UNUTULAN VATAN: DOĞU TÜRKİSTAN - 4

Unutulan Vatan: Doğu Türkistan - 4

Doğu Türk Hakanlığı daha önce de dediğiiz gibi, içeriden muhtelif Türk Boylarının ve halklarının Ötüken’in eğemenlikleri altından çıkmaları veya çıkmak için bir seri isyanları tam da bu süreçte Aşina Oğulları arasında çıkan taht, veraset anlaşmazlıkları bu büyük coğrafyada siyasi- askeri düzen ve otoritenin kalkması ile sonuçlanmış; Çin’e yapılan son akında, Ordu’da emir-komuta zincirinin aksaması ve ordunun dağılması üzerine devlet büyük bir çöküntüye uğramıştır.

Köktürk Konfederasyonu’nun bağımlı Türk Halklarından biri olarak kendilerine Uygurlar denilen ve çoğunluğunun Dokuz Oğuzlar'dan meydana gelen bir güç, Ötüken’e el koyarak dar anlamda da olsa Doğu Türk Hakanlığını kendileri temsil eder olmuşlardır. Artık Türk Tarihinde Uygurlar denilen yeni bir devlet oluşmuştur. Bu halk genel itibariyle; Türk Halkları arasında en dışa açık diğer halklarla kültürleşme sürecinde y olan, eğitimli veya en azından eğitime düşkün bir topluluktu. Kadim Türk ABECE’sini terketmişler, kendilerinin geliştirdikleri ve adına Uygur Alfabesi denilen bir yazıyı geliştirip benimsemişlerdir.

Bu halkın en dikkat çeken özelliği her ne kadar Atalar Kültürü olan B O Z K I R yaşam biçimini benimsemiş bile olsalar; kentleşmeye , Pazar ekonomisine ve ticarete düşkün bir Türk Halkıydı.

O yıllarda bu kadim Türk Coğrafyasında her ne kadar A T A L A R D İ N İ olan T E N G R İ C İ L İ K hakim ise de ; Çin üzerinden Konfüçyüsçü akımlar ve eğilimleri, Tibet üzerinden Budacılık fikirleri ağır ve yavaş da olsa, Uygur Türkleri’nin arasında lokal anlamda taraftar kazanmaya başlamışlardır

Bugun bile hala varlıklarını devam ettiren Budist inancından Sarı Uygurlar vardır. Bu din inanış öğreti ve yaşam tarzı, Bozkır Kültürü ile uyum sağlayamıyordu. Bu arada daha Güneyden ve Batıdan da çok canlı olan ticaret yüzünden Ortadoğu’dan kendilerine NASTURİ denilen papazlar vasıtasıyla , çok özgün olan Doğu Hristyanlığı inancı da sızmaya başlamış ve az da olsa taraftar kazanmaya başlamıştır.

Uygur dönemi bu coğrafyada çok uzun süre egemen olamadı. Aşağı yukarı VIII. yüzyılın ortalarında başlayan bu dönem IX. asırın ortalarına doğru, Orhun Abidelerinden hatırladığımız; Bilge Kağan’ın “benim halkım “ “benim milletim” dediği tarihte KIRGIZLAR denilen bir başka Türk Halkının , ÖTÜKEN'e el koyması ile tarihteki yerini Kırgızlara bırakarak terketmiştir.

Uygurları izleyen Kırgızlar yapı ve hayat tarzı olarak böylesine büyük bir coğrafyada farklı halk ve kültürlerin söz ve iktidar sahibi olduğu bir ortamda arzu ettikleri düzeni kuramadılar. Bu kadim coğrafyada var olan Kaotik Ortam, Kırgızların da Passioner güçlerini uzun süre devam ettirememişlerdir. Böylelikle bu coğrafyada neredeyse bütün Türk Halkları ve boyları “gemisini kurtaran kaptan” misali başlarının çaresine bakmak zorunda kaldılar. Çin’in kuzeyinde (Eberhard) bu kaotik ortam Çin’e aradığı yüzyıllar boyu beklediği fırsatı vermiş oldu. Çin artık duvarın “ötesine” geçebilecek bir konuma gelmişti. Önünde, onu bu stratejisini durduracak , organize siyasal-askeri bir organizasyon kalmamıştır. Ancak daha kuzeyden bir başka passioner bir güç oluşmaya başlamıştır.

Bu coğrafya için daha kuzeyden beliren en az dört beş asır tarihe ve coğrafyaya ismini kazıyacak olan, bu genç diri ve hırslı bir halk, M O Ğ O L L A R çıkacaktı.

Kadim Türk coğrafyasına bakıldığında; TÜRK HİNDERLANTININ URALLARIN DOĞUSUNDAN, ÇİN SEDDİNE kadar uzanan ağırlıklı olarak ALTAYLAR ile Güney Sibirya’nın bozkırlarını, merkez kabul eden bir jeopolitik ana kitledir. Bu coğrafyada çeşitli adlarla anılan, bu adlar boy beyleri, aile lakapları, hatta boyların ONGUNLARI bile olabiliyordu. TANRIKUT METE’den sonra genellikle politik / toplumsal açıdan PİRİMUS İNTERES biçiminde örgütlenen bu yapılar, içeriden ve dışarıdan gelebilecek her türlü baskı ve darbeye karşı, savunma mekanizmaları zayıftır.Bu Türk boyları güçlü bir kağanın veya başbuğun hatta bir ailenin emir komutasında “GEÇİCİ” ( MODUS VİVENDİ).BİR TARZDA TOPLANABİLİORLAR KRİZ BİTTİKTEN SONRA HER KES YOLUNA BİR ANLAYIŞ EGEMENDİ.

Bazı tarihçi ve araştırmacılar, HUN KONFEDERASYONU’nun dağılmasından sonra, bu coğrafyada, kalıcı etkili yeni bir siyasal askeri organizasyon kurulamadığını kabul ederler. Bu coğrafyanın asli unsuru olan HUN / TÜRK oymaklar, kendilerine daha uygun iklim, çevre ve hatta insan dokusuyla uyum sağlayabilecek yeni coğrafyalara ve topraklara doğru göçe başlamışlardır.

Geride kalanlar ise, bu coğrafyanın geçici de olsa, yine BOZKIR KÜLTÜRÜ’nden gelen, kendilerine JUAN JUAN veya AVARLAR hatta işgalci ÇİNLİ’lere karşı kanlı savaşlar vererek bir anlamda bağımsızlıklarını tekrar kazanmışlardır. O günün ulaşım, iletişim şartlarını düşünecek olunursa, devletin B L O K halinde devamı mümkün değildir. Devlet ister istemez kendiliğinden ikiye ayrılır. Batı kanadının asıl kurucusu BUMİN KAĞAN ise ama devlet varlığını İSTEMİ KAĞAN zamanında politik / diplomatik olarak duyurdu; kendini kabul ettirdi.Özellikle bu coğrafyanın en batı ucunda yer alan HAZARLAR’ın üstünde politik / askeri güç olarak yer almalar, BATI TÜRK KAĞANLIĞI’na yeni bir boyut katacaktı (C. PIATIGORSKY / C. SAPIR 2005)

Batı Türk Kağanlı’ğı veya başka bir deyişle Batı Göktürk Devletini bizim tarihimizde, Avrupa Hunları’ndan sonra Batıya en çok uzanan bir kuvvet merkezidir. Aynı zamanda güneyde İran coğrafyasına ve AŞAĞI TÜRKİSTAN’a o dönemde egemen olan PERSLERLE (SASANİ DEVLETİ ) “inişli çıkışlı” sıkı bir ilişki kurmuş, hatta Sasani Kralı Kağana damat olmuş, oğlu İran’da tahtta bile çıkmıştır. Ancak bilindiği gibi Ortadoğu coğrafyası halkları ( Araplar, Persler, Rumlar ) ile düzenli, istikrarlı bir ilişki yürütmek doğaya aykırıydı. Bir de bu denkleme ERMENİLER de dahildi.

Bu yüzyıllar içerisinde, ARAP YARIMADASI’ndan yeni bir gücün, üstelik de İDEOLOJİK / DÜNYA GÖRÜŞÜ olarak son derece farklı, kapsamlı bir inanç içerisinde yola çıkan, ARAPLARI görüyoruz. İslam Orduları, HALİFE ÖMER ile birlikte büyük bir fetih savaşlarına başlamışlar; Afrika’nın Akdeniz sahil kıyısı başta olmak üzere, Anadolu’ya BİZANS topraklarına ve hatta İstanbul’a kadar gelmişlerdir. Aynı zamanda bir başka ordu grubu ise Sasani Devletini kağıttan kale gibi yıkıverdiler.

Yakın Doğu Anadolu, Karadeniz’in kuzeyi, Kafkaslar, İran Ceyhun nehrinin batısındaki coğrafyada artık Türkler, Rumlar, Ermeniler, Farslar ve Araplar arasında yıllarca sürecek olan kanlı, acımasız ve şiddete dayalı bir dönem başlayacaktı.

Devam edecek

An itibariyle ziyaretci sayısı:

118 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi