UNUTULAN VATAN: DOĞU TÜRKİSTAN – 14

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 14

ÜLKENİN 2002-12 DÖNEMNDEK YÖNETİMİN İKİ NUMARALI İSMİ BAŞBAKAN WEN JİABAO 2007 DE PARTİNİN BİR YAYINORGANINDAKİ YAZSINDA ŞÖYLE DİYORDU :”ÇİN İLK AŞAMASINDADIR BU, KENDSİNİ HER ŞEYDEN ÖNCE ÜRETİM GÜÇLERİNDE GÖSEREN BİR AZGELŞMİŞLİK AŞAMASIDIR. BU NEDNE EKONOMK GELİŞMEYİ ANA İŞİMİZ OLARAK ELE ALMAYIZ… EKONOMİK REFORMLARLA BERABER POLİTİK REFORMLARIDA SÜRDÜRDÜK. SOSYALİST DEMOKRASİ VE HUKUK SİSTEMİNİ GELİŞTİRDİK, ÜLKE İNSANLARI POLİTİK KONULARDA GİDEEK DAHA ETKİN BİR ROLOYNUYORLAR… 

ANCAK, ÇİNİN SOSYALİST PİYASA EKONOMİSİ, DEMOKRASİSİ, HUKUK SİSTEMİ HENÜZ TAM GELİŞMİŞ BULUNMUYOR. HALA SOSYAL EŞİTSİZLİKLER, YOLSUZLUKLAR VE RÜŞVET VAR. SOSYALİST SİSTE M HENÜZ OLGUN DEĞİL. ÇİNİN SOSYALİZMİN BU İLK AŞAMASININ ÖTESİNE GEÇMESİ İÇİN ÖNÜNDE DAHA ÇOK UZUN BİR YOL VAR…

 

ÇİN, DEMOKRASİYİ GELİŞTİRMEK İÇİN KENDİ YOLUNDA YÜRÜMELİDİR… SONRA İLERİ BİR DEMOKRASİ VE GELİŞMŞ BİR HUKUK SİSTEMNİ SOSYALİZMİN GEREĞİ VE OLGUN SOSYALİZMİN TEMEL ÖZELLKLERİ OLARAK GÖRÜYORUZ… ÜLKENİN KOŞULLARI IŞIĞINDA ÇİN USULÜ DEMOKRASİYİ GELİŞTRMENİN YOLLARNI ARAMALIYIZ.”

FATİH OKTAY AGE SYF 456

Daha önce de dediğimiz gibi, ÇİN ve JAPONYA’nın, aynı coğrafyada aynı doğaya sahip birbirlerinden farklı halklar olmasına rağmen, benzer koşullarının çok olduğunu bilmekteyiz. Ancak en belirgin fark / ayrılık ve çelişki politik / askeri geçmişlerinde. EDO /TOKYO ve PEKİN arasındaki, uluslararası sistemle ilişkilerinde ortaya çıkmaktaydı.

Japonya, Batı dünyasıyla kurumsal, hukuki ve ekonomik ilişkilerini kurmuş; ancak asla aralarında EMPERYALİST türü bir ilişki kurulmamıştır. Buna karşılık Pekin adeta ilk günden başlayarak; Batı ile temaslarında “edilgen” ülke konumunda bir ilişki türü kurmuş ve geliştirmiştir. Bu ise tipik bir EMPERYALİZM KURALI’dır.

Bu iki ülke / devlet arasında o kadar büyük, hatta “mahiyet” türü bir farklılık oluşmuşsa; elbette sonuçları da farklı olacaktır. Sorun artık tarihi olmaktan çıkmış, politik ve ideolojik hem yapı hem de derinlik kazanmıştır.

Böylesi umulmayan planlanmayan sosyo-politik gelişmeler beraberinde, iki büyük gelişmeye ve farklılaşmaya uygun yapı demektir. Bunlardan birincisi, sosyo-ekonomik, ikincisi ise sosyo-kültürel bir modeldir. Çin, bu dediğimiz “sac ayağı”: politik ekonomik ve kültürel üçlü bir gelişme eğrisini tutturmaya çalışmışsa da; ekonomik ve politik angajmanları, kendini yeni bir JAPONYA olmaktan alıkoymuştur.

EMPERYALİZM / KAPİTALİZM ikilemi, ülke ve toplumlar üzerine, bir Ö R Ü M C E K A Ğ I gibi serilir, kolay kolay hiçbir ulus / millet, şiddetli, kanlı uzun sürecek bir mücadeleden sonra bu “boyunduruktan” ancak kurtulmuşlardır.

1930’lara gelindiğinde, Japonya bulunduğu PASİFİK OKYANUSUNDA hatırı sayılan bir DENİZ GÜCÜ’ydü. Özellikle Waşington Tokyo’nun bu giderek artan deniz, kara ve hava gücünden yeteri kadar endişelenmekte, yedeğine aldığı Londra ile birlikte, Tokyo’yu SİLAHSIZLANMA konusunda sıkıştırmaktaydı. Bu amaçla yapılan KONFERANSLARDA taraflar aralarında 10 / 7 oranında ilke anlaşmasına varmışlardır. Ancak Japon ekonomisinin çalışması, üretmesi ve halkının zorunlu ihtiyaçları için de, temel gıda maddeleri ile sanayisi için yeterli hammaddeyi ve enerjiye ihtiyacı büyüktü. Ancak bütün bunları sorgusuz yaşanması için; güçlü bir DENİZ TİCARET FİLOSUNA ve bu filonun güvenliği için güçlü bir DONANMAYA ihtiyacı çok netti.

Pek aynı zaman diliminde kendi kara coğrafyasında neredeyse ORTA ASYA ya kadar uzanmış, artık RUS ASYASI denilen ülkelere kadar uzanmış Çin ne durumdaydı. Özellikle batıda eğitim alan / almış olan ÇİNLİ liberallerin, DR SUN YAT SEN liderliğinde 1911 DEVRİMİ belki ilk anlarda PEKİN de kontrolü ele almış kendileri de İŞGALCİ bir aile olan aslen MOĞOL SOYLU HANEDANI kovmuşlarsa da, PEKİN de politik ve ideolojik ortam öylesine karışıktı ki, sorun liberallerin boyunu ve gücünü aşacak durumdaydı.

 “ DOĞU VE GÜNEY ASYANIN GÜNÜMÜZDEKİ EN BÜYÜK 10 EKONOMİSİNİN 1970 YILINDAKİ SATINALMA GÜCÜ PARİTESİ TOPLAM BÜYÜKLÜĞÜ, YADA TOPLAM ÜRETM HACMI, KUZEY AMERİKA VE AVRUPANIN GÜNÜMÜZDEKİ EN BÜYÜK ON EKONOMİSİNİN % 30 U KADARDI. BU DOĞULU EKONOMİLERİNİN TOPLAM ÜRETİM HACMI 2011 YILINA GELİNDİĞİNDE BATILI OLANLARINKİNİ YAKALAMIŞ 2014 YILINDA İSE % 10 AŞMIŞ BULUNUYORDU. BU DEĞİŞİMDE ÇİN EKONOMİSİNİN HIZLI BÜYÜMESİ BÜYÜK BİR ROL OYNUYORDU; ÇİNİN BU DOĞULU EKONOMİLERİN TOPLAM ÜRETİMİ İÇİNDEKİ PAYI AYNI DÖNEMDE % 3O DOLAYINDAN % 50 Y YAKIN BİR SEVİYEYE ULAŞMIŞTI.”

FATİH OKTAY AGE SYF 223

KITA ÇİN’İN neredeyse 1911-49 yılına kadar süren; iç savaş, isyanlar, göçmenler mülteciler işgaller ve ÇAN KAY ŞEK’in FORMOZA ADASINA kaçmasıyla sonuçlanan, rejim ve sistem savaşından çıkmış, dünyadaki politik ve ideolojik savaşımı geç de olsa adım atmıştı.

MAO için bir anlamda çıkış noktası veya gerek dünyaya gerekse olaylara bakışında O’na yön, güç veren temel saik; Rusların da 1949’da artık NÜKLEER bir güç olmalarıydı. 1950’li yılların başlarında Kore’de, KUZEY ve GÜNEY Koreliler arasında çıkan, siyasi ve ideolojik iç savaş, Kuzeylerin ani ve atak saldırıları karşısında, Güneyin başkenti SEUL düşmüştü.

Japonya’da, General Mc. Arthur’un komutasındaki ABD’li kuvvetler, özellikle Güneylilere havadan destek verse bile, bunu durdurmak mümkün değildi. ABD, ister istemez BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırarak; Rus delegesinin olmadığı bir oturumda müdahale kararı çıkarttı. Bütün dünyanın, özellikle Waşington’un güdümünde olan veya bu güdümün Ö Z L E M İ N İ çeken ülkeler, bu çok uluslu güce katkıda bulundular. Ankara da takviyeli bir tugayla katkıda bulundu.

Bu sefer işgalci Kuzeyli güçler, Çin sınırına doğru kaçmaya başlamışlardı. Gerek Tokyo’da, gerekse Pekin’deki liderler; yani MAO ve Mc Arthur, NÜKLEER SİLAHLARA başvurulmasını istemişlerse de, gerek Moskova’da gerekse Waşingtonda ki liderlik, böylesi bir TIRMANIŞIN nerde ve nasıl sonuçlanacağını bilemedikleri için olumsuz bakmışlardı.( TRUMAN ve STALİN).

Politik liderler arasında zımnen varılan bu anlaşma; Mc Arthur’un askeri kariyerine son verirken, Moskova-Pekin arasında da ilk “güvensizlik” olarak değerlendirecektir.

Daha önce, bahsettiğimiz üzere 1953’te Stalin’in ölümünden sonra, Moskova’da iktidara el koyan politik / ideolojik ve askeri klik; SBKP’nin 20. genel kongresinde, sözcü KRUŞÇEV, Stalinli yılları “yerden yere vurarak”, ağır eleştirilere tabii tuttu. Taraflar arasında başlayan bu soğuk hatta zaman zaman birbirlerini tehdit derecesine gelen ilişkiler aslında tarafların kontrol ve işgal altında tuttukları BATI ve DOĞU TÜRKİSTAN coğrafyalarında bir anlamda kısmen özgürlük ve ferahlık anlamına gelen bir ortamın doğmasına yol açtı. Her iki taraf kendi sınırları içinde işgal altında tuttukları bölgelerde açtıkları / kurdukları RADYO YAYINLARI ile TÜRK HALKLARINI isyana, göç etmeye ve kaçmaya teşvik etmekteydiler. Bu tür faaliyetiler Çin tarafında daha etkili olmaya başlamıştı. Özellikle sınırın uygun yerlerinden Rus tarafına geçişler nerede ise KİTLEVİ GÖÇ niteliğine dönüşmek üzereydi. Hele kaçış sırasında Çinli sınır muhafızlarla yaşanmaya başlanan çatışmalar; Çin için yakın gelecekte tekrar yeni bir TÜRK İSYANI demekti.

En sonunda taraflar bu sürecin her iki tarafında aleyhine doğru evrilmeye başladığının farkına varınca, TÜRK HALKLARINA karşı gösterilen toleranslı faaliyetlere son verildi. Eski sıkıyönetim tarzındaki idareye tekrar geçiş yaptılar.

Kim ne ders desin Çin sanayisi özellikle askeri kısmı teknik açıdan buluş, arge ve teknoloji açıdan yetersizdi, dışarıdan bu konulara ek desteğe ihtiyacı vardı, bu güç ve imkân ise ancak RUSLARDA ve MOSKOVA nın kontrolü altındaydı. Bu zorunluluk ister istemez taraflar arasındaki “buzları eritme” önemli bir faktör oldu.

İngilizler tarafından PLESSEY SAVAŞINDAN sonra HİNT alt kıtasından kovulan Fransızlar ÇİN HİNDİ denilen GÜNEY DOĞU ASYA da ancak tutunabilmişlerdi

1940’ta “Bir Garip savaş” diye başlayan İkinci PAYLAŞIM Savaşı, Almanların ünlü Fransız MAGİNOT Hattını paramparça etmesi, Almanların tank ve bindirilmiş piyadelerinin bir adımla Manş Kıyısına varmaları, diğer yandan asıl Alman Ordusu’nun Paris’e kadar önünü boşaltması ve nihayet Paris’te ünlü VAGON’DA taraflar arasında ATEŞKES’in imzalanması ile sonuçlanmıştır. Bu arada Manş Kıyısında İngiliz-Avrupa Sefer Gücü, DUNKIRK’’ten sağ salim boşaltılması, Fransızların başkentlerini Paris’ten VICH’ye nakletmeleri üzerine: Fransa’nın devlet başkanlığına Mareşal PETAIN ve Başbakan REVAL getirildi. Fransızlar bir anlamda savaşta devre dışı kaldılar.

Fransız Cephesi’nin böylesine aniden çökmesi, dünyanın dört bir yanında yayılmış olan sömürgeler üzerine de büyük etkiler bıraktı. Kuzey Afrika’da, Suriye’de hatta Çin Hindi’nde çok farklı rejimler ve sistemler kuruldu. Bunlardan biri de XVIII. yüzyılda da son çeyreğinde Hindistan’ı boşaltan Fransızların kurduğu VİETNAM merkezli sömürge yönetimiydi. Bu coğrafya, savaşın bitiminden itibaren Fransız sömürgelerine karşı ulusal kurtuluş savaşımı vermekteydi. Zaten VİETNAM dediğimiz bu coğrafya kendiliğinden bölünmüş bir görünüm arz ediyordu. Ülkenin kuzeyinde bulunan Hanoi’de, Güney’de bulunan Saygon kentlerinde özel yönetim ve rejimler kurulmuş gibiydi. Fransız sömürgelerinin “borusu” Hangi ‘nin kontrol ettiği coğrafyada ötmüyordu.1954’te Fransızların ünlü lejyonlar, lejyon güçleri, kuzeyli Vietnam güçleri karşısında umulmadık, yüz kızartıcı bir mağlubiyet aldılar. Ve teslim oldular. Aynı yıllarda artık ABD, bir dünya devleti olma yolunda 2. Dünya Savaşı’nın zaferlerinin de etkisi ile Asya’da yer almaktaydı. Neredeyse AVUSTRALYA’dan Japonya’ya kadar olan Pasifik’te denizde, karada, havada tek güçtü.

Kore’de kuzeylileri durdurmuş, güneyde Seul’da, Japonya’da güçlü kalkınmakta olan devletlerin temellerini atmıştı. Çin hindi’nde Hanoi’nin başarıları, Washington için bir uyarı durumuydu. Özellikle 1955 BANDUNG Konferansı, BEYAZ SARAY için çok güçlü bir uyarıydı. ABD güçleri, komünist Kuzeylilere karşısında yalnız kalan Güneyli kuvvetli güçleri yeni baştan organize etmek, savunmalarını güçlendirmek için; DANIŞMAN/MÜŞAHİT sıfatlar altında uzman subaylar yolladı. Ancak Güney’in yozlaşmış DİEM Rejimi, Amerikalıların bu desteklerini boşa çıkardılar.

VİETNAM’da özellikle Güney’de bu gelişmeler yaşanırken, Hanoi adım adım Güney’e doğru gücünü hegemonyasını artırmaktaydı.

DİEM’in yozlaşmış rejimi, “coup data” yoluyla kanlı bir şekilde yıkıldı. Vaşington zaten, HAVANA’daki girişiminde başarılı olmuş; Küba’yı Castro’’ya TERKETMİŞTİR. Şimdi böylesine ikinci hatayı Güneydoğu Asya’da yapma lüksü içinde değildi. Kennedy sonrası Johnson bu konuyu daha çok asker daha çok ateş gücüyle radikal bir biçimde çözümlemek için sahaya neredeyse 500.000den fazla asker sundu.

Özellikle TONKIN Körfezi’nin bombalanması, Kuzey’den Güney’e gelen VİETKONG gerillalarını Çin’den gelen gönüllüler ve askeri malzeme için havadan bombardımanın etkisini ve şiddetini artırması bence bu işin sonuydu. Vaşington, Çin’i Vietnam’da da kesinlikle yenemedi, hatta durduramadı. Dönemin Dışişleri Bakanı Kissinger’in Paris’te günler süren görüşmelerden sonra, ABD Güçlerinin Vietnam’ı boşaltma anlaşması artık bu işin sonuydu. Özellikle 73 yılında son ABD helikopteri elçiliğin damından kalkarken, helikoptere yapışan sarılan Vietnamlıların yerlere düşmesi hala hafızalarda unutulmayan sahnelerdir.

Artık Çin, daha önceki yıllarda kendi içi yapısında büyük fırtınalara, zaman ve para kaybına neden olan: Bugün bile ne olduğu tam anlaşılmayan, amacı ve hedefi belli olmayan K Ü L T Ü R D E V R İ M İ N ’den kurtulmuş oldu. Artık Washington’da adına “PINPON DİPLOMASISİ” denilen safhasında, Başkan NIXON bizzat Pekin’i ziyaret ederek “buzları” eritti. Başkan MAO’nun ölümünden sonra, aralarında eşinin de bulunduğu “BEŞLİ ÇETE” denilen ara bir dönem yaşandı. Pekin için bundan sonra kalan uluslararası sorunların başında; BM üyeliği ve Güvenlik Konseyi’nde bir koltuk, FORMOZA (TAYVAN) statüsü, Hong Kong ‘un geleceği ve ayrıca bazı adacıklar sorunu vardı. Bu ise Pekin’i artık XX. yüzyılın son çeyreğinde ve belki de XXI. yüzyılın ilk yarısındaki en büyük uluslararası diplomatik sorunları olacaktır.

Yalnız unutmayalım ki, özel olarak DOĞU TÜRKİSTAN, İÇ MOĞOLİSTAN, TİBET gibi işgal ettiği topraklar, tutsak aldığı milletler, her zaman için Çin’in en büyük sorunları olmaya devam edecektir.

 

Devam edecek

 

An itibariyle ziyaretci sayısı:

244 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi