UNUTULAN VATAN : DOĞU TÜRKİSTAN -9

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 9

YAKUP HAN’nın bu coğrafyaya gelmesi, var olan siyasal şartların ve ortamın yeni bir politik / askeri çıkışa uygun olması, Uygurlar için bir şans, bir fırsattı. İkinci olarak; bu coğrafyanın hem içeriden siyasal parçalanmışlığı, hem de ÇİNLİLERİN işgal ve yerleşim politikaları Yakup Han için bir şanstı. Üçüncüsü ise Yakup Han dünya coğrafyasını uluslararası sistemi az çok biliyordu ve var olan yapıya göre de kendine özgü bir dış politika anlayışı geliştirmişti. İSTANBUL, MOSKOVA ve LONDRA, mesafelerin ve ulaşım imkânlarının çok sınırlı olmasından dolayı hemen güneyindeki Hindistan’a el koyan Londra ile DELHİ üzerinden ilişki kurmaya çalışmıştı.

Bu karmaşık ve birbirleriyle uyum sağlayamayan güçler arasında, bir de zamanın teknolojik dezavantajlarını (ulaşım, iletişim) düşünürseniz Yakup Hanın ne kadar zorlanacağını tahmin edebilirsiniz. İstanbul’da bile fiziki irtibat bir yıl içerisinde ancak iki defa kurulabilirdi.

Bu coğrafyanın batısında ise, daha önce anlattığımız üzere Moskova çoktan “çökmüştü”.

“Rusların. Batı Türkistan’daki Türk devletlerini birer birer işgal ederek Hindistan sınırına yaklaştığı bir devrede, Hindistan hududundaki doğu Türkistan’da Yakup Bey devletinin, ortaya çıkması, elbette İngilizler için de sevindirici bir gelişme olacaktı. Nitekim.1868 ticari amaçla da olsa Kaşgar’a gelen P.Shaw’ı Yakup Bey kabul ederek dostluk duygularını belirtir. Ertesi yıl 1869 da Mirza Muhammed Şadi başkanlığında bir ekibi Hindistan valiliğine göndererek onarla dostluk ilişkileri kurmayı ve ordusu için silah temin etmesini ister. İngilizler ise, doğu Türkistan’ın doğal kaynaklarını işletmeyi ticari vs, nüfuzlarını artırarak icabında bu ülkeyi, Afganistan misali Rusya ve Çin e karşı bir tampon devlet olarak kullanmayı düşünürler. Diğer taraftan İngilizler. Yakup Beyin Osmanlı Devleti ile ilişkilerini geliştirmesine yardımcı olmayı da söylerler. Bu Yakup Beyi İngilizlerle dost olmaya sevk eden en güçlü amillerden birisidir.” İ.kurban ag syf 94

Doğu Türkistan tarihinde, Timur ve sonrasında politik / askeri düzen kurulamamıştı. Kent merkezi etrafında toplanan UMERA / ULEMA takımları bazen işbirliği yaparak bazen da çatışarak bir düzen kurmaya çalışmışlar; ancak bu arada kendilerine Tibet’ten kuzeyden ÇUNGARLARDAN askeri / fiziki müttefik arayarak birbirlerine karşı üstünlük / egemenlik mücadelesi vermişlerdir. Bütün bunlar sürgit yaşanırken; Çin doğan bu kuvvet boşluğunu görmüş, Çungarların dikkatlerinin azaldığı bir dönemde bu kadim TÜRK DÜNYASINA, “destursuz” girmişlerdir.

1877 yılında YAKUP HAN’ın ölmesi üzerine, Uygurlar arasında bir süreden beri unutulan, arka plana itilen, bölünme parçalanma eğilimleri tekrar canlanmıştır. KAŞGAR’IN merkezi olma, kamu otoritesini kullanma yetkisi sorgulanır olmuştu. Çinli askeri ve siyasi şefler bu coğrafyada olan biten bütün gelişmeleri yakından / dikkatlice izliyor, not alıyorlardı. Uygur coğrafyasının ve halkının tekrar birbirlerinden kopma süreci içerisinde düştüğü çaresizlik; Çinlilere bir süredir aradıkları / kolladıkları fırsatı kendiliğinden vermiş oldu.

Çin askeri kampanyası, bu coğrafyaya tek bir noktadan değil; birbirlerinden farklı noktalardan başlamış, taktiksel olarak Türk kuvvet merkezlerinin birbirleriyle irtibatlarının kesilmesine özel önem vermiştir. Böylece Uygurların bir eşgüdüm içerisinde karşı koyma, Çinlileri püskürtme güç ve kapasitelerini sıfıra indirmiştir.

YAKUP HANIN büyük fedakârlıklar ve kahramanlığı ile kurduğu devlet Çin saldırılarını durduramadı. Üstelik ne Hindistan üzerinden LONDRA ne de batı Türkistan üzerinden MOSKOVA duruma müdahale edemedi zaten İSTANBULUN yapacağı bir şeyde yoktu. Çinli kuvvetler işgale başar başlamaz önce Yakup Hanın mezarını yıkıp topraktan çıkardıkları naaşını halkın gözü önünde yaktılar.

Artık bu coğrafya da şairin dediği gibi “BAYKUŞLAR ÖTECEKTİ” Yakup Han dönemi belki de bir ara dönemdi, bu tarihi TÜRK HALKININ özgürlük özlemi asla sönmeyecek ama zaman zaman küllenecekti. Ne zamana kadar, 1944 de Ş A R K İ T Ü R K İ S T A N C U M H U R İ Y E T İ ilan edilinceye kadar.

 

 “.Gerçekten de Sing Kiang ın bir eyalet olarak ilanı 1884 dedir. Bu tarihten başlayarak askeri denetim birimlerinin yerini sivil bir yönetsel yapı almış, birbirlerini izleyen yöneticiler beceriksizce ve pek de başarı kazanmaksızın doğudan gelen han toplulukları yöreye yerleştirmeye çalışmışlardır. Eskiden bu topraklar üzerindeki egemenliğini güvenceye almak kaygısı taşıyan merkezi iktidar, yerli halkları kendi özel çıkarları için soyup soymaya çalışıp, göz doymaz han ya da mançu üst düzey görevlisi ile bir takım okumuş yazmış kamu görevlilerinin bulunmaları ile yetiniyordu: bu görevliler en küçük başkaldırı eğilimini acımasızca bastırmaya meraklı bazı askeri birliklere ve kumandanlarına sırtlarını dayıyorlardı. “

R.Cagnar – M.Jean İmpatorluklar Beşiği syf 92

YAKUP HAN ın sessizce ölümü ve arkasından zaten zar zor kurulan siyasal / askeri denge. Sanki “ kâğıttan “ yapılmış bir yapı gibi un ufak oluverdi. Uygurlar arasında MİLLİ ŞUUR /MİLLET olma süreci, dini kimlik ve baskısı sonrasında adeta “ buhar” olmuş uçmuş gitmişti. Doğanın en başat eğer ve özelliği asla boşluk kabul etmemesiydi. Kaşgar'ın bu gücünü kaybetmesi, kamu otoritelerinde güç kaybı ve beliren zaaf, gerek içerden bazı grupların gerekse hazır bekleyen, fırsat kollayan Çinliler tarafından değerlendirildi.

Yakup Hanın Türk coğrafyasından kent kent vaha vaha kovaladığı Çinli askerler, yöneticiler peşlerinde on binlerce gerçekten son derece perişan aç yoksul yığınlar halinde Çinli siviller olduğu halde, bu coğrafyaya bir Ç E K İ R G E sürüsü gibi dalmaları; yeni bir kaotik yapının bu coğrafyanın yeni baştan acımasızca yağmalanması demekti.

O yıllarda dünyanın da jeopolitik ilgi ve dikkatleri Avrupa ile Uzak Doğuya çevrildiği için DOĞU TÜRKİSTANDA olan biten dünyanın ilgisini çekmeyecekti. Bir süreden beri zaten PEKİN de yönetim kendilerine MANÇU denilen aslen Moğol ama uzun süreden beri Çin kültürü ile yoğrulan bir klanın elindeydi. Mançu hanedanı kendisinden önce devraldığı Türk politikasında herhangi bir değişiklik yapmak dursun, bu coğrafyaya yeni asker ve sivil yönetici kadrolar yollarken, Çinin medeniyetten en uzak köşelerinden yığınları da adeta mecburi bir göçe bu coğrafyaya iskâna zorlamaya başlamışlardı.

Doğu Türkistan’da bütün bunlar yaşanırken aynı zamanda Çin devletinde ve ülkesinde de işler “güllük gülistan “ değildi. İngiltere Çin limanlarına el koyarak, ülke içlerine kadar yaygınlaşan ticari, mali bir sistem kurmuş, ülke zenginliklerini limanlara taşıyıp dünya pazarlarına açarken de Hindistan’ın kuzeyinde yetiştirdiği uyuşturucuları Çin kentlerinde hatta açılmasını teşvik ettiği ÇAY EVLERİ adı altında AFYON merkezlerinde binlerce Çinliyi uyuşturucu kullanır hale getirmişti.

Çinli aydınlar, milliyetçiler bu acayip katlanılamaz duruma karşı isyan etseler de karşılarında hemen BİRLEŞİK AVRUPA gücü çıkmakta. Çin milli uyanışı ve direnişi kırılmaktaydı. Tarih bize şunu öğretmiştir ve de öğretmeye devam etmektedir. Ezilen sömürülen ulusların da başka halk / halkları ezme/ sömürme süreçleri çok acımasızca adeta zaman zamanda, S O Y K I R I M denecek bu süreci Çinliler Uygur Türklerine tatbik ettiler.

Bu kadim TÜRK COĞRAFYASININ en büyük sorunlarından biri de zamanla ülke topraklarına göç, yerleşim ve işgal amaçlı farklı halkların gelmesi bunların gerek; ÇUNGARLARIN, MANÇU / ÇİN işgal ve yönetim dönemlerinde farklı ve daha da imtiyazlı hukuki / ticari / ekonomik / toplumsal ve siyasi muamele görmeleri, yüzünden yerli halka oranla daha da üstün olmalarına neden olmuştur. Özellikle resmi makamlar olan ilişkilerde TÜRKLERİN bu farklı halklara veya resmi makamlara göre ne hak ne de hukuki eşitliklerinden söz etmek mümkün değildi.

Gerek konuşma gerekse yazı dilinin artık ÇİNCE olması bir başka ciddi ve arayı açan unsur olmuştu. Uygurların bu açıdan hiç mi hiç ne şans ne de fırsatları vardı. Kimlerdi bu farklı halklar. Önce işgal ve yerleşimci statü ve sıfatı le gelen ÇİNLİLER, İngilizlerin koruması altında bu topraklarda kredi / tefecilik işlerini yöneten / yürüten HİNTLİLER, Kendilerine DÖNGEN (TUNGAN) da denilen Çin soyundan MÜSLÜMANLAR.

“…Şimdi yapılmakta olan nüfus sayımından önce sadece 1953 de resmi bir sayım yapılmış ve basın yayın senelerce hiç değişmeden aynı yuvarlak rakamı kullanmıştır… Bu iddiaya rağmen, Aralık 1979 da Beijing Review de yayınlanan bir yazıda Çin de 10 milyon Müslüman bulunduğu iddia edilmiştir…”Conggressional Record” Çinli Müslümanları 50 milyon olarak verir. Ama yinede bu makalenin yazarı 12 milyondan bahsetmekten de geri durmaz… Dört kuzeybatı “İslam Kuşağı” eyaleti olan Xihjiang, Kaşkar, Gansu ve Vningxi gibi yerleşim birimlerinde ve kentlerinde Müslüman nüfus öndedir… Epeyce büyük durumdaki 8 etnik grup tamamen Müslümandır. Türk ırkından Müslümanlar (Uygurlar, Kazaklar, Özbekler, Tatarlar. Salarlar ve Sibolar )  bunların dışında İranlı Tacikler, bazılarının Döngen ama Çinlilerin Hu dediği Çin aslından Müslümanlardan oluşmaktadırlar. Huilerin diğer Müslüman / Türk halklara oranla en büyük avantajları Çince konuşabilmeleri ve yazmaları idi… Çin Müslümanları deyimi etnik kökenlerine bakılmaksızın bütün Çin vatandaşlarını kapsamasıdır… Huiler dışındaki Müslüman halklar kendi aralarında ana dillerini kullanmaktadır, anatomik ve genetik olarak askerliğe han Çinlilerden çok daha yatkın ve uygundurlar… Onların bu irsi özellikleri, Müslüman lider veya beylerin kısa zamanda silahlı binlerce süvariyi toplamalarına neden olmaktadır. Böylece bu gruplar korkulan savaş halini almaktadırlar. Özellikle inandıkları kutsal değerler kısa zamanda dini duygularını coşturmakta. İsyanlar olduğu zaman. Han Çinlileri için ağır sonuçlar doğurmaktadırlar.”…

J.Teufel Dreyer Çindeki Slam Cemeatı. Odyü Asya-Afrika Çl.Grubu Syg 1-2

1880'li yıllardan Çin de SUN YAT EN in liberal iç devrimi olduğu tarihe kadar ( 1912 ) ye kadar Pekin de Çinlileşmiş Mançu hanedanı hüküm sürmüştü.( SON İMPARATOR YU-Pİ )Bu dönemde de DOĞU TÜRKİSTAN da, egemenlik mücadelesi açısından şiddet ve ayaklanmalarda azalma asla söz konusu değildir. Bir kere YAKUP HAN dönemi; UYGUR TÜRK halkına, belki bir süreden beri unuttuğu uzak hatıra gibi gelen ÖZGÜRLÜK / BAGIMSIZLIK duyguların anılarını canlandırmıştı. Bu ise onlarda “küllenen” PASSİONER gücünün tekrar bir anlamda rehabilite olmasıydı.

Devrim yıllarında öncelikle ÇİN ülkesinde başlayan kent ve limanlarda çok etkili olan KOMUNİST İDEOLOJİ ve HAYAT GÖRÜŞÜ belki DOĞU TÜRKİSTAN için çok uzak bulutların ötesi gibiydi ama fikir akımları için zamanın ve mesafenin bir önemi olmazdı.

Pekinde yönetimi devr alan Dr SUN YAT SEN hemen birkaç burjuva devrimi yaparak. Çinlilerin iktisadi, toplumsal ve mali hayatlarında az da olsa bir ferahlama girişiminde bulundu nispi de olsa başarılı oldu. Ancak bu yeni yönetim DOĞU TÜRKİSTANA bakışı ve değerlendirişinde hiç mi hiç değişim yaşanmadı. Aynı EMPERYALİST / SÖMÜRGECİ bakış ve anlayış hatta eskisinden daha da baskılı hale geldi.

Uygurlar arasında da bu değişimlerin ve yaşanmışlıkların bir hayli olumlu yönde etkisi oldu. Bir kere bazı aydınlar eğitimli insanlar dış dünyayı teknolojinin nasıl bir şey olduğunu keşfettiler.

Özellikle Rus işgal veya vesayetinde olan BATI TÜRKİSTAN da ki kardeş halklarla olan ilişkiler geliştikçe, karşılıklı gidip gelmeler çoğaldıkça Uygurlar İ Ç Ü L K E konumundan çıkacaklardı. 

Bilindiği gibi 1912 yılı doğurduğu politik askeri ideolojik ve ekonomik sonuçları itibarıyla yalnız, ÇİN halkı için değil; kıtasal anlamda tüm ASYA’yı etkilemiş ve bu kıtanın halkları için küçük de olsa bir umut ışığı olmuştur. Tipik ulusal kurtuluşçu küçük burjuva devrimiydi. Lideri Dr. SUN YAT SEN uzun yıllar ABD’de yaşamış, LİBERAL bir aydındı. Ancak Çin Devletinin ve halkının bu noktada sıkıştığı, içinden çıkamadığı gerçek; bu halkın bu coğrafyada uzun bir tarihe inkâr edilemeyecek kadar güçlü bir kültüre ve elbette E M P E R Y A L arzularla dolu olmasıydı.

Bu dikomatik yapı doktoru ve mesai arkadaşlarını bir tür politikada çıkmaza sürüklerken; Çin’in iç politik yapısı çok girift farklı çıkar algılamalarıyla dolu politik / ideolojik gruplara da ev sahipliği ve faaliyette bulunma ortamı yaratıyordu.

Bu gruplar arasında en güçlü, örgütlü ve hatta PARAMİLİTER GÜÇ olan KOMÜNİSTLER’Dİ. Bu yeni siyasi / askeri aktörler Çin ile hem kentlerde yani; yeni yeni gelişmeye başlayan. Sanayileşme ve biraz da ihracata yönelik liman kentlerinde, yeraltına inmiş gizli bir örgütlenmeydi.( MAO)

Çin’in ikinci büyük politik askeri gücü ise; ASKER, POLİS ve İSTİHBARATÇILAR’ın toplanıp bir blok haline gelmeleriydi. Bu blok yanlarına: SANAYİ BURJUVAZİSİ, TOPRAK AĞALARI ve kendilerine ileride SAVAŞ LORDLARI denilecek DEREBEYLERİNİ doğal müttefik olarak seçmişlerdir.

Bu bloklar arasında en zayıf güçsüz ve hatta desteksiz olan grup doktorun etrafında toplanan, daha çok ağırlıklı olarak ABD’de eğitim gören gençlerdi. Bunlar, yeni bir politik ve ekonomik deklarasyon ve uygulama programıyla Çin’in 3-5 yüzyıllık sorunlarının aşacağına inanan aydınlardı.

Bu üçlü yapı arasındaki politik / ideolojik gerilim ve çatışmalar öyle uzun boylu sürmedi. Doktorun ölmesi üzerine, liberal taraftarlarının büyük bir kısmı eğitim aldıkları ülkeye geri döndüler. Kalanlar ise, diğer iki grup arasında eritildiler.

Bu gerilimli ve çatışmalı yıllar, birbirleri arkasına yaşandı ve birçok açıdan Çin’de DEVRİM diyebileceğimiz gelişmeler oldu. Bu arada Rusya’da 17 EKİM DEVRİMİ başarıya ulaşmış; LENİN sonrası, STALİN, MOSKOVA’DA iktidarı ele geçirmiştir. Moskova, BATI TÜRKİSTAN’ DA, özellikle ENVER PAŞA’nın bizzat yönettiği, koordine ettiği, B A S M A C I İ S Y A N L A R I N I söndürünce, DOĞU TÜRKİSTAN’a komşu oldu.

Bütün bunlar yaşanırken UYGUR TÜRK HALKI için asla bir iyileşme şartların ve ortamın hafiflemesi söz konusu olmadı. Üstelik de baskı ve gayrı insani bütün şatlar ve ortam giderek daha da ağırlaştı. Rusların sınıra gelmeleri taktiksel olarak kendilerine bağlı diğer Türk halklarına daha az karışır bulunmaları, yolladıkları KOMUNİST AJANLAR ve PROPAGANDİSTLER eliyle “TAM GAZ” faaliyette bulunmaları, hem Çinli hem de Uygurlar arasında bazı taraftar kazanmalarına yol açtı.

PEKİN için bu gelişmeler ALARM niteliğindeydi ve merkez olarak cezai / hukuki tedbir ve uygulamalarda bulunmak mümkündü. Ancak UYGURLARIN CEPHESİNDEN işler böyle değildi. Zaten bir sürü klik, hizip ve fraksiyona bölünmüş olan, PEKİN'İN her türlü baskısına direnen Uygurlar arasında yeni bir hem de temelden bölünme, büyük bir zaaf, güç kaybı demek olacaktı.

Yakup Hanın uçmağa varışından bu yana, UYGURLAR stratejik ve jeopolitik öngörülü bir önder çıkaramamışlardı. Çıkan liderler ise çoğunlukla taktiksel askeri önderlerdi.

 Devam  edecek 

An itibariyle ziyaretci sayısı:

80 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi