MUZAFFER AKGÜN'NÜN ARDINDAN

 
BU PROGRAM 22. 06. 2004 TARİHİNDE DİLDE TELDE ANADOLU ADIYLA ANKARA’DA TRT TÜRKİYE’NİN SESİ RADYOSUNDA YAYINLANDI. YAPTIĞIMIZ BU TÜR PROGRAMLAR DAHA SONRA BİR ARAYA GETİRİLEREK İKİ CİLTLİK TÜRKÜLERLE GÖNLÜMÜZE DÜŞÜNLER ADLI BİR BELGESEL KİTAP OLUŞTURULDU. KİTAP ŞU AN ELİMİZDE BASKIYA HAZIR BEKLİYOR.
           
MUZAFFER AKGÜN İLE YAPTIĞIMIZ O PROGRAM ÖLÜMÜNDEN SONRA ADI GEÇEN KİTAPTAN ALINARAK OKUYUCULARIN HİZMETİNE SUNULDU.
 
ONU RAHMETLE ANIYOR İNSANLIK VAR OLDUKÇA TÜRKÜLERİYLE YAŞAYACAĞINA İNANIYOR TÜRK MİLLETİNE BİR KEZ DAHA BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM. SAYGILARIMLA.   
                                                                                                          Dr. HALİL ATILGAN
 
Muzaffer Akgün
1927 – 01. 08. 2015
 
TRT TÜRKİYE’NİN SESİ RADYOSU
 
Tarih:                                      : 22 / 06 / 2004
Süre                                        : 2 Saat
Programın adı                        : Dilde Telde Anadolu / Canlı
Program yapımcıları              : Halil Atılgan / Hasan Gürbüz / Füsun Okutman Selahattin Böke 
Konu                                      : Halk Müziğine Gönül Verenler
Konuk                                    : Muzaffer Akgün
                       
                                               TAKDİM VE SANATÇILARIN TANITIMI
 
Konuşmacı Konuk                 : Ali Gürlü TRT İstanbul Radyosu THM Sanatçısı
 
Program Solistleri                  : Dilek Karadağ TRT Ankara Radyosu THM Sanatçısı
                                               : Coşkun Gök TRT Ankara Radyosu THM Sanatçısı
 
Saz Sanatçıları                       : Selçuk Murat KIZILATEŞ
Veysel ATAŞ
Ahmet ULUS
Cem GENÇTÜRK
Hüseyin YALÇIN
Erdal GÖÇBAK
Cengiz ŞENGÜL
Cemil ALTUN
Volkan YAPRAK
 
HALİL ATILGAN: Yeniden merhaba değerli dinleyenler. Bu Dilde Telde Anadolu programının canlı yayınını Muzaffer Akgün’e ayırdık. Muzaffer Akgün ortalığı kasıp kavuran, zamanın çok ünlü sanatçılarından biriydi. İşte biz bu programla Halk Müziğine Gönül veren, hizmet eden Muzaffer Akgün’ün hayatını belgeselleştirecek türkülerinden örnekler sunacağız. Değerli konuklarımız yeniden hoş geldiniz. Muzaffer Hanım hoş geldiniz. Efendim Akgün olmadan soyadınız Kıvılcım’dı. Evet, şimdi soruyorum Muzaffer Kıvılcım nerede, ne zaman dünyaya geldi?
 
Muzaffer AKGÜN: 1927 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Babamın adı Mehmet, annemin adı Meliha idi. Üç kardeşin en küçüğüydüm. Nusret, Mansur ve ben, toplam üç kardeşiz.
 
H. ATILGAN: Kardeşleriniz sağ mı?
 
Muzaffer AKGÜN: Kardeşlerimin hepsi vefat etti.
 
H. ATILGAN: Babanız ne iş yapardı Muzaffer hanım.
 
Muzaffer AKGÜN: Devlet Demiryollarında memurdu.
 
H. ATILGAN: Babanızın bir unvanı var mıydı?
Ali Gürlü, Muzaffer Akgün ve Halil Atılgan.
 
Muzaffer AKGÜN: Herhangi bir lakabı yoktu. Ama soyadımız önce “Şerara” imiş, daha sonra “Kıvılcım” olmuş. Dedemin dedesi İskenderiyeli imiş. Oradan gele gele İstanbul’a gelmiş. Soyadı Kanunu çıktığı zaman, “Kıvılcım” soyadını almışız.
 
H. ATILGAN: İstanbul’un neresinde dünyaya geldiniz?
 
Muzaffer AKGÜN: Fatih’te doğmuşum.
 
H. ATILGAN: Buyurun devam edin.
Muzaffer AKGÜN: Öyle şeyler soruyorsunuz ki, yetmişi dönmüş birine bir saatin içine birçok şeyi sığdırmak istiyorsunuz. Nasıl sığar bu, mümkün değil tabi.
 
H. ATILGAN: Hangi okula gittiniz?
 
Muzaffer AKGÜN: Hayır bilemiyorum. Ne tarihleri ne isimleri hatırlayamıyorum. İlkokul bittikten sonra Ankara’ya geldim.
 
H. ATILGAN: Ailece mi geldiniz?
Ali Gürlü, Muzaffer Akgün ve Halil Atılgan Dilde Telde
Anadolu programının canlı yayınında
 
Muzaffer AKGÜN: Babam emekli oldu. Ablam o zaman Ankara’da oturuyordu. PTT’de çalışıyordu sanırım. Onun yanına geldik, hep beraber oturmaya başladık. Derken İsmet Paşa Kız Enstitüsü’ne girdim. Onun tarihini de hatırlayamıyorum. İsmet Paşa Kız Enstitüsünde okurken, radyoda imtihan açıldı. Onu biliyorum 1941 yılıydı.
 
H. ATILGAN: Aynı zamanda enstitüde okuyordunuz değil mi?
 
Muzaffer AKGÜN: Tabi ki okuyordum. Radyo imtihanına girdim ve kazandım. Hemen bu taraf daha cazip geldi. Okul falan bir tarafa.
 
H. ATILGAN: Sözünüzü kesmek durumunda kaldım. Orayı biraz açmak istiyorum. 1941’deki sınav sizin kuşağınızın ve radyonun ilk sınavıydı, yanlış hatırlamıyorsam. Sizinle beraber kimler vardı, hatırlıyor musunuz?
 
Muzaffer AKGÜN: Neriman Altındağ vardı. Saniye Can ve Nezahat Bayram daha sonra. Turhan Karabulut, Ali Can vardı. Teferruat bunlar, hepsini hatırlayamıyorum.
 
H. ATILGAN: Hangi türküyü okuttular, hatırlar mısınız?
 
Muzaffer AKGÜN: O zaman türkü falan var mıydı, ne okuduğumu hatırlamıyorum.
 
H. ATILGAN: Bu ses ve yeteneği sizde önce keşfeden, tespit eden kimdi?
 
Muzaffer AKGÜN: Benim eniştem Sıhhiye Vekâletinde memurdu. Antepli Seyit Can Özer de orada memur idi. Kendisi eniştemin arkadaşı idi. Seyit Bey Ankara Radyosuna zaman zaman gelip, mahalli türküler veren kişiydi. Bizim evimize geldiğinde benim sesimi duydu ve dedi ki: “Radyoda imtihan açılacak, imtihana girin “ diye teşvik etti. Öylelikle ben radyoya girdim.
 
H. ATILGAN: Ailede bir musikişinaslık var mıydı?
 
Muzaffer AKGÜN: Babamın sesi de güzeldi.
 
H. ATILGAN: Size okutur muydu hiç.
 
Muzaffer AKGÜN: Öyle bir yerlere gidip okumak şeklinde değil ama ev içinde okurdum. 
 
H. ATILGAN: Ailece bir meşk olur muydu?
 
Muzaffer AKGÜN: Olurdu tabi. Eniştem vasıtasıyla tespit edildi. O şekilde radyoya girdim.
 
H. ATILGAN: Sizin için İstanbul’dan bir konuğumuz var. Sizi çok iyi tanıyan, sizin elinizden öpen, size ana diyen Ali Gürlü geliyor. Sayın Ali Gürlü hoş geldiniz. İlk sorum şu olacak: Muzaffer Akgün denince Ali Gürlü’nün aklına ne geliyor?
 
Ali GÜRLÜ: Muzaffer Akgün demek bence türkü demek. Türk insanı demek, Türk kimliği demek, Türk kültürü demek. Türk insanının güzelliği demek. İnsanlığın ne olduğu demek. Konukseverlik demek. Yani bizi anlatır Muzaffer Akgün adı.
 
H. ATILGAN: Hangi türküyü hatırlarsın Muzaffer Akgün adı ile?
 
Ali GÜRLÜ: Muzaffer Akgün’le birlikte haftanın en az üç günü bir saatten aşağı olmamak üzere telefon görüşmesi yaparız. Dertleşiriz, görüşürüz. O bizim erişemediğimiz, ulaşamadığımız bir insandı bir dönem. Bugün onunla böylesine yakın olmak beni son derece mutlu ediyor. Türkü ailesi adına, türkülere gönül veren insanlar adına düşünüyorum. Biz her zaman şunu söyler ve altını çizeriz: Türkünün iyisi kötüsü, küçüğü büyüğü, güzeli çirkini yoktur. Muzaffer Hanım’ın okuduğu her türküyü hatırlarım. Ama bizim için en önemli türkü ilk okuduğu türküdür. Yine  gam yükünün kervanı geldi türküsü çok hoşuma gider. Kendi canlı yayınımda “Bağımıza gazel düştü” adlı bir bölüm oldu. Biz o canlı yayında dertleri küçülttük, yok ettik.
 
H. ATILGANB: Ben Muzaffer Akgün denince Kışlalar Dolduyu hatırlarım.
 
Ali GÜRLÜ: TRT’deki canlı yayınlarımda ben de pek çok insana ulaşıyorum. Özellikle yurt dışından pek çok izleyicim var. Ben onlara “Gurbetçi” demiyorum. Onlar Türk insanının gururunu yansıtıyor. Ben onlara merhaba demek istiyorum. Onların bana mesajları var, ben onları arşivliyorum. 24 Şubat 2003 tarihinde gelmiş
bir mektup var, bu mektupta çok önemli mesajlar var. Belli ki asker: “Yıllar önce karlı dağların tepelerinde mevzide beklerken, yanı başımdaki Mehmetçik’e bakıp, bizi başkalarından nelerin farklı yaptığını, neyin ve kimlerin bizleri arada tuttuğunu düşünmüşümdür. Arkadaşlar arasındaki pek çok sohbetin konusu dönüp dolaşıp hep bu noktaya gelmiştir.
 
Artık cevabı daha iyi biliyorum. Ancak bu o zaman bilmiyorum anlamına gelmiyor. O zamanlar aynı şeyleri içimdeki pusula yardımıyla doğru olarak görüyor ve biliyordum. Tek fark bunu kendime sözcüklerle ifade edebiliyorum. Sonra bir gün birden “İşte o şey aslında bu.” dersiniz ya, işte sözüne ettiğimiz de bu. Aslında bizi bir arada tutan harcın, sizler ve türküler olduğu da bir gerçek. Hepimiz başka yerlerden geliyoruz. Yukarıda sözünü ettiğim bu pusula aynı yeri gösteriyor. Siz bu mektubu aldığınızda, ben dağlarda ve parçası olduğum birileriyle birlikte olacağım. Neden yazmak istedim; bizim daha fazla ihtiyacımız var sizlere. Dünyanın en güçlü ordusu bile sizin kadar güçlü değil. Biz yalnız sizinle güçlüyüz.” Gerçek anlamda sanatçı, doğru anlamda sanatçı kimliği taşıyanların yolu her zaman, dümdüz, apaydınlık ve sonsuzluğa uzanan yol diyoruz. Böyle düşündüğümüzde de o yol hep canlı, ölümsüz, firesiz, sonsuz bir yaşam olduğunu görüyoruz. Öyle sanatçılar olmalı ki, abartısız, tavizsiz, hep var olmalı, sanat adına doğruluk, dürüstlük ve güzellik adına. İşte Muzaffer Akgün!  Ben istiyorum ki, Muzaffer Akgünler hep olsun, hep Varolsun. İşte karşımda Dilek! Pırıl pırıl bir genç. İşte Dilekler, Muzaffer Akgünler olsun.
 
H. ATILGAN: Kışlalar doldu bugünü türküsünü dinledik. Kendisine neler hissettiğini sormak istiyorum
 
Muzaffer AKGÜN: Bir turnem vardı. Yılları hatırlayamıyorum tabi. Nida Tüfekçi, Emin Aldemir, Güngör Hoşses’in de olduğu bir turnem vardı. Uzunca bir turneye çıkmıştım. O zaman henüz Ankara Radyosundaydım. Bu hoyratı esasında Neriman (Tüfekçi) çok güzel okurdu. Sonra Nida (Tüfekçi) turne esnasında bana okuttu. Ben İstanbul’da sahneye çıktığımda bunu okudum. İstanbul’a 1956’da gittiğimde bu “Kışlalar”ı okumaya başladım. Her akşam okuyordum. Plak falan da yapmıştım. Fakat bir türlü alkış alamıyorum. Arkasına hareketli bir şey koyuyorum, olmuyor. Ağır bir şey koyuyorum, olmuyor. Hafif tertip alkışlarla geçiştiriliyor. Ondan sonra ben okumayayım bari, dedim. Niye olmuyor, niye beğenmiyorlar, ben mi okuyamıyorum acaba, falan derken. Ben okumamaya başladım. Ondan sonra bu sefer, Kışlalar, kışlalar diye kâğıtlar yazılmaya başlandı, bağırarak istenmeye başlandı. İçkili bir yerde çalışıyorum, orada okuyorum, demek ki, ancak beğendiler, ancak hatırlamaya başladılar. Ondan sonra Kışlalar’sız hiçbir program bitmedi.
 
H. ATILGAN: 1941’de radyoya girdikten sonra hayat nasıl gitti?
 
Muzaffer AKGÜN: O yıllar henüz talebelik yıllarıydı. On altı yıl devam etti, talebelik yılları. Sabahları saat dokuzda derse girerdik. Türkçe, edebiyat, fonetik, ses ve kulak terbiyesi, nota, makam gibi birçok derse girerdik.
 
H. ATILGAN: Kaç saat ders görürdünüz?
 
Muzaffer AKGÜN: Sabah dokuzda girer, on ikiye kadar çalışırdık. Sonra yemek molası verir, akşam beşe kadar devamlı çalışırdık. Akşam beşten sonra neşriyatlar başlardı. Hepsi canlıydı. Tarihi Türk Musikisi Korosu, Yurttan Sesler korosu, solo programlar vs.
 
H. ATILGAN: Peki, evlilik ne zaman gerçekleşti.
 
Muzaffer AKGÜN: 1946 yılında Haluk Beyle evlendim. Kendisi atış okulundaydı, as teğmen olarak askerlik yapıyordu. Kaçıyordu, radyoya geliyordu. Altı günü geçirmeden gidiyordu, arkadaşları onu idare ediyorlardı. Çankırı’da Atış Okulundaydı. Evlendikten sonra, 1948 yılında Feryal adında bir kızım oldu. Sonra başka çocuk olmadı. Ben istemedim. Çok yoğun çalışıyordum o sıralar. İstanbul’a göç ettik. Müthiş bir çalışma temposu, gecem gündüzüm, cumartesi, pazarım hiçbir şeyim yoktu.
 
H. ATILGAN: Haluk Bey nereliydi?
 
Muzaffer AKGÜN: Kendisi İstanbulluydu. Ailesi Fatih’te oturuyordu.
 
H. ATILGAN: Sizi nasıl tanıdı Haluk Bey, ne kadar şanslı biriymiş bu Haluk Bey. Biraz açar mısınız?
 
Muzaffer AKGÜN: Bir arkadaşının düğününde beni görmüş. Onun arkadaşı benim uzaktan akrabam oluyordu. Ben o düğüne gittim,o da oraya gelmiş, orada beni tanımış, öylelikle tanıştık.
 
H. ATILGAN: Sizin için yazılan bir şiiri Ali Gürlü’den dinleyeceğiz.
 
Ali Gürlü: Seni çok özledik, diye başlar şiir. Fikret Dikmen gerçekten onu çok iyi anlatmış.
 
 
Bakıp türkülerin penceresinden
Seni çok özledik Muzaffer Akgün
Mahrum etme bizi yanık sesinden
Seni çok özledik Muzaffer Akgün
 
Radyolarla duyurmuştun ününü
Bebek ile hatırlarım dününü
Türkülere tekrar çevir yönünü
Seni çok özledik Muzaffer Akgün
 
Gönlümüzün vazgeçilmez mihmanı
Türkülerin duayeni sultanı
Hiç gelmesin gam yükünün kervanı
Seni çok özledik Muzaffer Akgün Küçük yaşta aldım sazı elime.
 
Gün oldu bebeğe höllük eyledin
Gün oldu tanrıdan dilek diledin
Gün oldu hüzüne sevinç beledin
Seni çok özledik Muzaffer Akgün
 
Zaman zaman gecelere yar dedin
Zaman zaman kavak dalı eğerdin
Kışlalarla dünyalara değerdin                                                                                                
Seni çok özledik Muzaffer Akgün                                                                                                   .
 
 
Hepimiz için yazılmış bir şiirdi.
 
H. ATILGAN: Efendim Ankara Radyosunda on altı yıl hizmet verdikten sonra ayrıldınız değil mi?
 
Muzaffer AKGÜN: Sahne hayatına atıldığım için İstanbul’a gittim.
 
H. ATILGAN: Nasıl başladı sahne hayatı?
 
H. ATILGAN: Sahneden önce bir plak çalışması oldu mu?
 
Muzaffer AKGÜN: Henüz Ankara Radyosundayken Odeon’a gittim ve bir plak yaptım. Yeşilköy’deydi şirket. Uçak gelirdi, gürültü ile. Hadi baştan tekrar başlardık. Süt içtim dilim yandıyı söyledim ilk defa.
 
H. ATILGAN: Hiç konuşmadık. Aslında sıra gelmedi. Oynadığınız filmleri konuşalım. Kaç filimde oynadınız? Kaç filmin müziğini yaptınız. Buyurun söz sizde.
Muzaffer AKGÜN: İlk filmim 1958 yılında gerçekleşti Cilalı İbo Yıldızlar Arasında. Sonra: Ayşecik Boş Beşik, (1965) Soytarı, (1965) Gurbet Türküsü ve (1965) Boş Ver Arkadaş (1974) olmak üzere beş filimde oynadım. Bu filmlerin dışında sırasıyla: Cilalı İbo Yıldızlar arasında, (1958 ) Mavi Boncuk, (1958) Şehvet Uçurumu, ( 1959) Cilalı İbo Zoraki Baba, (1961) Kıyma Bana Güzelim (1962) olmak üzere beş filmin de müziklerini yaptım. En çok etkilendiğim film Ayşecik Boş Beşik oldu.
 
H. ATILGAN: Boş Beşikte Abdurrahman Palay ile mi oynadınız?
 
Muzaffer AKGÜN: Evet, onunla oynadık.
 
H. ATILGAN: Küçük kız kimdi?
 
Muzaffer AKGÜN: Küçük kız Zeynep Değirmencioğlu idi.
 
H. ATILGAN: Filmleriniz çok tutuldu mu?
 
Muzaffer AKGÜN: Sanırım Ayşecik hâlâ oynuyor. Ötekiler o kadar tutulmadı sanırım.


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
H. ATILGAN: En çok zirveye ulaştığınızda Zeki Müren’le bir hatıranız var. Onu da sizin sesinizden nakletmek isterim. O zaman çok popüler olmuşsunuz.
 
Muzaffer AKGÜN: Sanırım Zeki (Müren) ile çalıştığım için olmalı?
 
H. ATILGAN: Yoo, ben aynı kanaatte değilim. Benim hatırladığım kadarıyla, neonlarla adınızı Zeki Müren’den sonra yazmışlar, siz de o gün program yapmamışsınız.  O gece okumamışsınız.
 
Muzaffer AKGÜN: Böyle bir şey olmadı dersem, ne dersiniz?
 
H. ATILGAN: Benim duyduğum bu. Nasıl oldu peki?
 
Muzaffer AKGÜN: Benim İstanbul’a gidişim şöyle oldu: Türküler çok küçümseniyordu. Kabak çekirdeği, ne olacak, bir ayağında mesti var, bilmem ne falan. Radyoda bütün bu klasikçiler tarafından hep böyle söyleniyordu. Ben de türkülere geçmiştim artık. Ama hem şarkı, hem türkü, hepsini okuyorduk. Ondan sonra branşlar ayrıldı. İstanbul’a gitmemin de sebebi türkülerin de şarkılar kadar mühim olduğunu göstermekti. O zaman Zeki Müren, çok meşhur olan bir ses sanatçısıydı. Onunla beraber aynı büyüklükte, aynı puntoda ismimi yazdırdım. Birinci o, ikinci bendim. 
 
H. ATILGAN: O zamana kadar Zeki Müren’in isminin puntosunda hiç isim yazılmamış mıydı?
 
Muzaffer AKGÜN: Bilemem.
 
H. ATILGAN: Siz tevazu gösteriyorsunuz. Ben şöyle düşünüyorum: Biz Ali
Gürlü ile aynı kuşağız ve otuz yıllık da bir dostluğumuz var. Ben halk müziği sanatçılarının içinde çok popüler olan iki isim biliyorum: Birisi Muzaffer Akgün, diğeri Yıldıray Çınar. Bayanların içerisinde bu popülariteyi yakalayan tek isim biliyorum. Bu konuda bana katılıyor musun Sayın Ali Gürlü?
 
Ali GÜRLÜ: Bu konu aslında çok derin bir konu. Aslında ben bu konuyu müzik programlarında masaya yatırdım. Çok klasik laflar var, renkler ve zevkler diye. Ama bu genel anlamda böyle. Çok doğru, düzenli, programlı, dürüst bir müzik politikası olmalı diye düşünüyorum. Aksi halde buna cevap vermekte herkes çok zorlanacaktır. Buna akademisyenler de dahil. Birine iyi gelen birine kötü gelebilir, 
 
Muzaffer Akgün Boş Beşik filminde Zeynep Değirmencioğlu ile birlikte. 
diye düşünüyorum. Bunu genel bir ifadeyle şöyle tanımlamak istiyorum: Bir çiçek bahçesine hepimiz girmişizdir. Türkü bahçesi ile çiçek bahçesi bence aynıdır. Her çiçeği ayrı ayrı koklamak gerekir. Her güzelliği her rengi ayrı ayrı görmek gerekir. Ben böyle düşünüyorum. Çiçek bahçesinin ayrı ayrı açan ve kokan çiçekleri diye düşünüyorum. Yorumu da bizi dinleyenlere bırakıyorum.
 
H. ATILGAN: Muzaffer Akgün şu an ne yapıyor, nerede ikâmet ediyor?
 
Muzaffer AKGÜN: Şu an Muzaffer Akgün İstanbul’a küsmedi ama,
İstanbul’dan kaçtı. Bir firma eski plaklarımı toparladı, bir cd çıkarttı ve devamı da gelecekmiş. Ama içinde bazı istemediğim şeyler oldu. Resimler, yazılar falan oldu.
Biraz üzüldüm, hatta fazlaca üzüldüm ve İstanbul’dan kaçtım, Karamürsel’e geldim.
 
H. ATILGAN: Orada bulan yok mu sizi?
 
Muzaffer AKGÜN: Sormayın, sormayın. Telefon numaralarımı falan kimseye vermek istemedim. Fakat gene buluyorlar, gene telefonla arıyorlar. Karamürsel’in insanları o kadar sevecen ki, acaba bana mı öyleler, yoksa herkese mi öyleler, bilemiyorum. Çok mutluyum, iyi ki gelmişim. 
 
H.ATILGAN: Yalnızsınız herhalde?
 
Muzaffer AKGÜN: Evet, yapayalnızım.                                                                                                                                                              
 
H. ATILGAN: Burada gönlünü halk müziğine vermiş iki sanatçımız var. Siz bu arkadaşlarımıza ve halk müziğine gönül vermiş olanlara ne tavsiye edersiniz?
 
Muzaffer AKGÜN: Buradaki gençlerimiz nasıl olsa yollarını bulmuşlar, çok güzel bir yoldalar, gidiyorlar. Onların yolları açık olsun. Yeni geleceklerin bu işi sevmeleri gerek. Kulakları olması lâzım öncelikle. Sevgi ile bakmaları lâzım. Türkülerle gelen her zorluk, eğer severlerse, çok kolay gelir. Çok rahat yürütürler işi.
 
H. ATILGAN: Çok teşekkür ediyorum, konuk olduğunuz için.
 
Muzaffer AKGÜN: Ben size teşekkür ediyorum, beni çağırdığınız için?
 
H. ATILGAN: Bir cümle ile sizin fikrinizi alalım Ali Bey.
 
Ali GÜRLÜ: Ahmet Özdemir’in bir şiiri var:
 
Zümrüt zümrüt bak ne olur
Burcu burcu sevgi tarlalarında es
Yunusça ses, Mevlana’ca nefes
Getir her dem
 
Bir Türkiye’m var bir sen varsın
Güzelim, sevdiğim iki tanem
 
 
PROGRAMA KATILAN KONUKLARIN TANITIMI / KAPANIŞ ANONSU
 
H. ATILGAN: Evet değerli dinleyen bugün Dilde Telde Anadolu programı bir zamanların devi olan Muzaffer Akgün’ü ağırladı. Hayatını belgeselleştirdi. Ona biz ne kadar teşekkür etsek azdır diyor saz ve söz sanatçılarına, katılan konuklarımızın tümüne çok teşekkür ediyor bir başka programda yeniden birlikte olmak dileğiyle hoş kalın hoşça kalın, sevgiyle kalın diyorum.
 
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


BAK POSTACI GELİYOR-VI
Cuma, 09 Kasım 2018
...
AŞŞA GAVE"
Cuma, 12 Ekim 2018
...
SURİYE'DE IRAK MODELİ
Pazar, 11 Kasım 2018
...
DİYARBAKIR İNTİBALARI-5
Cumartesi, 27 Ekim 2018
...
158 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi