Aman petrol, canım petrol

Artık sana, sana muhtacım petrol

Elinde petrol, sonunda petrol

Artık dizginlerim senin elinde petrol…

Böyle yankılanmıştı Ajda Pekkan’ın sesi. Tarih 19 Nisan 1980’di. Yani Türkiye’de henüz Evren’in borusu ötmüyordu… Hollanda’da yapılan Eurovision şarkı yarışmasına ülkemizi temsilen, sözlerini Şanar Yurdatapan’ın yazdığı, Attila Özdemiroğlu’nun bestelediği bu şarkıyla katılmıştık.

Baksanıza ne kadar ritmik, ne kadar oryantal…

Aman petrol, canım petrol…

Neler neler çekiyorum senin elinden…

Şarkı, şarkın bütün gizemini ve kıvraklığını ortaya koyarken söyleyeni de sahnede bir uçtan bir uca bir yağ gibi kaydırıyordu âdeta. Zaten kendisi de yağlı bir maddeydi.  Sonuç mu? Katıldığımız diğer yarışmalarda olduğu gibi maalesef bizim için yine hüsrandı.

Aslında biz, bu sonucun böyle olacağını gayet iyi biliyorduk. Bildiğimizden olsa gerek,

“Aman petrol, canım petrol…

  Düş başka, gerçek başka, yâr olmazsın sen bana…”

diyerek şarkının sözleri arasında bunu ilan ediyorduk.

Gerçekten de ortaya çıktığı 19.yüzyıldan itibaren küçük birkaç gruba göz kırpan fakat insanlığa yâr olmayan petrol, yıllardır bütün dünyayı kendisine muhtaç etmeyi başarmıştır. Bu başarı azınlığın çoğunluğa tahakkümünü gibi çok net bir biçimde kendini gösterirken dünyayı da sömürenler ve sömürülenler diye iki sınıfta toplamıştır.

Yani bir başka deyişle petrol kuyularına sahip olan birtakım küresel şirketler  “güç bende” diyerek kendi istediklerini keyiflerince uygulamışlar, uygulamaya da devam etmektedirler. Hatta kurdukları bu petro-düzeni bozmaya çalışanların başına da “gölgelerin gücü adına”  bin bir çeşit bela yağdırmışlardır, yağdırmaya da devam etmektedirler.

Gelin isterseniz tarihe kısaca bir göz atalım:

Amerika Birleşik Devletlerinin 29. Başkanı olan ve sadece iki yıl görev yapan Mr. Warren G. Harding 1923’te güya zehirli bir böceğin ısırması neticesinde bu dünyayı terk ederken büyük ihtimalle sayın başkanın görkemli mezarı onu ortadan kaldırtan Standard Oil tarafından yaptırılmıştır. Çünkü Standar Oil’in desteğiyle başkanlık görevine gelen Harding, nedendir bilinmez birden bire bu küresel şirkete sırtını dönünce makûs talih devreye girmiş ve Başkan Harding toprağı bol olsunlar sınıfına dâhil olmuştu.

Durum tam da böyle apaçık bir şekilde kendini gösterirken petrolün kara kaşına, kara gözüne âdeta hayran olan Winston Churchill, onun ne kadar mühim bir şey olduğunu 1936 yılında İngiliz Avam Kamarasında anlatırken diyordu ki:

“Efendiler, şunu iyi biliniz ki bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir!”

Bu sözü o günlerde cümle âlem duymuş ve anlamıştı da galiba bir tek Enrico Mattei duymamış ki bu dev petrol şirketlerine, mitolojik bir öyküden esinlenerek  (Seven Sisters) Yedi Kız Kardeş adını vermişti. Enrico Mattei mi, bu da kim mi diyorsunuz?

Kısaca anlatayım: İtalyanların ünlü politikacısı ve petrol şirketlerinin yöneticisi. 1946’da 2. Dünya savaşının ertesinde İtalyan petrol şirketi Agip’i özelleştirsin diye başkan yardımcılığına getirilir; fakat o, bu göreve gelir gelmez hemen bu şirketi güçlü ve millî bir petrol şirketine dönüştürerek adını da “Eni” yapar. Sonra?

ABD istihbarat örgütleri 1957’de Millî Güvenlik Konseyi’ne Mattei’nin bir tehdit olarak algılanması gerektiği yönünde bir rapor sunar.

Sonuç: Tam 57 yıl önce, 27 Ekim 1962’de, Sicilya’dan Milano’ya giderken kendisiyle birlikte Amerikalı bir gazetecinin de içinde bulunduğu uçak, esrarengiz bir şekilde havada infilak eder.

Böylece o gün dünyamız, vurun abalıya cinsinden bir güç gösterisine şahit olur.

Demek ki boşuna demedik, gelin tarihe bir göz atalım, diye.

Hele bu tarih Osmanlı Devletinin çöküş hikâyesini anlatıyorsa ve anlattığı hikâyenin mekânı Ortadoğu’daki petrol havzaları, Musul ve havalisi ise kahramanları seçmek artık çok kolaydır. Zaten hikâyenin çözüm bölümü de bu kahramanların bu topraklara sahip olmak için bu coğrafyada nasıl kukla devletler kurdurduğunu bize baştan sona anlatır.

Evet, anlatılanlar şayet yeteri kadar açık değil ise o zaman, dünden bugüne dönerek şu soruları soralım:

1. Neden Barış Pınarı Harekâtı yapmak zorunda kaldık?

2.Sınırlarımızdaki teröristler kimin ya da kimlerin sayesinde buralara toplandılar?

3.Kahraman Mehmetçiğimiz sınırlarımızdaki teröristleri temizlemek için harekete geçince binlerce kilometre öteden önce bir mektup gönderip bizi tehdit edenler, ardından yaptırımlardan bahsedenler, sonra da durun bir dakika, biraz mola verin diyenler, kim için veya niçin bu kadar gayret sarf etmekteler?

4.Bizi 120 saatlik bir süreye ikna edip teröristleri sağ salim petrol kuyularının başına çekenler, sonra da bu süre tek başına yetmez, hadi bir de “kuzey komşunuz” la oturun masaya diyerek bizden 150 saatlik ek bir süre daha koparanlar sadece ABD ile Rusya mıdır yoksa Enrico’nun bahsettiği Yedi Kız Kardeş’in günümüzde yaşayan Shell, Exxon Mobil, Chevron, BP gibi kardeşleri midir ya da Gazprom, China National Petroluem Co. ve Petrobras gibi “Üç Silahşörler” diye adlandırılanlar mıdır?

Kısacası, adı ne olursa olsun, bunlar dünyayı kendi aralarında paylaşmak için yaşadığımız coğrafyayı yıllardır kan ve gözyaşına boğan küresel petro-teröristlerdir.

 

 
 

Köşe Yazarları


İMDAAAT!
Çarşamba, 04 Aralık 2019
...
24 OCAK KARARLARI
Salı, 10 Aralık 2019
...
ATATÜRK
Pazar, 10 Kasım 2019
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

177 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi