AĞUSTOS AYLARI

 Geçen haftadan devam ediyor                                               - 4 -

                                                    AĞUSTOS AYLARI
    
Aylardan ağustos, günlerden cuma
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücüma
 
Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah...Bismillah... Allahüekber
 
1.8.2005-Dörtyol
 
Bu mısralar Malazgirt Destanı’nın ilk bölümünden alınarak yazıldı. Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’ nun şiiri. Bugün hayata veda eden büyük destan şairinin ölümünün 13’üncü senesi.Ağustos zaferlerini destanlaştıran şair’in 26 Ağustos’a yakın günlerde dünya değiştirmesi, Tanrı’nın onun deyimi ile “bir kutlu işidir”.
Malazgirt Destanı 70-80 yıllarında Ülkücülerin başucu kitaplarından birisidir. Hatta ezberi kuvvetli olan Ülkücüler tarafından hıfz edilmiştir. Milli heyecanların gelişmesinde, tutuşmasında Malazgirt Destanı, Kürşat ihtilâlı Destanı tahminlerin üzerinde rol oynadılar.
Büyük kızım Gülçin herhalde ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi iken Malazgirt Destanı’nı ezberlemiş, karşılığında da ödülünü harçlık olarak almıştı. Gülçin’e ezberlediği şiir başına o yıllara göre değeri yüksek olan 5 lira, 10 lira verirdik. Fetih Marşı’nı, Sakarya Türküsü’nü, Malazgirt Destanı’nı Gülçin çok küçük yaşlarda ezberlemişti. Bugünde aynı yöntemi İrem ve Koray için kullanıyoruz. Çok kerede başarılı olunuyor. İrem’le Koray bu yaz Kuran dersi almaya başladılar. İrem Kuran-ı Kerim’e geçti. Koray ezberlediği her sure başına 5 milyon almak suretiyle bir çok sureyi ezberleyebildi. İrem’in ikramiyesi ise çok daha fazla.
İrem eski sisteme göre bu yıl ortaokul birinci sınıfa, yeni sistemde ise  6. Sınıfa geçti. Çocukluktan genç kızlığa adım atmış oluyor. Koray ilköğretimde. 3.sınıfa geçti.    
Torunlarımızın büyümesi bizim için bir büyük bahtiyarlık. Allah daha güzel günler görmemizi nasip etsin.
***
Üç ayların içindeyiz. Ağustos ayındayız. Türk zaferlerinin ayı, kaç büyük zafer sığmış ağustosa. Bu zaferler arasında bir önem baremi koymanın çok doğru olduğu kanaatinde değilim. Ama ağustos günleri içinde 26’nın önemi ve manası diğer zafer günlerine göre öne çıkmış olmasını kabul etmek gerekmektedir.
Birinci 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Anadolu’yu vatan yapan savaş. Bizans’ın fiyakasını bozuldu. Alparslan’ın Büyük Bizans Ordusunu küçük ordusu. Malazgirt ovasında kazanılan meydan muharebesi Anadolu topraklarında Hıristiyan ordusuna karşı kazanılan önemi inkâr edilmez bir zafer: Anadolu’nun en doğu ucundaki bir ovada kazandığımız bir zaferle yabancı bir toprağı vatan yapmak mümkün değildir. Nerdeyse 10 asır bitmek üzeredir. Vatan topraklarını ve bu topraklar üzerinde kurulan “Devlet”in bekası için 10 asırdır hep savaşmak zorunda kaldık.
20 yılı aşkın bir süredir başımıza bela olan PKK vatanı bölmek, devletimizi dağıtmak için Türk ve Türkiye düşmanlarının elinde, müessir bir silah olarak kullanıyorlar.
Saat 12.15 Avrasya Televizyonda Kamuran İnan konuşuyor. Çok önemli meselelere temas ediyor. İktidarda bulunan hükümetin yanlışlarını sıralıyor.
Tayip Erdoğan’ın gündeminde Türk dünyası yoktur. Türkiye dışındaki Türk varlığı Erdoğan’ı ve arkadaşlarını hiç ilgilenmemektedir. Hatta son zamanlardaki davranışlarına ve tutumlarına bakılırsa Türkiye içindeki Türk varlığı dahi ikinci plana atılmış oldu. Osmanlı Devleti’nin son günlerini andıran bir manzarayla karşı karşıyayız. Damat Ferit  hükümetine benzeyen bir iktidar var.
Ağustosun 21’inde Türkiye’nin içine düştüğü vahim durumdan nasıl kurtulacaktır?
Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetin gafleti ve delaleti yüzünden kaybedilmiştir. “Ver kurtul zihniyeti” kurtuluşumuzun değil, yıkılışımızın sebebi olacaktır.
İkinci 26 Ağustos Büyük Atatürk’ün Başkomutan olarak müstevlileri vatanın harim-i ismetinde boğmuş, yunan ordularını denize dökmüştür. Yani vatan bir kere daha kurtulmuş, devletin yeniden kuruluşunun ilk ciddi ve sağlam adımı Kocatepe’de (26 Ağustos) başlayan 9 Eylül İzmir’de son bulan Türk askerinin yürüyüşü ve kazandığı zafer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağladı. 
Mevcut hükümet, Türk kavramına, Türk varlığına son derece düşmandır. Türklük bunlar için hiçbir heyecan, hiçbir mana ve değer olarak ifade etmemektedir.
“Kürt sorunu, yakında karşıt sorunu doğuracaktır.” O zaman Başbakan Kürt sorunu benim sorunumdur demeye devam edebilecek mi?      
***
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı izci teşkilatı herhalde bu yılda iki 26 Ağustos’u mahallinde kutlayacaktır. Biri Malazgirt’ de diğeri Afyon Kocatepe’de
Müsteşar Yardımcısı olduğumun ertesi yılında (1995) Zafer yürüyüşüne katılmak için izci birliğinin başında Afyon Kocatepe’ye gittim. Az sayıda da olsa çeşitli illerden izcilerle Kocatepe’deki törenlere katıldık. Orada Daire Başkanı ve izcilikten ten sorumlu Şube Müdürü’ne emir verdim. Önümüzdeki sene zafer yürüyüşü Malazgirt’ten başlayacak. İki 26 Ağustos’ta bizim, Türk Milletinin kaderinde her iki 26 Ağustos’un mühim tesirleri var.
Ertesi yıl, sayıları üç bine yakın bir izci birliği ile Zafer Yürüyüşünü başlattık. Malazgirt- Kocatepe hattı Milletimizin Anadolu topraklarında ki yürüyüşümüzün de hattıdır. Toplanma noktası olarak Samsun, Erzurum, Dörtyol, Ankara, Dumlupınar ve Malazgirt’i seçtik.
Hazırlıklar bitmiş, yürüyüşler başlamak üzereyken mevcut hükümet bozulmuş. Mesut Yılmaz’ın başkanlığında yeni bir hükümet kurulmuştu. Milli Eğitim Bakanlığı DSP’ye verilmişti. Hikmet Uluğbay bakan olmuştu. DSP’lilere bu projeyi kabul ettirip gerçekleştirme işinin sarpa saracağından korkmaya başlamıştım. O günlerde birde ufak bir kalp rahatsızlığı geçirmiştim.
Ama en büyük emelim iyileşip, İzci Zafer yürüyüşünün başında bulunmak Malazgirt Ovası’nı 900 küsur sene sonra yeniden (                   ) istiyordum. Bütün olumsuz yönlerine ve faktörlerine rağmen yürüyüşü gerçekleştirdik. Bakan Hikmet Uluğbay törene katıldı ve Bakan olarak ilk siyasi konuşmasını orada yaptı. Eşiyle beraber gelmişti. Müsteşar olarak rahmetli Bener Cordan da bulunuyordu. 
İzci Zafer Yürüyüşü takvimi bugünlerde işlemiş olması gerekir. İnşallah sembolik de olsa geleneğin devam etmesinde sayısız faydalar vardır.
Sakarya, Mohaç, Çaldıran, Büyük Taarruz (26 Ağustos-30 Ağustos) zafer haftası. Can ve kan pahasına kazanılan zaferler kutlanacak. Son asırların en büyük zaferi ve eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcudiyeti, bayrağı, istiklâl marşı ve vatanı tehlike altında bulunacak. Garip, tuhaf, akla ve şuura aykırı bir durumla karşı karşıyayız.
Kamuran İnan, Televizyonda söylüyor. “Ben Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Ankara Anlaşmasını, Londra, Zürih anlaşmalarını okumuş olduğunu sanmıyorum.” diyor. “Çünkü okumuş olsa bu kadar cahilce ve acemice davranmaz. Cahillik ve acemilik değilse bu ciddiyetsiz, haysiyet kırıcı tutumlara başka bir sıfat bulmak gerekir” diye ilave yapıyor.
“Diyarbakır Seferi” ne demek?  Başka bir ülkeyi ve başka bir milleti ziyarete mi gidiyorsunuz? Niçin bu ziyarete bu kadar önem affediliyor. “Kürt Sorununun”  kaynağını Diyarbakır’da mı arıyorsunuz?
General De Gaulle'ün Cezayir Seferine benzetiliyor. Yazık! Gafletin bu kadarı fazla.
Destan Şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu arkasında destani kitaplar bırakarak 63 yaşında dar-ül bekaya intikal etmiş. Bir çok dergide yazılar yazmış. Verimli, bereketli, velüt bir kalem. Öğretmen menşeli bir kalem sahibi, yakın olmazsa bile rahmetliyle tanışıklığımız olmuştu.
Ortadoğu Gazetesi, bu hafta çıkarttığı kitap ilavesini Gençosmanoğlu’na ayırmış. Siyah beyaz da olsa değerli hatıra fotoğrafları var.
Mehmet Nuri Yardım’ın kaleme aldığı geniş inceleme yazısının başlığı “Destanlar burcu’nun abide ismi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu” Servet Kabaklı da bir iki gün önce Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi’ndeki yazısının başlığı da “Destanların Efendisi” idi.
Şiirimizin dört atlısı.
Niyazi Yıldırım’a göre şiirimizin dört temsilcisi vardır. Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl Kısakürek ve Arif Nihat Asya. Ona göre “Türk şiiri ancak bu dört şairin çizgisi üzerinde geleceğe yönelebilir. Mehmet Nuri Yardım bu değerlendirmeyi bizzat şairden dinlemiş. Kendisi ilave olarak bu cümleyi yazmış: “Bu dörtlüye  Niyazi Yıldırım’la, Sezai Karakoç isimleri ilave edilirse zan ederim şiirimizin manevi coğrafyasının mimarları tam olarak tespit edilmiş olur.
Türk şiirine Türk-İslam sentezi penceresinden bakıldığında bunları yazmak mümkündür. Ama ilmi değildir, doğru da değildir.
Bereket ki Tasavvuf ve Divan şiirinin büyüklüğü inceleme de bir büyük paragraf tutmuş.  
Destan şairinin sanat hayatında etkilendiği ilk isim Nihal Atsız olmuş. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtların Dirilişi’ni bir köyde öğretmenlik yaparken okumuş ve müthiş heyecanlanmış. Ama Atsız Bey, Gençosmanoğlu’nun dünyasını tek başına dolduramaz. Milli ve İslâmi bir çizgi onun hayatının ve sanatının bir tarzı, üslubu olmuştur.
Şu kadar sene sonra …Atsız Bey de yok. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu da …Türkeş gitti gideli milliyetçi siyaseti ateşleyecek birisi de kalmadı.
Milletimize yeni bir ses, yeni bir nefes gerekir. Bozkurtların Dirilişi için, bir Malazgirt için, yeni bir ses için  birileri çıkıp gelmeli diye bekliyorum.
Ağınlı bir adam, Türkün milli sesi oluyor. Bir nesle iman tazeletiyor. Her gün kullandığımız kelimelere nasıl bir canlılık veriyor, nasılda bizi heyecanlandırıyor.
 
Budur, Peygamberin övdüğü Türkler
Ya Allah...Bismillah... Allâhuekber
 
Malazgirt Bizans'ın Türk'e secdesi
Bu ses insanlığa hakkın müjdesi
 
26 Ağustos 1922 Çanakkale’de olduğu gibi Kocatepe’de, Dumlupınar’da kopan fırtına Batı’nın Türk’e yeniden secdesidir.
 
Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabbi!
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın
Galip et çünkü son ordusudur İslam’ın.
 
Avrupa Birliği projesi, fikriyle, plan ve programıyla Türk’ün Batıya secdesi gibi geliyor. Bana öyle geliyor, gibisi fazla.
 
Dündar Taşer’in ölümü üzerine yaktığı ağıt yıllarca dilimizden düşmedi.
 
Dündar Ağam, bizi koyup gitti bil! ...
Uçmağ içre bir menzile yetti bil!
 
Sanmayın bu, ağlama ya ağıttır.
Bu, Ağamın kavlince bir ögüttür.
Ağlamak ne? Dündar Ağam şehiddir
Ağlar olsan kaşlarını çattı bil! ...
Oraları birbirine kattı bil! ...
 
Allah cümlesine rahmet eylesin!.Amin!
 
 
26 Ağustos 2005-Dörtyol
 
Büyük Taarruz’un Kocatepe’den başladığı mübarek gün.  26 Ağustos Malazgirt Meydan kazanılıp “iklim-i Rum’un İklim-i Türk” olacağı günün şafağı.
26 Ağustos 1071 ….Malazgirt.
26 Ağustos 1922…..Kocatepe
Asker ve sivil erkanın yanında, MEB.İzci Teşkilatı da törenlerde bulunacak. Ecdadın ruhunu şad edecektir.
 
Aylardan ağustos, günlerden cuma
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma
 
Bu 2005 yılının Ağustos ayındayız. Günlerden Cuma.1071 üzerinden tam tamına 994 sene geçmiş. Dimdik ayaktayız. Kıyamete dek Allah’ın izniyle ayakta durmaya devam edeceğiz.
Mercidabık Zaferi’nin 489. Yıl dönümü dün Kilis’te yapılan muhteşem bir törenle kutlandığını bugünkü gazeteler yazıyor. Yeniçağ’dan okuyorum: Törende bir konuşma yapan Kilis Valisi Aslan Kütükçü gidişata isyan ederek : “Türküm demek bile suç oldu” demiş. Bu dönemde Türk yerine “Türkiyeli” kavramını benimseyen bir başbakan’a ve hükümetine rağmen bir valinin bu ifadeleri kullanması bence hazin de olsa alkışlanmaya değerdir.
Vali konuşmasının bir başka bölümünde demiş ki; “Siz ‘Kızıl Elma’ ile dalga geçtiklerine bakmayın. ‘Kızıl Elma’ dünyaya talip olmak idealidir.” Doğru söylemiş hem de  haklı söylemiş. ‘Kızıl Elma’ Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin bir diğer adıdır.
Vali daha sıkı sözler de söylemiş;
‘Kızıl Elma’ cihan hakimiyeti, yani İla-yı Kelimetullah’ın birleştirilmesidir.”
Devletin Kurucusu ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ dediği bir ülkede Türk’üm demek. Böyle telakki edilmektedir. Böyle devlet anlayışı olmaz.
Törende asker adına bir konuşma yapan piyade komando Binbaşı İlhan Erdoğan,
“Türk Halkının sabır sınırlarını zorlayanlar gerektiği cevabı alırlar” demiş.
 
26 Ağustos Kocatepe, Büyük Taarruz,. Ne mutlu günler, ne kutlu takvimler. Tam öğretmen olunacak zamanlar. Çocuklarla birlikte bu çetin ve  kutlu, büyük zaferleri anmak. Onlarla birlikte zafer şiirleri okumak,kahramanlık destanları anlatmak. Onlarla birlikte Malazgirt’te,  Dumlupınar’da düşmanlar la çarpışmak. Bu topraklar için şehit düşmek, gazi olmak. Geri dönebilirsek silahdaşlarımız, soydaşlarımız, arkadaşlarımız için Fatiha’lar okumak.
 
“26 Ağustos gece sabaha karşı,
Topların çelik ağzı çaldı bir hücüm marşı
Rüzgarlardan yeleli, yıldırımdan kanatlı
Alevlerin içinden geçti binlerce atlı”
***
 “Sakarya boylarından çıktık Kocatepe'ye
Bu yol ki hürriyetin, kurtuluşun yoludur.
Zincirsiz yaşamanın tek çıkar yolu budur.”
 
Tek çıkar yol… İstiklal Savaşı’nın kahraman komutanları ve askerleri gerçekleştirmiştir. Allah onlara rahmet etsin.
***
Bahçeli, Mercidabık,’ta bulundu. “Mercidabık ruhundan vazgeçmeyin” çağrısında bulundu . “Terörün adı ‘Kürt Sorunu’ olarak konmamalı” dedi.
Çaldıran, Mercidabık, Ridaniye … derken Yavuz Sultan Selim Han’ı rahmetle, minnetle ve dualarla anma vaktidir.
  Mercidabık zaferi ile Devlet-i Âliye’ nin sınırları içine Suriye, Lübnan ve Filistin, dahil edildi.Hilafetin Osmanlıoğullarına geçmesinin ilk ve önemli adımlarından biri oldu. Mısır ve Arabistan yolları açıldı. Güneydoğu vilayetleri İstanbul’a bağlandı. Türkiye’de devletin birliği, hakimiyetini Çaldıran Zaferini de kazanan Yavuz Sultan Selim Han ancak sağladı. Bugünkü bölücülüğün de kavgası budur. Türk hakimiyetini kırmak! Kırdırmayacağız!...
***
Başkomutan; “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir! ileri!.”
İlerledi Türk Ordusu!. İzmir de denize döktü önüne katıp kovaladığı Yunan Ordusunu!. 9 Eylül günü 1922 yılı İzmir ve Ege il, ilçe ve köyleri düşman işgalinden kurtarıldı. Kadife Kalesine Türk Bayrağı yeniden çekildi.
***
Ağustos ayı, bizim ailemiz içinde çok özel ve çok önemlidir. Büyük taarruzumuz İrem 25 Ağustos 1994’de doğdu. İki gün önce onbir yaşını bitirip, onikiye girdi. Beşinci sınıfı bitirdi. Bu yıl altıncı sınıfa başlayacak. Allah torunlarımıza, çocuklarımıza hayırlı uğurlu güzel ve başarı dolu ömürler ihsan etsin. Amin. 
***
 
26 Ağustos 2005-Dörtyol
 
Dün aşağı, yukarı her sabah yaptığım işi bir kere daha yaptım. Sabahları denize girmeden önce 07.00-07.30 arasında bisikletle pide fırınına  gidip ekmek aldıktan sonra, bizim bakkal Bekir’e uğrayarak gazetelerimi alıp eve döndüm. Bu gidiş, dönüş 15-20 dakikada yapılabiliyor.
Eski gazeteleri, haftada en az bir kere fırıncıya götürüyorum. Genellikle eve çalışmaya gelen hizmetçi kadın götürüyor. Götürdüğü eski sekiz-dokuz günlük gazeteleri ne yaptıklarını hiç sormadım, ama tahmin ediyorum ki eskicilere satıyorlar.
Fırına her gittiğimde sabahları orta yaşlı orta, boylu, saçları dökülmemiş, fakat iyice ağarmış bir adam hep görürüm. Poşet içinde gazete getirdiğimi görünce;
<<Okunmamış her gazete, yeni gazetedir>> diye söylenerek heyecanını ifade eder.
O böyle söyledikçe, ben de her seferinde yeniçeri’nin, ilk gördüğü Yahudi’yi kuytu bir köşeye çekerek;
<<Bre Çıfıt, siz Hazreti İsa’yı öldürmüşsünüz şimdi cezasını göreceksin.>> Yahudi korka korka; <<Beyzadem, o dediğin olayın üzerinden yüzlerce sene geçti.>> demiş. Yeniçeri <<Yüzlerce değil, isterse binlerce sene geçsin, o beni hiç ilgilendirmez. Ben olayı dün gece öğrendim. Hazreti İsa’nın intikamını senden alacağım>> der.
Bu hikayede olduğu gibi, adam elimde gazete poşetini ne zaman görse; <<Okunmamış her gazete, yeni gazetedir>> der.. Tarihinin eskiliği adamcağızı pek alakadar etmiyor.,
Birkaç gün beni aynı ifadelerle karşıladı. Bende gazete poşetini adamcağıza verdim. Teşekkür ederken “Hakim Bey” diye hitap etti. Aldırmadım. Belli ki birine benzetmiş veya birinin mesleğiyle karıştırıyor. Kızılacak, hatta kendimce yanlışlığı düzeltmeye bile lüzum görmedim. Kendimizce yanlış gördüğümüz her şeyi düzeltmeye kalksak, ömür yetmez ki. Onun için fırının önünde her sabah hiçbir işle meşgul olmadan oturan adamın da masum hatasını düzeltmedim.
Ama adamcağız, dün gazete torbasını elimden aldıktan sonra, <<Hakim Bey siz Osmaniyeli misiniz?>> diye sorunca adamın yanlışlığını düzeltmek gereğini duydum. <<Osmaniyeli değilim. Mesleğimde hakilik değil.>>dedim. Hem kendi, hem de fırıncı şaşırdı. <<Adım Necdet Özkaya, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığında emekliyim.>> diyince fırıncıyla karşılıklı bakıştılar. Belli ki gıyabımda benimle ilgilenmiş, tahminlerde bulunmuşlar.
Bende adama “Siz nerelisiniz, ne iş yaparsınız?>> diye sordum. Adam, <<Kadirlidenim. Ziraat Bankası Müdürlüğünden emekli oldum.>>dedi.
Ben bisiklete binip ayrılmak üzere iken fırıncı, banka müdürüne, <<Adam ne iş yaparmış?>> diye sordu.
Banka müdürü, <<Hakim değil müsteşarmış, senin anlayacağın hakimden daha büyükmüş.>> dedi.
Bu konuşmaları duymazlıktan gelerek, sadece güldüm ve bisikletime binerek eve döndüm.
Yıllar önceydi, 1960 yılıydı. Öğretmen olduğum yıldı. Nüfus memuru olan babam, o sırada Van’ın Canik Nahiyesinde görev yapıyordu. Yaşlı bir hademesi vardı.Bana demişti ki << Bu kadar okuduktan sonra, biraz daha okuyup nahiye müdürü olsan daha iyi olmaz mıydı?>>
Canik’te o yıllarda Nahiye Müdürlüğü yapan Refik Amca ilkokul mezunuydu.
DEVAM EDECEK
 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

592 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi