UNUTULAN VATAN : DOĞU TÜRKİSTAN -6

Unutulan Vatan : Doğu Türkistan - 6

“ Aşağı Türkistanın Arap askerlerinin işgali altındaki güney*batı kısmında yer alan Buhara, Semerkant ve diğer müstahkem şehirlerde Araplar yerlilerin isyanlarına karşı inatçı bir şekilde mücadele etmek zorunda kaldılar.Türklerin müdahalesi işleri büsbütün karıştırdı.

Türk hakanlarının, altıncı yüzyıldan itibaren bütün Orta Asya’yı idareleri altında birleştirdikleri, ayrıca Bizans İmparatorluğu ile ittifak yaparak Sasani İmparatorluğunu devirmeyi düşündükleri fakat Bizanssın gücünün bu planın tatbik edilmesine, engel olduğu  bilinmektedir..
Türk Hakanlığı kısa bir zaman sonra, doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Her iki devletin tarihinde kudret ve şan devreleri ile zaaf devreleri nöbetleşe devam ettiğinden Çinliler bu durumdan faydalanarak imparatorluklarını genişlettiler ve Türkleri hakimiyetleri altına aldılar.doğu Türk devletinin sekizince yüzyılın sonunda yeniden kurulması, Türk hakanlığının birliğinin yeniden teessüs etmesi ile sonuçlandı.
689 yılında doğu Türklerinden bir tümen, batı Türklerinin kuvvetlerini yendikten sonra Sogd bölgesinin zapt etti ve Demirkapı’ya (yani Buzgala geçidine ) kadar ilerledi.  Bu istila 801 yılında tekrarlandı nihayet 711 yılında doğu Türklerinin hakanı Moço (Kapkan Kaan ) batı Türklerinin hakanını esir ederek, ülkesinin tamamını itaat altına aldı.

712 yılı sonunda Moço’nun yeğenlerinin komutası altında bir Türk ordusu. Kuteybe’nin Merv’e dönmesinden sonra,  Araplara isyan eden Sogd halkının daveti üzerine bu ülkeyi istila etti. Yalnız Semerkant Arapların elinde kalmıştı.713 ilk baharında Kuteybe,Türklerin bulundukları zor durumdan yararlanarak onları aşağı Türkistan’ı terke mecbur etti.

715 da Kapkan Han’ın ölümü üzerine batı Türkleri doğu Türk hakanlığından yeniden ayrıldılar. Türkiş boyunun reis Su-Lu’nun kurduğu güçlü devlet Arap kaynaklarına göre 737 Çin kaynaklarına görede 738 yılına kadar devam etmiştir. Orta Asya’nın batı kısmına hakim olan Su-lu aşağı Türkistan’ı savaşmadan Araplara terk edemezdi.  Araplar Sogd’u, devlet reisinin bahçesi kabul ettikleri gibi Türklerde de bu zengin bölgeye sahip olmak çok önemliydi. Su,lu Kağan Arap hakimiyetinin tam anlamıyla bu coğrafyaya da Arap aleyhtarı her ayaklanma veya karşı saldırılarda başrolde idi. Araplar’da Su-lu Kağan’a bu yüzden sıkıntı veren anlamında “ e l m u h a z i m “ sıfatını vereceklerdi.

V.V.Bartholt Moğol İstilasına Kadar Türkistan syf. 202

Bu kadim coğrafyanın; soy ve etnik açıdan TÜRKLEŞMESİ için iki büyük göçün olmasını beklemek gerekecekti. Bunlardan ilki çağdaş KAZAKİSTAN’ın güney bozkırlarında yaşayan, OĞUZ YABGULUĞU’na bağlı olan SARÇUK (SELÇUK) oymaklarının yabguluktaki bazı iç kargaşa yüzünden daha güneye, yani CENT yöresine göçmesiyle başlamıştır. Ama asıl TÜRKLEŞME, Cengiz Han’ın HARZEMŞAH’lara seferi ve bu seferin zaferlerle sonuçlanması üzerine; kentlerin nüfuslarının çoğunu oluşturan İrani halkların yok oluşu ile sonuçlanmıştır. Boşalan gerek kentler, gerekse tarımsal arazi,. Moğol ordusu ile beraber gelen Türklere kalmıştır. Hala günümüzde TAŞKENT gibi kentlerde, kendilerine TACİK denilen bu İrani unsurlara rastlanmaktadır.

EMEVİ REJİM ve sisteminin Sraplar arasında kanlı savaş ve hesaplaşma süreci sonucunda yıkılması; ŞAM olan başkentin yeni rejim olan ABBASiLER tarafından BAĞDAT A taşınması, yeni rejimin eski sİstemde ki ARAPÇILIK siyasetini terki,daha sonra İSLAM alemine kazanılan ancak yüzde z egemenliğin tam anlamıyla kurulamadığı MERKEZKAÇ güçlerin aktif ve güçlü oluğu bölgelerde nisbi de olsa bir huzur ve rahatlamada getirmiştir.

SARÇUK / SELCUK ) BEY e sonrası oğullarının ÇAĞRI ve TUĞRUL dönemlerinde; bu coğrafyada TÜRKLEŞME BİR DAHA BOZULMAYACAK KADAR KÖK SALMIŞ. İran’dan, Afganistan’a ve Hindistan’a kadar bir coğrafya artık TÜRK EGEMENLİĞİ altındaydı .Ama asıl sıkıntı özellikle TİMURUN 1405 Çin seferinde UÇMAĞA VARIŞI ile başlayacak, gerek batı gerekse doğu Türklüğü zamanla iki devin “pençeleri / boyunduruğu” altında kalacaklardı.

Günümüzde kendilerine UYGUR / UYGURLAR dediğimiz bu kadim TÜRK Halkının asıl varoluş kaynağı KÖKTÜRK tarihinde adı sık sık isyanlarla, ÖTÜKEN E meydan okuyan DOKUZOĞUZLAR olarak kabul görülür .İncelememizin bundan sonraki bölümü ve kısımları bu TÜRK HALKI üzerine olacaktır. 

 “ Doğu Türkistan, tarihte bütün dünya Türklerinin beşiği,Türk medeniyet ve ihtişamın kaynağı olan büyük Türkistan’ın doğu kısmını teşkil eden bölgedir.hür dünyada bugün Türkistan denilince,sadece Sovyetlerin işgalindeki batı Türkistan anlaşılır.büyük Türkistan'ın yalnız batı kısmına Ruslar tarafından geçen asırda verilen bu tabiri doğu kısmını teşkil eden bugünkü doğu Türkistan’ın maalesef unutulmasına ve Çinlilerin bu ülke Türklerini Çinlileştirmek maksadıyla taktığı ve bir müstemleke adı olan Sing Kiank ismi adı altında bilinmesine sebep olmuştur.Türkistan tabiri sadece bu günkü batı Türkistan için kullanılırsa iki milyon km 2 lik bir saha üzerinde takriben 12 milyondan fazla türkün yaşadığı doğu Türkistan ne isim vermek gerekecektir ?acaba Çinlilerin istedikleri gibi Sing Kiank demek mi daha doğru olacaktır.bu bakımdan sadece batı Türkistan’a izafe edilen “ Türkistan” tabiri yanlış ve zararlıdır.bu tabir, ancak bugünkü Batı ve Doğu Türkistan’ın bütününü içine alan büyük Türkistan’a verilebilinir.ve bu manada anlaşılmalıdır.

Türk dünyası el kitabı syf.1217 1976

Günümüz, uluslararası hukukçular ilişkiler uzmanlarıyla, salkt tarihçiler ve diplomatlar ve her şeyden de önce jeopolitik ve jeostrateji uzmanları; bu coğrafyanın bütününe U L U Ğ T Ü R K İ S T A N adını verirler. Neredeyse İran’dan başlayıp Çin Seddi’ne kadar uzayan bu büyük coğrafyanın kaderi TİMURUN 1405’te ÇİN SEFERİ’NE çıktığı günlerde UÇMAĞA VARMASI ile, kaderi üçyüzaltmış derece dönmüş oldu.

Binli yıllardan bu yana 1405’e kadar olan dört yüzyıllık zaman içerisinde CENGİZ HAN ve MOĞOLLAR FIRTINASI dışında bu büyük kadim coğrafya, aralarda küçük küçük Türk olmayan unsurları barındırsa bile kesinlikle TÜRK COĞRAFYASI sayılırdı. Daha önce dediğimiz gibi “CENGİZ FIRTINASI” bu coğrafyanın Türk olmayan unsurlarını adeta “silmiş süpürmüştü”. Cengiz İmparatorluğunun, Cengiz’in ölümünden sonra kendiliğinden dağılması, yerine başka devletlerin kurulması; zaten ilk günden bu yana Cengiz’in yanında yer alan NAYMANLAR, UYGURLAR gibi unsurların varlığı, güç ve nüfuz kazanırken, diğer Türk unsurlar da, imparatorluğa katılarak önemli görevler ifa etmişlerdir. Mesela Avrupa cephesinde görevlendirilen ÇELME, SUBUTAY gibi Moğol komutanlarının, Moğol süvarilerinin 40.000 kişiyken orduda geri kalanı Türklerden oluşan 150.000 askerleri daha vardı.

Cengiz Han’ın önünde “TIKAMA MEVZİİ” gibi duran HARZEMŞAHLAR TÜRK DEVLETİ, aynı zamanda hakanın kaynı olan OTRAR valisi olan KADIR HAN’ın “aç gözlülüğüne” kurban giden Moğol elçi ve kervanı yağmalandı ve insanlar öldürüldü, sonucunda çıkan savaşlarda; Harzemşah Devleti ortadan kalkmış, devletin başı hakan HAZAR DENİZİNDE sığındığı / saklandığı adada vefat etmiştir. Maiyetindekiler KEFEN BEZİ bulamadıkları için iç çamaşırı ile defnetmişlerdir. Evdeşi, TERKEN KATUN tutsak alınmış, ölünceye kadar Moğol ordugahında arık yemeklerle beslenmiştir. Oğulları, MENGÜBERDİ ise, tarihimizi kaydettiği en cesur, kahraman ve savaşçı bir önderdi. Yalnız siyasi yönden ise çok beceriksiz biri olarak değerlendirilir. En son ANADOLU’YA sığındığında, KONYA SELÇUKLU DEVLETİ ile geçinememiş, birbirleriyle savaşarak güçlerini tüketmişlerdir. MENGÜBERDİ Anadolu’yu terk etmiş, Selçuklular da 1236’da KÖSEDAĞ SAVAŞINI kaybederek Moğolların emri altına girmişlerdi.

Cengiz sonrası devlet, zaten gevşek bağlarla bağlı KONFEDERASYON halindeydi. Başkent KARAKURUM’da, K U R U L T A Y düzenleme kararı alındı. Macaristan’dan İran’a kadar dağılmış bütün kurultaya katılma hakkı olan beyler, şefler, prensler, oğullar torunlar bir bütün olarak Karakurum’a doğru yola çıktılar. O büyük görkemli imparatorluk bir anlamda fiziki / askeri bir çatışma yaşamadan kendiliğinden birkaç büyük parçaya bölündüler. Mesela ÇAĞATAYLAR, İLHANLILAR ve ALTINORDA gibi…

ULUĞ TÜRKİSTAN coğrafyası, özellikle batı kanadı, TÜRK SOYUNUN en güçlü gruplarından olan OĞUZLARIN egemenliğinde kaldı. Oğuzlar İran, Hindistan’ın kuzeyi, Afganistan da, büyük devletler kurdular. Artık, bu grupların yeni hedefi İran coğrafyası üzerinden daha da batıya ve ARAP hakimiyeti altında ÖN ASYA ( Ortadoğu) idi.

TANRIKUT METE sonrası; Asya bozkırlarında blok bir siyasal askeri siyasi, idari ve hukuki bir egemenlik kurulamamıştır. Mete sonrası geçen birkaç yüzyıl, Çini duvarlarının arkasında “SAVAŞAN KRALLIKLAR” denilen, şehir devletlerinin bir merkezi güç tarafından bir araya toplanıp artık HANEDANLIKLAR dediğimiz bir döneme geçildi (TANG, SONG). Çinliler neredeyse birkaç yüzbinlik orduları ile Asya’nın bozkırlarına daldılar.

Asya bozkırlarında dağılan parça parça olan Türk soylu halklar ancak birkaç yüzyıl içinde bir araya gelmişlerdi.VII. yüzyılın ortalarında AŞİNA OĞULLARININ liderliğinde bir araya gelebilen TÜRK SOYLU halklar tarihte ilk defa TÜRK adıyla geçecek olan K Ö K T Ü R K D E V L E T İ’N İ kurdular. Daha önceki bölümlerde bu konularda gerekli bilgileri verdiğimiz için tekrar olmasın diye yaşanılanları burada kesiyoruz.

Türk tarihinin, duruşunuza, bakışınıza göre; “KIRILMA NOKTASI” veya SORUNSALLARDAN biri: İ S L A M İ Y E T ve İ S L A M L A Ş M A sürecidir. Bu süreç neredeyse iki yüzyıl sürdü. Özellikle, Türk Dünyasının doğusunda, TÜRK ve ARAP orduları arasında gerçek anlamda çok şiddetli kanlı çatışmalar yaşandı. Ancak bölge üzerinde, ÇİN riski ve tehlikesi baş gösterince, taraflar arasında bir tür ATEŞKES ve hatta İTTİFAK yaşandı ( M O D U S V İ V E N D İ). İslamiyet, bu coğrafyada hakim inanç olması için, OĞUZLARDAN SELÇUK BEYİ, KARAHANLILARDAN SALTUK BUĞRA HANI bekleyecekti. Dikkat ederseniz Türk coğrafyasının doğusunda İslamiyet zorlu bir süreç sonrası kabul edilirken; çok daha batıda ALMIŞ KAĞAN, ABBASİ HALİFESİNDEN halkına İslamiyet’i öğretecek din adamları isteyerek, BULGAR TÜRKLERİNİ MÜSLÜMAN etmiştir.

TİMUR’un 1405 yılında çıktığı Çin seferinin ilk günlerinde, HAKKA YÜRÜMESİ üzerine, oğlu ve torunları arasında büyük bir TAHT ve İKTİDAR savaşı çıkmıştır. Türk devlet geleneğinin en temel ilkesi, iktidar ve verasette; KUT kimde ise tahtın sahibi de odur. Çünkü bu gücü TANRI vermiştir. Ancak iktidar sahibi olmak, sarayda oturmak, hazineye sahip olmak öyle tatlı ve sarhoş edici bir duygudur ki; ölüm döşeğinde olan babaya / ataya verilen sözler ve KUT inkar edilebilmekte, ikinci plana itilmektedir. Özellikle çoğunun anaları ayrı ayrı Türk oymaklarından geldiği için, şehzadeler arsındaki taht ve iktidar kavgalarında, ana tarafından gelen beylerin de bu süreçte çok olumsuz rol aldığı bilinmektedir.

Timur sonrası, devletin merkezi sayılan SEMERKANT’ta torunlardan ÖMER MİRZA, damda kuş uçururken düşüp ölmesi üzerine yerine daha çocuk yaşta olan, ana tarafından CENGİZLİ olan BABÜR anası ile birlikte iktidarı devraldı. Ancak coğrafyanın kuzeyinde ise, önce kendilerine hanları ŞEYBAK’tan dolayı ŞEYBANİLER denilen Türkler bu iktidar boşluğundan ve zaafından yararlanmak amaçlı seferler düzenlediler. BABÜR, Türkleşmiş ve İslamlaşmış dayılarından yardım aldı. Ancak yine de başarılı olamayınca bozkırlarda bir süre kendi deyimiyle korku içinde “KAZAK” türü bir hayat yaşadı. Daha sonra Safevilerin büyük hanı ŞAH İSMAİL’in desteğiyle Semerkant’a dönebildi (KADİR PİRİM KUL, ULDUZLU GECELER, 2000) 
Tarihi, kadim TÜRK YURDLARINDA artık Timur sonrası merkezi bir güç, otorite ve kamu düzen tam anlamıyla kurulamadı. Babür’ün ata topraklarını terk ederek AFGANİSTAN üzerinden HİNDİSTANIN kuzeyine sokulması. Karşısına çıkan GURLU İ.LUDİ nin FİLLERLE desteklenen ordusunu PANİPAT ta, ortadan kaldırması ile artık ağırlık gerçekten çok daha zengin olan HİND ALT KITASINA KAYMIŞTIR.

Bu coğrafya, kadim tarihi TÜRK YURTLARINDAN devamlı nüfus aktarımlarına maruz kalmıştır. İran üzerinden gelen TÜRKMENLERE İranıyan denmiş, kuzeyden gelen Türk asıllı halklara da ÖZBEKİAN denmiştir. Hint Devleti’nin mali, idari ve hukuki yapısı İran TÜRKMENLERİNE bırakılmış askerlik ve güvenlik işleri de ÖZBEKLERE ayrılmıştır.

 Devam  edecek 

An itibariyle ziyaretci sayısı:

133 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi