gerginliğin dozunu ne kadar olacak bakalım?

 

22.08.2007-Dörtyol 

 

Günlük olayların kendimce en ilgi çekici ve önemli gördüklerimi not ediyorum. Zaman zaman görüşlerimi, zaman zaman da hatıralarımı yazıyorum. Bugün yaptıklarımı kırk yıl önceden yapmaya başlasaydım eminim ki devirlerin, dönemlerin tasvir ve tahlilleri ile ilgili elimde defterler dolusu metinler olurdu.

Hiç yazmadın değil günlüklerimi. Yazdım, orda bur da kaldı. Onları bir araya getirmek ciddi bir emek istiyor. Uzun bir zamana ihtiyaç var.

Günün önemli tartışması:

Başbakan Bekir Coşkun’a;

Mademki Gül’ün Cumhurbaşkanlığını içine sindiremiyorsun. O zaman çık bu ülkenin vatandaşlığından, kimi seçiyorsan oraya git.

Gazete manşetleri bu haberle dolu. Yazarlar bu konu ile ilgili yazılar yazmış. Bir kısmı da görüşlerini muhabirlere sözlü olarak belirtmişler.

Bir kısım gazetelerin başlıkları:

“Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak tanımıyorsan vatandaşlıktan çık git.” diyen Erdoğan’a Bekir Coşkun ve eşi cevap verdi:

“Bir yere gitmiyoruz buradayız.(Hürriyet 22.08.2007)

Milliyet: Türkiye’de ve batı ülkelerindeki siyasetçinin farkı: Orda kimse terk et demiyor.

Cumhuriyet: Erdoğan’ın Gül’ü beğenmeyen yurttaşlıktan çıksın sözlerine tepki yağdı.

“İran’ı anımsatıyor!”

“Başbakan, deve göndersin Arabistan’a gideyim.” Tercüman.

Not: Bekir Coşkun “Çek git” diyen Başbakan’ın deve gönderemeyeceğini sanıyorsa aldanıyor. Tayyip Bey, deve de gönderir, fil de gönderir. Bir de deveci Arap gönderirse, Bekir Coşkun’un yandığı gündür.

MHP Genel Başkanı da,

Yönetimle ilgili ufak tefek eleştiride bulunanlara hemen kapıyı gösteriyor.

“Türkiye’de MHP’nin dışında başka partiler var. Onlardan birine gidebilirsiniz. Hiçbirini beğenmiyorsanız yeni bir parti kurar, orada particilik yapabilirsiniz” diyor.

İsimler, soyadlar, unvanlar değişse de kafa değişmiyor.

Herkes bulunduğu yeri kendi çiftliği, çiftlikteki diğer kişileri de uşağın zannediyor.

“Ya bu deveyi güdersin

Ya bu diyardan gidersin”

Yalçın Bayar’ın köşesinde bu gün (Hürriyet,22.8.2007)

“Kimin ipi

YENİÇAĞ Gazetesi, Devlet Bahçeli için "Hesap soracaktı, Köşk’e çıkartıyor... Meydanlarda esip gürlemesi, Meclis’te desteğe dönüştü; AKP, MHP sayesinde 367’yi bularak rahatladı" diyor.

Doğru değil mi?

Bahçeli’ye sormak gerekiyor:

"O seçim meydanlarında Öcalan için attığınız ip, aslında Gül’ü kurtarma ipi miydi yoksa?"

 

Kurultaylarda genel başkanın karşısına muhalif bir liderin çıkmasına bile imkân ve fırsat verilmiyor.

Ya partiden ihraç ediliyor, Ümit Özdağ gibi yahut kongreye girmesine izin verilmiyor.

Onuncu Cumhurbaşkanı seçiminde aday olan Sadi Somuncuoğlu’nun önü bizzat partisi tarafından kesildi, dövüldü, adaylığı desteklenmedi. Desteklenir olsaydı çok büyük ihtimalle Sadi Somuncuoğlu 4. turda cumhurbaşkanı seçilirdi.

Aynı Devlet Bahçeli Onbirinci Cumhurbaşkanı seçiminde Kayseri Milletvekili Sabahattin Çakmakoğlu’nu konu mankeni olarak aday gösteriyor, kazanmayacağını bile bile.

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

748 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi