UNUTULAN VATAN : DOĞU TÜRKİSTAN - 13

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 13

1949 da ŞARKİ TÜRKİSTAN CUMHURİYETİNİ, Moskova ın bazen açık bazen de üstü örtülü desteği ve göz yumması sonucu hem fiilen hem de hukuken ortadan kaldırmış, Askeri ve sivil işgalini tekrar bu coğrafyaya egemen kılmış. Zaten ÇAN KAY ŞEK yozlaşarak gerek kendi kamuoyunda gerekse en büyük destekçisi ve müttefiki olan ABD nezdinde uğradığı statü kaybı sonrasında, ülkesini terk etmiş FORMOZA adasına “CANINI” zor atarak kurtarmıştı.

 

Uluslararası ilişkilerde, sistemlerde kısaca diplomaside, ÇİN den genellikle ilk yıllarda “KIZIL ÇİN “ veya artık “KITA ÇİN “ olarak bahsedilir. Elbette ülkenin dev sorunları acilen halledilmesi gereken, etnik, milli ve dini konularda sorunları varken aynı zamanda temsil ettiği dünya ve politik görüşleri itibarıyla da askeri / politik ve ideolojik dünya çapında liderlik sorunları yaşamaya başladı.

 

Dünya çapında eğer ROL / MODEL ve İDEOLOJİK iddia ve söz sahibi olmak istiyorsanız,  ekonominizin, teknolojinizin ve finansman güç ve kapasitenizde buna uygun çap ve güçte olması bu işin OLMAZSA OLMAZIDIR.

 

Artık ülkeler arası ilişkilerde adı ve türü ne olursa olsun ayrım yapmak kategorilere ayırmak mümkün değildir. Ülkeler arası ilişkilerde sermaye, bilgi ve insan hareketliliği nerede ise ölçülemez demekti.1950-1970 yıllarında, Mao’nun ve Mao sonrası “ÇETE” döneminde, Pekin yoğunluk ve mesai olarak zamanının ve enerjisinin çoğunu kendi yapısal sorunları için kullandı. Öncelikle 1949’dan sonra ŞARKİ TÜRKİSTAN CUMHURİYETİ sorunu özellikle bu coğrafyanın asli unsurlarından olan neredeyse 700-800 yıl önceden başlayan kentleşme / kentlileşme sürecini çözümleyen; UYGUR TÜRK varlığını bir anlamda, URUMÇİ’ye bağlayarak sonlandırmıştır. Ancak, Uygur Türk varlığının dışında olan; bozkır Türk hayat tarzına bağlı olan Kazaklar üzerinde etkin olamadılar.

 

Kazak Türk halkı Çin işgaline karşı mücadelesinden asla vazgeçmeyerek, klasik GERİLLA HARBİNİN yöntemleri olan, VUR-KAÇ, İMHA, PUSU ve BASKIN tarzı mücadele yöntemleriyle, PEKİN için ciddi bir sorun olmaya devam etti. Daha önce de ismini verdiğimiz, OSMAN BATUR HAN bu kahramanların en önde gelen ve tanınmış simasıdır. Bu isyancı Kazak Türklerinin büyük bir gurubu, HİNDİKUŞ DAĞLARINI aşmış, Hindistan’a sığınmışlardı.

 

Gerek tarihsel, gerekse siyasal sosyoloji bize bazı konularda önemli kilometre taşları sunar. Söz konusu coğrafya, KITA ÇİNİ ise: Bu konunun uzmanlarından PETER FRANKOPAN, şu ana başlıklarla bir yol haritası çizmiştir. Bunun da adına İ P E K Y O L U demektedir:

• DEVRİM YOLU,

• KÜRK YOLU,

• KÖLE YOLU,

• ALTIN-GÜMÜŞ YOLU,

• KRİZ YOLU,

• BUĞDAY YOLU,

• SOĞUK SAVAŞ YOLU,

• KARA ALTIN YOLU,

• AMERİKAN İPEK YOLU,

• SÜPER GÜÇ REKABET YOLU,

• YENİ İPEK YOLU.

XXI. yüzyılın ortalarından XXII. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar, dünya üzerinde yaşanacak olan: Ekonomik, askeri, politik, diplomatik, teknolojik ve finansman gibi konularda elbette bu sürecin tarafları arasında yoğun bir, zaman zaman sertleşen ve hatta “restleşmeye” varan inişli çıkışlı bir ilişkiler yaşanacaktı.

 

Pekin’in şu anda sahip olduğu ekonomik güç ve kapasitesi bütün bu dediklerimizi anlatmaya çalıştığımız hususları giderecek güç ve enerjiden uzaktı. Çin ekonomisi, temelde iki ayaklıdır. Bunlardan biri İ H R A C A T, diğeri ise İ T H A L A T D I R. Bu iki işlemin de olması için de, DENİZ YOLLARININ yüzde yüz açık olması şarttır. Bir diğer husus ise; Çin ekonomisinde: EMEK nerede ise MALİYET hesaplamasında ağırlığı yok gibidir. Çünkü SENDİKALAR ve HAK arama yolları kapalıdır.

 

Bu tür çalışmaların anatomik yapısında ikili ana temel vardır. Bunlardan birincisi; elde bol veri, bilgi incelemeler raporlar, resmi ve özel evraklar, hatıralar ve bütün bunların yanı sıra fotoğraflar bulunur. Dolayısıyla, bu sayede durum ve geçmiş enine boyuna incelenir ve bir fikir / bilgi sahibi olunur. Ama asıl sorunsal; elindeki bütün materyallere rağmen gelecekle ilgili kestirimler, geleceğe yönelik olasılıklar, kısaca sonuçlar elde etme, üretme kısmında düğümlenir.

 

İşte bu noktada, araştırmacının eğitimi, deneyimi, ideolojik yönü tarihe ve geleceğe bakış açısı / derinliği etkilidir. Özellikle bu tür tarihsel çalışmalardaki; sosyolojik ve siyasal yönelimleri bize ışık tutar. Tabii herkesin bir model, bir kalıp veya bir açı sahibi olması beklenemez ve umulamaz. Çünkü bu konuya eğilen ilgi duyan insanların birbirlerinden farklı veya paralel / benzer görüş ve yaklaşımları olabilir. Bazen bu farklar kesin, koyu ve derin hatlarla ayrılabildiği gibi, bazen de içiçe geçen “kültür daireleri” veya paralellikler gösteren gelişmeler olabilir.

Mesele XX yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı İmparatorluğunu ve devletini ele alan inceleyen tarihçi-araştırmacılar, farklı modeller ve yaklaşımlar uygulayarak; TÜRK TARİHİNİN bu kesitine zenginlik kazandırmışlardır. PREKAPİTALİST, ATÜT veya FEODAL TARZ gibi.

 

Bu ana kadar, ÇİN ve TÜRK ilişkilerini tarihi boyut içerisinde, özetin özeti olarak aktarmaya çalışmış; ama asıl ağırlık noktamızı DOĞU TÜRKİSTAN coğrafyasındaki yerleşik UYGUR / KAZAK TÜRK halkları ile olan ilişkilerinde aramıştık. Bunu için de, ÇİN DEVLETİNİN öncelikle savunma duvarlarının (Çin Seddi) dışına çıkması şarttı. M.Ö yıllarda başlayan HUN-TÜRK / ÇİN ilişkilerinde bu ilişkilerin izlerini görmekteyiz.

1949 yılına kadar inişli çıkışlı ve genellikle İSYANLAR, AYAKLANMALAR ve KATLİAMLARLA süren bu ilişkiler; artık MAO’nun, KITA ÇİN’e egemen olmasıyla bir anlamda KOZMOGONİ şekline dönüştü. Yeni Çin rejim ve sistemi, çok farklı değişik radikal bir hayat ve kültür dayatmaktaydı.

Uygur Türk halkı için özellikle KAŞGAR, o coğrafyanın, DİNİ, MİLLİ bir kültür merkeziydi. Çinliler ise bir anlamda bu, tarihi kültür merkezine alternatif olsun diye; idari, siyasi, askeri ve ideolojik URUMÇİ adlı bir yerleşim biriminin oluşumunu sağladılar.

 

Azgelişmişlik sosyolojisi disiplini içinde düşünecek olursak. MİLLİYETÇİLİK fikrinin düşünce örgüsünün en şiddetli, tahammülü olanı AZGELİŞMİŞLİK ÜLKE MİLLİYETÇİLİĞİDİR. Siz bir de buna EZİLEN ULUS MİLLİYETÇİLİĞİ kavramını ekleyin.

 

İşte ÇİN de olan bunlardı, Çinin milli azınlıklar konusunda tek sıkıntısı bu KADİM TÜRKLER değildi ki, SINIRLAR GENİŞLETİKCE, yeni ve daha faklı halklarla temas kuruldukça tahammül ve hoşgörü gibi normatif değerlerde incelmenin var olduğunu çok net ve açık şekilde tespit etmekteyiz. Genel hatları le insanların “ yabancı korkusu “ ( Z E N O F O B İ )her zaman güçlü ve de çoğu zaman ürkütücüdür. Bir de yaşam tarzı, temizlik. hijyen ve diğer açılardan ( yeme-içme ) farklılıkları aradaki “uçurumu” artırmakta, ön yargıları giderek güçlendirmektedir. Hatta bu eğilim bazen ÇİN kökenli DÖNGENLER ile de HAN SOYLU Çinliler arasında bile tespit edilmiştir.

 

Şimdi sorunsalın geleceğine ve hali hazırdaki durumuna gelince, belki de bu ilişki ve geleceği dünya sistemleri içinde biraz da WALLERSTEİN tarzı ele alalım. Bakın o zaman bakış açımızı biraz daha esneteceğiz

 

Çok kısa özet olarak. ÇİN devletinin şekillenmesinde iç ve dış dinamikleri zaman zaman eski bölümlerde ele aldığımız, anlatmaya çalıştığımız hususları değil de, daha çok ekonomik, mali, finans ve teknolojik boyutları ile düşünüp yazmaya anlatmaya çalışacağız.

PEKİN, KAŞGAR / URUMÇİ arasındaki zaman zaman “alevlenen” isyan ile sonuçlanan ilişkilerin mantığını kavramak ve bu tarz bir ilişkinin gelecekte de bu iki farklı millet arasındaki; hukuki, psikolojik siyasi ve insani boyutlardaki etkisini incelemek birinci önceliğimiz ve tercihimiz olmalıdır.

Bu tür kapsamlı, tarihsel ve sosyolojik çalışmalarda bir de eğer devreye uluslararası politika devreye giriyorsa, yapılacak ilk iş; milletlerarası benzer vakalarla / gelişmelerle KIYAS YAPMAKTIR.

“…KUTSAL JAPON DÜZENİN TEHDİT EDEN İKİ TEMEL UNUSUR VARDIR: BUNLARDAN BİRİ JAPONLARDAN, DİĞERİ YABANCILARDAN GELİR. HER İKİSİ DEGEÇEN BİR BUÇUK YÜZYILDA ZAMAN ZAMAN YÖNETİCİ ELİT İKORKUTACAK ÖLÇÜDE BÜYÜK ÖNEM KAZANMIŞTIR. MEİJİ RESTTORASYONNA YOL AÇAN VE ONDAN SONRİKİ POLİTİK OLAYLAR, KURULU KTİDAR İLİŞKİLERİNE İÇTEN VE DIŞTAN GELEN TEHDİTLERİN VE BULARIN DÜRTÜKLEDİĞİ TEPKİLERİN SONUCU OLARAK GÖRÜLEBİLİR

JAPONYA PASİFİK SAVAŞINDA YENİLDİ, ANCAKYENİ DÜZEN HAREKETİ İÇİNDEKİ MİLLİYETÇİLERİN HAYALLERİNDEN BİRİ SAVAŞ SONRASINDA OLDUKCA İYİ ŞEKİLDE GERÇEKLEŞMŞ GÖRNÜYOR. BÜYÜK JAPON İŞLETMELERİ ARTIK KAR ETMEKTEN DAHA DEĞERLİ AMAÇLARLA HAREKET EDİYORLAR.””KAREL VON WOLFEREN JAPON GÜCÜNÜN SIRRI SYF 433…456

 

Şimdi akla neden JAPONYA sorusu gelebilir. Bizim bu tür olaylarda kullandığımız K R O K İ S E L K U Ş B A K I Ş I yaklaşımımız bizi bu yöntemi kullanmaya zorlamaktadır. Şimdi gelelim bu iki ülke tercihimizin NEDENSELLİK BAĞLANTISINA: BATI medeniyetinden oldukça uzak, çok farklı tarihi siyasi kültürel gelişme döngü içinde olan bu iki halk da benzer coğrafyanın unsurları olmasına rağmen, bir tek ALFABEDE ve bazı RESİM TEKNİKLERİNDE benzerlik göstermişlerdir.

 

Batı ile ilişkilerinde birbirine yakın tarihi süreç içinde olmalarına rağmen; JAPONLAR 1854-1905 arası TOGUKAWA REJİMİ’NDEN, MEİJİ RESTORASYONU’nu yaşayarak Batılı bir devi hem denizde, hem de karada rakip olmaktan çıkarmışlardır. ( ÇARLIK RUSYASI, PORT ARTHUR BASKINI ve MUKTEM). Bu süre içerisinde ÇİN de Batılı ülkelerle önce ekonomik ve ticari ilişkiler kurmuş, zamanla bu ilişkilerin boyutu, Osmanlı-Batı ilişkileri gibi; kapsam, derinlik ve yön değişimine uğramış bir tür SUİ GENERİS şeklinde KAPİTÜLASYONLARA evrilmiş, bu da beraberinde bu emperyalist ülkeleri.“müsadeye en mazhar ülke” konumuna gelmişlerdir.

 

Bu birbirlerinden farklı DİKOTOMİK ilişki çok farklı sonuçlar doğuracaktı. TOKYO artık bulunduğu coğrafyada dikkate alınması gereken bir ülke konumuna gelirken, PEKİN artık YARI SÖMÜRGE konumuna gelecekti.

 

Çin ana ülkesi, özellikle Batı sermayesi için çok büyük bir pazardı. Batının mamül malları ancak Çin’in sanayi kentlerinde kendine Pazar / talep bulabiliyor; ancak metal sanayinin ürünleri ise Çin ülkesinin derinliğinde kendine yeni Pazar alanları ve talep yaratıyordu. Bu arada İngiliz sömürgeciliği yepyeni bir aşama kaydetmiş; Güney Asya’da yetiştirdiği ve elde ettiği AFYON’u, Çinli halka nerede ise bedava dağıtarak halkı UYUŞTURUYORDU.

 

İşte EMPERYALİZM ve SÖMÜRGECİLİĞİN kısa tarihi böyleydi. Çin aynı yıllar içinde bir yandan AFYON, SÖMÜRGECİLİK ve hatta zaman zaman ASKERİ MÜDAHALE, İŞGALERLE uğraşır durumdaydı.

 

Devam edecek

An itibariyle ziyaretci sayısı:

127 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi