ECEVİT’İN ÖLÜMÜ

 

Geçen haftadan devam ediyor  -7-

ECEVİT'İN ÖLÜMÜ

Necdet ÖZKAYA

7 Kasım 2006-Ankara

Gazetelerin büyük bölümü Ecevit’in ölüm haberleriyle dopdolu. Yazılar, fotoğraflar, ölüm ilanları…Yazılardan bazı başlıklar:

 

“Türkiye’yi yasa boğdu, onurlu bir yaşamın adı;Ecevit. Unutulmaz Ecevit, unutulmaz lider” Türkiye Karaoğlan’ına ağlıyor. Ecevit de “Devlet adamı” rütbesine ulaştı gibi. Bunları mübalağa bulmuyorum. “Kel ölünce sırma saçlı, kör ölünce badem gözle” anlayışı galiba bu sefer de doğruluğunu ispatladı. Hayatı boyunca ona muhalefet edip, Ecevit’e saç baş yoldurtanlar şimdi Ecevit’i övmekte birbirleriyle yarışmaktadırlar. “Gidenin” “kadrini musalla taşında” bilmek insanlığın ezeli bir dramıdır. Gerçi “ölülerinizi hayırla yad ediniz” emri ilahisini inkâr etmek mümkün değil. Ama “hayırları” övmekle eş anlamlı kabul etmek de yanlış değil mi?

Ama hissilik, acının yarattığı ruhiye imanlardan ölümün sıcak havası devam ederken gerçekçi davranmayı beklemek zordur.

Hürriyet’in süper başlığı “Maviyi seninle sevmiştik” bu başlık insanlarda derin bir romantizm uyandırmaktadır. Şair Ecevit’in bir romantik olduğu gün gibi aşikârdır.

Hürriyet bu ifadeyi, Ecevit’in vefat ettiği Gata hastanesinde açılan taziye defterinden, bir vatandaşın kaleme aldığı veda mesajından alarak, başlık yaptığını açıklamaktadır. En güzel ve doğru ifade KKTC. Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a ait…”Kurtarıcımızı kaybettik!” Bu söz doğrudur. Fakat Türkiye’de de, Kıbrıs Türkleri arasında da bu “doğruluk” bugünlerde gücünü bir hayli kaybetmiş durumdadır. Kıbrıslı Türklerin bir kısmı Türk Silahlı Kuvvetlerini “adada işgalci güçler” olarak görmektedir. Rumlar da Yunanistan’da ve birçok ülkede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadan çıkmasını istemektedirler.

“1974 Kıbrıs Barış Harekâtının emrini veren Başbakan Ecevit’i kahraman görenlerin sayısı azalmakta, Kıbrıs’a asker çıkartarak, Türkiye’nin önünü kapatan, bahtını karartan adam olarak görenlerin sesi daha gür ve kuvvetli çıkmaktadır.

                                               ****

Adı “Karaoğlan”a çıkan Ecevit için daha çok sözler söylenecektir. Değerli bir evlat, değerli bir devlet ve siyaset adamını kaybettik, diyen Erkan Mumcu, eşi Rahşan Ecevit, eş-gönüldaş, ülküdaş efsanesinde Ecevit’in en büyük yardımcısıdır. Rahşan Hanıma başsağlığı dileyen Erkan Mumcu hanımefendinin önünde saygıyla eğilmektedir.

Vizyon değil, vicdan adamıydı. Vicdan adamı olmak vizyon sahibi devlet adamlarına göre daha kıymetlidir. Mumcu’ya göre tercihlerini akıldan çok hisleriyle yapmıştır. Halkın Karaoğlan’ı olmuştur.

Güç ve tayin edici odaklara değil, halktan aldığı güçle siyaset yapmak Ecevit için ilke olmuştur. Halkçı Ecevit’ten alınacak emsalsiz örnekler vardır.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre (7 Kasım 2006);

5 Kasımı 6 Kasıma yani pazarı, pazartesiye bağlayan gece saat 22.40 da vefat eden Ecevit, 172 gündür Gülhane Askeri Hastanesinde hayat mücadelesi veren Ecevit, ölüme yenildi. Rahşan Hanım, Ecevit’in ölümü ile ilgili olarak yayınlanacak olan mesajın önce üslubu ve muhteviyatının çok sert olmasını istemiş, hatta yakın çevresine son günlerde yaşanan bazı olayların Bülent’in ölümüne neden oldu diyerek Danıştay saldırısını, öldürülen hakimin cenaze törenine katıldıktan sonra Ecevit’in beyin kanaması geçirdiğini ve öncesindeki laiklik tartışmalarının esasen ölümünde büyük bir etken olduğunu belirterek, hükümete yönelik sert eleştirilerin yapılmasını istemiştir.

Belki de evde bulunan kardeşi Asude Hanım ve doktoru Mücahit Pehlivan’ın telkin ve tavsiyelerini dikkate olarak basın bildirisinin metni hem çok kısa tutulmuş, hem de yalın bir üslupla kaleme alınmıştır.

“Eşim Bülent Ecevit tedavi gördüğü GATA’da 5 Kasım 2006 tarihinde saat 22.40 da vefat etmiştir. Duyduğum üzüntü sonsuzdur. Tüm ulusumuzun başı sağ olsun.” Mesaj çok da laik bir ifadeyle yazılmış. Rahşan Hanım kocasına Allah’tan rahmet bile dilememiş. Biz dileyelim!  

“Bülent öldü mü?” diye sormuş Rahşan Hanım, “Evet” cevabını alınca GATA’ya gitmiş, “her nefes ölümü tadacaktır. Dönüş O’nadır”.

Övgüler arasında bir-iki aykırı kaleme rastladım. Bunlardan biri, Hıncal Uluç’tu. Bakın ne yazmış: 07.11.2006, onu tanımazken, uzağındayken, hele o devirde, gençlik heyheyleri içinde Karaoğlan’ın hayranlarından biri de bendim.

“Bülent Ecevit’i de insan olarak pek sevmedim”.

Ecevit çiftinin nasıl (insan) harcadığını, nasıl affetmez kin tuttuklarını gözlerimle gördükçe, sevgi çemberinden yavaş yavaş uzaklaştım.

Ecevit’i devlet adamı olarak ise hiç saymadım, sayamadım.

 Hayatının en büyük zaferi olarak diye anılır, Kıbrıs! Türkiye’nin çektiği sıkıntılar da Kıbrıs’la başladı. Hala da sürüyor, müdahale şarttı. Ama hızla “barışa” döndürmek şartı ile. Bunu yapacak tek adam Ecevit’ti. Ama barış yerine erken seçime giderek, Kıbrıs zaferini oya dönüştürmek istedi. Ama onu da beceremedi. CHP, MSP. Koalisyonu boyunca Demirel’in Başbakanlığında üçlü hükümet kuruldu.

Ecevit, güçlü bir siyasi lider de olamadı. Solu birleştirecek tek adam olduğu halde, sırf bencilliği ve kaprisleri yüzünden adı “bir bölene” çıktı. Giderek solda da kalmadı.

“Türkiye politik ahlakının temelden yok oluşunun altında Ecevit’in Florya Motelinde kurduğu iktidar vardır. Gönen Motelinde yapılan pazarlıkla on bir Adalet Partili Milletvekili partilerinden istifa ettirilerek Ecevit’in tek başına iktidar olması sağlandı. Türkiye’de bunalımlı yılların, ekonomide sosyal ve siyasal alanda başlangıcı oldu.

Türkiye’nin 12 Eylüle gitmekte olduğunu fark edenlerin başındaydı Alparslan Türkeş. Ecevit’e “Hiçbir şey beklemeden seni nasıl istersen öyle destekleyeceğim, işin başına geç” diye açık davet çıkardı. Ecevit uzatılan bu eli itip ülkeyi kaosta bırakınca müdahale kaçınılmaz oldu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın tek başına ve büyük çoğunlukla iktidara gelmesini sağlayan Ecevit’in Devlet Bahçeli (MHP), Mesut Yılmaz (Anavatan) la kurduğu ve başında bulunduğu 57. Hükümetin başarısızlığıdır.

Ülkücülerin Ecevit’e bakışı, Devlet Bahçeli’yle birlikte hükümet kurmasına rağmen olumlu olduğuna inanmıyorum. Ecevit’lerin de MHP’yle ortak olmalarına rağmen, ülkücülere bakış açıları değişmemiştir. Son dönemlerdeki talihsizliklerinin MHP’ye mecbur oluşlarında görüyorlardı.

Ecevit’in 70 li yıllarda kurduğu hükümetler MHP’liler ve ülkücüler için bir kâbus oldu.

Ülkücüler için ölüm, kıyım, sürgün, işkence bu dönemin acı hatıralarıdır. Ülkücülere karşı duydukları kim ve öfkeleri bir türlü dinmiyordu. Nice ülkücü gençlerin hayatları Ecevit dönemlerinde karardı. Özellikle ülkücü öğretmenlere, eğitimcileri çok zalimce davranması hükümetlerinin politikası haline getirmişlerdi.

Cezmi Bayram, o dönemi ülkücülere karşı “haçlı seferleri” olarak nitelendirmiştir. Mustafa Üstündağ ve Necdet Uğur’un Milli Eğitim Bakanlığı dönemleri ülkücü öğretmenler ve ülkücü öğrenciler için bir cehenneme dönmüştü.

Ecevit döneminde, komünist çeteler çok güçlenmişti. Her gün yurdun dört bir yanında olay çıkartıyorlar, adam öldürüyor, sabotajlar yapıyor, yangınlar çıkartıyorlardı. Büyük şehirlerde birçok semleri, birçok il ve ilçeleri kurtarılmış bölgeler olarak ilan ediliyordu.

Boykotlar ve işgaller yapılıyordu. Devlet komünistlerin eline geçmiş vaziyetteydi.

DİSK, TÖB-DER,SOL-DER’e hükümet açıktan açığa destek vermek suretiyle aşırı solun güçlenmesine yardım ediyordu. DEV-GENÇ sadece yüksek okul ve fakültelerde değil, liselerde, ortaokullarda bile teşkilatlanıyordu.

Rahmetli Türkeş, ülkücü şehitlerin çoğalması karşısında, “cenaze kaldırmaktan siyasi faaliyetler yapamaz olduk” diye Ecevit döneminin resmini veciz bir şekilde ifade ediyordu.

Günde birkaç ülkücü genç faili meçhul cinayete kurban gidiyordu. Yavuz Özkaya ile Ahmet Tanrıtanır, Nazım Servetbaşıoğlu kim vurduya gitmiş üç kahraman gençti.

Ülkücü öğrenciler, okullarına sokulmayarak, eğitim hakları engellendi. En azından yıl ve dönem kaybetmelerine sebep oldu. Ecevit’in, bakanlarının bu ürkütücü mezalime dönüşmüş uygulamalar karşısında hiç mi hiç sesleri çıkmadı.

Öğretmen yetiştiren okullara devam eden öğrencilerin ülkücü olanları kapı dışarı edilirken, komünist öğrencilere af çıkartılmakla kalmadı, açtıkları yeni kayıtlarla binlerce öğrenci kaydederek, 45 günlük eğitimden sonra öğretmen yapıldılar ve atandılar.

Aradan geçen bunca yıla rağmen, eğitimdeki problemlerin kökeninde yatan sebeplerden birisi de bu jet usulüyle yetiştirilerek okullara gönderilen öğretmenlerdir.

Asayişi bozulmuş can, mal, ırz ve namus güvenliği kalmamış olan Türkiye’de yokluk, kıtlık, açlık, kara borsa ekonominin kapkara yüzü olmuştu. Yanmayan kaloriferler, sobalar, ocakları unutmak mümkün mü? Ekmek, tüp, yağ ve gaz kuyrukları Ecevit döneminin unutulmaz fotoğraflarıdır.

Sabahattin Önkibar Ecevit’in falakası ve musalla taşı (Yeniçağ 7 Kasım 2006) serlevhalı yazısında;…..

“…Merhum Ecevit’in ikinci kez Başbakan olduğu 1978 yılı, bu satırların yazarının sadece ve sadece Türk Milliyetçisi olduğu için Atatürk Eğitim Enstitüsünden CHP iktidarı tarafından atanan komünist okul yönetimince, atandıklarının ertesi gün kovulduğunu ve yine aynı dönemde Pol-Der’li çete mensubu polisler tarafından zulüm gördüğü bir zaman dilimidir. O tarihte sadece okuldan kovulmadım, aynı zamanda kaldığım Maraş ve Trabzon Öğrenci Yurtlarından alınıp siyasi şubeye hem de birkaç kez götürülüp en hafif tabiriyle falakalara yatırıldım. Dolayısıyla 28 küsur yıl öncesine dönersem benim merhum Ecevit’e hakkımı helal etmem mümkün değildir.”

“Ben de Karaoğlan’a hakkımı 78’deki zulmüne rağmen, hem de bin kere helal ediyorum ve rahmet diliyorum.”

Önkibar’ın hakkını helal etmesi demek onun döneminde zulüm görmüş, hakkı yenilmiş, ömrünün baharında kara toprağa girmiş, hapishanelerde sürünmüş ülkücülerin cümlesi Ecevit’e haklarını helal edecekler mi?.

Orhan Birgit, Cumhuriyet’te “benim aziz genel başkanım” adlı yazısının bir bölümünde “12 Eylül darbesi sonrasında yalnız bırakıldı Ecevit. Mahkemelerde, gözetim altına alınış sırasında ve cezaevlerine giriş çıkışlarında yalnızdı” diyor.

Onu o dönemde yalnız bırakanların birçoğu Ecevit’i övmek için birbirleriyle yarışıyorlar…

Kenan Evren dahi Ecevit’i ne kadar çok sevdiğini, beğendiğini ifade ederek, “Kıbrıs harekâtı her babayiğidin alabileceği bir karar değildir” dedikten sonra, “onunla sıkı ilişkilerimiz oldu. Karaoğlan’ın çalışmalarını bilirim. İnönü’yle mücadelesini hatırlarım. İnönü’yü indirip yerine geçmişti. Kıbrıs harekâtını da hatırlarım. O karar her babayiğidin alacağı bir karar değildi.

12 Eylül zamanında Ecevit de parti genel başkanı olduğu için ona göndermek zorunda kaldık. Bunu ona kızgın olduğum için yapmadık. Ayrım yapamazdım. 12 Eylül yönetimiyle mücadele etti mahkûm oldu. Ona da çok üzüldüm.

Ecevit’ler de Demirel’ler gibi Çanakkale’nin Gelibolu, Hamzaköy’deki TSK misafirhanesine gönderilmişlerdi.

Türkeş ile Erbakan da bir başka yerde güya misafir edilmişlerdi. Dönemin baş ihtilalini içlerinden sadece Ecevit’e üzüldüğünü beyan ediyor.

                                               ****

Bekir Coşkun,  dünkü Hürriyet’te (7 Kasım 2006) “Ecevit” isimli bir yazı yazmıştı.

“Sağdan-soldan, ya da tümüyle farklı siyasi görüşlerden insanlar Ecevit’in ölümüne çok üzüldüler.

Niçin?

Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekâtı dışında toplumun yaşamında iz bırakmış iyi-kötü bir ekonomik, sosyal, siyasal başarısı yok.

Tam tersine toplumun “Karaoğlan geliyor” diye verdiği büyük destekleri heder edişi var.

Türk sosyal demokratlarının bölüm pörçüklüğü, her iktidardan sonra bakanlarının Yüce Divan’a yollanması “demokratik sol” adına hiç de yakışmayacak bir karı-koca partisi.

Fethullah Gülen tarikatıyla ilişkiler, en son binlerce insanın canına mal olan bu Rahşan affı.

                                               ****

“….Parlak söz söyleme, ya da üstün başarılar” uydurma karışı yerine, bence Ecevit’in bıraktığı en değerli yapıta iyi bakmalı: Dürüst devlet adamlığına!.

Rahşan affına karşı çıktığı için MHP’den ihraç edilen Ali Güngör’ü hatırlamamak mümkün mü? Parti içinde disiplin sağlamak için Ali Güngör, Sadi Somuncuoğlu gibi şahsiyetleri harcayan Devlet Bahçeli’nin karı, kuru, fos ve kör bir gururdan başka ne oldu?

                                           *****

“Ecevit sedaları” isimli yazının sahibi Güneri Civaoğlu” Milliyet (7 Kasım 2006)

                                  …………………

“Sınır ötesi onur savaşımında da cesurda Kıbrıs’a harekât onun Başbakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. ABD ve İngiltere’ye tehditlerine karşı bu kararı alabilmek büyük riskti.

                                …………………..

“Ecevit, iyi şair, iyi yazar, iyi hatipti. Ecevit bir aydındı. Resim, müzik, edebiyatla derinleşmişti.

                               ……………………

“Ecevit’in onaylamadığımız yönleri yok muydu? Vardı elbette.

Örneğin:

Atatürk ve İnönü’nün “Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan Antlaşmasıyla tamamlamak bilgeliğini soruyorum. Yeterince algılayamamıştı. Kıbrıs harekâtının kozlarını barış masasına taşıyıp sonuç alamadı.

Bunun yerine, Türkiye’yi seçimlere götürmeyi ve başarıyı oya dönüştürmeyi yeğledi.

1970’li yıllardan Avrupa Birliğine tam üyelik için Yunanistan’la birlikte Türkiye’ye de öneri gelmişti. Ecevit Başbakandı.

“Avrupa ortak, biz Pazar olamayız. Avrupa’nın bostanı olmayı kabul edemeyiz” diyerek öneriyi geri çevirmişti.

Bu yanlışın faturasını hala ödüyoruz.

1.DEFTER'İN SONU. 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

An itibariyle ziyaretci sayısı:

132 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi