UNUTULAN VATAN : DOĞU TÜRKİSTAN -8

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 8

TÜRK COĞRAFYASININ, Doğu kanadındaki istikrarsızlık, kaotik yapı ve belli ticari dini siyasi merkezler etrafında toplanan Türk halkları arasında her türlü iletişim bağları zayıflamıştı. Böyle bir sürece siyaset sosyolojisinde, Ç Ö Z Ü L M E denir. Böylesi bir siyasal, hukuki ekonomik bir konjonktürde bu farklı yerleşim birimleri arasında, birlik ve bütünlüğü sağlayacak merkezi bir otorite / güç oluşmazsa, bu adacıklar arasında çeşitli KONULAR VE GÖRÜŞ ANLAŞMAZLIKLARINDAN dolayı ihtilaf çıkması kaçınılmaz bir sonuçtur.

DOĞU TÜRK dünyasında böylesi bir yapılanmada; yerleşim birimleri arasında bir araya gelememe nedenlerinden bir tanesi de, Karahanlılar’dan itibaren bu coğrafyaya artık resmi DİN olarak İSLAMİYETİN kabulü, MÜSLÜMANLIĞIN devlet dini olarak kabul edilmesidir. Ancak bu coğrafyaya İslamiyet birbirlerinden farklı yollardan girmiştir. Bu konuda bizzat Arap kökenli din adamları veya Türk kökenli, BOZKIR KÜLTÜRÜnden gelen halk önderleridir. Arap dünyasında EMEVİ DÖNEMİNİ İZLEYEN, BU DÖNEMİ KAN VE ŞİDDETLE TASFİYE EDEN Abbasi rejimi çok etkili olmuştur. Özellikle N A K Ş İ B E N D İ dediğimiz tarikat şeyhleri zamanla halk arsında önemli mevziler, kazanımlar elde etmiştir.

Bu coğrafyada yaşayan Türk halkının sosyolojik ve sınıfsal yapısı da farklıdır. Tarım, ticaret eğitim ve MANİFAKTÜR ÜRETİM daha çok kentli ve kendilerine UYGUR dediğimiz Türk halkının kontrolünde ve elindeydi. Ancak ÇARVACILIK yapan ve kendilerine KAZAK dediğimiz Türk halkı ise, konar-göçer şeklinde bir hayat, yaşam tarzının benimsemişlerdi. Bu ikili toplumsal / kültürel fark yalnız dini değil; aynı zamanda siyasal anlamda da bölünmelere farklılıklara yol açıyordu.

Bu coğrafyada bu gerilimli ve zaman zaman ufak tefek çatışmalara neden olan atmosferde özellikle din adamları arasında klik kavgaları dayanılmaz boyutlardaydı. Taraflar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için, kendi komşu halklarına dikkatlerini verdiler. Önce Tibet’le ilişki kurulup karşılıklı heyetler halinde ziyaretler başladı. Mesafenin uzak olması, yol şartlarının zor olmasından dolayı ilişkilerde büyük bir ilerleme sağlanamadı.

Coğrafyanın sahibi olan TÜRKLER arasında, özellikle HOCALAR dediğimiz grupların varlığı bunların dışarıdan kendilerine müttefik arama ve mevcut güç dengelerini kendi lehlerine çevirme konusunda ısrarlı olmaları, hemen kuzeylerinde asılları MOĞOL olmakla beraber, KALMUK denilen ORYATLAR veya ÇUNGARLAR zaten hazır bekliyorlardı.

Dört büyük kabileden oluşan bu halk aynı zamanda Tibet’le de iyi ilişkiler kurmuşlar DALAY LAMA ile de en yüksek perdeden ilişkileri bulunmaktaydı. Hocalarla işte bu gruplarla askeri-siyasi ilişkiler kurarak hatta onları bizzat ülkelerine davet ederek hem kendi halklarını hem de rakip gördükleri diğer yönetici sınıf ve hocalara karşı bir güç olarak kullanma yolunu tutmuşlardı.

XVII. asrın sonlarına doğru kadim TÜRK COĞRAFYASINDAKİ bu yabancı güçlerinde PASSIONERLİK güçlerini zamanla sönümlemesi ve arkalarında param parça bir araya gelmeleri çok zor olan bir TÜRK VARLIĞI bırakmaları gerçek felaketin habercisi olacaktı.

Daha doğuda bir süreden beri “uyumakta” olan SARI TEHLİKE ağır ağırda olsa kendine gelmekte. TALAS SAVAŞINDAN bu yana ilgilenmediği, işi oluruna bıraktığı daha batısıyla tekrar ilgilenme gereği duyacaktır. Tam bu yıllarda bu coğrafyaya geçici de olsa egemen olan, ÇUNGARLARIN daha batıya KAZAK OBALARINA / YERLEŞİM birimlerine YÖNLENMELERİ, Kazakların bu saldırılara karşı şiddetli karşı çıkış ve duruşları, ister istemez Doğu Türkistan’la ilgi ve alakalarında zayıflamaya yol açmıştır.

XVII. y son çeyreğinde Çinin kuzeylerinde yani eski Türk yurtlarında yaşayan bir başka halk MANÇULAR, Çin e doğru yönlenmişler 1912 ye kadar hüküm sürecekleri MANÇU HANEDANINI kuracaklardı. PEKİN e el koyan Mançular, Moğol gruplarının daha batıya yönlenmeleri üzerine kuvvet kaybına uğrayan artık kendini savunamaz bütün inisiyatifini DİN / TARİKAT mücadelesine veren, A K ve K A R A T A G L I denilen hocaların hiziplerin, elinde binbir parça olmuşlardı.(İklil Kurban age 1995 )

 “…Çinliler, yukarıda bahsettiğim milli özelliklelerinin emri gereğince, doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra, Türklerin milli benliğini ifade eden “Türk “ / Çince telaffuzu tu cü ) sözcüğünün yerine huy huy ( Müslüman ) sözcüğünü, gene “ Türkistan” sözcüğünün yerine Şiyü (batı bölge ) sözcüğünün kullanmışlardır.”Türk”( tuci ) sözcüğünü hiç kullanmamışlardır. Elbette bunun sebebi çok açıktır istila edilmiş topluluk için, onların milli kimliğinin yerine dini kimliğini kullanmak, istilacıların işine gelmektedir. Çünkü milli kimlik doğal olduğu için siyasi dini kimlik yapay olduğu için kültüreldir. Yapay kimlikler zamanla eritebilinir. Fakat doğal kimliğin eritilmesi güçtür. Milletlerin doğal kimliği var olduğu sürecek, milli devlet özlemi de var olacaktır. Üstelik ”Türk” sözcüğü bütün Türk boylarını birleştiren ve tarih boyunca her zaman iktidar anlamıyla ortaya çıkan bir kavram olduğu için, çinin milli devlet geleneği olan” başkalarını birbirlerine karşı kışkırt ve parçala, yut(19”barthold 1990: 405 ), politikasına ters düşecektir. Çinlilere göre, Çinlilerin işgalindeki herkes, kesinlikle Çinli olmalıdır. Zaman ve değişen rejimler Çinlilerin bu milli özelliğini değiştirmemiş belki de geliştirmiştir.” İklil Kurban age syf 89

Moğol soylu halkların yani Çungaların, biraz Çin birazda daha batıya yerleşme özlemleri bir araya gelince, Çin baskısına dayanamayınca, bu coğrafyayı terk etmelerdir. Ancak geride kalan TÜRK HALKI üzerinde o kadar ağır tahribat ve iz bırakmışlardı ki, kolay kolay geride alan Türklerin bu dağılmışlık/ ezilmişlik duygularını atmaları kolay olmayacaktır. Zaten hemen başlayan ÇİN İSTİLASI; Bu süreci daha da derinleştirmiş, halkın “A T O M İ Z E “ olmasına neden olmuştu. Çinliler ne Moğollara ne de başka bir halka benzemiyorlardı, beraberlerinde savaş / istila psikolojisine uygun yeni bir iklim getirmişlerdi. Zaten TÜRKLER din / mezhep daha çok TARİKAT farklılıkları yüzünden MİLLİ BİRLİK v e TEK MİLLET olma şuuru davranışlar da büyük ölçüde zaafa uğramış, aralarında şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Bu kavga politik / askeri gerginlik yalnız UYGUR ve KAZAK TÜRK halkları arasında değil, özellikle AK ve KARA TAGLIK hiziplerine ayrılan Uygurları da birbirine düşman etmişti. Hiziplerin birbirlerine karşı Çungarları kullanmaları bu yabancı unsurların, adı geçen coğrafyaya daha da güçlü yerleşmeleri demekti. Bu ise yerli halkın (TÜRKLERDE ) bir yanda moral kaybı demek iken bir yanda da parçalanma, varlıklarını yabancı güçlere dayandırarak ayakta kalma sendromuna yol açacaktı.

ÇİN İŞGALİ ve askeri dönemi ise bütün bu olumsuzu duygu ve gelişmelere yani bir boyut ekledi, Artık MİLLİ KİMLİK ve BEN KİMİM soru ve cevap arama duygusu toplumun bütün katmanlarından sökülüp atıldı. Bu süreçte Çinlilerin belki de en büyük MÜTTEFİKİ nasıl ÇUNGAR döneminde işgalci güçlerle işbirliği yapan HOCALAR sa şimdi de bu yeni dönemde Hocalar aynı görevi gönüllü olarak görmekteydiler. Elbet zaman zaman İSYANLAR ve şiddete dayalı ayaklanmalar olmadı değil. KAŞGAR-TURFAN-HOTAN-HAMİ VE KUMUL gibi Uygur kentlerinde Çinli göçmenlere ve asker / idarecilere politik ve askeri karşı kampanyalar yapmıyor değildi. Ancak nasıl BATI TÜRKİSTAN a adım adım RUSLAR girmeye, coğrafyayı ele geçirirken, Batı Türkistanlı aydınlarını, din adamlarını KADİMCİ / CEDİD ci diye ikiye bölmüş bunları birbirlerine düşman etmişlere Çin merkezi yönetimi, bu coğrafyada görevlendirdiği elamanlarına ve yerli halktan devşirdiği görevlilerine bu yönde özel programlar uygulamaları konusunda talimatlar vermekteydi

Bu coğrafyada yaşayan BOZKIRLI TÜRKLER ( KAZAK) soylular, Çinlilerle ilişkileri en düşün seviyede oldukları için bu yozlaşma ve bozulma sürecinden hayli uzak kalmışlar, .kendi milli gelenek ve özelliklerini koruyabilmişlerdi.

ÇİN halkı ve kültürü tarih boyunca hatta insanlık tarihi boyunca görülen tespit edilen en büyük A S İ M İ L A S Y O N gücüne ve özelliğine sahiptir. Bu konuda ORHUN ABİDELERİNDE BİLGE KAĞAN YAZITINI BİR KEZ DAHA OKUYUN VE DÜŞÜNÜN. Yalnız şu da bir gerçek ki, TÜRK VE ÇİN' li halk arasında asla aşılamayacak kapanmayacak ayrılık ve farklılık DİNLERİ ve DİN KÜLTÜRLERİNDE idi. Ne bulurlarsa yiyen bir Çinli ile bazı kayıt ve şartlara göre yiyecek tercihi ve seçimi farklı olan bu iki halkın arasındaki, asla kapanmayacak set MUTFAK KÜLTÜRÜNDE düğümleniyordu. “ Ç O Ğ U N L U Ğ U N M U T F A Ğ I N D A “ pişen hiçbir şey TÜRKLER tarafından yenmiyor HARAM / MEKRUH sayılıyordu. 

En eski Türk coğrafyalarından biri olan DOĞU TÜRKİSTAN ve yaşayan Türk halkları için hem tarihi / siyasi / askeri ve toplumsal kırılma noktalarından biri XVIII. y.yılın son çeyreğinde, .Karmukların bu coğrafyadan, Çinin giderek güçlenmesi Kazak Ordularında büyük güçsüzlük işaretlerinin belirlenmesi ve tespiti hem fiziken hem de psikolojik olarak, daha batıdaki coğrafyaların çekiciliği üzerine, bu ATA / ANA coğrafyamızda gönüllü / gönülsüz ayrılmak zorunda kalmışlardır.

1405 TİMUR un Çin seferinin daha başlarında UÇMAĞA VARIŞINDAN bu yana neredeyse ortalama 4 asır geçmiş ama bu coğrafya bir türlü kendine gelememişti. Hemen güneyinde Hindistan’da tarihin tespit ettiği en muhteşem İmparatorluklardan biri Timur’un torunu BABUR tarafından kurulurken onun batısında İran coğrafyasında OĞUZ / TÜRKMEN soylu bir TÜRK İMPARATORLUĞU daha beliriyordu. SAVEFİ. Onunda daha batısında Anadolu = Rumeli topraklarında yine köken olarak OĞUZ / TÜRKMEN geleneğinden gelen tarihin en uzun ömürlü bir İMPARATORLUĞU daha kurulmuştu bile. OSMANLILAR.

Ancak bu büyük TÜRK COĞRAFYASININ doğu kanadı artık kırıktı. İçinde bulundukları toplumsal / kültürel / politik şartlar ve iklim; bu tarihi TÜRK COĞAFYASININ Türk halkları için mutlu / refah ve huzur dolu günler getirmeyecekti. Karmuklar bu coğrafyayı terk ederken, bu tarih aşağı yukarı 1755 olarak tespit edilmiştir. Bu tarihten BA DEVLET YAKUP HAN, Özbekistan üzerinden 5o atlısıyla KAŞGAR a gelip, hanlığını ilan ettiği 1865 e kadar 110 yıl geçmiştir.

Bu coğrafya üzerinde yaşayan TÜRK SOYLU gerek UYGURLAR gerekse KAZAKLAR ne Kalmuklara ne de Çinlilere teslim olmadılar. Kolay kolay “ yutulacak “ av olmadıklarını irili ufaklı isyanlar ve şiddetli / kanlı ayaklanmalar ile de göstermişlerdir. Sorun MİLLETLEŞME SÜRECİNİN BİR TÜRLÜ OLUŞAMAMASI, MİLLET ŞUURUNUN GELİŞMEMESİYDİ. Özellikle HOCALAR devri denilen dönemde sırf siyasal iktidar uğruna birbirleri ile rekabet eden zaman zamanda çatışan hocalar, dayandıkları ulema ve din adamlarını da arkalayarak bazen Tibetlilerden bazen de Kalmuklardan direkt ciddi anlamda askeri / politik yardım aldılar. Elbette ki bunun karşılığında da karşı güç olarak gördükleri diğer Türkleri tasfiye ederken aynı oranda yabancı işgale de ses çıkaramadılar.

Çin işgali böylesi bir ortam ve atmosfer içinde başlamıştı ancak Çinlilerin işgali mahiyet bakımından KALMUK İŞGALİNE hiç mi hiç benzemiyordu. Kalmuklar yağmacı, çarpıcı ve elde ne varsa toplayıp giden bir kültür, yaşam tarzı sunacak halde değillerdi. Müslüman Uygurlar her bakımdan Çinlilerden çok çok ilerde bir yaşam tarzına ve hukuki / idari bir en azından geçmişe sahiptiler. Ancak yaşanan o HOCALAR DEVRİNDE ana toplum UYGURLAR daha öncede ediğimiz gibi kendi aralarında bölünüp blok / kitle olma özelliklerini kaybederler. Bozkır kültünü hala canlı yaşayan, KAZAKLARLADA arları iyi değildi. Zira her benzer ekonomik / toplumsal yapıda görülen TARIM – HAYVANCI gruplar arası çelişkiler ve çekişmeler bunların da aralarında geçerliydi. Birde yerleşik kent kültürünü benimseyen Uygurlar le konargöçer yaşayan Kazaklar arasında İSLAMİYETİN yorumu ve uygulanışı arasındaki farklılıklar ve uygulamalar, çelişki ve çekişmeleri daha da derinleştirip pekiştiriyordu.

Bütün bu olumsuz şartlar atmosfere rağmen Kadim TÜRK HALKI kolay kolay teslim olmadı “ AMAN” dememiştir. Sayısız İSYAN ve AYAKLANMALAR ile Çinlilere karşı direnmişlerdir. Yukarda ne demiştik Çin işgali Kalmukların işgal politikasına benzemiyordu. Kalmuk işgali geçici talan ve soygun esaslı iken; ÇİN İŞGAL POLİTİKASI: yerleşmeci, kalıcı ve hatta imkân ve fırsat bulursa daha da öteye atlamak STRATEJİSİ üzerineydi. Daha önceki bir tarihte denemişler ama T A L A S da derslerini almışlardı. Şimdiler de ise coğrafya büyük oranda sahipsiz OTOKTAN HALKI TÜRKLER güç ve savaşma azimlerinden çok uzaktaydılar. Zaten batı tarafları da ÇARLIĞIM kontrolüne girmiş, Rus öncü güçleri çoktan HİVE üzerindeydiler.

DOĞU TÜRKİSTAN, dediğimiz kadim TÜRK YURDU, kim ne derse desin, yazsın veya söylesin; ne KALMUKLARA ne de ÇİNLİLERE kolay “av” olmamıştır. Bu coğrafyanın en büyük şanssızlığı CENGİZ, TİMUR’dan sonra bu ülkeyi çekip çevirecek güçlü bir lidere sahip olmamasıdır. Özellikle Kalmuk’ların işgal döneminde, gerek UYGUR, gerekse KAZAK TÜRK halkları arasında M İ L L E T şuuruna dayalı M İ L L İ  B İ R L İ K esaslı ideolojik / politik işbirliğinin olması; ikinci olarak da özellikle kentli hayatı seçen güçlü bir ticaret burjuvasına sahip, UYGURLARIN kendi aralarında HOCALAR HİZİPLERİNE bölünmeleri, KALMUK işgal ve egemenliği için politik / askeri ve hukuki bir alt yapının kurulmasına alt yapı olmuştur.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında (1755) başlayan ve 1864 BA DEVLET YAKUP HAN’NIN, 1864’de ÖZBEKİSTAN üzerinden yanındaki elli atlıyla KAŞGAR’a gelip, kendinin H A N ilan etmesi ve Kaşgar halkının da bu siyasi / askeri kamu düzenini kabul etmesiyle birlikte yeni bir dönem yaşanmıştır. Doğu Türkistanlılar KALMUK / ÇUNGAR işgal dönemini öyle sanıldığı gibi kolay kolay da teslim olmamışlardır. Çeşitli zaman ve yerlerde isyan etmişlerdir. Mesela bunların en ünlüleri 1757-59 yılları arasında HOCALAR İSYANI, 1765 ÜÇ TURFAN İSYANI, 1824-28 CİHANGİR HOCA İSYANI,1847 YEDİ HOCA İSYANI, 1864 DÖNGEN İSYANI…

Görüldüğü üzere 1864’te Yakup Han bölgeye, coğrafyaya bu politik / askeri atmosfer koşullarında gelmiştir. Daha önce dediğimiz gibi, KALMUK ve ÇİN işgal / yerleşim politikaları arasında büyük bir fark vardı. Kalmuklar işgal ve yağma esaslı taktiklere dayalı bir strateji benimserken, ÇİNLİLER açısından işgal süreci aynı zamanda K O L O N İ kurma ve yerleşim esaslıydı. Bu ise gerçekten samimi anlamda KARAHANLILARDAN bu yana İSLAMİYETİ seçmiş / benimsemiş; UYGURLAR için “VAR OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ” denebilirdi. Zira her iki halkın da yalnız dini değer ve inançları, farklı değildi. Aynı zamanda, sosyokültürel yapıları temizlik yemek ve diğer bütün toplumsal, davranış alanlarında kısaca yaşam biçimlerinde derin farklılıklar vardı.

Çinli askerler ,memurlar ve hemen arkalarından aktarılan köylüler, yerleşimciler, madenciler ,sanki bir zamanlar Amerika da yaşanan “ALTINA HUCUM “ gibi sahnelere neden oldu. Ayrıca askerliğini yapan Çinliler eğer DOĞU TÜRKİSTAN a yerleşmek isterlerse, Türklerden alınan topraklar ve özellikle VAKIF MALLARI ( GAYRI MENKULLER ) bunlara tahsis edilmeye başlanmıştı. Özellikle Çinlilerle beraber gelen DOMUZ lar, neredeyse “ devenin belini kıran tüy “ olmuştu.(ÖMER SEYFETTİNİ HATIRLAYIN )

Aslında bu yıllarda dünyada yaşanan gelişmeler ve politik / askeri dengenin NAPOLYON Savaşları sonrası değişmesi, İngiltere’nin SİPAHİ İSYANI nedeniyle, HİNT ALT KITASI yönetimini üstlenen DOĞU HİNT KUMPANYASINdan yönetimi almış ve “TACIN İNCİSİ” sıfatı ile PARLEMENTOYA bağlamıştı. Bu gelişmeler bir anlamda ASYANIN derinliklerinde kendilerine kazanımlar arayan bu yönde özel politikalar ve stratejiler geliştiren: PEKİN ve MOSKOVA için “ A L A R M” demekti. Rusya zaten XVIII asırdan bu yana özellikle ÇUNGAR BASKISI karşısında sıkışan ve milli birlikleri dağılan 3 parçaya ayrılmak zorunda kalan KAZAK ORDALARI üzerinde bir tür “koruma” sağlama iddiası ile kazanımlar peşindeydi. Kazakistan a yerleştikten sonra ikinci bir adım HAZARIN hemen üzerinden KAFKASYAYA ve TÜRKMENİSTANA doğru sarkmaya başladı. Önce İRANDAN, Kuzey Azerbaycan’ı kaparken bu arada Türkmen süvarilerini de top ve ateşli silah teknolojisi sayesinde ortadan kaldırarak, AŞAĞI TÜRKİSTANIN “ eşiğinde “ ydi.

Yakup Han Batı (aşağı Türkistan) kökenli olduğu için dünyanın siyasi, jeopolitik yapısı hakkında daha derin bilgisi vardı. İlk faaliyetleri kendini Han ilan ettikten sonra KAŞGAR dışında bulunana Türk kentleri, onların din önderleri, çok az sayıda olan sivil aydınları ile ilişkiler kurarak, bir anlamda VDAM yaptı.( VAZİYET- DURUM - ARAZİ ve MEVCUT KUVVETLER)

Sık sık uyguladığımız, üzerinde durduğumuz en önemli hem konjonktürel, hem de yapısal özellik; bu coğrafyada yaşayan TÜRK SOYLU halkların üzerlerine serilmiş / atılmış “ölü toprağı” misali, onları uyuşturan inisiyatif geliştirememelerinin birçok nedeni vardır. Bunların bir kısmı İÇSEL politik / dini nedenler dolayısıyla, bunların yanısıra DIŞSAL nedenler de vardı. KALMUK (Çungar) işgali gibi, bu coğrafyanın bütün değerlerine yabancı unsurların varlığı bunların, özellikle Uygurların kendi aralarındaki siyasi çekişmelere iktidar kavgalarına taraf olmalarıdır.

Bu coğrafyaya birdenbire XVIII. yüzyılın son yıllarında halkların birbirlerini bildikleri, tanıdıkları ve hatta aralarında kısıtlı da olsa mali / ticari ilişkiler kurdukları bir yabancı güç; bu coğrafyaya egemen olma niyetiyle özel askeri politikalar geliştirmeye başlamıştır. Bu yeni güç artık “kabına sığmaz” gibi coşan, PASSİONER evreye ulaşmış olan ÇİNLİLERDİ.

Bu coğrafya, zaten son üç yüzyıl YAĞMACI TALANCI ÇUNGARLARIN egemenliği altında kalarak birçok karakteristik özelliklerini yitirmişlerdi. (askerlik, savaşçılık, bağımsızlık ve DEVLETLİ olmak gibi…)Bu büyük coğrafyanın asli unsuru olan UYGUR TÜRK halkı, Türk halkları arasında en eğitimli kentli ticarete yatkın bir halk topluluğuydu. Sosyolojik olarak bu tür toplulukların askeri kapasiteleri ve savaşçı potansiyelleri sınırlı ve kısıtlıdır.

Tam böylesi bir sosyo-psikolojik ortam ve atmosferde batıdan, YAKUP HAN adlı, askeri bir şef KAŞGAR a gelir.

“Yakup Beyin tam adı Muhammed Yakup Kuşbeyi’dir. O, 1847 de 27 yaşında iken, Kuşbeyi, (komutan ) olur.”Yakup bey, amacına ulaşabilmek için. Herhangi bir vasıtayı kullanmaktan çekinmeyen (Krupotkin 1984:261 ) cüretli bir askerdir. Biri, gözünü budaktan sakınmayan komutan olan Yakup Bey. Öbürü, ünlü bir hocanın oğlu olan, Büzrüg Han Töre, ikisinin de başında bulunduğu 50 adlı asker (Krupotkin 1984;251 ) Kaşgar halkı tarafından alkışlar içinde karşılanır. Yakup Bey, Kaşgar halkının desteğine dayanarak, Büzrüg Han Töreyi hanlık tahtına oturtur. Sıddık Begi Kaşgar’dan kovar. Yakup Bey, Yenihisar yeni kalesini 40 gün kuşatır. Sonunda kaleyi barutla patlatır. Şehir teslim olur bu galebeden hemen sonra Yarkent ve Hoten ele geçirir (Uygurların Kıskıçe Tarihi: 428-429) İ.Kurban age syf 83

Yakup Bey Batı Türkistan’da yetişmiş askeri eğitim ve deneyimlerine orada edinmişti. O yıllarda dünyadaki gelişmeleri imkânlar çok kısıtlıda olsa izleme öğrenme imkânına sahipti.

Özellikle OSMANLI Devleti, İNGİLİZ İmp, ve MOSKOVA yı da yakın takibe almış. O ülke ve devletlerle diplomatik temaslar kurma en azından kısıtlıda olsa maddi yardım, diplomatik tanınma / destek arıyor. Delegasyonlarını bu ülkelere yollayarak, sıcak ve zaman zaman da etkili temaslar sağlama başarısını gösterecekti. Osmanlı Devleti derhal DOĞU TÜRKİSTANA eğitim verecek uzmanlar ve teknik elemanlar hatta örnek olsun diye askerler için numune nitelikli kıyafetler bile yollayacaktı. Ayrıca istihkâm subayları bile bu grupta yer almışlardı. PEKİN durumun ciddiyetini anlayınca MOSKOVA üzerinde diplomatik baskı uygulayarak gelen heyetin bir süre Moskova’da faaliyette bulunmasını engellemiş hatta enterne etmişti. Bu coğrafya ya fizik olarak en yakın ülke İNGİLTERE idi zaten HİNDİSTANDA ki SEPPOY İSYANI bastıran İngiltere ile Çin ve Uygurlar nerede ise komşu bile olmuşlardı. İngiltere’nin o yıllarda politik / askeri taktik ve stratejide önceliği RUSLARIN mümkün olduğunca HİNDİSTANIN uzağında bloke edilmeleriydi. Hatta bu amaçla KAFKASYA DA Osmanlı Devletini kullanarak DAĞLI HALKLARI Ruslara karşı isyana teşvik etmiş, Karadeniz’de Donanması ile Osmanlı Devletini kollamış, ancak PAMİR de “ dünyanın damında “ Ruslarla anlaşınca KAFKASYA STRATEJİSİNİ terk ederek, Kafkas halklarının mahvolmasına neden olmuştu.

DOWNİNG STREET NU 10 un aslında PAMİRDE o ünlü MACMAHON HAT anlaşması olmasaydı, Londra, Hindistan üzerinden YAKUP HANIN yanında yer alacaktı. Ancak nereye kadar, Kafkasya politikaları ortada, ilerde alacağını aldıktan sonra Uygurları da Çinliler karşısında “ yüzüstü” bırakmayacağının garantisi mi vardı?

BA DEVLET YAKUP HAN başarı sağladıkça Türk coğrafyasında gerçekten zafer üstüne zaferler kazanmakta, kentleri bir bir hem işbirlikçi ulema ve yöneticilerden kurtarırken Çinli asker ve memurları da kovalıyordu. Bu dalgalanma neredeyse yüzyıllar boyu sessiz, boyun eğen TÜRK HALKLARI üzerinde adeta ”KAMÇI “ etkisi yaratıyordu.

  Devam  edecek 

An itibariyle ziyaretci sayısı:

117 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi