GÖK ARADIK TUĞLARA

GÖK ARADIK TUĞLARA

                            M. HÂLİSTİN KUKUL

     Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî'de şöyle buyuruyor: " Her meyvanın içi, kabuğundan "iyi"dir; bedeni kabuk bil, içi de o sevgili." ( Mesnevî, Gölpınarlı, c. 3, sy. 410)

      Tabiî ki; biz, yorumumuzu mevzûmuza göre yapmak istiyoruz.

      Nezdimde; şiir, bir "iç meyva san'atı"dır. Eğer, onun "iç"ine, " o sevgili"yi yerleştirebilirseniz, o, odur.

      Son zamanlarda, çok sayıda şâirle karşılaşıyor fakat şiir bulamıyoruz. Bunu, defalarca yazdım. Edebiyat dergilerimiz, maalesef, bu mes'elede yeterince (belki de hiç) titiz davranmıyorlar. Birkaç sene önce, dergi çıkaran bir dostuma: " Dergi, baştan sona şiirle dolu, neredeyse hiç denecek durumda nesir var!" dediğimde, bana cevabı şu meâlde olmuştu: " Nesir yazıları uzun. Gençler şiir yazıyorlar, hem de abone oluyorlar. Dergi, başka türlü yürümüyor. Yapacak başka bir şeyimiz yok!.."

     Bu, şu demektir: " Gençler, şiir yazdıklarını zannederek tatmin oluyorlar! Gemi de yürüyüp gidiyor!.."

      Şimdi, tâkip edebildiğim kadar bakıyorum da, yine aynı düzen gidiyor;  dergilerde ne  vezin aranıyor, ne âhenk ve ne de fikir uyumu! Alt alta yazdın mı, işte sana şiir!..Ve böylece, sür'atle kan kaybediyoruz.   Sâdece "zannetmek" ile avunuyoruz!

     Bu bakımdan, "san'at meyvası"nda "iç" arıyorum.

     Son zamanlarda, bunu yakalayan şâirlerimizden biri, belki de birincisi Mehmet Ali Kalkan'dır.

     "Gök Aradık Tuğlara", Kalkan'ın ikinci şiir kitabı olup, hece vezninin ustaca kullanıldığı güzel numûnelerle Türk şiirine yenilik katmıştır. Mehmet Ali Kalkan'ın yanında, destan tarzında yazan Yusuf Akgül, Kenan Yavuzarslan ve Mustafa Bilir, tâkip edebildiğim hece vezninin yeni  şâirleri olarak göz doldurmaktadırlar. Ümidim fazladır!

      Şâir Kalkan; İslâmî/ metafizik temalarını Yûnus Emre; hamâsî temaları ise, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Ârif Nihat Asya, Yetik Ozan'a yakın bir üslûpla sunmaktadır. Daha doğrusu, ben, böyle sezmekteyim. İfadeler gayet yumuşak, rahat söyleyişli, tesirli, itimat verici, sevdirici, muhakeme ettirici ve târih ile günü ve geleceği irtibatlandırıcı özelliktedir.

      Şiirlerinin ekserisi, 4+4, 4+3, 7+7, 6+5 , "Şeyh Edebalı" şiiri 8+8 ve kitabın son şiiri olan "Aşk Her Şeyin Ötesidir" başlıklı şiiri ise, 8+7 hece veznine göre yazılmıştır.

     Bugüne kadar, her şiire, dâimâ, müstakil bir eser olarak bakmışımdır.Güzel kitaptan ziyâde, güzel şiir ararım. Fakat, elimdeki eser için, bunu söylemem pek de mümkün değil. Çünkü; kitap, baştan sona güzel!

      Eserin "takrîz"ini yazan, kıymetli edip ve şâir Yavuz Bülent Bâkiler'in şu görüşlerine katılmamak mümkün değildir. Diyor ki:

      "Şiiri, "bir kelime mimarisi" olarak tarif edenler var. Şiir elbette kelimelerle yazılıyor. Mehmet Ali Kalkan'ın kelime mimarisine baktığımız zaman görürüz ki onun tertemiz, pırıl pırıl  ve zengin bir Türkçesi var. Şiirlerini güzel ve çekici kılan özelliklerin başında, bana göre onun bu dil zenginliği, Türkçe hassasiyeti geliyor."(sy.7)

       Yeni Türk şiiri, çapraşıklığın, kozmopolitliğin, absürditenin, maddeye boğulmuşluğun, âhenkten mahrûmiyetin, kelimelerin mekanik ayârsızlığının ve mânâ şuûrsuzluğunun  içinde bir de vecd noksanlığıyla hemhâl olup, münekkitsizlikle de rotasız bir geminin bir oraya bir buraya çarpa çarpa  kayalar arasında sürüklenip gidişi gibi gitmektedir.

     İşte; karşımızda, bizi sâlimen karaya çıkaracak bir gemi ve onun genç kaptanı bulunmaktadır. Hakîkî Türk şiiri, ne şunun bunun yarım yamalak telkin, tertip ve telkinlerinin mecrâsına girer ve ne de uyduruk bir takım şekillerin peşine takılarak onlara mahkûm olur.

      Bu noktada, teşekkürler Mehmet Ali kalman, diyorum!.. Sağol! Varol!

     Mehmet Ali Kalkan'ın eseri; baştan sona  mükemmel bir bediî örgü ile inşâ edilmiş âhenk numûnesidir. 

     Meselâ; "Oğul " başlıklı şiirinde şöyle der:

             " Gündüzler güneşin tapulu mülkü,

              Geceler içinde belli ay oğul.

             Töreyle yaşanır her kutlu ülkü,

              Kendini bil, atanı bil, say oğul.

            (...) Sen ki gülsün, gönlün gülsün, yüz gülsün,

             Yıllar sonra yaptıkların öğülsün.

            Koy nefsini örs üstüne dövülsün,

             Dövülmezse vay ki sana vay oğul..." (sy.26)

     "Nefsini örs üstüne" , "koy"up, "döv"ebilenler , bunu dile getirmesini de bilenlerdir. "Kendini bil"enler  de, hiç şüphesiz, "ata"sını "bil"ip "say"anlardır.

     " Dağ İle Konuşmamdır" şiirinde, şahâne bir "atışma" örneği sunar:

           "Dedim:

           Can Mevlânâ, dost Yesevî  bendedir,

            Yûnus Emre sevi sevi bendedir.

           Sevgi yüklü gönül evi bendedir,

           Gönüllerdir benim yerim dağlar hey!

          Dedi:

           Zamanlarda adım adım koşarsın,

          Nefes nefes ölmek için yaşarsın.

           Sen insansın elbet beni aşarsın,

          Elbet sende alperenler, beyler ey!

           Ve beraber dedik ki:

           Hem insanız, hem yoldaşız, hem dağız,

           Yağmur yoksa, gönül yoksa kurağız.

          Neticede ikimiz de toprağız,

           Hüvelbâkî, Allah kerim dağlar ey!" (sy. 101)

     Millî târih şuûru, Mehmet Ali Kalkan'ın şiirlerinde, "sosyal bir mânâ" taşır. Bize, kendimizi /aslımızı /kökümüzü /özümüzü hatırlatıp tanıtarak, kendi iç muhasebemizin murakabesini yaptırır.

      "Benim" adlı şiiri, asırlarla bugünleri birleştirdiği gibi, yarınlarımıza da yol açıp ışık tutar:

          "Ellerim ufku tutar,

            Göklere kanat benim.

           Yaşım var dünya kadar,

          Tarihe hayat benim.

          Gün geldi Cengiz Han'dım,

          Gün geldi Süleyman'dım.

          Türk-İslâm'a inandım,

           Yıldırım, Kürşad benim.

          (...) Kâşgar'da kaldı yarım,

          Don-Volga'da ben varım.

          Tuna'da ayaklarım,

          Gözyaşım Fırat benim.

          (...)Sevdâm aşkın hasında,

           Piştim gönül tasında.

          Yerle gök arasında,

           Türkmen'ce murat benim.

           Oğuz'ca murat benim..." (sy.37-38)

    Birçok makalemde de ifade etmişimdir ki, her fikrin bir bediî anlayışı, bir poetikası vardır. Ammâ; fikri, bir yük gibi şiirin sırtına yükleyerek ona âdeta hamallık yaptıranların, bu vâdide nasiplerinin bulunduğunu düşünemiyorum.

      Mehmet Ali Kalkan; "Gök Aradık Tuğlara" ile, kitap çapında şiirlerle okur karşısına çıkmıştır. Bu da şu demektir ki, Kalkan'ın her şiiri bir "eser"dir.Türk şiirinin aradığı ses, budur; böyle seslerdir.

 
 
 

An itibariyle ziyaretci sayısı:

149 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi