CUMHURBAŞKANI SEÇİLİRKEN

CUMHURBAŞKANI SEÇİLİRKEN

Necdet ÖZKAYA

1 Mayıs 2007-Ankara      

27 Nisandan bu tarafa Türkiye çok mühim günler yaşıyor. Cumhurbaşkanı seçiminin birinci günüydü. Münakaşa 367 üzerinde yapıldı. CHP toplantı yeter sayısı, sağlanamadığı için seçime geçilmemesi gerektiği düşüncesindeydi. AKP, mecliste temsilcisi bulunan DYP ve anavatan partisi de oturumun açılması için 367 oya ihtiyaç yoktur, toplantı nisap sayısı 184 tür. Meclis Başkanı Bülent Arınç, “Salona bakarım, toplantıyı açar ve seçime geçerim” dedi. Öyle de yaptı. CHP konuyu Anayasa Mahkemesine götürdü. Bu gün akşama doğru Yüce Mahkeme, kararını açıkladı: Cumhurbaşkanı seçiminde 1. ve 2. oylamada 367 sayısıyla toplantının yapılması gerekmektedir.

Yarından itibaren Cumhurbaşkanı seçiminde yeni bir dönem başlayacak. Bakalım Mevla ne gösterecek? Hayırlısı!

29 Nisan günü, İstanbul Çağlayan’da Cumhuriyeti koruma mitingi yapıldı. 14 Nisanda Ankara da, 29 Nisanda Çağlayan da yapılan o muhteşem mitinglerin gerçek kahramanı Türk kadınlarıdır.

Oktay Ekşi’nin belirttiği gibi “Tarih yazan kadınlar” “Türk kadını son bir ayda iki kere tarih yazdı. Onları bu günler için yetiştiren Büyük Atatürk'ün emeklerinin boşa gitmediğini gösterdi. Geleceğimize güvenle bakma olanağını verdi. Ne kadar kutlasak azdır...”

29 Nisan gece yarısı Genelkurmay Başkanlığının çok sert bir muhtırası, kimine göre bildirisi gündüz olup bitenleri unutturdu. Televizyonların programları altüst oldu. Bütün kanallar muhtırayı inceledi, irdeledi ve tahlil etmeye başladılar.

Ordu, Türkiye’de laik düzenin yıkılması için her türlü teşebbüsün yapıldığını örneklerle tespit etmiştir.

Atatürk ilkelerinin aşındırıldığını ve aşınmasının resmi makamlarca desteklendiği belirtildi.

Türklüğü, bir alt kimlik olarak gören anlayışın hükümet siyaseti haline getirilmesi de Genel Kurmayca tenkit edilen konulardan biri olduğu görüldü. Hatta “Ne mutlu Türküm” sözünün yanlış olduğunu belirten kişiler ve bu görüşte olanlar Türk devletinin düşmanıdır, dedi. 

Başbakan dahil kadrosunun büyük çoğunluğunun bu görüşte olduğu bilinmektedir.    

Hükümet, Ordunun muhtırasını kendisine ve Anayasa Mahkemesinin kararına tesir etmek için verildiğini belirtti. Ayrıca Genel Kurmay Başkanlığının Başbakanlığa bağlı olduğunu söyledi. Demokrasilerde silahlı kuvvetler siyasi görüş belirtemez düşüncesindeydi.

Bütün bunlara rağmen silahlı kuvvetler komuta kademesinde bulunan şahıslar hakkında herhangi bir işlem başlatılmamıştır.

Kendisine bağlı sivil ve askeri memurlar hakkında işlem yapamayan hükümet muktedir olamaz.

Gazeteler, işlerin karışmasının tek suçlusu olarak Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı göstermektedir.

Hürriyet gazetesinin ön sayfasında büyük başlık atarak “FİYAKASI BOZULDU” 

“İlk günden beri yaptığı açıklamalarla Cumhurbaşkanlığı seçimindeki gerilimi artıran Vecdi Gönül’ün önünü kesen kişi olarak gösterilen Bülent Arınç, rüzgar tersine dönünce ‘hepsi senaryo’ dedi.”

Bülent Arınç’la ilgili bir başka iddiayı da Hürriyet’te Enis Berberoğlu yapmış. O yazıyı okumadığımı Ertuğrul Özkökün bugünkü yazısını (1.5.2007) okuyunca anladım:

“….Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in yaptığı açıklamada bir ifade çok dikkat çekiciydi. Hükümet, askerlere, "Aramızı bozanlar var" diyordu.

Berberoğlu çok açık bir dille şunu yazdı: "Bu cümle, hükümet açıklamasına askerlerin isteği üzerine kondu."

Peki kimdi bu hükümet ile askerin arasını bozanlar?

Hükümet bildirisindeki o cümlenin muhatabı kimdi?

Berberoğlu bunu da açıkça yazdı.

Arayı bozan kişi, TBMM Başkanı Bülent Arınç'tır, dedi……”

Bu ifadeyi ne askerler, ne hükümet kanadı yalanladı.

Bu günkü gazetelerde ufak da olsa Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun önemli bir konuşması yer almıştır:

“Anayasa Mahkemesinden çıkacak karar ne olursa olsun Türkiye’nin zarar göreceğini belirterek hükümeti, karar çıkmadan Abdullah Gül’ün adaylığını geri çekmesi için uyardı. Mumcu önümüzdeki 36 saatin 36 yılı etkileyecek kadar önemli olduğunu belirti.”

Cumhuriyet’te Erkan Mumcu’nun bir başka beyanı var:  “Ahlaksız Teklif Var”

“AKP’nin partisinin milletvekillerini 2. Tur oylamaya katılması için hala ayartmak girişiminde bulunduğunu açıklayan Mumcu, son kez uyarı yaptığını belirterek aksi takdirde devreye giren bakan, vekil ve iş adamlarını deşifre edeceğini söyledi.”

02.05.2007-Ankara 

Cumhurbaşkanı seçimi AKP’nin başına bela açtı. Türkiye’yi de siyasi bir bunalıma sürükledi. Cumhurbaşkanı seçimi mahkemeden dönünce, iktidar erken bir seçim için kanun tasarısını hazırladı. 24 Haziran veya 1 Temmuz olarak verilen erken seçim tarihi ve bu arada cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için anayasa değişikliği yapma hazırlığına girişildi. 5+5 formülü. Demirel’in yıllardan beri savunduğu bir fikirdi. Milletvekili seçimini de 4 yılda bir yapılması için iktidar partisinin önerisi TBMM’ye sunuldu.

Bu arada cumhurbaşkanı seçemeyen meclisin anayasa değişikliği yapamayacağı görüşleri de ağırlık kazandı.

27 Nisan 2007 tarihi gece yarısına doğru saat 23.30’da Genelkurmay Başkanlığı internet sayfasında yayınlanan silahlı kuvvetlerin görüşlerini içeren bildiri hala tartışılmaktadır. Bugün Yeniçağ Gazetesinde çarpıcı bir resim ve bu resmin sağ ve sol tarafında çok önemli açıklamalar yer almış. Sol yanında Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, sağ tarafta Dışişleri ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül…

Genelkurmay Başkanı’nın yanında şunlar yer almış:

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

ATATÜRK’ÜN ANLAYIŞIDIR.

Tarih   :27 Nisan 2007

Yer      :Genelkurmay Başkanlığı 

Bildiri :Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışına karşı çıkan herkes Cumhuriyetin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri bu konuda ki  sarsılmaz kararlığını muhafaza etmektedir.

Abdullah Gül’ün tarafında ise şu cümlelerle yazılıdır.

Tarih   :19 Aralık 1992 

Yer      :Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri Toplantısı.  

Konu   : Türkiyenin Milli Bütünlüğün Ve Güvenliği.

Konuşmacı Refah Partisinin Kayseri Milletvekili Abdullah Gül; “Ne Mutlu Türküm Diyene lafını tutup her yere yaza yaza Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür.”

Abdullah Gül’ün konuşması 8.Sayfayı baştan sona kaplamıştır. Bu uzun metnin ara başlıklarında şu ibareler mevcuttur.

         REJİM 70 SENEDİR HALKA DÜŞMAN

         ATATÜRK İLKELERİ ZORLA DAYATILDI

         IRAK’A LÜBNAN’A BENZETTİLER BİZİ

         HER YERDE AYNI HEYKELLER

         MİLLİYETÇİLİK ASLINDA IRKÇILIK

         TÜRKÇÜLÜK BİZİ İLKEL BIRAKTI

         TEK PARTİYE ZORLAMASI KABUL ETTİRİLİYOR

         LAİKLİK BÜTÜNLÜĞÜ TEHDİT EDİYOR

         DİNDAR SUBAYLAR ORDUDAN ATILIYOR

         SİSTEMDEN ASLA VAZGEÇMİYORLAR

 

3 Mayıs 2007-Ankara

3 Mayıs 1944’ün üzerinden bugün 63 sene geçmiş. Mütevazı törenlerle de olsa her yıl yurdun dört bir bucağında Türkçüler Günü kutlamaktadır. Bu yılda kutlandı. Ankara’da toplantıyı Salih Dilek arkadaşımız tertiplemişti. Atatürk Orman Çiftliğinde Hayvanat Bahçesinin karşısında sağa doğru bir yol var. Onun hitamında Bowling salonu var. Toplantı yeri büyük bir bahçenin içinde. Ömer Ay’la beraber gittik. İyi ki de  gitmişiz. Ne kadar çok arkadaşımız ordaydılar. Çok uzun zamandan beri görüşmediklerimiz vardı. Benim gibi yaşlananlar çoğunluktaydı.

Program saat 15.00 da başlayacaktı, ama başlayamadı. 16.00’da MESEV’de Yönetim Kurulu Toplantısına katılacağım için mecburen programın başlamasını beklemeden ayrıldım.

3 Mayıs Türkçülük Bayramının baş kahramanı rahmetli Hüseyin Nihal Atsız ’dır. İkinci önemli kahramanı ise rahmetli Alparslan Türkeş’tir. Şüphesiz ki Türkeş 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin en önemli isimlerinden biridir. İhtilalin “Kudretli Albayı” dır. 1965 yılından ölünceye kadar da sivil siyaset dünyamızın en önemli simalarından biriydi. Ölümünün üzerinden çok yıllar geçmesine rağmen tesirleri hala devam etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi ile Ülkücü Gençlik hareketinin mimarı Türkeş’ dir.

3 Mayıs için H. Nihal Atsız: “ Türkçüler! Toplu veya yalnız her yerde 3 Mayısı analım. Analım ve Kürşad’ın hatırasını yüceltelim” vasiyetinde bulunmuş. Vasiyeti her yıl 3 Mayıs günü Türkçüler yerine getirmektedir.

Alparslan Türkeş ise; “ 3 Mayıs Türk Milliyetçilerinin, Türk Milletinin varlık davasında çektikleri ıstırabın, elemin gözyaşının ifadesidir” diye yazmış.

Bizim ailemiz için 3 Mayıs’ın bir başka önemi var. Ortanca kızımız Adana’da 03 Mayıs 1970’de doğdu. O gün ADANA KÜLTÜR DERNEĞİ’nde Türkçüler Günü kutlayacaktık. Gökçen ’in doğumundan takriben bir saat sonra Derneğe gittim. Arkadaşlar toplantıyı başlatmak için ha beni bekliyorlarmış. Mazeretimi Ayhan Aksu’ya söyledim. Ayhan Bey, haberi toplantıya katılanlara duyurdu. “Bu kutlu, anlamlı ve güzel günde dünyaya gelen bebeğin adı ‘Gökçen’ olsun.” dedi. Salonda bulunanların alkışlarıyla teklif kabul edildi. Gökçen ismi bebeğimize tam uymuştu. Göz rengiyle mavi göklere benzeyen ışıklı bir bebekti.

“Ankara’nın korkusundan, Brüksel’in şefaatine sığınan” bir hükümet döneminde Türkçülüğün anlamı ve önemi bir başka büyüklük kazanıyor.

 

5 Mayıs 2007-Ankara

Dışarıda temiz, aydınlık güzel bir mayıs günü. Arada bir esen tatlı ve yumuşak bir rüzgar, renk renk çiçek dolu dalları hafif hafif dalgalandırıyor.

Havanın yumuşaklığına ve ılımanlığına rağmen Ankara da siyaset çok sıcak, şiddetli ve sert. Hareketli ve canlı. Erken seçim kararı alındı ve takvim yürümeye başladı. Devlet memurları, kamu görevlileri en geç 8 Mayıs saat 17.00’ye kadar görevlerinden istifa ederek aday adayı olabilecekler.

Cumhurbaşkanı seçimlerini yapmak için TBMM belirlenen takvime göre çalışırken bir yandan da cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini sağlayabilmek için anayasa değişikliği çalışmaları devam etmektedir. Bu tezat teşkil eden iki çalışmayı da iktidar partisi ve mecliste büyük çoğunluğu olan AKP’nin iradesi doğrultusunda yapmaktadır. Politika pusulasını kaybetmiş gibi.

22 Temmuz’da yapılması kararlaştırılan TBMM eğer gündemindeki cumhurbaşkanı seçiminde başarılı olunmaz, yani cumhurbaşkanı seçilmezse TBMM kendiliğinden fesh olacaktır.

Anayasanın 102 inci maddesi hükümleri gereğince TBMM seçimleri yeniler. Anayasa seçimlerin yenilenmesini emrederken derhal kelimesini kullanıyor. Bunun sonucunda 22 Temmuz yerine seçim günü için bir ayrı takvim belirlenebilir. AKP’nin bu aceleci tavrı bir telaşın, bir korkunun sonucu olabilir. Siyasi şifreleri okumakta, çözmekte uzman olanlara göre AKP, silahlı kuvvetlerin bir adım daha atarak TBMM’nin kapatılmasını ve partiler hakkında yasal işlemlerin başlatılmasından korkmaktadır.

Yurtta seçim heyecanı başladı. DYP ile Anavatan Partisi’nin Demokratik Parti adı ile birleşme kararı aldıklarını gazetelerde televizyonlarda önemli bir haber olarak yer almış durumdadır.

Cumhuriyeti koruma mitingleri bu hafta sonunda devam etmektedir. Bugün Cumartesi. Manisa ve Çanakkale’de mitingler yapılmaktadır. Kanal Türk, Kanal B Ve Avrasya Kanallarında mitingler canlı olarak verilecektir. Milyonlar yurdun değişik meydanlarını doldururken, hakim renk kırmızı beyaz. Yani Türk Bayrakları boy boy, dalga dalga. Atatürk posterleri… Atatürk’ün genellikle kalpaklı resimleri tercih edilmiş.

Toplantıları Atatürk Düşünce Dernekleri tertipledikleri için, hatipler hitap ederken, “Kemalistler! Yurtseverler!” diye seslenmektedirler. Şarkılar, türküler tanınmış ses sanatçıları tarafından okumakta, kalabalıklara onlar eşlik etmektedirler. Çanakkale Türküsüyle, Onuncu Yıl Marşı mitinglerin ortak şarkısı. Gazeteci Tuncay Özkan mitinglerin ortak hatibi. Genellikle de konuşuyor:

         Bu devrimin adı. Gelincik Devrimi. Rengi, kırmızı beyaz, kahramanları, kadınlarla gençler!

         Türkiye laiktir, laik kalacaktır!

         Vatan bölünmez, devlet bölünmez!

         Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet yıkılmaz!

         Çankaya da türban istemiyoruz!

         Orduya kalkan eller kırılsın!

“Türkiye çok borçlandı. Borç alınan paralar halkın cebine girmediğine göre, kimin cebine gitti?” diye soruyor Özkan. “Başbakan ve ailesi çok kısa bir zaman içinde bu kadar servete nasıl sahip oldu?” Soruların cevabı müşkül olacaktır.

AKP’nin karşısındaki partilerin birleşmesi için büyük bir kamuoyu baskısı yurt sathında dalga dalga artıyor. Miting meydanlarında yüz binler sağdaki soldaki partilerin birlikte mücadele etmeleri için haykırıyor.

DYP ile ANAP ’nin ortak bir çatı altında toplanması meydanlarda heyecan uyandırdı, alkışlanarak kutlandı. Sıra şimdi solda birlik sağlamaya gelmiştir. Umutlar solda yer alan irili ufaklı partilerin CHP çatısı altında toplanmalarıdır.

MHP ve Büyük Birlik Partisinin güç birliği yapması için ortada ne bir niyet ne de bir hareket var. Ortak hareket etmenin en büyük engeli bildiğim kadarıyla MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir. Önümüzde kısa bir zaman dilimi var. Bu güç birliğini zorlayacak bu baskı gruplarını da göremiyorum. Yazık!..

“Tuna nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Paşa,

Plevne ’den çıkmam diyor “

Bu marş 27 Mayıs ihtilalına giden yolda gençlerin türküsü olmuştu. Aradan geçen bunca yıllardan sonra yapılan mitinglerde bu marş tekrar okunmaya başlandı. İnşallah tarih tekerrür etmez!

Önümüzdeki hafta Pazar günü samsun ne İzmir de mitinglerin yapılacağı bildiriliyor. Art arda yapılan bu mitingler 50’li yıllarda yapılan Kıbrıs mitinglerini hatırlattı. Bütün illerde ve büyük ilçelerde her gün binlerce insan meydanlarda toplanırdı. “Ya taksim! ya Ölüm!” nidaları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kıbrıs politikasının bir özeti gibiydi. Menderes ve Zorlu ’nun gayreti ve dirayetli politikalarıyla gerçekleşti. Sonra Rauf Denktaş gibi bir büyük liderin önderliğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Şimdi adanın Türk kesimin de iktidarda bulunan M. Ali Talat ile Türkiye de iktidarda bulunan Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül bağımsız KKTC’nin yıkılıp Rumlara tabii bir azınlık haline gelmesi için çok sinsi bir politika yürütmektedirler.

 

6 Mayıs 2007-Ankara 

Kulağımız TBMM’nde. Cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk tur bugün saat 11’de yapılacaktı. Bir gün önce Abdullah Gül, seçileceğinden çok emin olarak konuşuyordu. Hatta Güneri Civaoğlu Milliyet Gazetesinde Pazar günkü oylamada Abdullah Gül’ün 367 oyu alabilme şansının yüksek olduğunu yazmıştı. Bir sürpriz olabilir demişti.

Kahvaltı yaptığımız salonda haber alacak bir radyo ve televizyon bulamayınca cep telefonundan birkaç yeri aradık. 367’yi bulamadıkları için mecliste seçim yapılamamış. Abdullah Gül’ün de adaylıktan çekilme ihtimalinin yüksek olduğuna dair televizyon kanallarında alt yazıların geçtiğini söylediler.

Haberi saat 18.00 de saç tıraşı olduğum berber dükkanındaki televizyondan bütün ayrıntılarıyla öğrendim. Abdullah Gül, yanında bakan ve milletvekili olan bir kısım arkadaşlarının katılımıyla bir basın toplantısı düzenleyerek, cumhurbaşkanı adaylığından çekildiğini ifade etti. Haksızlığa uğradığını ima eden bazı laflar etti. Anlaşılıyor ki temmuz 22’de yapılacak olan milletvekili seçimlerinde AKP bir önceki seçimde olduğu gibi mağdur rolünü oynayacak. Ne kadar inandırıcı ve başarılı olacağını seçimlerde göreceğiz.

Abdullah Gül, adaylıktan çekildiğine göre TBMM’nin kendiliğinden fesh olacağı Anayasa’nın  102. Maddesinde yazılıdır. Bu maddeye göre seçimlerin derhal yenilenmesi gerekmektedir. Bu durumda meclisin faaliyetlerini durdurup yasama hayatını noktalaması gerekmektedir. Devam ederse sonucun mahkemede biteceğini düşünmekteyim.

Erken seçime her fırsatta karşı çıkan Başbakan Tayyip Erdoğan çok yakın günlere kadar şunları söylüyordu:

“Şimdi ilk defa 5. Yılını yaşayan bir iktidar var. Erken seçim isteyerek anayasal olmayan bir adım atmak suretiyle gerilim yaratmak peşindedirler. Sivil toplum örgütleri, medya gurupları ve küresel sermaye bir erken seçimden yana değiller. İşlerin güzel gittiği bir dönemde biz de erken seçim istememekteyiz. İstikrar ve güveni basit polemiklere konu edersek ülkemize ve milletimize ihanet etmiş oluruz. Asıl ihanet-i vataniye budur.” Hatta bu fiilleri işlemiş vaziyetteler. Çünkü Kasım ayında, normal zamanında yapılması gereken milletvekili seçimlerini Temmuz ayının 22’ sine çekmek zorunda kaldılar.

Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildiği gün grubunda çok heyecanlı ve duygulu bir uzun konuşma yapan Başbakan Erdoğan’ın her cümlesinin sonunda grup salonunda bir gök gürültüsünü andıran alkış sesleri yükseliyordu.

Kardeşi ve kader arkadaşı Abdullah Gül’e kendi hakkı olan köşkü bırakmasının ne kadar yüksek bir özveri olduğunu bir gün sonra yandaşı kalemler yazmışlardı. Hatta Hasan Cemal (Milliyet) Tayyip Bey’in bu davranışını “Sahabe ahlakı” diye nitelendirmişti. Açık yüreklilikle “Sahabe” ve  “Sahabe ahlakı” kavramlarını da yeni duyduğunu yazmıştı. Korkmasa peygamber ahlakı diye yazabilirdi.

O gün televizyon kanallarının birinde sunucu Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığını anlatırken, “Tayyip Bey’in kırk yıllık politikacılara taş çıkartırcasına ne kadar yüksek bir siyasetçi olduğu bir kere daha görüldü” dedi. bunların yazılıp çizildiği, konuşulduğu günün gece yarısına doğru Genelkurmay Başkanlığının zehir zemberek bildirisi haber merkezlerine ulaştı. Bir veya iki sonra Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı birinci ve ikinci tur oylamalarda meclisin en az 367 milletvekili ile toplanmasının şart olduğu kararı açıklandı.

İleri görüşlü, usta politikacının havası kırk sekiz saat içinde uçup gitmişti. Balon sönmüştü. Şimdi Başbakan elindeki meclis çoğunluğunu kullanarak bunun intikamını alabilmek için anayasanın cumhurbaşkanı ve genel seçimleri ile ilgili maddelerini değiştirmek için hamle üstüne hamle yapmaktadır.

30 Mayıs 2007-Ankara 

Kalemi yirmi gündür elime almadım. Çünkü bir Adana-Dörtyol seyahatimiz oldu. Kız kardeşim Muazzez’in oğlu Ömer’in düğününe gittik. Akşamları Dörtyol’daki yazlık evimizde kaldık. Birkaç gün Adana’ya gittik. Ömer’in nikahında, düğününde bulunduk. İzmir’den Abdurrahman Ağabeyim ve Mevlüde yengemde gelmişlerdi. Düğünde adana dışından gelenler arasında Cengiz’de vardı. Ağabeylerim erkek ve kız kardeşlerim ve onların çocuklarının bir arada oluşu çok güzel oldu. Davetliler arasında Fahriye Teyzemin Ayşegül hariç diğer kızları, kocaları ve çocukları da vardı. Davetliler arasında bir çok arkadaşı görmek benim için ayrı bir mutluluk oldu. Muzaffer Durmuş, Ersoy Çavuşoğlu gibi..

Düğünün yapıldığı gece hava çok yağmurluydu. Arabaların park ederken de, düğünden sonra binmeye çalışırken de bir çok kimse gibi bizde ıslanmışlar arasındaydık. Yağmurlu havalara göre hazırlık yapmıştık. Arabamızda şemsiyelerimiz, ceketlerimiz vardı. Arabadan inerken bunların hiçbirini yanımıza almamıştık. Çünkü beni salonun kapısında indirmişlerdi. Meğerse indiğimiz yer, salonun bulunduğu iş hanının arka kapısıymış. Oradan salona geçmek de mümkün değilmiş. Adalet Hanım arabayı araç yoğunluğu dolayısıyla yakın mesafede park edememişti. Dolayısıyla çıkışta yağmurda ıslanmamızın süresi uzadı. Çok ıslandığımız için Dörtyol’a gidemedik. Baldızım mücella’nın evine kurumak, bir, iki bardak sıcak çay içerek ıslanmanın olumsuzluklarını üzerimizden atmak için gittik.

Düğünden iki gün sonra Adana’ya haberli olarak geldik. Arkadaşlarla Yakup’ların pastanesi olan  “Sefa Pastanesi”nde toplandık. Mehmet Turgut, Muzaffer Arık, Zeki Yılmaz, Mehmet Kaçar, Muzaffer Durmuş, Oğuz Özkaya, Hayati Özkaya  daha bir çok arkadaş vardı.  Sohbetin ağırlıklı gündemi 22 Temmuz seçimleri ve Milliyetçi Hareket Partisiydi.

Milliyetçi hareket partisinin seçimde kullanacağız slogan şu olacakmış. “Toplumsal merkezinin siyasal iz düşümü”. Bu sloganı Ahmet Hakan’ın Hürriyet’teki yazısından öğrendik. (09.05.2007)

Milliyetçilikle “sallı,selli” bu kelimeler nasıl bir araya gelecek? Diye sual ederseniz, milliyetçilerin büyük çoğunluğu Devlet Bahçeli ile birlikte olduklarına göre bu “salları ve selleri ” yadırgamanız da söz konusu olamaz. 12 Eylül askeri müdahalesinden bu yana geçen çeyrek yüzyıl içinde Türkiye’de İslamcı, Solcu ve Ülkücü çevrelerde bir çok hassasiyet ya değerini yitirip yozlaştı veya içi boşaltılarak sadece slogan olarak kaldı. Şimdi kendince mukaddes bildiği değerlerden nasıl vazgeçtiğini veya eskiden onlara kutsiyet atfetmenin ne kadar yanlış olduğunu anlatıp duruyorlar.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

179 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi