TİKO PARAYA NE OLSA SATARIM

Geçen haftadan devam ediyor  -2-

TİKO PARAYA NE OLSA SATARIM

Necdet Özkaya

Basında yer alan haberlere bakılırsa Barzani gözünü İskenderun Limanına dikmiştir. Mütareke döneminin Kürt Teali Cemiyeti iş başındadır. Arkasında ABD ve İngiltere vardır. Emperyalizmin tarih boyunca en büyük temsilcisi İngiltere’dir. Hile ve desisede onu geçecek ülke yoktur.

***

 “Parayı veren düdüğü çalar. Tiko paraya ne olsa satarım. Pamuk eller cebe. Parayı hazırlayıp gelsinler, yerli yabancı fark etmez.” Bu  hiçte güzel olmayan deyimler, olsa olsa ipini satmış, ipsiz lakaplı birisinin ağzından çıkar !.. Bu argolar bir devlet adamının bir siyasetçinin ağzına yakışır mı ?  Söyleyen kimse “neden yakışmasın?” diyorsa bize düşen bir şey kalır mı?
Bu argo kelamlar, Türkiye’nin Maliye Bakanı’na aittir. Devletin maliye politikalarını açıklarken bu deyimler kullanılmıştır. “Sümerbank’ı tarihten sildik, ismini de tarihten sileceğiz.” Niye, nasıl Devletimin bu köklü müesseselerine düşmanlığın kaynağında ne yatıyor.
“Tiko paraya ne olsa satarım.”
Hacivat Karagöz’e hayal oyununda bunu söylese Karagöz’ün vereceği cevabı tahmin edemeyiz. Hele hele “Parayı bulursam her şeyi satarım.” Cümlesi Karagöz’e neleri hatırlatmaz ki. Çağrışımı zengin olan bir cümle.
Tufan Türenç, Taylan Sorgun da benim gibi Bakanın konuşması karşısında hayrete düştüklerini yazılarını okuyunca anlamış oldum. Daha başka yazarlar da var.
Tufan Türenç, (Hürriyet, 3.8.2005) “Sanırım devlet görevinde hiç bulunmamış. O nedenle devlet kurumlarını tanımıyor. Söylemlerinde devleti ciddiye almadığı gibi bir izlenim ediniyor insan. Sanırım Bakan Kurtuluş Savaşını ve zorlu dönemi pek inceleme gereğini duymamış. Merak ediyorum, Bakan acaba Lozan’la ilgili hiç kitap okudu mu?”
Büyük ihtimalle okumuştur. Kadir Mısırlıoğlu’nun Lozan Zafer midir, Hezimet midir? Kitabını okumuş. Cumhuriyeti kurup Lozan’ı imzalayanların İngilizlerle işbirliği yaparak Halep, Şam, Musul, Kerkük gibi toprakları sattıklarına inanmıştır. Kıbrıs’ı İngilizlere terk etmişler. Saltanatı ve hilafeti ilga ederek, milletin ruh ve manasını öldürmüşlerdir.
Kerkük, Musul gibi nice diyarlar memleket hudutlarının dışında bırakıldığına göre, şimdi birkaç limanın, Sümerbank’ın Erdemir ve İsdemir’in satılmasının ihanetle ne ilgisi olabilir.   
Lozan’ı bilmiş olsaydı, şüphesiz İngiliz Lord Curzon’un İsmet Paşa’ya “Bütün reddettiklerini bugün cebime koyuyorum.  Yarın bize gelince birer, birer çıkarıp size ödeteceğim.” Dediğini Buna karşılık İsmet Paşa’nın, “Gelirsem ödet.” Dediğini de bilirdi.
Cumhuriyeti kuran kadro, bütün mali ve ekonomik sıkıntılara rağmen dışarıdan tek bir kuruş borç almadan Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödedi.  Sümerbank gibi bir çok müesseseyi kurabildiler.
Bütçesi denk, enflasyon yoktu. Fakirdik, birçok şeyden mahrumduk ama başımız dik anlımız açıktı.
Kimse vatandaşlarımızın, hele hele askerimizin başına çorap geçiremiyordu.
Milliyet Gazetesinde kaç gündür Güngör Uras özelleştirme ile ilgili ne güzel yazılar yazdı.     
 
8.8.2005-Dörtyol
 
16. Erciyes Zafer Kurultayı’nın son gününde Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşma basında önemli bir şekilde verilmiş. Kurultay’la ve Devlet Bey’in konuşmaları ile ilgili olarak, köşe yazarları değerlendirme ve yorumlar yapmışlar.
Hürriyet’te Şükrü Küçükşahin, “MHP’nin 16. Erciyes Kurultayı’nı izlemek amacıyla Kayseri’ye giderken yol boyunca gazeteci Hakan Akpınar’ın yeni kitabını okuduk. (Bu kitabı en kısa zamanda ben de tenin edip okumalıyım.Geçenlerde kitaptan Emin Çölaşan’da söz edip yazarı kutluyordu.)
Sıradan insani ihtiyaçların karşılanmasında dahi büyük zorluklar çekilen, çoluğu, çocuğuyla on binlerin katılımını sağlayan bu sosyal etkinliğin sosyolojik tahlilinin çok ilgi çekici olacağını düşünüyoruz.
***
Yazar, Bahçeliyle yaptığı ilgi çekici sohbetin son bölümünde erken seçim konusuna da temas etmiş. Küçükşahin diyor ki, “Ancak kişisel kanısı seçimin 2006’nın ilkbaharında olacağı yönündedir.”
Konuşmanın en önemli bölümü: “Biz hariç hiçbir parti AKP’nin yaptığı büyük tahribatı tamir edemez. Onun için iktidarın tek alternatifi MHP’dir.”
Bu tespite yüzde yüz inanıyorum. Türkiye’nin en gülcü ve zinde partisi MHP’dir. Elinde çok geniş sahasının uzmanı olan kadrolar var. Zengin bir insan kaynağına sahiptir. Yeni projeler yapmaya muktedirdir. Ama kurmay karargâhın böylesi bir kadroyu değerlendirebilecek kapasiteye ve yeterliliğe sahip olması gerekiyor.
Sayın Bahçeli, her toplantıda yaptığı gibi Erciyes Kurultayında da;
“Hiçbir güç, Türk Milliyetçilerini ve Ülkücü gençliği sokağa çekemeyecek, kardeş kavgalarının, kör kutuplaşmanın tarafı ve kurbanı haline getiremeyecektır.
“Son zamanlarda azgınlaşarak artan PKK teröründen MHP yararlanır” sözüne Devlet Bahçelinin mukabelesi çok sert olmuştur.: “MHP siyasi vampir değil ki kanla beslensin. Bu görüş, MHP’nin toplumsal projelerini görmemek demektir.”
Doğrusu da budur. Şartların yükselttiği değerler veya hareketler gene şartların aleyhte gelişmesiyle sönüp gidiyor.
Kurultayla ilgili olarak Zaman Gazetesi’nin verdiği haberlerden dikkat çekici ve kendime göre önemli olanlarını yazdım.
·         930 yıl beraber yaşadığımız kardeşlerimizi, bir İsveçlinin, bir Amerikalının veya Kopenhag Kriterleri maskesi altında birilerinin çalışmasını kabullenemiyorum.
·         Terörün artmasına Kopenhag Kriterleri çerçevesinde çıkartılan AB uyum yasaları etkili oldu.
·         Bahçeli her ülkücüden 99 oy istedi. Allahın 99 ismini hatırlatıyor.
·         Kıbrıslı Türkler, Annan Planı’nın rehini haline gelmiştir.
·         Ek protokol ihanetin parçasıdır.
·         Başbakan Erdoğan Kıbrıs’ı Rum liderine teslim etmek için (adanın) peşinden koşmaktadır.
·         Irak’ta kurulmaya çalışan Kürt Devleti, Türkiye’yi bölünme tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.
·         Türkiye’de şahin anlayışına siyaset belirleme yöntemi ve dönemi artık kapandı.
·         Siyaset belirleyecek unsur akıl, mantık ve bilim olacaktır..
 
 
11.8.2005-Dörtyol
 
Bu akşam Regaip Kandili, otuz üç sene önce ağustos ayında üç aylar başlamış. Yazın en uzun ve en sıcak günlerinde oruç tutanlar, Allah ömür verirse üç beş sene sonra o mevsimde yeniden oruç tutacaklar. 
Birçok gazetede, kandilleri aydınlatılmış, büyük camilerimizden birinin fotoğrafıyla birlikte “Regaip Kandiliniz mübarek olsun” ibaresi var. İç sayfalarda ise üç aylar ve kandillerle ilgili klasik mübarek gün ve gecelerle alakalı yazılar var. Bazı gazetelerde ise geceyle doğrudan ilgili köşe yazısı yok. Yalnız bilgi kabilinden küçük haberler var.
Ergün Göze’nin bugünkü Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesinde çıkan orta büyüklükteki fıkrası, mana ve mahiyet bakımından büyüklük arz eden bir kapasitededir. Yazının adı “Kandil”
“….. Kandil, Türkler İslam’a girdikten sonra daha büyük bir şevkle kutlanmaya başlanmıştır. Mevlit Kandili’ni haftalarca, ziyafetler, hayırlar, ilmi meclislerde kutlayan ve bunu gelenekleştiren Selçuklu Hükümdarı Muzafferiddin Gökbörü atamızdır.”
Bu konu da okuduğum makaleler içinde aklımda kalan, iki yazı var. Biri Rahmetli Edebiyat Tarihçisi ve Yazar Nihat Sami Banarlı, diğeri aziz arkadaşım Ayvaz Gökdemir’e aittir. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Diyanet Vakfı Beşevler Şura Salonun da ilk defa düzenlendiği “Kutlu Gün Haftası”nda Mevlid törenleriyle ilgili Ayvaz Bey’in konuşmasını zaman zaman gözyaşlarımı tutamayarak dinlemiştim.   Rahmetli Nihat Sami Banarlı’ nın Resimli Türk Edebiyatı’nda ki konuyla ilgili yazısı.
***
<<…Türk, İslam’ın kılıcı olmuş ve bunu yaparken Gazi Peygamber’in yolunu bir an bile terk etmemiş ve bu yolun bereketiyle “Mehmetçik” diye tarihin en büyük ve canlı şahsiyetini ortaya koymuştur.>>
Bu şahsiyet Yahya Kemal’in unutulmaz mısralarında ifade edildiği gibi “Ordu- milletlerin en çok döğüşen, en sarpı” nda ki Mehmetçik’ti. Süleymaniye Camiinde gördüğü <<derin gözleri yaşlarla dolu, yüzü dünyadaki yiğit yüzlerin en güzeli “nefer” ta Malazgirt ovasından değil, çok ötelerden yürümüş ve çok ötelere gitmiştir. “Hem bizde kalan” yerlerde,  bu topraklar da hem de çoktan beri kaybettiğimiz o mahzun yerlerde.>>
Yunus’un “ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” dediği gibi Türk’te ete kemiğe büründü Mehmetçik olarak göründü.        
***
 “İbrahimi Dinler” konferansı düzenlendiği günden beri kafama takılan bu mesele, Ergun Göze’nin de kafasına takılmış. Kandil yazısında bu meseleye temas etmiş.,
<<Bunlardan birisi de İbrahimi Dinler safsatasıdır. Bu safsata ile en koyu Müslümanların “ ehli kitapta amentümüz birdir, Lâ ilâhe illallah, diyen gerisini söylemese de zararı yoktur.” Demeleri ve yazmaları bazılarının aklını karıştırmıştır. Çünkü son ve ekmel din İslâm’ın iptal ettiği eski dinlere hayatiyet tanımaya yönelik bir cüret ortaya koymuştur.
Ebussuud  Efendi, büyük tefsirinde "İrşâd-ı Akl-ı Selim ilâ mezâyâyi Kitab-il Kerim" Bakara Sûresi’nin   124. Ayeti kerimesinin tefsirinde, bu konuda şunlar yazılıdır.
<<Allah’ın hidâyeti, Peygamberimiz (AS) üzerinde bulunduğu tehvid ve İslâm hidayetidir ki,  İbrahim dinide budur. Tevrat ve İncil ehlinin üzerinde bulundukları din ne ise bâtıl heva hevesleridir. Onların İbrahimi dini üzerinde oldukları iddiası da şüphesiz yalandır.
Allahın son elçisinin manevi huzurunda ve ebedi hatırası içinde varlığın, yaratılışın, kulluğun idrake ve o idrakle ibadete yöneleceklerin gereği yani hakka dönmek veya hakta sebat  gereği olacaklar. “Bu Millet, asırlar önce her şeyi söylemiştir.
-Muhabetten Muhammed oldu hasıl, Muhammetsiz muhabetten ne hasıl?
Kandiliniz mübarek olsun.>>
 
11.8.2005-Dörtyol
 
Akşam Gazetesi, dün ve bugün orta sayfalarını “Çılgın Türkler” e ayırmış. Haberin adını “Ulusalcıların Bestselleri” manşeti ile vermişler. Mustafa Kemal ve arkadaşları İstiklal Savaşı yıllarında “Milliciler”  tabirini kullanıyorlardı. Kuvvacı’larda denilirdi.Tarihi tam ismi “Kuvvay-ı Milliyec.i”  Birazda küçültmek için “Ulusalcı” denmeye başlandı.
Kitap için yakın zaman destanı tanımı yapan Özakman, “Milli Mücadelenin bir yazarın hayal zenginliğine ihtiyacı yok. Şaşırtıcı bir yakın zaman destanı  Gerçek olaylar hayali çok aşıyor. “ 75 yaşındaki Özakman 20-25 yaşlarından itibaren Milli Mücadele üzerine çalışıyor. Bilgi ve belgelere dayanan romanın, okunması çok kolay ve çok zevkli: Roman ama ne roman: Milli Mücadelenin muarızlarının suratlarında patlayan bir kuvvacı tokatı. Öyle bir tokat ki bir vuruşta ağız burun dağıtmaya yetiyor.
İstiklâl Savaşının ruhu, Cumhuriyeti nasıl, ne şekilde, ne kadar süreyle yaşatacak. Bu kadar muarız tarafından kuşatılmış bir devlet ?.
Anafartalar Zaferinin 90. Yıldönümü, törenle kutlandı. Gelibolu, Conkbayır’ı  doksan  yıl önce sahne olduğu o ölüm kalım günlerini hatırladı.
Konuşan Albay Erdoğan Köşnek, “Anafartalar Zaferi, Çanakkale Destanı’nın müstesna bir sayfasıdır.” dedi.
Çanakkale Muharebeleri, bir çok siyasi emelin ve ihtirasın sebep olduğu savaşların en önemlisidir. İnsan gücünün, azminin ve inancın karşısında sadece savaş tekniklerine dayanılarak, savaşın galibi olunamayacağını askeri harp tarihi bir kere daha Çanakkale’de gördü.
Vatanı savunanlar, görevlerinin ve ödevlerinin ne olduğunu kavramışlardı. Savaşarak üstün gelmek gibi basit nefisle ilgili duyguları aşmışlardı. Vatanı “namus bilmiş” namusu çiğnetmemek için döğüşüyordu. Namusunu çiğnetmedi ve kazandı. Karşı siperdekiler kiminle, niçin savaşmak için geldiklerini dahi bilmiyorlardı. Müstevli askerlerinin amaç ve gayeleri yoktu. Mefkûresi yüksek olanlar, tekniği yüksek olanları Çanakkale’de yendikleri gibi Sakarya’da da, Dumlupınar’da da yendiler. Ege’nin sularında boğdular.Şimdi Kıbrıs’ta  bizi yeniden boğmaya kalkıyorlar.     
Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, karaya çıkan İngiliz ve Anzakları 9-10 Ağustos 1915’te mağlup etmişti.
***
Artin Kemal’ler hiç eksilmiyor. Acaba nüfusun artış oranına uygun olarak sayılarında damı artma oluyor? Belki…
Ali Kemal gazeteci, yazar. Ortağı olduğu Ermeni Mihran ile İstanbul’da Peyam-ı Sabah Gazetesini çıkarıyor. Çılgın Türkler kitabının 36. Sayfasında Ali Kemal’i okuyoruz;
“Ali Kemal gazetenin geniş odasında ortağı Ermeni Mihran ve misafirleriyle çene çalıyor.  Sarışın, gürbüz, yarı alafranga, yarı alaturka kendine özgü bir insandı. O günkü başyazısını öven tombul misafirine neşeyle,
<<Ankara’dakiler yine köpürecekler>> dedi. Ünlü kahkahasını attı, sonrada ekledi: <<Haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerrece anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tanede düzme kahraman, döğüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş bicmiş, uygun görmüş Sevr Anlaşması’nı imzalamış. Size ne oluyor a zırzoplar. Beyhude yere kan dökmenin alemi var mı? Öğrendiğime göre Londra’da da çocuk gibi, “İzmir’i isteriz, Edirne’yi isteriz, Adana’yı isteriz, hatta tam istiklal isteriz diye tutturmuşlar.>>
Misafirler şaşa kaldı.
<<Yok canım?>>
Mihran, "Bunlar çılgın" diye söylendi. Ali Kemal, bu nitelemeyi pek sevdi:
"Tabii canım! Çılgın olmasalar, sanki cihan savaşını biz kazanmışız gibi koskoca Lloyd George'a barış şartlarını dikte etmeye yeltenirler miydi? Ne demiş Arap, 'elhükmü limen galebe’ galibin dediği olur! İşte bu kadar. Bu kavrayışta, bu bilgide, bu çapta adamlar, değil devleti, ufak bir aşireti bile idare edemezler! Edebilseler, Yunan ordusu şimdi Eskişehir yolunda olur muydu?"
Kars’ı Ermeni’lerden geri alan Ordumuzu gazetesinde eleştirdiği için halk kendisine bir ermeni lakabı olan “Artin” adını takmıştı.
“Vahiddedin hain değildir.” diyen Ecevit, bahsi geçen kitabı piyasaya çıktığında “Artin Kemal gerçekten haklı imiş” diye yazarsa şaşırmamak gerekir.
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel İsmail Küçükkaya ile (Akşam Gazetesi;11.8.2005) “Çılgın Türkler” le ilgili olarak yaptığı değerlemede “Kitabın evde olduğunu, ama henüz okumadığın” belirterek demiş ki; “Milli Birliği, mücadeleyi takviye edici ve güçlendirici her türlü uğraşa tarafım. Atatürk’ün kurduğu devlet çağın devletidir. Çağın devleti, ulus devlettir. Kurtuluş destanı aslında bu ülke sınırları içinde bulunan her insanın yarattığı destandır. Bu unutulmamalı. Bu şuuru muhafaza edersek, değişen dünya şartlarından çok kültürlü, çoğulcu, halkların devletlerin revaç bulduğu bir dönemde birlikteliğimizi muhafaza ederiz. Türkiye’nin en önemli meselesi birlikteliktir.”
***
13.8.2005-Dörtyol
 
 Hakan Akpınar’ın Kurtların Kardeşliği CKMP’ den MHP’ye (1965-2005) Sayfa, 169
12 Eylül Yönetimi, Dokuz Işıkçılar’ a misilleme yaparcasına, dokuz Ülkücüyü asmıştı. Bunlar Mustafa Pehlivanlıoğlu, Ali Bülent Orkan, Fikri Arıkan, Cevdet Karakaş, Ahmet Kerse, Cengiz Baktemur, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, İsmet Şahin..Allah rahmet etsin!..Ömer Koca’nın yazdığı, Hasan Sağındık’ ın  seslendirdiği “zor zamanda yaşananlar” başlıklı şiiri, Ülkücülerin 12 Eylül Yönetimine bakışlarının duygusal penceresi gibidir.
Yunus’la balık karnında Yusuf’la kuyuda,
 Tanıştık tanışalı kıskandırdık suyu da,
 Ey sahte kahraman sen biraz daha uyu da
 Sen kavgadan “kaçarken Hubeyd-Bilal” yaşadık,
 Satmadık davayı – satmadık dostları,
 Bu ömrü helal yaşadık.
  
14.8.2005-Dörtyol
 
Birkaç gün önce Milliyet Gazetesi’nde Fikret Bila ile  Adalet Bakanı Cemil Çiçek artan terör olayları üzerine konuşmuştu. Bakan Çiçek, “Türkiye’nin karşılaştığı terör ve Kuzey Irak kaynaklı sorunları ‘Özal düşmanlığı nedeniyle’ bugünkü boyutlara ulaştığı yolundaki görüşü tartışma nedeni oldu. Çiçek, “Terördeki tırmanışın nedenini görmek için 1990'lara gitmek lazım. Özal düşmanlığı uğruna Türkiye'nin çıkarlarını heba ettiler “ diyerek dönemin muhalefet lideri Süleyman Demirel’i işaret etmişti.
O dönemde ABD.ile birlikte Türkiye’nin kuzey Irak’a girmesi gerektiğini savunan Özal’ın talepleri karşısında Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etmişti.Çiçek, bugünkü şartların Özal’ı haklı çıkardığını savunmuştu.”
Bu konuşma üzerine Sayın Demirel, Fikret Bila’ya demiş ki “Özal, Irak'a girecekti de ben mi tuttum?” demiş.
İktidar’ı muhalefetin engelleme gücü yoktu. Tıpkı bugünkü gibi.
Özal dönemine hayıflanmak yerine 1 Mart tezkeresini geçirselerdi. Diyor Demirel.
“Özal’ın terörle ilgili olarak takip ettiği politikaların doğruluğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.” Diyenlerin hafızalarını tazelemek gerekmektedir. Zira insan oğlunun “unutmak “ gibi zafiyeti var. “Nisyan ile malûl olmak” beşeriyetin ezeli bir zaafıdır.”
1984 ‘te PKK’nın başlattığı olayları rahmetli Özal 3-5 çapulcunun, baldırı çıplak insanın yaptığı bir iştir.  Diye küçümsediğini hatırda hep tutmakta yarar var.
1990’lardaki olay Basra Körfeziyle ilgiliydi. Kuveyt’i işgal eden Irak silahlı kuvvetlerini o bölgeden çıkartmak amaçlıydı. Şimdi karşımızda Kuzey Irak Meselesi vardır. 1 Mart Tezkeresi TBMM’nden geçmiş olsaydı ABD’nin silahlı kuvvetleriyle birlikte Kuzey Irak’a girecektik.
Demirel bir başka konuya daha temas ediyor. O da şudur.
Hükümet, 1 Mart tezkeresini Meclis'e sevk ettiğine göre Meclis’ten geçmesini de istiyor demektir. Meclisten geçirmek için Hükümet özel bir çaba göstermedi.   Geçiremediyse o zaman istifa etmesi gerekirdi. Ne onu yaptı ne bunu. Tek parti iktidarı var, büyük çoğunlukları var. Terörle mücadelede ki zaaflarının ne olduğunu  kendileri arayıp bulmalıdırlar.
Özal’ın Türk-Kürt Federasyonu kurulması gibi  bir görüşü vardı. Kuzey Irak ve Güneydoğu probleminin böyle bir yolla çözülebileceğini düşünüyordu. Bize göre bir başka yanlış düşüncesi ise, İstiklal Savaşından sonra kurulan devletin adının “Türk” olmasının hata olduğunu söylemesidir.
Türk ismine karşı Hürriyet-itilaf Partisi’nden bugüne kadar aynı çizgide politika yapan siyasi partiler ve şahısların “Türk” varlığına karşı bir soğuklukları var.Aynı soğukluğu Erbakan’ın kurduğu bütün partilerde gördüğümüz gibi o çizgide ve istikamette siyaset yapan AKP”de ve lider kadrosunda da aynen korunduğunu görmekteyiz. 
Türk Milliyetçiliğini sosyal yapımız için tehlikeli gören Başbakan, “biz etnik, bölgesel, ve dini milliyetçiliğe karşıyız” demek suretiyle, Türk Milliyetçiliğini reddediyordu. İki gün önce gittiği Diyarbakır’da “Kürt sorunu vardır” demekten çekinmemiştir. Böylece tehlikeli olanın Kürt Milliyetçiliği ve bölgeciliği değil, Türk Milliyetçiliği olduğunu kabul etmiştir. Bir ülkede bir kavmin sorunu var ise, öteki kavminde sorunu var demektir. Kürt sorunu var ise Türk sorunu da var demektir. Başbakan ve hükümet öncelikle bu sorunların tarifini yapmalıdır. Tarif edilmeyen sorunun çözülmesi de mümkün değildir. 
 
14.8.2005-Dörtyol
 
 
Kurtları Kardeşliği kitabının  99 ve 100 ncü sayfalarında.
“Türkeş’in siyaset sahnesine çıktığı 1964-1965 aralığında 12 Eylül darbesine kadar uzanan süreçte, MHP’ye ve Ülkücü harekete karşı, devlet içinde hep kuşkulu bir yaklaşım hakim olmuştur. 1970 deki MHP raporundan sonra 12 Mart sürecinde de Ülkücüler devlet katında “Dikkatle izlenmesi gereken ideolojik kesim.” olarak değerlendirilmiştir.
Milli Hareket Dergisi’nin 14 Ekim seçimleri öncesinde açıkladığı ve Ülkücülere dikkat çekilen gizli genelge, o dönemdeki derin devletin hassasiyetini ve MHP ile olan mesafesi açısından ilginçtir. İçişleri Bakanlığı tarafından 67 ilin valiliğine gönderilmiştir. MHP’ nin yayın organı gibi çalışan Devlet Gazetesi’nin 1 Ekim 1973 tarihli sayısında yayınlanan ve Hakkı Öznur’un Ülkücü Hareket eserinde yer alan genelge şöyleydi.  
<<…..Bu meyanda İstanbul MHP Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Pehlivanlı, Erzurum’da Üniversite sekreteri Yılma Durak, Ankara’da İbrahim Metin, Sadi Somuncuoğlu, MHP 2. Başkan’ı Emekli Albay Şerafettin Toperi, Adana’da Halı tüccarı Faruk Akküllah ve öğretmen Necdet Özkaya, Hatay’da müstafi öğretmen, MHP milletvekili adayı Mustafa Yılmazer adlarındaki şahısların Türkiye çapında 120 kişilik bir liste yayınlayarak adam öldürmeyi kararlaştırdıkları ve cümleden olarak , Ankara’da 25 Mayıs 1973 günü Fehmi Yücesoy adındaki şahsı ağır yaraladıkları ve olaylara adli makamlarca el konulduğu Ankara Valiliği’nin yazıların adfen İçişleri Bakanlığının işarından anlaşılmıştır.>>
 Bu bozuk cümleli, bir çok gramer ve imlâ hatasıyla malûl yazıyı yeniden okuyunca aradan geçen 32-33 sene sonra resmi makamlarca bir takım insanların nasıl kandırılıp aldatıldıklarını acı acı düşündüm.
Dayak yediği söylenen Fehmi Yücesoy’un öncelikle Ülkücü olduğunu belirteyim. Bu İddia Fehmi tarafından ileri sürülmüş ise, büyük ihtimalle o iddia etmiştir ki acı bir hatıra olarak kalmış, kitap sayfalarına geçmiştir.
Birkaç sene önce Gebze Türkocakları’nın davetlisi olarak bir seminere katılmak için gitmiştim. Orada Fehmi ile karşılaştık o kadar çok şişmanlamış ve yaşlanmıştı ki  o kendisini tanıtmamış olsaydı, benim onu tanımam mümkün değildi.
İstanbul’da, Erzurum’da, Ankara’da, Adana’da ve Hatay’da ikamet eden bu insanlar bir araya gelerek, Türkiye çapında 120 kişinin öldürülmesi gereken kişilerle ilgili bir liste yayınlayacaklar. Nerde ve nasıl yayınlanmış bir listedir bu? Fehmi Yücesoy’dan başka bu listede kimler var?
Liste yayınladıkları iddia edilen şahıslar hakkında adli ve idari olarak İçişleri Bakanlığı’nın yazısı dışında resmi hangi işlem yapılmıştır.
Ülkücüler içinde adı geçen yıllarda, kendilerini safkan Türkçü görüp, şaman olduklarını söyleyen bir küçük grup vardı. Bunlar Müslümanlıktan hoşlanmaz, Müslümanları tehlikeli kimseler olarak görürlerdi.”Ecmain takımı” diye nitelendirirlerdi. Dinlerine imanlarına bağlı Ülkücüleri de sevmezlerdi. Türk-İslam sentezine hep karşı çıktılar. Ülkücülükleri kadar İslâma da hürmet eden, dini ibadetlerini yerine getiren kimselere karşı iftirada atabiliyorlardı.
Hala Ülkücüler arasında “Şaman”lar var mı çok iyi bilmemekle beraber, böyle bir grubun varlığından bazı arkadaşlar söz ettiler.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

177 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi