UNUTULAN VATAN: DOĞU TÜRKİSTAN - 1

Anadolu merkezli TÜRKLERİN vatanı olan TÜRKİYEDEN bakılınca, tarihimiz boyunca Asya’nın en uzak köşesinden orta Avrupa’ya kadar olan bir coğrafyada zaman zaman CİHAN DEVLETİ diyebileceğimiz devleler kuran bir TÜRK SOYLU halk vardır ve bizler de bu soyun, şu anda yaşamakta olan insanlarıyız. Bu kadar geniş, neredeyse o yüzyıllarda dünyanın bilinen coğrafyasının 2 / 3 ünde yaşayan belki de yarısına egemen olan, birbirlerinden çok farklı, soylarla, halklarla, kültürlerle, din ve inançlarla temas ve kültürel, ekonomik ticari politik ve askeri ilişkileri…

Bu serüven elbet düz bir çizgi halinde olmadı; bazen son derece ağır mağlubiyetler uzun süre artçı şoklarla maruz kaldık. Hatta biz Anadolu Türkleri için öyle anlar oldu ki, ülkemiz vatanımız elden çıkma durumu ile karşılaşmıştır. SELÇUKLU-OSMANLI sonrası şu anda ANKARA merkezli bir devletimiz var. Ağustos 1922’de, büyük önder M.KEMAL PAŞANIN önderliğinde Anadolu’daki, işgalci güçleri MEYDAN SAVAŞINDA, yenerek bu işgale son vermiştir.

BÜYÜK TÜRK TARİHİNDE, TÜRK HALKARININ geçmişini 3 aşamada ele almak mümkün; burada konum olarak ANADOLU TÜRKLERİ “ORTA DÜNYA” sayılırız. O zaman biz orta dünya isek, gerimizde geçmişimizde kalan başka TÜRK HALKLARI da var. Onların şu anda içinde bulundukları hal ve durumlarına göre çeşitli açılardan değerlendirerek konumlandırırız. B u yöntem bize her zaman dediğim ve üzerinde ısrarla durduğum K R O K İ S E L Ş E M A T İ K  K U Ş  B A K I Ş I, konuyu daha rahat görmemizi sağlar.

O zaman metodolojimizi açalım mı? Tarihimizi belli başlı ayrımlara tutalım,
• ARKADA BIRAKILANLAR
• GERİDE KALANLAR
• UNUTULANLAR
Şimdilik bu ayrımlara kısaca örnekler verelim daha sonra daha ayrıntılı bakma imkânı bulacağız. Mesela, Kırgızlar, Kazaklar ARKADA KALANLAR kategorisine girerken; Rumeli’ye Osmanlı zamanına kolonize edilen Türkler GERİDE KALANLARI,; ama Uygurlar, Irak-Suriye-Lübnan Türkmenleri, Ahıskalılar gibi Türk unsurlar da UNUTULANLAR kategorisine girerler.

Her zaman konu TARİH ve SOSYOLOJİYSE; kısaca TARİHSEL SOSYOLOJİ: COĞRAFYA demektir. İnsanları, halkları toplumları ve milletleri coğrafyalarının şartları belirler ve coğrafyalarının özellikleri onların hayat çizgisini tespit eder. Amacımız COĞRAFİ DETERMİNİZME kapılmadan UYGURLAR adı altında ifade edilen TÜRK HALKININ geçmişte, şimdiki ve gelecekteki durumunun tespitine kısaca ana hatlarıyla göz atmaya çalışacağız.

Uygur Türk Halkı, tarih sahnesine tek başına çıkıncaya kadar, BÜYÜK TÜRK HAKANLIĞININ (KÖKTÜRK) bağımlısı ve tabisiydi. Türk Hakanlığının kendi içinde ikiye ayrılması, Uygurları Doğu Türk Hakanlığının hem müttefiki hem de doğal rakibi yapmıştır. Bilindiği üzere dünyada var olan büyük devlet ve imparatorluklar; KARA, DENİZ ve SUYOLLARI üzerinde hâkim olan TİCARET MERKEZLERİNE sıkı sıkıya bağlıdır. Bu açıdan dünya coğrafyasına baktığımızda iki büyük Aks’ın var olduğunu görüyoruz; bunlardan biri Doğudan Batıya kervanlarla karayolu üzerinden hareket eden İPEKYOLU (Çin’den Avrupa’ya). İkincisi ise DENİZYOLLARI aracılığıyla Hindistan’dan Avrupa’ya ulaşan, B A H A R A T Y O L U. Aslında konumuzda doğrudan ilgisi olmadığından, Kuzey-Güney; KERESTE, KÜRK, BALMUMU, DERİ ve KETEN Ticareti…

Uygur coğrafyası, ÇİN ile komşu olmasından dolayı, çok canlı zengin, gelişmiş bir Türk Ülkesiydi. Uygurlar klasik Köktürk ABECE’Sİ yerine kendi geliştirdikleri bir alfabeyi kullanıyorlardı. Metbu oldukları Köktürklere oranla, tarımcı, kentli ticaretle uğraşan bir Türk topluluğuydu.

Doğu Türk Hakanlığı’nın Çin ile girdiği sayısız savaşlar ve mücadeleler sonrasında, büyük bir zaafa uğramıştır. Aslında bu Türk Hakanlığı, ÖTÜKEN BÖLGESİNDE yurt tutan AŞİNA OĞULLARI’NIN emir komutasında olan, asli unsurlar özellikle, KÜLTİGİN ve abisi BİLGE KAĞAN’IN UÇMAĞA VARIŞLARINDAN sonra, bu coğrafyanın “EFENDİSİ” olma özelliğini yitirmişler. Özellikle KÖKTÜRK KONFEDERASYONUNA gevşek bağlarla bağlı olan diğer Türk toplulukları isyan etmeye başlamışlar, ortamın kendileri için elverişli olduğunu gören, UYGUR BEYLERİ, ÖTÜKEN’ el koyarak, Doğu Türk Hakanlığı’nı askeri / siyasi anlamda ortadan kaldırarak bu büyük coğrafyanın yeni sahibi oldular. 

Mademki bu yazı serimizde, U N U T U L A N L A R başlığı altında, UYGUR TÜRKLERİNİ ele alacağımıza göre; öncelikle inceleme sahamız / alanımız coğrafi açıdan İÇ ve ULUĞ TÜRKİSTAN dediğimiz, dünyanın bu kara parçası olsun. Bu coğrafyaya yine her zaman olduğu gibi ana yöntemimiz olan, KROKİSEL KUŞBAKIŞI ile bakıldığında bu coğrafyanın asli unsurları ÇİN DENİZİNDEN Batıya doğru belli bir derinliğe kadar, kendilerine H A N denilen Çinli unsurların yoğun olarak yaşadığı bir coğrafya hemen SARISU denilen suyun batısında ise kendilerine H U N denilen TÜRK SOYLU HALKLARIN ata dedelerinin yaşadığı bir coğrafya uzanır. Bu coğrafyanın kuzey sınırı bugünkü MOĞOLİSTAN’I da kapsar. Daha kuzeyde ise Moğol denilen unsurlar vardır. Güneyde ise Tibetliler bulunur.

BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU aslında günümüz ölçüleriyle hukuki ve siyasal bir devlet değildir. Hunları oluşturan, KONGLEMERASI’nın oluşturduğu KUT’A SAHİP Türk Soylu ailelerin yönetimi altında, gevşek bağlarla; ama güçlü bir liderlik emir-komutasında, SAVAŞ ve AKINLARDA bir araya gelebilen bir KONFEDERASYONDUR ( TANERİ, 1978 ). Hunlardan şu anda bildiğimiz bütün bilgileri ünlü Alman tarihçi EBERHARD’dan öğreniyoruz. (ÖGEL, 1962). Bu büyük Türk Devleti özellikle en iyi bilinen hakanlarından TANRIKUT METE’den sonra Çinin fiziki popülasyon ve ekonomik baskılarına dayanamayarak Asya’nın derinliklerinde bütün idari / siyasal işlevini bitirerek dağılmışlardır.

Zaten Çin Devleti “SAVAŞAN DEVLETLER” döneminden sonra ÇİN SEDDİNİ inşa ederek HUN kökenli halkları ikiye ayırmış; duvarın doğusunda kalan Hunları 2-3 kuşak içerisinde asimile ederken, duvarın dışında kalan Hunların da üzerinde öyle büyük askeri seferler ve baskılar uygulayarak onları yüzlerce kilometre öteye sürmüşlerdir. Arada kalan Taklamakan Çölü doğal sınır olmuştur.

Büyük Hun tarihinin gerek Çin, gerekse Tibet ve Hint tarihinin yazılı kaynaklarından izlemek, bilgi sahibi olmak mümkündür. Özellikle BABA-OĞUL olan, TEOMAN ve METE’nin, kişisel, iktidar mücadeleleriyle, devlet yönetme, hukuk anlayışlarının farklılığını bilmekteyiz.

Büyük Türk tarihinin Asya-Hun tarihi bölümü METE’den sonra yıldızı sönmeye başlamıştır. Mete, PETAİN Savaşında bir kalede kuşattığı Çin İmparatorunu, intihara zorlamış ve daha sonra dul kalan, Çin Kraliçesine evlilik önermiştir.

Büyük Hun Devletinin dağılmasından sonra gerek Çinin askeri fiziki saldırıları giderek artmaya başlayınca ve bu arada İç Asya’da özellikle HİMALAYALAR Okyanustan gelen yağmur dolu bulutlara engel olunca çok büyük iklim değişikliklerine neden olmuş. Asya’nın derinliklerinde gerek tarım gerekse hayvancılık ağır darbe almış; ayrıca bu bölgenin ek ticari zenginlik kaynağı olan İPEKYOLU ticareti de sekteye uğramıştır. Çünkü bütün coğrafyaya hâkim olan, UĞRULUK gibi olaylar çoğalınca yol güvenliği kalmamıştır.

Hun İmparatorluğu’nun dağılması MERKEZİ ASYA’DA önce bütün Türk Halklarını harekete geçirmiş, zaten BOZKIR KÜLTÜRÜ’NÜN yaşam biçiminde olan bütün Türk Halkları göçe başlamışlardır. Dalgalar halinde başlayan Türk göçleri diğer komşu / farklı halklar üzerinde “DOMİNO ETKİSİ” yaratmış; her bir halk önündeki halkı ya yutmuş, ya da önüne katarak daha da ileriye itmişlerdir. Özellikle bu Türk Halklarının muhtelif etnonimlerle isimlendirilen unsurları, URALLARI bir hamlede geçip Doğu Avrupa üzerinden İtalya’nın kuzeyindeki PANONYA Ovalarına konuşlanmışlardır. Göç etmeden kalanlar ise bir sonraki yazımızın konusu olacak olan; TÜRK HAKANLIĞI (KÖKTÜRK İMPARATORLUĞU) nu oluşturacaktır.

Devam edecek

An itibariyle ziyaretci sayısı:

132 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi