"Kahramanlık, ne yalnız bir yükseliş demektir,

Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.

Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;

Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir.

 

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından,

Koşar adım gitmeli onların arkasından

Kahramanlık: İçerek acı ölüm tasından

İleriye atılıp ve sonra dönmemektir."

ATSIZ

Doğduğu, atalarının vatanında, Türklüğünü haykırdığı için tutuklanınca; ailesi, yüksek tahsil için Anayurd’a göndermişti. 1958’de geldiği Ankara’da: “Türkçeyi çok güzel konuşuyorsun; nerede öğrendin? Diye soran fakültedeki arkadaşlarının, kusuruna bakmadı; cahilliklerine, şuursuzluklarına aldırmadı, ızdırabını içine akıttı…

Ata Hayrullah’ın şehadetinden sonra ümitler, O’na bağlanmıştı. O, toplumunu yüceltecek ve onlara, önderlik edecekti. Yıllar yılı Ankara’da, hemşehrileri için koştu. Her birinin, yurtlarını kalkındırabilecek kaliteye erişebilmeleri, sahalarının bir numarası olabilmeleri için teşvik etti; belli mesleklere yönlendirdi. Bu gerekçelerle kardeşi Fikret ve İbrahim, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni; Ümit, Tıp Fakültesi’ni, İbrahim Hukuk’u; Suphi Güzel San’atları; İsmet ve Abdurrahman, Konservatuar’ı tercih ettiler.

Yurdunun, zirai kalkınmaya şiddetle ihtiyacı vardı; kendisi de Ziraat Fakültesi’nde okudu; mastır ve doktorasını yaptı. Onların, Ankara’nın safahat âlemlerinde kaybolmamaları için kol kanat gerdi. Menfi cereyanlara kapılmamaları için gayret etmekle kalmayıp, iyi birer Türk milliyetçisi olarak yetişmeleri için toplantılar düzenledi, seminerlere, devamlarını sağladı.

Öz müziğini burada tanıtmak için Abdülvahit Küzecioğlu’nun Türkiye Radyoları’nda açmış olduğu çığırı, Abdurrahman Kızılay ile takviye etti. Hem kendi kardeşlerine hem de Türkiye’deki insanlara ve ideal arkadaşlarına, öz musîkisini sevdirmeyi sağladı.

Sabahlara kadar süren ev toplantılarında Abdurrahman, “Sevmiş bulundum güzelim; gayri ne çare” “Değirmençi, değirmençi, sen hancı ben kervancı” diyerek; yıllarca kervanın yolda dizilmesine, yardımcı oldu. Udu eşliğinde “Vay vay”lar çekti... Yılların hasretini, ayrılığın zulmünü dile getirdi. Sonra onların kervanına, Necla Akben’ler, Mehmet Özbek’ler ve diğerleri katıldı. Hoyratlar söylendi. Yöresinin bütün türküleri, bizim de türkülerimiz oldu. Bizler de onlarla birlikte hasret türküleri söyledik; hafızalarımıza nakşettik.

Hassa Çayı üzerinde yıkılan Taşköprü’ye, Baba Gürgür’e ağıtlar yaktık; gözyaşı döktük. Özlemleri, ızdırapları bizim de hasretimiz, bizim de ızdırabımız oldu. Bunlar, günlerce değil yıllarca sürdü. Ankara Bahçelievler ve Cebeci’deki bekâr evleri, sadece hemşehrilerinin değil, Türk Dünyası’na yabancı olan Anadolu Türk’ünün de uyandırıldığı yer oldu. O tarihlerde, Anadolu Türklüğünü yönetenler, sınırlar dışında Türk olduğundan bahsedenleri, bunlara ilgi duyanları, Turancı sayıyorlardı. Ama O, yılmadı; ideali için didindi; yıllar boyunca uğradıkları katliamları anlattı; anlattı...

Toplantılarla bir türlü kurtulamayan Vatan’ın, “Vatan kurtarma” toplantılarında, çok geceler sabahladı. Galip Ağabey’inin, kültür; Acar kardeşinin, strateji ziyafetlerinde bulundu. Üniversiteliler Kültür Kulübü’nün bütün toplantılarında, hemşerileriyle birlikte oldu; feyz aldı. Durmadan okudu. Hayalinde kurduğu Turan’ın ilk adımını, Evlad-ı Fatihan’dan Ayten bacımızla yuva kurarak atmış oldu. TC vatandaşlığına geçmek için müracaat eden hemşerileri, ondan bucak bucak kaçtı. Öz yurdundan, anavatana göç olmasını; öz yurdunun boşaltılmasını, istemiyordu. Öğrenimi bitince, başına gelecekleri bile bile yurduna döndü. Çünkü o sahipsizlerin, ilgiye, sahibe, yardıma ihtiyaçları vardı.

1969 yılında doktorasını tamamladı ve 1969’da Irak’a döndü. Bağdat Ziraat Fakültesi’nde Doçent unvanıyla öğretim üyeliğine atandı. Kurmuş olduğu ziraat makineleri bölümüne başkan oldu. Mesleği ile ilgili başarıları sebebiyle Irak Cumhurbaşkanı, Ahmet Hasan El-Bekr tarafından ödüllendirildi. Gece gündüz demeden, mesleki uğraşlarının yanında, Irak Türklüğünün liderliğini de başarıyla sürdürdü. Bir liderde bulunması gereken bütün vasıfları taşıyordu.

Günde beş vakit, Tanrı’sına kurtuluş için dualar etti; yurdunun esenliği için yalvardı.

O bir zarafet âbidesiydi; O bir ahlak, O bir dürüstlük, bir nezaket âbidesiydi.

“AĞAÇ BUDANDIKÇA GÜVERİR!”

22 Mart 1979’da tutuklandı. 8 Ay süre ile nerede olduğundan eşinin bile haberi yoktu. Suçu Türkiye casusluğuydu. İnsanlık dışı işkencelerden geçirildi. Eşiyle son görüşmeyi, 16 Ocak 1980’de yaptı. Başına gelecekleri biliyordu. Bunun için de eşi vasıtasıyla gençlere, pes etmemelerini söyledi. “AĞACIN ÖZÜNDE KURT VAR” diyerek; ihbarın içeriden geldiğini ima etti. Ama “Sana vereceğimiz isim listesinden tanıdıklarını işaretlersen kurtulursun; yoksa idam edileceksin;” rüşvetine dönüp bakmadı. “Hiç bir şey değişmesin, doğru olduğunu bildiğiniz yolda devam edin. Ben kimsenin adını vermedim. Ağaç budandıkça güverir; bu dava yerde kalmayacak” dedi.

O zamanlar Türkiye’mizin başında, ülkesine en az elli yıl heba ettirmiş olan ve Türk milletinin başına bela edilmesinde hissesi olduğu için, milletinden af, Allah’ından mağfiret dileyen Mehmet Turgut Ağabeyimizin “Hiçbir şeyden üzülmeyen, hiçbir şeyden vicdanında en ufak bir kıpırdanma hissetmeyen, yapılanlardan birazcık olsun pişmanlık duymayan;” diyerek tarif ettiği, zat oturuyordu. Bütün teşebbüslere rağmen O’nu kurtarmak için kılını bile kıpırdatmadı; hiçbir ciddi teşebbüste bulunmadı. 16 Ocak 1980’de dava arkadaşları: Abdullah Abdurrahman ve Adil Şeref’le birlikte idam edildi.

İşte şimdi, O’nun uğruna şehit olduğu yurdu, tehlike altında... İşte şimdi O ve binlercesinin uğruna can verdiği yurdu ve can kardeşleri, bizim Türkmen adını taktığımız Irak Türkleri, Saddam’dan daha zalim, Saddam’dan daha gaddar bir yönetimin pençesine atılmak üzere… “Türkiye’ye elli yıl kaybettiren” adamcıklar gibi tarihe geçmek istemeyen yöneticiler! Haydi, görev sizi bekliyor! Dindirin Irak Türklüğünün ızdıraplarını ki, şehitlerimizin, kahramanlarımızın ruhu şad olsun! Milleti uğruna canını veren; Nejdet Koçak’ın, ruhu şad olsun!

— Arka sıra: Mehmet Müftüoğlu, Osman Meriç Coşkun. Orta sıra: Ahmet Yozgatlıgil, İbrahim Metin (Töre Devlet ), Nejdet Koçak, Nuri Gürgür, Şeref Yılmaz, Solmaz Ayarslan. Alt sıra: Sadi Somuncuoğlu Halil Özyıldız ve Şekür Turan ile birlikte.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve gece

 
 
 

Köşe Yazarları


SON ON PADİŞAH
Perşembe, 21 Mayıs 2020
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

42 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi