“RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?”

“RUMELİ’DE BİZDEN NE KALDI?” 

Değerli Araştırmacı yazar Hasip Saygılı’nın raflarda yerini alan “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı?” isimli kitabının 111 nci sayfasından küçük bir bölümü sizlere aktarıyorum.  Yazar bizzat yaşayarak gördüklerini, duyduklarını bilgi birikimi ile harmanlayarak ders çıkaracak sonuçlara ulaştırıyor okuyucuyu. Tarihimizin kara bir lekesi olan Balkan Bozgunu, ne yazık ki yönetici kadrolar tarafından yeterince sorgulanıp sebepleri üzerinde düşünülmediği anlaşılıyor..

Terk etmek zorunda kaldığımız coğrafyalarda  bıraktığımız maddi ve manevi kıymetlerimizin para ile satın alınamayacak büyüklükte bir silah olduğunu henüz anlayabilmiş değiliz. Bu gün güney sınırlarımızda tehdit olarak gördüğümüz hadiselerin çoğu da dün geride bıraktıklarımızla ilgisizliğimizdir diye düşünüyorum.

 

MUHARREMDEN NEVRUZ'A

Hasip SAYGILI  

Kosova'da Müslümanların dini hayatı Türkiye'den gelmiş birisi içyn ilginç görünmektedir. Görev yaptığımız dönemde Prizren' de birçok dergâhın halen açık olduğu dikkatimi çekmişti, NATO makamları bu kurumların başındaki şahsiyetlere de sivil toplum kuruluşu liderleri muamelesi yapmaktaydı. Devir teslim, açılış gibi basına açık faaliyetlerde üst düzey Hıristiyan ruhban yanında Kosova İslam Birliği bünyesindeki müftü ve imamlar yanında Tekke Şeyhleri de çağrılırdı. Protokolde de sıraları öndeydi. 2007 yılında Tugay Komutanlığının devir teslim töreninde Kosova'daki Bektaşi Dergâhının postnişini Mümin Lama Baba 12 dilimli sarığı ve kaftanı ile hakikaten göz dolduruyordu. Mümin Baba'nın heybetli gövdesi ananevi Bektaşi kıyafeti içinde hakikaten etkileyiciydi. İtalyan bir albay bana tekke babalarıyla müftülerin ne farkı olduğunu sormuştu. Maslahata aykırı düşmeyecek şekilde izah etmiştim.

 

Biz Türkler prensip olarak Müslüman sembolleri taşıyan din adamları ile yan yana gelmemeye özen gösterirdik. Bahsettiğim Tugay Komutanlığı devir teslim töreninde geleneksel kisveleri içinde Müslüman din adamlarının bulunması ve bunların medyaya yansıması endişesinin Tugay Komutanımızı epey rahatsız ettiğini hatırlıyorum. Hafızam beni yanıltmıyorsa Mümin Baba'nın platformda görünmeyecek şekilde arkalara alınması talimatı vermişti. İlgili arkadaşlarımız bunun büyük bir skandal olacağını güç bela izah ed edebilmişlerdi. Batılı ülkelerin generalleri ve diplomatik temsilcileri tekkelere gidip kendi ülkelerinin ilgi ve çıkarları için girişimlerde bulunurken biz Türkler çoğu Türkçemizi de konuşan bu şahsiyetlerden uzak durma mecburiyeti hissederdik. 2009 yılı 25 Aralık günü Yakova'da ziyaret ettiğim Naki Baba Horasani dergâhında kendisini ziyaret eden Batılı ülkelerin generalleri ve büyükelçilerinin resimlerini göstererek bizlere kırgınlığını ifade etmişti. Şimdi artık rahmetli olmuş olan Naki Baba ana yolu işaret ederek "bu yoldan geçen Türk Subayları bana uğramazlar ve selam da vermez/er" dedi. Naki Baba, sadece yıllar evvel Prizren'de ki Tabur Komutanımız Kurmay Yarbay Sadullah Sadullahoğlu'nun kendisini ziyaret ettiğini sitemle anlatmıştı. Herhangi ilmi ve entelektüel çabalardan asla kaynaklanmayan kafalarımızdaki konjonktürel algıların ilgi ve çıkarlarımıza hizmet edecek zeminlerin tesisine de engel olması ne kadar acıydı. Daha acısı bu durumu hiyerarşik yapı içinde yukarı makamlara anlatma imkânı da yoktu. Söylediğinize kesinlikle inanan makamlar bile sizi dinlemezdi. Durumu Priştine'de ki büyükelçimiz Hüsrev Ünler' e rapor ettim. Bildiğim kadarıyla Sayın Büyükelçimiz Naki Babayı ziyaret etti.

 

2009 yılı sonlarında verilen bir resepsiyonda Prizren İslam Birliği Başkanı (İl müftüsü sayılabilir) Lütfü Balık'a Bektaşi şeyhi Mümin Baba'yı işaret ederek yanına Bidelim dediğimde hayır dedi. Konuşmuyorlarmış. Etrafta bulunan Katolik bir rahibi göstererek izah etti: Buna bizi rezil etti. Nasıl diyecek oldum. Anlattı. Bir törende rahip müftüye gelip İslam'da içki helal mi demiş. Lütfü Hoca da haramdır deyince rahip elindeki kadehten kemal-i ciddiyetle içen Mümin Babayı göstererek ama Baba içiyor demişmiş...

 

Lütfü Hocayı tabii Baba'nın yanına götüremeyince yanıma tercüman olarak o zaman Doğru Yol Kültür Derneği Başkanı Tahir Luma'yı alarak kendim gittim. Baba sözü sohbeti olan birisi bana bir ara şimdi işgal ettiği makama gelmeyi öngöremediği için maalesef vaktinde Türkçeyi öğrenmediğinden hayıfla bahsetmişti. Hemen sohbete başladık. Ben muhabbeti koyulaştırmak için "Zümre-i Nacileriz bende olup Haydere" den başlayarak "damardan" nefesler okumaya başladım. Mümin Baba elbette literatüre aşina ama Tahir'in Arnavutçaya çevirmesi gerekiyor. Tahir Prizren’li çoğu dostumuz gibi sanatçı ama eski Türk şiirini bilmediğinden benim "Şir-i Hüda Murtaza saf şiken ü safder” Allah'ın rızasına kazanmış Tanrı arslanının düşman saflarını yaran ve paramparça eden Ali olduğunu izah etmem gerekiyor. Tahir bunu çeviriyor. Ben nefesin güftesini tekrar ediyorum. Baba ilgiyle dinledi ve takdirlerini ifade etti.

Aynı yılın sonunda Yakova'da gittiğimiz Bektaşi Dergâhında Mümin Baba'nın misafiri olduk, Baba Muharrem yası dolayısıyla bize içecek bir şey ikram edemediklerini özür beyanında ifade etti. Tabii nasıl bir içecek ikram edileceğini tahmin zor değildi. Mümin Baba kendilerinin olmasa da Kadirilerin Muharremde oruç tuttuklarını da söyledi.

 

Aynı hafta içinde 10 Muharrem gecesi Prizren'de Şeyh Hüseyin'in babasının adıyla Şeyh Şaban Efendi Tekkesi olarak da bilinen Halveti-Sinani tekkesine Raif Vırmiça Bey ile anma gecesine gayri resmi olarak katıldım. Güzel bir gece idi. Muharrem olması yüzünden müzik çalgılar olmadan icra edildi. Şeyh Hüseyin'in müritleri (belki öğrencileri demem gerek) sema ile semah arası bir gösteri sundular. İlginçti. Ancak bir İranlıyı çağırmışlardı. O da kendi meşrebince Kerbela ve Hz. Hüseyin'i anlattı. Oysa bizim geleneğimizde Arap ve Aceme öykünmeden matem için de kutlama için de yeterli malzeme vardı.

 

Aynı tekkeye Nevruz gecesi de yine Raif Vırmiça Bey'in delaletiyle tabii gayri resmi olarak bir daha gittim. Güzel bir kutlama oldu. 2018 yılında rahmetli olmuş olan Şeyh Hüseyin Efendi'yi mütevazı, kibar, tekke kültürünü gençlere folklor, müzik ve sanat yönüyle olsun benimsetmeye çabalayan bir kimse olarak hatırlayacağımBüyük Cevdet Paşa'nın Halep Valiliğini anlatırken sancağımız Ayıntab'ın bahsi geçince "Şair Hasırcızade berhayat idi" ifadesini hatırladım. Ben de naçizane Kosova'dayken Şeyh Hüseyin Efendi hayattaydı demek isterim. Sözü ve sohbeti zevkliydi, rahmetlinin. Tekkede Nevruz kutlamasının hazzıyla serde şairlik olmamasına rağmen bir de dörtlük yazdım." Tabii Prizren'in yetiştirdiği şair ve kültür insanlarının bereketiyle...

 

Dün gece Zerrinde, Sultan Nevruzda

Zil, kudüm neşvesi Şardağı aştı

Hay ile huy ile yaşıyoruz da

Gönül menziline bu kez ulaştı ...

 

Dip Not:

Bir diğer dörtlüğü de Pir Sultan Abdal'a nazire olarak yazdım. Prizren'den Kara Kuvvetleri Karargâhında görev yapan yakın arkadaşım sandığım bir grup generale müzik, folklor vs. içerikli bazı CD'ler gönderdim. Bunlardan birisi bile gönderdiklerimi aldım bile demedi. Onlar için yazdım:

Verdiğiniz selam alınmaz ise

Adımız korkudan anılmaz ise

Sabit kalem üzre kalınmaz ise

Kukla perdesini yıkıp gideriz

An itibariyle ziyaretci sayısı:

148 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi