UNUTULAN VATAN : DOĞU TÜRKİSTAN-11

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 11

Dünyanın en doğusunda bulunan bu kadim TÜRK COĞRAFYASININ belki de jeopolitik ve jeostratejik en büyük şanssızlığı. Sanki XVI asrın zaman tünelinde sıkışıp kalmış, bir ileri adım atamamış olması. Buna karşılık bölge üzerinde niyet ve heves sahibi olan ülke / devletler ki aralarında en geri olan ÇİN bile Türklere oranlar en az 2-3 asır öndeydi. Özellikle Pekinde bulunan yabancı misyonlar, asker ve sivil görevliler çoktan Çine, maddi kültür ve fen bilimlerinde mesafe almalarına neden olmuştu.

Ruslar ve Japonların durumunu da burada anlatmak açıklama gereksiz bile. Moskova kendinden nerede ise 5000 km uzakta bir coğrafya da adım adım “BOZKIRLARI “ bazen savaşarak bazen diplomatik yönden aşarak Ruslar; DOĞU TÜRKİSTANA komşu oluvermişlerdi. Bu coğrafya Rusların MİLLİ SİYASETİ olan “SICAK DENİZLERE” inme, ulaşma stratejilerinde önemli bir yol haritasıydı. İlki Kafkasya üzerinden Akdeniz ve Basra, iken bu yolda tarihi İPEK YOLUNA el koymaktı.

Japonların temel taktik ve “oyun” içindeki yerlerini öncelikle kendi aralarında nasıl bir İMPARATORLUK SORUNSALINDA iki temel strateji üzerinde belirmiş, Japon jeopolitiği bu konuda son sözü söyleyecekti.

DOĞU TÜRKİSTAN JEOPOLİTİĞİ ve COĞRAFYASI üzerinde yakın / uzak komşular, böylesine zaman zaman çakışan / çatışan politikalar izler ve düşünürken. Bu coğrafyanın asli unsuru ve SAHİBİ ASLİSİ olan TÜRKLER ne yapıyordu? Belki de sorunun özü ve gerçeği bu soruya verilecek / bulunacak cevapta bulacağız.

Çok ileri ve ayrıntılı analizler yapmaya sonuçlar üretmeye, aramaya gerek bile yok. Zaten ilk bakışta basit gözlemle yapılacak bir çalışmada bütün gerçekleri görmek anlamak, çok kolaydır. Öncelikle bu coğrafya da yaşayan TÜRK halkı toplumsal, ekonomik kültürel bakımdan farklı iki gruptan oluşmuştu. Daha eğitimli, kentli, manifaktürde olsa üretici olabilen ticarete yatkın UYGURLAR ile BOZKIRDA YAŞAYAN geçim kaynakları ve iştigal alanları besicilik / hayvancılık olan konar göçer hayat tarını devam ettiren KAZAKLAR. Bir de bunların arasında TARIM / BAHÇE işleri uğraşan KÖYLÜLER.

Timur dan sonra bu coğrafya artık asla blok / bütün olarak varlığını koruyamadı daha önce bu konuları ele aldığımız için tekrar etmeye gerek görmüyorum. Bir anlamda Türk halkı ne ekonomik ne de kültürel bakımdan asla komşuları ile rekabete giremedi. Aksine ACZ içindeki, yapısal zaafı ve içerde başlayan iktidar çekişmeler mücadeleleri komşularının dikkatini çekti, bir de içerde sürtüşen ümera ve ulema takımı dışarıdan destek aramaya / almaya başlayınca sanki sonun başlangıcı oldu.

Önce Kalmukların sonra Çinlilerin saldırı ve işgallerine uğrayan maddi ve manevi zenginlikleri yağmalanan, aşağılanan kendi vatanlarında özgül ağırlıklarını kaybeden Uygur halkı elbette zaman zaman işgale karşı koyup belli aralıklarla mahalli taktik lider ve şeflerin emir komutasında devamlı isyanlar çıkarmışlardır. Ancak bu isyanlara yakın plan bakacak olursanız yaparsanız; asla iyi bir plan ve hazırlık devresi içinde hazırlanmadığını daha çok o an duyulan bir öfke ve karşı koyma gibi nedenlerden çıktığını ağırlıklı olarak bölgesel / mevzi kaldıklarını görürüz. Gerek Kalmuklar gerekse Çinliler bu tür isyanları son derece sert tedbirlerle engelleyip,” ateşin “ yayılmasına engel olmuş, katılan görev alanlara karşıda son derece zalim, karşı cezalandırıcı politikalar izlemişlerdir.

İki büyük isyan ateşinin çok başarılı olduğunu görmekteyiz bunlarda birincisi anlattığımız YAKUP HAN ın organize ettiği liderliğini sürdürdüğü MİLLİ İSYAN ve devletidir. Üstelik Uygurlar ilk defa İNGİLTERE, RUSYA VE OSMANLI devletleriyle temas kurmuşlar. Cuma günleri namazda H U T B E Osmanlı Sultanı adına okunmuş, İstanbul dan ülkeye asker ve sivil teknik eğitici uzmanlar yollanmıştı. Yakup Hanın ölümünden sonra bu devlet uzun ömürlü olamamış Çinliler tarafından yıkılmış, ancak bir başka önderin gelmesi bekleniyor gibiydi.

Sık sık tekrarladığımız üzerinde durduğumuz bir husus; halkların, milletlerinin coğrafyalarının tutsağı olmasıdır. Ancak bu ilkeyi peşin peşin kabul etmek bizi COĞRAFİ DETERMİNİZME götürür. Böylesi bir yaklaşım sonuç itibarıyla, tarihsel sosyolojiye aykırı demektir. Biz de bu hataya düşmemek için; bu coğrafyayı, üzerinde yaşayan halkları incelemeye çalışırken elimizde “SİHİRLİ SOPAMIZ”: S O S Y O L O J İ D İ R. Böylelikle coğrafyanın kendine özgü sert köşeli kavram ve bakış açılarını, insani değer ve yaklaşımlarla yumuşatmış olacağız.

Sakın bu tür bakış açısına veya yaklaşımı; ANNALES. BRAUDEL varı bir yaklaşım olarak kabul etmeyin. Her tarihi, etnik, toplumsal, ekonomik dinsel ve ideolojik olayların gelişmelerin mutlaka birbirine benzediği ve hatta paralel olduğu anlar olmuş olabilir. Ama unutmayın ki; her olayın, her gelişmenin; SUİ GENERİS yapısı vardı. Onun için de biz “özgün ağırlık” dediğimiz bir faktörü her zaman, bu denklemin bir bileşeni olarak kabul eder ve görürüz.

Bu teorik, söylemsel açıklamadan sonra isterseniz asıl konumuza dönelim. Ne demiştik bu coğrafyada yaşayan TÜRK kökenli halk neredeyse 3-4 yüzyıl sürecek derin bir uykuya çekilmişti. Yabancı düşman halklar bu bölgenin yeni sahipleri gibi; hem işgal ediyorlar, hem yerleşiyorlar, hem de siyasal / askeri egemen oluyorlardı. Her ne kadar sık sık isyanlar ayaklanmalar yaşanıyorsa bile bu ortam kalıcı zaferler getirmekten uzaktı. Çünkü işgalci / yerleşimci güçlere karşı kazanılan her bir başarıdan sonra, Türkler arsındaki dayanışma, yardımlaşma işlevi kayboluyor ve bir süre sonra eski düzen yeniden kuruluyordu.

YAKUP HAN’ın çok zor şartlar altında kurduğu devlet onun ölümüyle beraber sona ermiştir. Kovulan sivil/ asker görevliler ile kaçan Çin kökenli unsurlar tekrar dönüş yaptılar.

Doğu Türkistan Türk halkı ilk defa üniformalı, eğitimli asker görüyordu. Askeri kıyafetler model olarak İstanbul’da hazırlanmış ve yollanmıştı. Bu gelişmelerin ışığında şu yorumu yapmak mümkün:

  • Doğu Türkistan halkının PASSİONER gücü ve kapasitesi vardı / canlıydı,
  • Yalnız sıkıntı isyan ve ayaklanmalarda, TAKTİK ÖNDERLİK sorunu yoktu,
  • Bu coğrafyada sorun, STRATEJİK ÖNDERLİK konusundaydı.

Nasıl Yakup Han, dışarıdan gelip KAŞGAR’da askeri önderliğini ilan edip; son derece akıllıca bir planla, küçük Çin garnizonlarını basıp dağıtmıştı. Hem malzeme hem taraftar, hem de saygınlık kazandıktan sonra, daha büyük güçlü Çin hedeflerini ve kentleri ele geçirmiş ve KURTARILMIŞ BÖLGE ilan etmişti.

Neredeyse aradan 50-60 yıl geçtikten sonra daha kuzeyden, NİLKİ kasabasında yaşayan, KAZAN Türklerinden FATİH’in “bir güneş gibi” DOĞU TÜRKİSTAN coğrafyasına doğuşuna tanık olacaktı.

Bu coğrafyanın daha kuzeyinde MOĞOLİSTAN’a yakın, NİLKİ adında bir yerleşim bölgesi vardı. Bu bölgenin asıl halkı, UYGUR KAZAK TÜRKLERİYDİ. Ama aralarında ihmal edilemeyecek kadar Türkçe konuşan, Türkleşme sürecinde olan Moğollar ile kendi etnik varlıklarını koruyan Moğol unsurlar da birlikte yaşamaktaydı. Elbette aralarında sömürgeci ÇİN’in sivil ve askeri unsurları da bulunmaktaydı. Bu yerleşim biriminin diğer Doğu Türkistan yerleşim birimlerine oranla en farklı özelliği; Rus varlığının ticarete ve sanayiye egemenliğiydi. Yani kısaca Komünist Ruslar bu coğrafyadaki TİCARET BURJUVAZİSİNİ oluşturuyorlardı.

Bu bölümden sonra, bir süre karşımıza çıkacak “NİLKİLİ FATİH” işte bu siyasal ve toplumsak yapının bir unsurudur. Kendisi aslen KAZAN TÜRKÜDÜR. İsterseniz burada konumuzdan küçük kısa bir sapma yapalım ve size konu hakkında fazladan bilgi vereyim.

KAZAN, kent ve yerleşim olarak, MOSKOVA’nın 500 kilometre uzağında kurulu en eski TÜRK / TATAR / MÜSLÜMAN bir merkezdi. Büyük ALTINORDU HANLIĞI’ndan kalan siyasi askeri ve idari bir yapıdır. IV. İVAN tarafından ancak üçüncü seferde feth olunup işgal edilmiştir. Moskova fetihten sonra uzun bir süre; RUSLAŞTIRMA ve HRİSTİYANLAŞTIRMA politikaları izlemiş, sonuçta, PUGAÇEV isyandan sonra SALÂVAT YULAV isyanının devam etmesi üzerine, ikinci KATERİNA döneminde Ruslar bu politikalarının sonuç vermediğini görünce bu Müslüman Türk topluluğuna karşı daha yumuşak politikalar izlemiştir.

Bu topluluğun CENGİZLİ soyundan gelen ileri gelen ailelerin çocukları, Rus askeri okullarına kabul edilerek subay olarak ordularında istihdam edilmişlerdir. Ayrıca bu halkın da; DİL, DİN, MİLLİYET olarak artık yüzünü Doğuya çeviren Moskova için kullanılabilecek yeni elemanlar olarak görevlendirilmişlerdir. Ruslar için “kapalı kutu” olan bu coğrafyada, Rus keşif kolları için, DİLMAÇ, ÇAŞIT ve KEŞİFÇİ gibi görevlerde büyük fayda sağlamışlardır. Ancak kaderin ve tarihin bir başka değişkenliği bu süreçte kendini göstermiştir.

Bu günkü KAZAKİSTAN’ın insansız binlerce kilometrekarelik bozkırlarında yaşayan; atalarının öz olarak dinlerini yaşatan, Türk halklarının İslamlık anlayışları son derece yüzeysel ve sözeldi. Bu yöreye gelen, Ruslara eşlik eden KAZANLILAR, ister sivil ister asker kişiler olsun; bu coğrafyada henüz tam İSLAMLAŞMAMIŞ, Türk halkına yeniden bir anlamda MÜSLÜMANLIĞI öğretip, öğrenmeye ve uygulamaya zorluyorlardı.

Hatta bu süreç ve beraberinde yaşanan sıkıntılar o kadar büyük ve derinde ki yerli TÜRKLER arasında.” RUSUN KILICINDAN TATARIN KURANINDAN “ diye bir veciz anlatım bile geliştirmişlerdi.

Nilki li FATİH de bu tür bir ailenin bireylerinden biriydi ve de abisi burada görevli Ruslardan biriydi. Ancak ailesi geri döndükten sonra kendisi bu coğrafya da kalıp, bir anlamda aranılan ve de çok önemli rol / görev üstlenecekti.

Ama bütün bu koşulları ve atmosferi anlamak, analiz etmek için 1940 lı yıllardaki Çin, gerçek anlamda tam dağınık / bölünük bir ülke konumundaydı. Bir yandan ÇAN KAY ŞEK diğer yandan MAO, bu arada kuzeyden ülkeye giren devamlı toprak kazanarak işgal alanını genişleten JAPON güçleri ve daha batıda bütün bu olup bitenleri izleyen karşı önlemler almaya çalışan RUSLAR.

Bu coğrafyanın asıl sahibi olan; TÜRKLER ise parça parça ve bir araya gelemez durumdaydı. Çin in geleceği gerçekten karanlıktı. O yıllara kadar, Japonya’yı durduracak bir güç olmadığı gibi Mao da geçici bir ATEŞ KES le mücadeleyi, alanı ÇAN KAY ŞEK e terk etmişti. Daha önce de dediğimiz gibi. TOKYO ellerini ve gözlerini D.Türkistan’a dikmiş aynı MANÇUKA gibi KUKLA bir devlet kurma rüyası görmekteydi. Moskova bu süreci çok yakından izlemekte, her ihtimale karşıda bu coğrafyada hem bir teşkilat kurmakta hem de öncü kadrolara özel önem vermekteydi. Aslında bütün ilgili taraflar arasında hem karşılıklı niyetler konusunda hem de güçlü kuşkular ve korkular son derece kuvvetliydi.

 

 “.KIZIL ÇİN HÜKÜMETİ, DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİNİ ÇİNLİLEŞTİRMEK ÜZERE TARİHLERİNİ HATIRLATAN BÜTÜN MİLLİ ÖRF VE ADETLERİNİ, MİLLİ KÜLTÜRLERİNİ ORTADAN KALDIRMAK. YERİNE ÇİN ÖRF VE ADETLERİNİ KABUL ETTİRMEK İÇİN NE MÜMKÜNSE YAPMAKTADIR. MESELA TÜRKLERİN NİŞANİ DÜĞÜN VE ÖLÜMLERİNDE YAPILAN ÇEŞİTLİ MERASİMLERİ BAYRAM NAMAZLARINI KESİN SURETTE YASAKLAMIŞ. BUNA MUKABİL ONLARI ÇİN USULÜ GİYİNMEYE, ÇİNLLER GİBİ YAŞAMAYA. UMUMİ YEMEKHANELERDE PİŞİRİLEN ÇİN YEMEKLERİNİ YİNE ÇİN USULÜ KÜÇÜK DEYNEKLERLE YEMEYE, ÇİN BAYRAMLARINI MÜŞTEREKEN KUTLAMAYA MECBUR ETMİŞTİR.25 AĞUSTOS 1956 TARİHLİ SİNKİANG GAZETESİNDE NEŞREDİLEN BİR YAZIDA, SİNKİİANG TAKİ YERLİ MİLLİYETÇİLERİN BÜTÜN SUÇ VE GÜNAHLARI BİRER BİRER SAYILIP DÖKÜLMEKTE. BU MEYANDA “MİLLİYETÇİLERİN KENDİ ÖRF VE ADETLERİNİ AYNEN MUHAFAZA ETMEYE UĞRAŞTIKLARI, BU SEBEPLE HÜKÜMETİN ASİMİLASYON FAALİYETLERİNE MUKAMEVET VE MUHALAFET ETTİKLERİ, OYSA BU FAALİYETLERİN SİNKİANG IN SOSYALİZASYONUNU ESAS HEDEFLERİNDEN BİRİ OLDUĞU “ AÇIKCA İFADE EDİLMEKTEDİR…”

  • ÇİNİN BİR MÜSTEMLEKESİ OLAN DOĞU TÜRKİSTANI YABANCI TESİRLERDEN TEMİZLEMEK,
  • *DOĞU TÜRKİSTANI HEM HAM MADDE ÜRETİM SAHASI OLARAK KULLANMAK,
  • DOĞU TÜRKİSTANDA ÇİNLİ OLMAYAN YERLİ HALKI MUAZZAM ÇİN POTASINDA ERİTEREK YOK ETMEK.”

TÜRK DÜNYASI EL KİTABI SYF 1241-1242

İzin verirseniz bu noktada asıl konumuzun azıcık dışına bir kez daha çıkalım. Bu coğrafyayı, iki farklı konumda ele alalım ki anlatacak yazacaklarımızın ayakları sağlam yere bassın. Bunlardan birincisi PASİFİK diğeri ise DÜNYA ölçeğinde ele alacağız.

A - DÜNYA ÖLÇEĞİ :

 

Bildiğiniz gibi 1918’de, MERKEZİ DEVLETLER yenilmişler, Paris’te yapılan barış görüşmelerinden sonra; VERSAY’da Almanya ile bir barış anlaşması imzalanmıştır. Büyük umutlarla Paris’e gelen ABD başkanı WİLSON, "yaşlı kurtlar” tarafından kandırılmıştı. Ülkesine moral ve umut bozukluğu içerisinde dönene Wilson, büyük heves arzu ve istekle kurucusu olduğu ne MİLLETLER CEMİYETİ SÖZLEŞMESİNİ, ne de VERSAY BARIŞ ANLAŞMASINI, kendi Kongresine O N A Y L A T A M A M I Ş T I R.

Avrupa’da ise, iki kafadar sömürgeler konusunda aralarında, görünürde bir anlaşma varsa da rekabet “doludizgin” yaşanıyordu. 1917-22 yılları arasında Çarlık Rusya’sında kanlı bir iç savaş sonrasında, LENİN ve arkadaşları KOMÜNİZM İLKELERİ esaslı yeni bir devlet kurmuşlardı. Yıkılan, dağılan OSMANLI İMPARATORLUĞU topraklarında bir avuç inanmış, vatansever, milliyetçi askerler ve siviller, ANKARA merkezli, işgalci Yunanlılara karşı 3 yıl süren amansız mücadeleden sonra YUNANLILARI denize döktüler. Türklerin kurtarıcı atası olan MUSTAFA KEMAL PAŞA ve arkadaşları yeni bir devlet kurdular: T Ü R K İ Y E C U M H U R İ Y E T İ…

Avrupa cephesinde ise; savaştan yenik çıkan, WEMAİR ALMANYASI ile galip çıkmasına rağmen, savaş sonu elde ettiklerinden memnun olmayan İTALYA arasında; REVİZYONİST denilen bir blok oluştu. Japonya ise bu arada çok ufak dikkate alınmayacak kadar kazanımlar elde etmişti. Waşhington’da ise esen rüzgârlar ve eğilimler yeni bir “İNFİRAD’CILIK” POLİTİKASI demekti. Waşhington tüm dikkat ve alakasını TOKYO’ya ve onun deniz kuvvetlerine çevirmişti. Amerikalı askeri plancılar denizde hiçbir kuvvetin. Ne tonaj ne de top çapı ve UÇAK GEMİSİ bakımından kendisinden ne büyük ne çok, ne de fazla olmasına asla razı değildi.

1939 la kadar dünyada politik, diplomatik ve askeri dengeler bu minval üzerine oturmuş, herkes birbirini yakın takibe almış birbirini kolluyorlardı, Böylesi bir ortamda arda kalan sesini duyuramayan DOĞU TÜRKİSTAN gibi ülke ve halkların ne bir önemi ne de varlığı ele alınabilirdi.

Japonya ilk çıkışını Asya karasında denemiş ancak Rusların karşısında umduğunu bulamayınca dikkatlerini zaten dağılmış durumda olan PEKİN e vermişti, .İşgal hayli sert ve acımasızdı neredeyse ikinci GUERNİCA lar yaşandı desek doğrudur.

Bu konuları daha önce de anlattığımız için Çin deki iç mücadele kızıştıkça bir yandan ideolojik (Milliyetçiler ve Kızıllar ) arasında sonra aralarında bir anlaşmaya r aralarındaki çatışmayı dondurarak bir yandan da işgalci Japonlara karşı güç birliğine gitmek zorunda kalmışlardı.

DEVAM EDECEK

An itibariyle ziyaretci sayısı:

113 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi