MİLLİ EĞİTİMDE HARAKİRİ

MİLLİ EĞİTİMDE HARAKİRİ

Necdet ÖZKAYA

Aradan yıllar, yıllar geçmiş, 1998 yılına gelinmiş. Ankara’da “Eğitim-Sen” isimli sendika 2-6 Şubat arasında Demokratik Eğitim Kurultayı toplanmıştır. 

Bu kurultaya idareci ve öğretmenlerin dışında katılanların listesine baktığımızda dikkatimizi çeken bazı isimler vardır. Bunlar TBMM Başkanvekili Uluç  Gürkan, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Cevdet Cengiz, Niyazi Altunya, CHP Milletvekili Mustafa Gazalcı, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Genel Sekreteri Mustafa Altınaş, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Yalçın, Emeğin Partisi  Ankara İl Başkanı Haydar Kaya, Hadep Ankara İl Başkanı İsmail Değerli, Hadep Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Seten, DİSK Başkanı, CHP Milletvekili Rıdvan Budak, Mamak Belediye Başkanı İsmail Değerli, Ankara Milli Eğitim Müdürü Behçet Yavuz, Sadun Aren gibi tanınmış daha bir çok solcular…

CHP genel başkanı Deniz Baykal’da kurultaya telgraf göndererek başarı dileklerini iletmiştir.

70’li yıllarda TÖP-DER, 60’lı yıllarda TÖS’ün yaptığı toplantılardaki kompozisyon değişmemiştir. CHP en başta yerini almıştır. Demokratik Sol Parti Uluç Gürkan’la ve Rıdvan Budakla temsil edilmiştir. Marksist Kürtçü partiler kurultayda hazır bulunmuştur.

Kurultayın açılışında yapılan konuşmalarda Eğitim-Sen’in, TÖS ve TÖP-DER’in devamı bir kuruluş olduğu hemen anlaşılmaktadır.

Kurultayın sonunda hazırlanan raporlar kitap haline getirilmiş, basılmış ve dağıtılmıştır. 

Sayfa 196’dan birkaç satır:

“Özgürlükçü eğitim anlayışının esin kaynağı Marks ve Engels tır. Eğitimi insanın insanlar üzerinde egemenlik kurma aracı ve bir bölümünün değerli gören bir liberal öğretmenin tersine, özgürlükçü eğitim anlayışında eğitimsel kazanımlar insanların özgürlük içinde birlikte zenginleşmeleri olanak anlam kazanır.”

Sayfa 244 “Bölünmeyelim” sloganı toplumsal yapının çelişkileri karşısında düpedüz bir aldatmacadır.”

Aynı sayfadan bir başka cümle:

“Eğitim emekçileri olarak var olan kokuşmuş, insanlık dışı toplumsal düzeni ve onun eğitim ve öğretim düzenini, sorgulamak, irdelemek, sonuna kadar eleştirmek ve diyalektik materyalist felsefenin eğitimsel amaçlarına insan için öngördüğü amaçlara ulaşabilmek alternatif projeler geliştirerek yaşama geçirme mücadelesi verilmelidir.”

“….Böylece Türkiye’de devrimci nitelikte bir eğitim felsefesinin geliştirmesi, oluşturulması.”

“….Eğitimi siyasal amaçlarından biri de devletin üniter yapısının korunmasıdır. Resmi ideoloji üniter anlayışla ile diğer kültürlerin kendilerin ifade etmelerini, dil,din, gelenek ve göreneklerini yaşamalarını, gelişmelerini engeller. Tek kültür,tek din, tek dil…..”

“Türkiye Cumhuriyetin Devleti bu kültürler mozaiği üzerine kurulmuştur. Ancak siyasi iktidarların tek dil, tek kültür, tek din hatta tek mezhep anlayışını benimsemesi ve bunu uygulamaya koyması bu gücün sorunların çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca bazı kültürlerin ve bazı dillerin yok olması için de zemin hazırlanmıştır.”

“…..Bugün Türkiye de Türkçe dışında başta Kürtçe olmak üzere Lazca, Çerkezce, Arapça vb. dillerde konuşulmaktadır.

Yukarıda adı geçen diller arasında can yakıcı sorun Kürtçeyle ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de insanların ana dilinde eğitim görme istemi görmezlikten gelinmektedir. Bu nedenle Kürt diline ilişkin sorunlar daha yoğunlukla hissedilmektedir.”

Bu ve buna benzer yıkıcı, bölücü, vatanın ve milletin birliğini tehdit eden, Türk’e, Türkiye’ye ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne düşmanlık gösteren teşkilatlardan sonra Demokratik Eğitim Kurultayı’nda kendilerince çözüm önerileri de vardır. Bunlardan bir kısmı şöyledir:

“1.Başta Kürtçe olmak üzere Çerkezce, Arapça, Gürcüce ve daha az konuşulan dillerin eğitimiyle ilgili çalışmalar Bakanlıkça yapılmalıdır.”

Adı geçen dillerin öğretilmesi için Bakanlık özel dil kurslarının açılmasına birkaç yıldan beri izin vermektedir. Ayrıca bu dillerle Türkiye radyoları ve televizyonların da yani TRT’de programlar yapılmaktadır. Bu giriş devam ettiği takdirde Kürtçe’ ye öncelik konularak diğer dillerinde devlet okullarında öğretilmesine ve belki de eğitim dili olarak kullanılmasına başlanacaktır. 

Türkiye Cumhuriyetini işgalci, sömürgeci, olarak niteleyen EĞİTİM SEN’ciler GANDİ’ yi  örnek göstererek vatandaşları devlete karşı isyana çağırmaktadırlar. Kürtçüler gibi, Çerkezleri, Arapları, Gürcüleri de bir APO çıkartmaya davet etmektedirler.

“Yaşasın Apo” diye bağırmaktan korktukları için GANDİ’ yi alkışlamaktadırlar. Apo onların kafasında “özgürlük savaşcısı”dır.

2.Eğitim Sen’cilerce bir eğitim modeli olarak kabul edilen Yatılı Bölge Okulları ve pansiyonlar kapatılmalıdır.

3.İman Hatip Liseleri kapatılmalı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri kaldırılmalıdır.

4.Eğitim Sen’ciler PKK ile acilen barış yapılmasını için Devletin masaya oturmasını istemektedir.

Görüldüğü ve anlaşıldığı gibi devirler değişiyor, kuruluşların adı ve kişileri değişiyor. Aradan zaman, zamanlar geçiyor. Üçüncü nesil olan Eğitim Sen’ciler ata babaları olan TÖS ve TÖP-DER’in yolundan, izinden hiç mi hiç ayrılmıyorlar.

Tarihin ve talihin bir tecellisidir ki, TÖP-DER’i himaye eden CHP’li  Hükümetlerin başında Ecevit vardı. Eğitim Sen’i kayıran zaman zaman koruyan Milli Eğitim Bakanları Hikmet Uluğbay, Metin Bostancıoğlu  DSP’liydiler. Başlarında başbakan olarak gene Ecevit vardı. Hazin olan Ecevit’in kurduğu koalisyon hükümetinin büyük ortağı Milliyetçi Hareket Partisiydi. Küçücük ortağı Anavatan partisiydi. İçinde solun bütün fraksiyonlarının yer aldığı, hatta belli ölçüde bölücü yanlarının bulunduğu DSP ‘ye eğitim ve kültür bakanlıkları verilmek suretiyle Marksist Leninistlere ve Maoculara terk edilmiş oldu.

Ecevit zihniyetine terk edilmiş olan 57. Hükümet Milli Eğitime büyük zararlar vermiştir. Hükümet ortakları olan MHP’nin gözlerinin içine baka baka Ülkücü yöneticiler, öğretmenler için bir kâbus olmuştur.

Mustafa Üstündağ ve Necdet Uğur dönemlerinde farkı olmayan bir tutum ve davranış Milli Eğitim Bakanlığında MHP’ye ve Anavatan’a rağmen maalesef hâkim olmuştur.

Agâh Oktay Bey’ in ifadesiyle,

Anavatan Partisinin bu büyük yanlışına ne yazık ki Milliyetçi Hareket Partisi de şuursuzca iştirak etmiştir. Şuursuzca diyorum çünkü Demokratik Sol Parti, Milli Eğitimde yıkıcılığın çapını ortaya koymuştur.

Milliyetçi ve Ülkücü öğretmen ve yöneticiler, uğradıkları haksızlıkları Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı dahil hiçbir yetkilisine ve sorumlusuna anlatamamışlardır.

MHP’nin Genel Sekreterli Prof. Abdurrahman Küçük, Ankara milletvekilidir. Aynı zamanda TBMM’de Milli Eğitim Komisyonun Başkanıdır. Başkanı bulunduğu komisyonun görev, yetki ve sorumlukları itibarıyla iki gözünden iki kulağından birinin Milli Eğitim Bakanlığında olması gerekirken maalesef her iki gözünü ve kulağını, olup bitenlere kapatıp, fırsat buldukça çeşitli vasat ve zeminlerde MEB’nı Bostancıoğlu ’nu övmüştür. Şikâyetler artıp, şikâyetçilerin sayısı ve sesleri yükseldikçe;

“Biz bir koalisyon hükümetiyiz. Ortaklık belgesine göre, kimse kimsenin bakanlığına karışmayacak, uygulamalarına müdahale edilmeyecektir.” Diye MHP yetkilileri kendilerini savunuyorlardı.

Her nedense, hükümet etmenin ortak sorumluluk gerektiğini bir türlü akıllarına getirmediler. MHP,  3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde baraj altında kalarak cezasını çekti, bedeli ise henüz ödenmedi. 

Ayvaz Gökdemir, Buhranın Kaynağı’nda TÖP-DER’in bir komünist teşkilatı olduğunu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Olan Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Prof. Turhan Feyzioğlu 26 Ağustos 1978 günü İstanbul’da yaptığı basın toplantısında belirttiğini yazmaktadır.

Rahmetli Feyzioğlu diyor ki,

“Açıktan açığa bölücü – komünist gösterilerin sergilendiği açıktan açığa 7 8 çeşit komünist fraksiyonun çalıştığı, Türkiye ’yi parçalamak amacı güdenlerin maskesiz ortaya çıktıkları, komünist eylemlerin Sovyet Rusya çizgisinde mi, komünist Çin çizgisinde mi yapılması gerektiği konusunda kavgaların verildiği bir Öğretmen Derneği Kongresini milletimiz ibretle ve acıyla izledi.” 

 Bir gün sonra ( 27 Ağustos 1978) Günaydın Gazetesi fıkra yazarı ve Kontenjan Senatörü Hüsamettin Çelebi, Feyzioğlu’nun basın toplantısına atıfta bulunarak Senato Başkanlığına bu kongre hakkında bir genel görüşme  önergesi veriyordu. Önergesinde öğretmenlik mesleğinin öneminden Atatürk ’ün gençliğe bir, öğretmene ve eğitime verdiği değerinden bahsettikten sonra, Sayın Çelebi asıl konuda şöyle diyordu;

“…TÖP-DER adlı kuruluşun Ankara ’da yapılan son genel kurulun da kamuoyumuza kötü bir görüntü yansımıştır. TÖP-DER yöneticilerinin ihanet sayılabilecek bir anlayış ve tutum içinde oldukları görülmüştür.”

Sayın Senatörün Ankara TÖP-DER Kongresinden bir gün önce Günaydın’daki fıkrası da aynı derneğin İzmir Kongresi ile ilgilidir:

“Cuma günü TBMM kitaplığında İzmir gazetelerini okuyanlar, yeni asır’ın manşeti ve manşet altında verdiği cümleleri görünce irkildiler. Manşette, ‘Bölücülüğü ve Atatürk İnkârcılığını Bayrak Yaptılar” deniliyor.       

“Bütün ikazlara, parlamenter denetlemelere rağmen, hatta ilgili ve sorumlular için emir sayılabilecek beyanlara rağmen bu hıyanet de TÖP-DER kesesine kalınmıştır.(s.306)

Anayasa ve yürürlükteki kanunlara rağmen TÖP-DER ’in üstüne gidilmeyişi can kardeşim Ayvaz Bey’i o kadar çok üzmüş ki, üzüntüsünü kitabın her satırında görmek, hissetmek mümkün. Vatana ihanet edenlerin her vesileyle mükâfatlandırıldığını görmek bizim neslimiz içinde bir talihsizlik olmuştur.

TÖP-DER ’in Başbakan Yardımcıları Turan Fevzioğlu ve Faruk Sükan tarafından  ‘Türkiye ’yi parçalamak amacını güden’ olarak nitelendirilen faaliyetlerin cezalandıracak ne hakim, ne mahkeme ne de kanun maddesi bulunmuştur. Milletinin gözü önünde işlenen suçlar takipsiz kalmıştır. Ama buna karşılık Ağrı Asliye Ceza Mahkemesi 4. 1 .1973 tarih ve esas 973/1 Mut. Sayılı Kararı ile Ülkü – Bir’in Ağrı Şubesinin men’ine yani kapatılmasına karar vermiştir. Kararda hadise şöyle anlatılmıştır.

Öğretmen okulu farkı imtihanlarına girerek, öğretmen olma hakkını kazanan lise mezunlarının askerliklerini er olarak yapmaları Milli Savunma Bakanlığı tarafından karara bağlanmıştır.

Kanunlara aykırı ve haksız olan bu kararın iptali için Danıştay’a dava açmak gerekmektedir. Haksız ve kanunsuz bir uygulamaya muhatap olan kimselerin, Ülkü-Bir şubesine müracaat ettikleri taktirde Danıştay ’a dava açabilmeleri için kendilerine yardımcı olunacağı ağrıda çıkmakta olan Mesuliyet Gazetesi’nde yayınlanan bir ilanla duyurulmuştur.

Dernekler kanununa göre, derneklerin basın yolu ile yapacakları duyurular, mülki amirliğe ve cumhuriyet savcılığına gönderilip, izin alındıktan sonra duyuruda bulunabilecekleri amir hükmüne uymadıkları için Ülkü-Bir’in Ağrı’daki faaliyetleri durdurulmuş, dernek kapatılmıştır.

CHP hem iktidar da hem de muhalefette TÖP-DER ’e arka çıkmıştır. Ankara’daki kongre TÖP-DER ’in gerçek yüzünü ve niyetini ortaya çıkarttığı için milletin gözünde CHP komünist bir parti durumuna düşmüştür. Bunu fark eden CHP kurmayları TÖP-DER’in Ankara kongresiyle ilgili olarak CHP’den cılız da olsa bir ses yükselmiştir. Bununla ilgili haber Milliyet Gazetesinin 28.8.1978 tarihli nüshasında çıkmıştır. Haber şöyledir;

“CHP Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Birgit, dün gazetecilerle yaptığı konuşmada hükümetlerinin, Milli Eğitimi TÖP-DER’ in eline bıraktığı savını yalanlamış bu derneğin bir meslek kuruluşu ve kitle örgütü olmaktan hızla uzaklaştığını ileri sürmüştür.”

CHP Genel Sekreter Yardımcısı bir soru üzerine de “TÖP-DER kongresine katılan CHP milletvekillerinin bu kuruluşun üyeleri olduklarını hatırlatmış, bu arkadaşlarımız öğretmen meslektaşlarının sorunlarını izlemek ve bu nitelikleriyle TÖP-DER’ in içine düştüğü durumdan kurtarmanın çözümlerine yardımcı olmak için kongrede bulunmuşlardır. CHP milletvekilleri, CHP’nin demokratik sol anlayışı dışındaki fraksiyonlarla ilgili değildirler ve olmazlar, demiştir.”

Zorunluluk dolayısıyla verilen bu beyanın samimiyetine ve doğruluğuna kimse inanmamıştı. Buna rağmen TÖP-DER ve onun dayılığını yapan DİSK ve irili, ufaklı solcu kuruluşlar Orhan Birgit’in bu beyanına çok sert tepki göstermişlerdir.

DİSK Merkez Yürütme Kurulunca TÖP-DER Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu’ na gönderilen kutlama mesajında, isim verilmeden CHP eleştirilmiştir.

Konuyla ilgili olarak 30.8.1978 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde şöyle bir haber çıkmıştır:

“Bu arada bazı TÖP-DER şubeleri ve öğretmenler ile bazı demokratik kuruluşlar CHP genel merkezine gönderdikleri telgraflarda Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Birgit’in TÖP-DER ile ilgili yaptığı açıklamayı kınadıklarını, açıklamanın TÖP-DER’ in iç işlerine karışma ve bu örgütün bağımsızlığını yok edici nitelikte olduğunu savunmuşlardır.

Ayvaz Bey’in ifadesi ile cumhuriyeti kuran bir partiyle, cumhuriyeti yıkmak için çalışan kuruluşların başında olan TÖP-DER hep korunmuştur. Bu gün de kurumun torunu olan EĞİTİM-SEN gene CHP’ den yardım ve himaye görmektedir.

Sadece CHP’den veya Ecevit’ in partisi olan DSP’den himaye görmüş, görmekle kalmamış, EĞİTİM-SEN’in gösterdiği ve önerdiği üyeleri, Bakanlık’ ta genel müdürlüğe, yardımcılıklarına, daire başkanlıklarına getiriyor. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ile şube müdürlükleri EĞİTİM-SEN üyeleri arasında paylaşılıyordu.

Bakanlık Marksist kadroların eline yeniden geçmişti. Müsteşar Bener Cordan’a rağmen solcular kadrolaşıyorlardı. Ama rahmetli Bener Cordan, solcu kadrolaşmaya nasıl engel olduğunu anlatarak, milliyetçi çevreleri ve milliyetçi basın mensuplarını oyalıyordu.

Eğitim Sen’in Demokratik Eğitim Kurultayında yapılan konuşmalar, müzakere edilip kabul edilen raporlar, kitap haline getirilip Bakanlık birimlerine dağıtılınca kurultaydan haberdar olduk. Bize gönderilen kurultay kitabını okuyunca dehşete düştüm. Okudukça CHP’li Mustafa Üstündağ’ın, Necdet Uğur’un dönemlerinde cereyan eden olaylar bir bir canlandı. Türkiye yeniden Ecevit ile Mesut Yılmaz’ın sayesinde solcu bir kapana düşürülmüştü. TÖS veya TÖP-DER yeniden dirilmiş karşımıza Eğitim-Sen olarak çıkmıştı. Üstelik hükümet Türkiye yi  irtica tehlikesinden kurtarmak için zorlanarak kurdurulmuştu. Erbakan-Tansu Çiller ortaklığında kurulan hükümet düşürülmüştü. DYP’den istifa ettirilen milletvekilleriyle Mesut Yılmaz Hükümeti kurdurulmuştu. Üstüne üstün eğer Erbakan, Başbakanlıktan istifa etmemiş olsaydı, silahlı kuvvetler idareye el koyup demokratik rejimi kesintiye uğratacaktı. 12 Eylülün acı ve korkunç hatıraları insanların aklına gelince yeni kurulan Mesut Yılmaz Hükümetine kurtarıcı bir hükümet gözüyle bakılıyordu. Dolayısıyla arkalarında çok güçlü bir kamuoyu ve devlet desteği vardı.

Milli Eğitim Bakanlığı DSP’ye verilmişti. Bakan Hikmet Uluğbay’dı. Sakin görünüşlü, terbiyeli ve mütevaziliğine rağmen çok asabi bir zattı. Maliyeciydi. Eşinin öğrencilik yıllarında militan ve keskin bir solcu olduğu Bakanlık’ ta anlatılıyordu.

Hikmet Uluğbay’ı kendi halinde bıraksalardı, kalitesiz ve niteliksiz solcuları Bakanlığa doldurmazdı.

 

18 Aralık 2006-Ankara 

 

Kitabı okuduktan sonra, Genel Müdür olan birkaç arkadaşa telefon ederek “Demokratik Eğitim Kurultayı” kitabı istedim. Onlar da gönderdiler. Yüzlerce sayfa olan bu kitabı üşenmeden, kendimce önemli gördüğüm cümlelerin, satırların, paragrafların altını renkli kalemlerle çizdim. Çizilen yerlerin, sayfaların fotokopisini Muhittin ve Recep çıkarttılar. Hacimli bir fotokopi dosyası oldu.

Fotokopi dosyasıyla birlikte kitabın birini Nuri Gürgür vasıtasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısına ulaştırdık. Bir fotokopi dosyasıyla birlikte kitabı kendim Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı generale bizzat götürdüm. Nüshaların birini eski Milli Eğitim Bakanlarından rahmetli Avni Akyol’a verdim. Bir diğer dosyayı Ayvaz Gökdemir’e götürdüm. O sırada milletvekiliydi. Eski Devlet Bakanıydı. Milliyetçi kadroların en önde gelen isimlerindendi. Anavatan Partisinden seçildikten sonra MHP’ye geçen Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu, gönderdiğim dokümanları incelendikten sonra, Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın cevaplandırması isteği ile konuyla ilgili olarak bir soru önergesi verdi. Soru önergesinin başlığı şu idi: “Gözünüzün Önündeki Bölücü Toplantıya Ne Yaptınız.”

70’li yıllar boyunca TÖP-DER’in cumhuriyete, devlete, vatana ve millete karşı işlediği ihanete rağmen devletin savcıları, hakimleri TÖP-DER’i cezalandıramadılar. TÖP-DER komünist bir örgüt olarak yaptığı faaliyetlerin anayasaya ve kanunlara aykırı olduğu hükümet yetkililerince belirlenmesine rağmen, bu dernekle ilgili olarak hiçbir idari tedbir alınmadı.

Sayın Hüsamettin Çelebi senatör olarak 27 Ağustos 1978’de TÖP-DER kongresiyle ilgili Cumhuriyet Senatosunda genel bir görüşme açılması için Senato Başkanlığına bir önerge vermiştir. Başkaca bir şey yapılmadı.

Tıpkı Eğitim-Sen’in de 1998 yılında bütün çaba ve gayretlerimize rağmen üstüne gidilmedi. Anayasamızı ve kanunlarımızı ihlal ettikleri halde Devlet Güvenlik Mahkemesi dernek ve dil öğreticileri hakkında takipsizlik kararı verdi. MGK. İrtica tehlikesi ile meşgul olduğu için bölücülük, ayrımcılık yapan, Atatürk’e düşmanlık yapmaktan sakınmayan Marksist bir eğitim sendikası olan Eğitim-Sen’in tehlikesinin görmezlikten geldiler. DYP’den hiç ses çıkmadı. Erbakancılar konuyla hiç ilgilenmediler. Sadi Somuncuoğlu’nun dışında hiçbir milletvekili sesini çıkaramadı.

Sadi Bey’in sorularına Milli Eğitim Bakanı ne cevap verdi. Bilmiyorum. Gerek sayın Uluğbay, gerekse Metin Bostancıoğlu zamanında Eğitim-Sen’in bakanlıktaki etkileri hiç azalmadı. Hatta sayın Bostancıoğlu döneminde edebiyat ve tarih müfredatını değiştirmek için yapılan program çalışmaları tam bir skandala dönüşmek üzere iken, yükselen tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. O konuyla ilgili olarak ileride yazacağım. Ama o dönemde ANAP Balıkesir Milletvekili Sayılı A.Oktay Güner’in yaptığı mücadeleyi unutmak mümkün değildir.

Üstüne üstlük bizim ve bizim gibi düşünenlerin tüylerini diken diken eden Eğitim-Sen’in Demokratik Eğitim Kurultayı’ nda benimsediği görüşler AB’nin Türkiye Cumhuriyeti’nden yapılmasını istediği reform paketleri arasında çok önemli ve özel bir yer işgal ettiğini yıllar sonra gördük.

TÖS, TÖP-DER ve Eğitim-Sen’in 40-50 yıldan beri benimseyip savunduğu fikirlerin, görüşlerin, duygu ve düşüncelerin ABD ve AB tarafından gerçekleşmesi için Türkiye’nin önüne konulmasını Eğitim-Sen’ cılar nasıl karşıladılar bilmiyorum.

AB’nin bu tekliflerinin önemli bir bölümü 57. Hükümet döneminde gündeme alınarak kanunlaştırıldı. Bize göre devletin ülkesiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atacak olan bu öneriler kanunlaşırken Milliyetçi Hareket Partisi hükümet ortağı idi ve bu teklifler Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülürken ortaklığı bozmadan karşı çıktı. Diğer partilerin ortak hareketleriyle kanunlaştı. DYP adına konuşanlardan biri Ayvaz Gökdemir, diğeri ise A.Oktay Güner idi. Bu değerli iki arkadaşımın konuşmalarında dile getirdikleri görüşlere katılmamak mümkün değildi. “…bunlara rağmen AB ‘ne girebilmemiz için bu tekliflerin kabulü yönünde “oy” vereceğiz” sözleri bana göre arkadaşlarım için talihsizlik olmuştur.

Zaman, mekan ve şartlar insanı değiştirebiliyor.     

DEVAM EDECEK

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

179 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi